Divânü Lügati't Türk Sözlüğü Dizini (Kaşgarlı Mahmut, 1074 yılı)

Orhun Sözlüğü | Eski Türkçe Sözlük | Divanu Lügati't-Türk Dizini

İlk Türkçe Sözlük, Divânu Lügati't-Türk Dizini, 1074 yılında Kaşgarlı Mahmut Tarafından Yazılmıstır

  1. A: şaşalamayı anlatan bir edat· I, 39
  2. ABA: ayı· I, 86
  3. ABA: baba· I, 86
  4. ABA: ana· I, 86 bkz> ana, apa
  5. ABA: başı dağlarda yetişip dağlıların yediği hıyar gibi dikenli bir ot; yer mürveri, Cannabis sativa. I, 86
  6. ABAÇI: umacı, bununla çocuklar korkutulur; a ğır basma, kâbus· I, 136
  7. ABAKI: bostan korkuluğu, I, 136
  8. ABALI: bir şeyi az görme ve azımsama zamanında söylenen kelime· I, 137
  9. ABARÑ: eğer anlamına şart edatı, I, 134, 399, 442; II, 209
  10. ABIDMAK: gizlemek, saklamak· I, 216 bkz>ab ıtmak
  11. ABIMAK: gizlemek, örtmek. III, 250
  12. ABITGAN: daima gizleyen, saklayan· I, 154
  13. ABITMAK: gizlemek, saklamak, örtülmek· I, 206, 216 bkz>
  14. ABIDMAK: aç aç, karnı tok olmayan, I, 75, 79, 387, 452. 453, 517; II, 227
  15. AÇ: çağırma, ünde, ünlem edatı· I, 35
  16. AÇI: yaşlı kadın, hanım nine· I, 87 bkz> eçi
  17. AÇIG: nimet içinde yaşayış, I, 63
  18. AÇIG: hanın bahşışı· I, 63
  19. AÇIG: acı, acı olan her nesne; ekşi· I, 63, 279; II, 75, 299, 311; III, 272
  20. AÇIGLIG: bolluk içerisinde bulunan (kimse)· I, 147
  21. AÇIGLIG: ekşili, içine konanı ekşiten, I, 147 bkz>açıglık § açıglıg küp; içine konanı ekşiten küp, içinde ekşi bulunan küp·.I, 147
  22. AÇIKLIG: tutmak iyi gıdalar ile beslemek· I, 63 ,
  23. AÇIGLIK: acılık· I, 150 bkz> açıglıg
  24. AÇIGSAMAK: canı ekşi istemek· I, 279, 302
  25. AÇIGSIMAK: ekşimek, acılaşmak· I, 282
  26. AÇIK: büyük kardeş, I, 64
  27. AÇIKMAK: acıkmak· I, 21, 190
  28. AÇILMAK: açılmak· I, 193, 194; II, 71, 122 bkz> açl ınmak
  29. AÇIMAK: ekşimek, (yara, vücut) acımak· III, 252
  30. AÇINMAK: doyumluk ve yem vermek, açınmak; açılmak; açar gibi görünmek. I, 199, 200
  31. AÇIŞMAK: açmakta yardım ve yarış etmek· I, 180
  32. AÇIŞMAK: ekşimek, acılaşmak· I, 180
  33. AÇITGAN: daima ekşiten, acıtan, ekşitgen· I, 154
  34. AÇITMAK: ekşitmek; acıtmak, I, 207
  35. AÇLIK: açlık· I, 114
  36. AÇLINMAK: açılmak· I, 256, bkz> açılmak
  37. AÇLIŞMAK: açılmak .I, 239
  38. AÇMAK: açmak; aramak; fethetmek, I, 163, 354, 358; II, 188; III, 18, 217, 234, 235
  39. AÇMAK: karnı acıkmak· I, 172, 283
  40. AÇSAMAK: açmak istemek, I, 276
  41. AÇTURMAK: açtırmak, I, 218
  42. AÇUK: açık, I, 64, 94
  43. AÇUKLUG: koçak, huyu güzel· I, 147
  44. AÇUKLUK(G): açıklık, I, 150, § yüz açuklugı; yüz gülümseyişi· ı, 150 § kapug açuklugı; kapı açıklıgı. I, 150
  45. AÇURGAN: çok acıktıran, çabuk acıktıran., I, 156; III, 68
  46. AÇURMAK: acıktırmak, aç bırakmak. I, 268
  47. ADAKLIK: üzüm çardaklarına ayak yapılacak ağaç· I, 149
  48. ADAŞ: arkadaş, dost· I, 61, bkz> adaş·
  49. ADAŞLIK: dostluk, arkadaşlık; sadakat· I, 149
  50. ADGUK: kim olduğu belli olmayan sığıntı adam· I, 99 bkz> aduk, aduk, agduk
  51. ADIN: başka, diger, ayrı· I, 45, 76, 98; III, 151, 222 bkz> ad ın, adruk, ayruk, edin
  52. ADUK: tanınmayan, bilinmeyen· I, 65 bkz> adguk, aduk, agduk
  53. AD: ipekli kumaş ve benzeri glbi dokuma cinsinden sanat eseri olan her şey· I, 79, bkz> ed,
  54. AD: iyilik ve uğur belgisi· I, 79
  55. ADAK: ayak· I, 32, 53, 59, 65, 84. 165, 181, 182. 241, 268, 342, 353, 361, 380, 382, 522; II.II,16,112,131.137,142, 146, 158, 190. 195, 209, 215. 247, 327, 364; III, 97, 276, 280, 288, 296, 307, 337, 421,430, 435 bkz> ayak, azak
  56. ADAKLAMAK: ayağa vurmak· I, 304
  57. ADAKLANMAK: ayaklanmak, ayak sahibl olmak·I, 293, 294
  58. ADAKLIG: ayaklı· I, 147
  59. ADAŞ: arkadaş, dost· I, 155 bkz> adaş
  60. AD: bolmak iyilik getirmek· , 79
  61. ADGIR: aygır·I, 18, 95, 152, 188, 234, 236; II. 96, 109,153, bkz> ayg ır § ögütlüg adgır; dişisi bulunan aygır, I, 52
  62. ADGIRAK: kulakları ak, vücudunun öbür tarafları kara olan erkek geyik; dağ keçisi tekesi·1, 144
  63. ADGIRLANMAK: aygırlaşnnak; aygır bulmak· I, 313
  64. ADIG: ayık· I, 63 § esrük adıg; sarhoş ayık· I, 63
  65. ADIG: ayı· I, 63, 84, 332 bkz> ayıg·
  66. ADIGLIG: ayısı çok olan· I, 147
  67. ADIG: merdegi ayı yavrusu·I, 480
  68. ADIKLAMAK: şaşalamak·III, 339 bkz> aduklamak·
  69. ADILMAK: ayılmak,I, 194
  70. ADIN: başka, diğer, ayrı,I, 45, 76, 98; III, 151, 222 bkz> ad ın, adrıık, ayruk, edin
  71. ADIRMAK: ayırmak· III, 228 bkz> edirmek, ödürmek, ödürmek, udurmak, üdürmek·
  72. ADIŞMAK: apışmak, ayrılmak. I, 181
  73. ADMA: bırakılan, salıverilen, başı bo;· I, 129 § adma yılkı; yaşlı olduğundan yük vurulmayan hayvan· I, 129
  74. ADNAGU: yabancı, başkası· III, 68
  75. ADNAMAK: değişmek; bozulmak· I, 288
  76. ADRI: buğday temizlemek için kullanılan araç,yaba, çatal, çatal de ğnek· I, 126;II, 22, 331
  77. ADRI: butlug bacakları açık kişi, eğri bacak, I,126
  78. ADRIK: ayrık otu, Cynodon dactylon. I, 98, 113 bkz> ayr ık
  79. ADRILMAK: ayrılmak·I, 247
  80. ADRIM: eğerin altına iki yana konan keçe, teyelti I, 107
  81. ADRIŞ: ayrılış, ikiye ayrılan yolun başı· I, 96
  82. ADRIŞMAK: ayrışmak, birbirinden ayrılmak· I, 233, 234, 270. bkz> ayrışmak
  83. ADRUK: başka, ayrı· I, 98 bkz> adın, adın, ayruk, edin
  84. ADUK: tanınmayan, bilinnneyen, I. 65 bkz> agduk, aduk, adguk
  85. ADUKLAMAK: tanınmamak, garip görmek, yadırgamak·I, 304 bkz> adıklamak
  86. ADUT: avuç·I, 50, 83 bkz> avut
  87. ADUTLAMAK: avuçlamak·I, 298, 299
  88. AFILGU: bir deniz ağacı·III, 146 bkz> avılku
  89. AFTABI: kova·I, 432
  90. AG: iki bacak arasındaki boşluk·I, 80
  91. AGAN: er genizden laf söyleyen insan, genzek·I, 77
  92. AGARTGU: Şerbet gibi buğdaydan yapılan içki, bir çeşit buğday birası·III, 442
  93. AGDUK: bozuk, belirsiz, değişik·I, 65 bkz> aduk, aduk, adguk § agduk (ki şi); kim olduğu belli olmayan sığınti (adam)·I, 99
  94. AGI: ipek kumaş (altın veya gümüşle işlenmiş sırmalı).I, 89;II, 153
  95. AGICI: ipek kumaşları muhafaza eden kimse,hazinedar.I, 89, 136
  96. AGIL: ağıl, koyun yatağı; koyun plsliği. I, 65, 73
  97. AGIM: çıkım, yükselim· I, 75
  98. AGIR: ağır· I, 52, 53, 99; III, 68, 247
  99. AGIRLALMAK: ikram olunmak· III, 344 bkz> agırlanmak
  100. AGIRLAMAK: ağırlamak, ikram ve ihsan etmek, I, 53, 106, 300, 301; III, 344, 347
  101. AGIRLANMAK: ağırlanmak, ikram edllmek; pahalı bulunmak·I, 291, 292;III, 344 bkz> ag ırlalmak
  102. AGIRLIG: ağırlanan;·I, 45, 146 § agırlıg kişi; ağırlanan adam· I, 52
  103. AGIRLIK: ikram ağırlayış· I, 114
  104. AGIŞ: yükseliş, ;ıkı;·I, 61
  105. AGIŞMAK: yükseli;mek, çıkıçmak, çıkmakta yarış etmek, artırışmak; koğmakta yarış etmek·I, 185
  106. AGITGAN: daima çıkartan, yükselten· I, 155,156
  107. AGITMAK: çıkarmak, yükseltmek·I, 212
  108. AGIZ: agız· I, 43, 55, 129, 193, 195, 383; II. 6, 26, 175, 188;III, 102, 110, 247, 257, 339
  109. AGIZLAMAK: ağza vurmak; ağız açmak·I, 302
  110. AGLAK: ıssız, çorak, oturulmayan yer, boş.,I, 119, 468 § aglak yér; boş yer· II. 365
  111. AGLAMAK: yalnız olmak, bo; olmak,III, 258
  112. AGLATMAK: savmak, uzaklaştırmak, ıraklaştırmak, boşaltmak,I, 265;III, 365
  113. AGMAK: çıkmak, belirmek; aşmak, yükselınek, ağmak; değişmek, başkala;mak, bozulmak, meyletmek, dönmek·I, 65,167,173, 309, 354; II, 43, 50, 61, 67, 68; III, 183, 219, 327
  114. AGNAMAK: (hayvanlar) yatıp debelenmek; kekemeleşmek, dili tutulmak· I, 289
  115. AGNATMAK: (hayvanları) yatırıp debelendlrmek; dili buruşturmak, dili ağırla;tırmak·I, 267
  116. AGRIG: ağrı·I, 98
  117. AGRIKANMAK: ağrısından şikâyet etmek·I, 213
  118. AGRIMAK: ağrımak,I, 46, 273, 274;III, 169
  119. AGRINMAK: ağrımak, acı duymak· I, 252
  120. AGRIŞMAK: ağrışmak, sızlaşmak, I, 235
  121. AGRITMAK: ağrıtmak· I, 261
  122. AGRUG: süñügi omurga kemiklerinin önce geleni, birincisi, ilki,I, 98
  123. AGRUK: pılı pırtı, ağırlık, yük·I, 99;III, 68
  124. AGRUKLANMAK: (bir iş veya yükü) ağırsınmak, ağır saymak·I, 313
  125. AGRUMAK: ağırlaşmak· I, 273
  126. AGSAMAK: (çıkmak, yükselmek, ağmak) istemek, I, 277
  127. AGTARILMAK: yere vurulmak, sarsılmak·I, 246 bkz> agtılmak
  128. AGTARMAK: aktarınak, devirmek, yenmek·II, 74 bkz> axtarmak
  129. AGTILMAK: yere vurulmak, sarsılmak,I, 246 bkz> agtarılmak
  130. AGU: agı, zehir,I, 89;III, 339
  131. AGUJ: ağız, memeli hayvanların doğurduğu zaman verdigi ilk süt·I, 55 bkz> aguz
  132. AGUJLUG: agzı, ilk sütü bulunan kişi,I, 146
  133. AGUKMAK: agılanmak. I, 191
  134. AGULAMAK: ağılamak,I, 310
  135. AĞURŞAK: ağırşak,I, 149
  136. AGUZ: agız, memeli hayvanların doğurduğu zaman verdigi ilk süt· I, 55 bkz> aguj
  137. AXLAMAK: göğüs geçirmek, ahlamak III, 118
  138. AXSAK: aksak, topal,I, 119
  139. AXSAK: buxsak topal ve çolaklar için söylenir. I, 465
  140. AXSAMAK: aksamak, topallamak.I, 276
  141. AXSATMAK: aksatmak,I, 262
  142. AXSUM: sarhoşlukta kavga eden·I, 116 bkz>axsuñ
  143. AXSUÑ: sarhoşlukta kavga eden· I, 116 bkz>axsum
  144. AXŞAM: akşam, I, 107
  145. AXTARMAK: aktarmak,I, 219, 516 bkz> agtarmak
  146. AJMUK: ak ;ap,I, 99 bkz> ıjmaklanmak· § ajmuk taz; başı şapla sıvanmış gibi kel I, 99
  147. AJUN: dünya, âlem·I, 41, 77, 160, 179, 407, 420,463;II, 228, 283, 303, 335; III, 41, 52, 288, 303. 378 § bu ajun
  148. AK: ak, beyaz,I, 81, 134, 258; III, 39 bkz> örüñ, ürüñ § ak at; boz renkli at· I, 81
  149. AKA: turmak akıp durmak·I, 73
  150. AKI: eli açık, koçak, selek, cõmert·I, 90
  151. AKILAMAK: selek (cömert) saymak; selekli ğe (cömertliğe) nispet etmek, seleklemek·I, 310; III, 329
  152. AKILIK: seleklik, cömertlik. III, 172
  153. AKILMAK: şaşırtmak, şaşalatmak· I, 39
  154. AKIM: akım, bir defada akacak kadar olan· I, 75
  155. AKIN: sel, akıntı. I, 15, 77, 96, 156, 212, 377; III, 39, 61, 398 § munduz ak ın; birden bire gelen sel, deli sel·I, 77 § akın munduzı; deli sel·I, 96
  156. AKINÇI: akıncı, geceleyin düşmanı basan asker, 1, 77, 134, 212
  157. AKINDI: akıntı
  158. AKIŞMAK: akışmak· I, 186
  159. AKITGAN: akıtan· I, 156
  160. AKITMAK: akıtmak; göndermek·I, 212
  161. AKIYAGAK: iç ceviz, iyi ceviz, I, 90
  162. AKLIŞMAK: akı;mak· I, 88, 241
  163. AKMAK: akmak,I, 15. 96, 168, 343, 377;II, 19, 45, 128, 228; III, 3, 39, 127, 159, 325. 398
  164. AKRU: yavaş· I, 114 bkz> akrun·
  165. AKRU: akru yavaş yavaş· I, 114
  166. AKRUN: yavaş·III, 361 bkz> akru
  167. AK: sakal saçı sakalı ağarmı;, kocalmış· I, 81
  168. AKTURMAK: aktırmak, akıtmak, I, 222; III, 17
  169. AKUR: ahır,I, 7
  170. AL: hile, al,I, 63, 81; II, 289; III, 412 bkz> yap, yup
  171. AL: hanlara bayrak, devlet adamlarının atlarına eğer örtüsü yapılan turuncu ipek kumaş, I, 81
  172. AL: al renk, III, 162
  173. ALA: acele etmeme anlamına bir kelime·I, 92;III, 26
  174. ALA: ala, alaca; ala tenli, alaca tenli ki;l kl bir çe şit derí hastalığından vücudunda alacalar olur, apraşlık.I, 81, 91 § ala at; alaca renkli, ala, k ır at· I, 81
  175. ALA: insanın içinde olan gizli ;eyler· I, 425
  176. ALAÇU: alaçuk, çadır· I, 136
  177. ALAÇULANMAK: alaçuk edinmek· III, 205
  178. ALAÑ: alan, düz vé açık yer,I, 135 bkz> añıl § alañ yazı; düz ova· I, 135
  179. ALAÑIR: geleni, tarla faresl·I, 161
  180. ALARMAK: kamaşmak (göz); kızarmak, al olmak, ala olmak, alacala şmak, I, 179
  181. ALARTMAK: belertmek (göz), yan bakmak· III, 428
  182. ALAVAN: timsah· I, 140
  183. ALÇAK: yumuşak huylu, ince ki;i, uslu· I, 41,100
  184. ALDAMAK: aldatmak·I, 273, 472 alduzmak malını elinden aldırmak, soyulmak·II 87
  185. ALGU: alacak·I, 341
  186. ALIG: kötü, fena, alık,I, 64, 384
  187. ALIGSAMAK: almak istemek·I, 281 alık kuş gagası· I, 68
  188. ALIKMAK: alçalmak; bozulmak, azmak; kötüleşmek· I, 191, 192 bkz> alkmak
  189. ALIM: alacak; borç, I, 44, 75, 168,188, 209, 294;II, 72, 96,159,176,185, 214, 294; III, 184, 251,288
  190. ALIMÇI: alıcı, alacaklı·I, 75, 409
  191. ALIMGA: hakanın mektuplarını Türk yazısıyle yazan kimse·I, 143 bkz> ılımga
  192. ALIMLIG: alacaklı, alacağı olan adam,I, 148, 149, 240
  193. ALIMSINMAK: alır gibi görünmek·I, 20 alın alın; cephe, dağın ön cephesl·I, 78;II, 79 alınlıg er geniş ve yüksek alınlı adam,I, 148
  194. ALINMAK: alınmak; kendi ba;ına alacağını almak.I, 22, 203;II, 159
  195. ALIŞ: borçluyu borcu yüzünden sorguya çekme. I, 62
  196. ALIŞ: su ağzı, suyun havuzdan veya suvattan döküldü ğü ağızlar.I, 62
  197. ALIŞ: beriş bir hakkı alma ve verme.I, 62
  198. ALIŞGAN: alış (veriş) yapan· I, 518, 519
  199. ALIŞMAK: alacak almakta yardım etmek· I, 188
  200. ALKALMAK: alkışlanmak, övülmek·I, 249
  201. ALKAMAK: alkışlamak, övmek I, 284
  202. ALKAŞMAK: alkışlamak, alkışta yarış etmek·I, 237
  203. ALKINMAK: mahvolmak, yok olmak, bitmek, tükenmek I, 82, 195, 254
  204. ALKIŞ: alkış, övme.I, 97, 249, 284
  205. ALKIŞMAK: birbirini mahvetmek, yok etmek; , yok etmekte yar ış etmek I, 237
  206. ALKMAK: bozmak, mahvetmek, yiyip bitirmek, bat ırmak.III, 188, 419, 447 bkz> alıkmak
  207. ALMA: elma· I, 130 bkz> almıla
  208. ALMAK: almak· I, 40, 41, 46, 51, 53, 99,114,149, 168. 175, 236, 329, 367, 373, 412, 421, 440;II, 13, 24. 87, 110, 219, 294; III, 6, 155, 161, 224, 371, 372
  209. ALMILA: elma· I, 130, 138; II, 311; III, 19, 272 bkz> alma § k ımız almıla; ekşi elma· I, 366
  210. ALP: alp, yiğit, kahraman, bahadır· I, 41, 123, 125, 139, 182, 183, 237, 239, 359, 370, 388, 413, 517;II, 223, 349; III, 65, 332, 393, 406 § alp tégin; yi ğit köle· I, 413
  211. ALPAGUT: tek başına düşmana saldıran, hiçbir yandan yakalanmayan yi ğit· I, 144; III, 422
  212. ALSAMAK: almak istemek· I, 278
  213. ALSIKMAK: alınmak, soyulmak, I, 243
  214. ALTIN: aşağı, alt· I, 108, 109
  215. ALTUN: altın, I, 52, 120, 147. 165, 185, 360, 371, 399, 504;II, 24, 153, 181, 192, 205, III, 138, 251 § altun bakan; altın halka,
  216. ALTUNLAŞMAK: altın öndül koyarak bahse girmek, II, 114
  217. ALTUN: tarım büyük kadınlara verilen ungun·I, 396
  218. ALTURMAK: aldırmak· I, 223
  219. ALUÇ: şeftali I, 122
  220. ALUÇIN: yenilen boğumlu bir bitki· I, 138
  221. ALUK: kel, dazlak, I, 67
  222. ALUK: kaba, haşin, I, 67
  223. ALVIRMAK: atılmak, sıçramak, I, 226 bkz> el·virmek
  224. AMAÇ: öküz; sapan ve benzerleri gibi çiftçi ayg ıtları·I, 52
  225. AMAÇ: hedef, nişan yeri, annaç·I, 52, 333;II, 329;III, 107, 276
  226. AMAÇLAMAK: nişanlamak, nişan almak,I, 299 bkz> emeçlemek
  227. AMAÇLIK: nişan yeri·I, 150
  228. AMIR: sis, kırağı·I, 54 bkı
  229. AMRULMAK: (kaynayan tencere, insan solu ğu) senmek, çekilmek· I, 53, 248, 249 bkz> em-rülmek
  230. AMRULMAK: yatıştırmak, dindirmek. III, 428 429 bkz> amurtmak, emrülmek
  231. AMŞUY: bir çeşit sarı erik·I, 115
  232. AMUÇ: doyumluktan verilen armağan· I, 140 bkz> armagan, yarmakan amul sakin, rahat, yava ş yavaş, seğnik, kımıl· damayan; yumuşak huylu adam·I, 74;III, 131
  233. AMURTMAK: yatiştirmak, dindlrmek, seğnitmek·III, 428, 429 bkz> amrulmak, emrülmek
  234. AMUŞMAK: çıkışma veya kınamadan dolayı apışıp kalmak. I, 190
  235. ANA: ana· I, 32, 93, 169, 236, 278, 508;II, 96. 175;III, 18, 33, 210, 212. 272 bkz> aba, apa
  236. ANAÇ: küçükken büyük bir anlay ış gösteren kız; anacık·I, 52
  237. ANALAMAK: ana edinnnek, ana demek·I, 311
  238. ANÇA: o kadar, öyle, öylece·I, 63, 88, 332;III, 133, 233
  239. AND: ant, yemin· I, 42, 459
  240. ANDA: orada, onda, ondan sonra· I, 109, 125, 130. 341; II, 96; III, 144, 224, 226, 240, 251
  241. ANDAG: böyle, öyle, o kadar· 1. 37,118,164, 200. 321; II, 274; III, 153, 155,186, 247, 271 andan ondan, ondan sonra, I, 108, 109, 126, 130, 223; III, 422
  242. ANDGARMAK: yemin ettirmek, ant içtirmek I, 226, 312; III, 423 bkz> añarmak
  243. ANDIG: elek, kalbur gibi şeylerln kasnağı·I, 118
  244. ANDIKMAK: ant içmek, yemln etmek·I, 42, 243
  245. ANDIN: beylerin hizmetçisi; bunların adı yazılı defter,III, 77 bkz> ay
  246. ANDIN: ondan. 1 60, 281, 317, 323;II, 12, 245,259, 345;III, 436
  247. AÑA: değersiz, kıymetsiz I, 128
  248. AÑARMAK: yemin ettirmek, ant içirmek·I, 226 bkz> andgarmak
  249. ANI: onu, ona,I, 27, 37, 40, 54, 170, 171, 172, 176, 177, 178, 192, 207, 212. 213, 216, 217, 224.225, 226. 260, 261. 262, 264, 266, 267. 268, 271, 275, 276, 282, 284, 287, 299, 301,304. 305, 307, 308, 310. 311, 312, 333, 340, 352, 354, 372, 376, 395, 407, 419,
  250. ANIN: onun, onunla, ondan·I, 155, 285, 301; II, 13, 133, 153, 172, 204;III, 183, 240
  251. ANIÑ: onun·I, 27, 47, 65, 84, 87, 97,118,126, 143, 164. 173, 176, 178, 179, 182, 184, 186, 192, 196, 197, 200, 207, 209, 211, 213, 217, 220, 223, 226, 227, 229, 231, 233, 235, 237, 242, 243, 247, 255, 264, 267, 268, 273, 283, 284, 290, 291, 296, 310, 315, 320,
  252. ANUK: hazır·I, 18, 68, 93
  253. ANUKLAMAK: hazır bulunmak· I, 305
  254. ANUKLUK: hazırlık, hazırlanma· I, 150
  255. ANUMAK: hazırlanmak· III, 256
  256. ANUMI: cüzam hastalığı, Elephantiasis· I, 137
  257. ANUNMAK: hazırlanmak·I, 114, 206;III, 161
  258. ANUTGAN: daima hazırlıklı, hazırlayan·I, 156
  259. ANUTMAK: hazırlamak· I, 215
  260. AÑ: bir kuş adı·I, 40
  261. AÑ: yanak·I, 40
  262. AÑ: yok, değil·I, 40
  263. AÑA: ona,I, 352;III, 94
  264. AÑAR: ona·I, 35, 48, 68, 69, 79, 89, 93, 94,114, 129, 131, 174, 177, 184, 201, 204, 206, 208, 214, 216, 223, 225. 232, 236, 238, .261, 265, 267, 268, 271, 274, 275, 287, 290. 296, 317, 335, 362. 407, 440, 462, 486, 494;II, 26, 61, 73, 86,117, 123,125,127,130.13
  265. AÑDIMAK: yakalamak için hile yapmak, tuzak kurmak, etraf ını sarmak I, 311, 401
  266. AÑDUZ: andız, bu otun kökü çıkarılarak atın karnı ağrıdığı zaman tedavi edilir· I, 115
  267. AÑIL: büsbütün, tamamiyle·I, 94, 135 bkz>alañ
  268. AÑILAMAK: anırmak (eşek)I, 311
  269. AÑIT: ördeğe benzer kızıl renkli bir kuş, angut, I, 93
  270. AÑITMAK: şaşırtmak, II, 274 bkz> eñitmek
  271. AÑIZ: anız, hububatın biçildikten sonra tarlada kalan köke yak ın sapları· I, 94
  272. AÑLAMAK: anlamak· I, 290
  273. AÑUT: içecek şeylerde kullanılan hunl· I, 93
  274. AP: nefi ekl gibidir· I, 34 § ap bu ap ol; ne bu ne 0. I, 34
  275. APA: ana· I, 86 bkz> aba, ana
  276. APLAN: sıçan cinsinden bir hayvanc ık· I, 120
  277. AR: kestane rengi, kumral, konural, I, 80 bkz> arsal, ars ıl· arsik
  278. ARA: ara, arasında. I, 87, 317, 511, 528; II, 17; III, 60
  279. ARALAMAK: aralamak, arasını bulmak, barıçtırmak·I, 309 bkz> arılamak
  280. ARAN: ahır, at tavlası,I, 76
  281. ARANLIG: ahırlı, ahırı olan·I, 148
  282. AR: böri sırtlan· I, 79
  283. ARÇI: heybe· I, 124, 231, 250
  284. ARDUTAL: hamamotu· I, 145 bkz> ordutal, urdutal
  285. ARGAG: balık avlamak için kullanılan ucu eğri demir, olta·I, 141
  286. ARGARMAK: yormak.I, 225 bkz> argurmak argu iki dag aras ı, uçurum·I, 127
  287. ARGUÇ: 1nsanın aldandığı nesneler·I, 95 § arguç ajun; yalanc ı (aldaticı) dünya·I, 95
  288. ARGULAMAK: arasını yarmak, geçmek·I, 317
  289. ARGUN: sıçan cinsinden, yarım arşın uzunluğunda bir hayvan· I, 120
  290. ARGURMAK: yormak, I, 486 bkz> argarmak
  291. ARGURTMAK: yordurmak· I, 229 bkz> argurturmak
  292. ARGURTURMAK: yordurmak. I, 229 bkz> argurtmak
  293. ARI: arı. I, 87; II, 329; III, 156, 276
  294. ARIG: temiz·I, 12, 18, 63, 66, 103, 230, 237.342, 376 bkz> arr ıg
  295. ARIG: epeyce, çokça,I, 241; II, 328; III, 41
  296. ARIG: ;adır örtüsü· I, 63
  297. ARIGLAMAK: iğdiş etmek; bir şey içinden iyisini seçmek ve toplamak· I, 303
  298. ARIGLIK: temizlik· I, 149
  299. ARIK: ırmak, ark, germeç, kaş, kanal, I, 7, 65, 302, 375. 382; II, 10, 59, 135. 333, 347;III, 182,299.
  300. ARIK: zayıf, cılız· I, 66
  301. ARIKLANMAK: (su) akarak ark yapmak, su yerde kendine ırmaklar glbi yol ve hendek açmak· I, 294
  302. ÁRIKLIG: nehirli, ırmaklı.I, 147
  303. ARILAMAK: aralamak, I, 308 bkz> aralamak
  304. ARILMAK: yerinmek, kaygılanmak; kendine kızılmak. 11 123 bkz> irilmek § sarılmak
  305. ARILMAK: kızmak, darılmak·II, 123
  306. ARIMAK: temizlemek, temiz olmak, I, 19; III, 252 bkz> ar ıtmak
  307. ARINÇU: günah· I, 134 bkz> érinçü
  308. ARINMAK: temizlenmek istemek ve yunmak; iyile şmek; ot tutunmak I, 12, 201
  309. ARIŞ: eriş, dokumanın tezgâha sarılmış olan ve uzunluğuna dikine bulunan telleri, I, 61
  310. ARIŞ: arkag eriş argaç, dokumanın yanlamasına atılan ipleri.I, 61
  311. ARIŞMAK: aldatmak, birbirinì aldatmak· I, 182
  312. ARIŞMAK: eriş argaç· I, 61
  313. ARITASI: arıtacak· II, 322 § tarıg arıtası yér; buğday arıtacak yer· II, 322 § tarıg arıtası neñ; buğday arıtacak nesne· II, 322 § tarıg arıtası ogur; buğday arıtacak zaman· II, 322
  314. ARITGAN: her zaman temizleyen, ayıklayan· I, 154
  315. ARITGU: arıtacak II, 321, 322§tarıg arutgu yér; buğday arıtacak yer·II, 321 § tarıg arutgu neñ; buğday arıtacak nesne, II, 322 § tarıg arutgu ogur; buğday arıtacak zaman· II, 321
  316. ARITIŞMAK: temizlemekte yardım ve yarış etmek· II, 322
  317. ARITMAK: temizlemek, I, 19, 208 bkz> arımak
  318. ARITMAK: taşağı çıkarmak, Iğdi; etmek; çocuğu sünnet etmek; erkekleşmek·I, 208 bkz> eredmek, eretmek
  319. ARI: yagı bal,I, 87;III, 156 bkz> bal
  320. ARJU: çakal· I, 127 bkz> arzu
  321. ARJULAYU: çakal gibi·I, 127;III, 401
  322. ARK: pislik·I, 42 § temilr arkı; demir boku·I, 42
  323. ARKA: arka, sırt; sıkıntılı anlarda yardım eden kişi, yardımcı.I, 123, 128, 139
  324. ARKAÇAK: ağıza ilâç akıtmak içln kullanılan içi delik bir aygıt, akıtınaç.I, 144
  325. ARKAG: argaç; bez, halı, kilim gibi şeyler dokunurken enlemesine at ılan ip veya iplik,I, 118
  326. ARKALANMAK: arka (yani yardımcı) sahibi olmak; bir şeye sırtını vermek, dayanmak· I, 297
  327. ARKAMAK: yoklamak, arayıp taramak, I, 283, 284
  328. ARKAR: boynuzundan bı;ak yapılan dişi dağ keçisi· I, 117, 214, 421
  329. ARKAŞMAK: yük yüklemekte yardım etmek;arka arkaya gelmek (çıkmak)· I, 237, 395
  330. ARKIN: gelecek yıl, öbür yıl, I, 89 bkz> arkun
  331. ARKIN: izi gelecek yıl, öbür yıl I, 89
  332. ARKIŞ: kervan; yurdundan uzak dü;mü; olan birine gönderilen kimse, elçi, haberci, mektup·I,97
  333. ARKIŞ: büyü, afsun·I, 249 bkz> arvaş, arvış
  334. ARKUÇI: iki kişi arasında araç olan; evlenme zamanında dünürler arasında gelip giden kişi·I, 141
  335. ARKUK: iki duvar veya iki direk aras ına çapraz olarak konulan ağaç· I, 109
  336. ARKUK: aykırı· I, 109
  337. ARKUK: kişi söz dinlemez, kalp, inatçı klmse· I, 109
  338. ARKUKLANMAK: haylazlık etmek, dikbaşlılık etmek· I, 315
  339. ARKUN: yaban aygırıyle evcil kısraktan olan at·l, 107
  340. ARKUN: gelecek yıl, öbür yıl,I, 108 bkz> arkın
  341. ARKUN: izi gelecek yıl, öbür yıl· I, 108 bkz> arkın izi
  342. ARMAGAN: hısımlara doyumluktan verilen belek·I, 140 bkz> amuç, yarmakan
  343. ARMAK: yorulmak, dermansız kalnıak·I, 148, 149, 172
  344. ARMAK: aldatmak,I, 172;III, 62 bkz> armak tevmek, armak yuvmak
  345. ARMAK: tevmek hile yapmak, aldatmak·I, 172;III, 62 bkz> armak, armak yuvmak
  346. ARMAK: yuvmak hile yapmak, aldatmak·III, 62 bkz> armak, armak tevmek
  347. ARMUT: armut·I, 95;II, 284
  348. ARMUTLANMAK: armutlanmak.I, 312
  349. ARPA: arpa,I, 123, 343;II, 121, 316
  350. ARPAGAN: arpaya benzer başağı bulunan, evini bulunmayan bir bitki, I, 140
  351. ARPALAMAK: arpa vermek· I, 316
  352. ARPALANMAK: arpalanmak, arpa sahibl olmak· I, 296
  353. ARRIG: pek temiz.I, 143 bkz> arıg
  354. ARSAL: kumral, konural, I, 105 bkz> ar, ars ıl, arsik § arsal saç; kızıla çalar saç, kumral saç· I, 105
  355. ARSALIK: hem erkekliği hem dişiliği olan bir hayvan, aslık· I, 159
  356. ARSIKMAK: aldanmak· I, 21, 242
  357. ARSIL: kestane rengi, kumral, konural· I, 80 bkz> ar, arsal, arsik
  358. ARSIK: kestane rengi, kumral, konural· I, 80 bkz> ar, arsal, ars ıl
  359. ARSLAN: arslan· I, 75, 81, 125,153, 231, 308, 409; II, 146, 289, 312; III, 5, 92, 263, 282, 412, 418
  360. ARSLANLAYU: arslan gibi, arslanımsı· I, 142; II, 13, 138
  361. ARSU: değersiz şey· I, 127
  362. ART: sırt, dag beli ve sırtı; sarp yer, yokuş; boyun, tepe· I, 42, 247, II, 27, 179; III, 4, 143, 197, 261 § art saç; arka saç· I, 42
  363. ARTAK: bozulmuş, bozuk, I, 119; II, 40
  364. ARTAMAK: bozulmak, kötüleşmek. I, 272; II, 17; III, 358
  365. ARTAŞMAK: birbirini bozmak, I, 230, II, 219
  366. ARTATMAK: bozmak, harap etmek·I, 203, 260;II, 360
  367. ARTIG: yükletilen yükün bir dengi,I, 98
  368. ARTIG: kadın mİntanı, gögüslük.I, 98
  369. ARTILMAK: yüklemek, binmek; ardılmak, bir binit üzerine başı bir tarafa ayakları bir tarafa gelmek üzere heybe gibi ardılmak; erişilmek.I, 244;II, 335
  370. ARTINMAK: yükletmek·I, 250
  371. ARTIŞMAK: bir şeyi hayvana ardmak ve yükletmekte yard ım ve yarış etmek,I, 231
  372. ARTLAMAK: enseyi tokatlamak, sille vurmak, III, 443
  373. ARTMAK: artmak· III, 425
  374. ARTUÇ: ardıç, Juniperus· I, 95, 377, 412, 424
  375. ARTUÇLANMAK: ardıçlanmak, ardıçı çok olmak·I, 312
  376. ARTUK: fazla, ziyade,I, 99;II, 137
  377. ARTUKLANMAK: aşırı gitmek,I, 313 arturmak artirmak; aşırı gitmek. I, 219
  378. ARTUT: armağan, beylere vb· büyüklere at ve benzer şeylerden verilen armağan ve belek· l, 109, 114, 182
  379. ARUBAT: temirhindi, tamarinde· I, 138
  380. ARUK: yorgun· I, 66. 148, 259, 298;II, 28
  381. ARUKLAMAK: dinlenmek·I, 304, 305
  382. ARUKLUK: yorgunluk,I, 150;II, 316
  383. ARUMDUN: boya· I, 138
  384. ARUŞMAK: erimek,I, 182 bkz> erilşmek
  385. ARUT: kuru, soluk,I, 50, 133 bkz>urut § arut ot; bir y ıl önceden artan kuru ot· I, 50;II, 133
  386. ARVALMAK: büyü yapılmak, afsunlanmak· I, 249
  387. ARVAMAK: büyü yapmak, afsunlamak· I, 283
  388. ARVAŞ: büyü, afsun· I, 283 bkz> arkış, arvış
  389. ARVAŞMAK: birlikte büyü veya afsun tekerlemesi, duas ı söylemek· I, 236, 237
  390. ARVIŞ: büyü, afsun, I, 249 bkz> arkış, arva;
  391. ARZU: çakal III, 401 bkz> arju
  392. ARZULAYU: çakal gibi· III, 410
  393. AS: kakım, hermelin·I, 80 bkz> az
  394. AS: cariyelere verilen bir ad·I, 80
  395. ASIG: fayda, kazanç, kârI, 64, 494; 111. 13
  396. ASIGLIG: faydalı, kazançlı· I, 147
  397. ASILMAK: asılmak· I, 196
  398. ASILMAK: uzamak, uzatılmak,I, 196 bkz> esilmek
  399. ASINMAK: blr ;eyi çekmek, germek·I, 201 bkz>esinmek
  400. ASIŞMAK: asışmak, asmakta yardım etmek· I, 184
  401. ASLINMAK: bir şey bir şeye takılmak,I, 258, 259 bkz> eslinmek
  402. ASMAK: asmak,I, 173
  403. ASÑARMAK: haylazlaşmak, işten uzakla;mak· I, 289
  404. ASRA: alt, aşağı· I, 126
  405. ASRI: kaplan; kaplan gibl iki renkli, I, 126 bkz> esri § asr ı yışıg; iki renkli ip·I, 126
  406. ASRUŞMAK: aksırışmak. I, 234
  407. AST: sokak,I, 42
  408. ASTIN: aşağı, alt· I, 108
  409. ASTURMAK: astırmak· I, 220, 221
  410. ASURGAN: çok aksıran· I, 156
  411. ASURMAK: aksırmak· I, 178
  412. ASURTGU: aksırtan· III, 442
  413. ASURTGUK: anlayı;lı, akıllı· III, 442
  414. ASURTMAK: aksırtmak· III, 442
  415. AŞ: kenet· I, 80
  416. AŞ: yemek, aş· I, 20. 45, 75, 80. 93, 102, 156. 210, 227, 310, 318, 372. 443, 515, 516;II, 18, 73, 74, 130, 147, 158, 191, 241, 278, 299,308, 309;III, 31, 37, 61, 64, 67,116,133,185, 186, 249, 257, 261, 264, 270, 368, 382, 391, 397. 439
  417. AŞAÇ: tencere,III, 382 bkz> aşıç, eşiç
  418. AŞAK: aşağı; dağ dibi·I, 66
  419. AŞAKLAMAK: aşağılamak, küçük saymak·I, 305
  420. AŞAMAK: yemek, aş 701116^III, 253, 261
  421. AŞATMAK: yemek yedirmek· I, 210
  422. AŞBAR: saman, kepek ve ot gibi şeyler karıştırı-lıp ıslatıtarak hazırlanan hayvan yemi· I, 117;II, 351
  423. AŞGINMAK: aşınmak· I, 254
  424. AŞIÇ: tencere·I, 52,116, 223, 248, 258, 313, 323, 327, 357, 409, 411, 514, 518;II, 12, 72, 78, 178, 201, 253, 302, 333, 356, 357; III, 142,191 206, 249, 280, 409, 430 bkz> e şiç, aşaç
  425. AŞLAKA: aşlara, yemeklere. II, 54
  426. AŞLALMAK: kap kenetlenmek· I, 295
  427. AŞLAMAK: kap kenetlemek·I, 80 ,268
  428. AŞLATMAK: kap kenetletmek·I, 265
  429. AŞLIK: aş evi, mutfak, yenıeklik·I, 114, 373; II. 204 bkz> tar ıg
  430. AŞMAK: aşınak, bir tepeyi õbür yana geçmek·I, 173; III, 261
  431. AŞNU: önce, evveL I, 130
  432. AŞRULMAK: aşırılmak, tepeden aşırılmak· I, 247
  433. AŞSAMAK: tepeyi aşmak istemek; yemek yemek istemek· I, 277
  434. AŞSATMAK: yemek arzulatmak· I, 262
  435. AŞTAL: ogul birinin en son çocuğu· I, 105
  436. AŞU: kırmızı toprak, a;ı toprağı·I, 89
  437. AŞUK: insanın aşığı, topuğu; topuk kemiği,I, 66
  438. AŞUK: demir başlık, tulga·I, 67 bkz> yaşuk, yışıklıg
  439. AŞUKMAK: özlemek . I, 191; II, 165
  440. AŞUKMAK: özlemek·I, 191; II, 165
  441. AŞUKLAMAK: aşık kemiğine vurmak· I, 305
  442. AŞULMAK: örtülmek, örtünmek· I, 197 bkz>eşülmek
  443. AŞUMAK: koşmak, aşmak·I, 123
  444. AŞUNMAK: geçmek, aşmak·I, 202
  445. AŞUTMAK: örttürmek-I, 210 bkz> eşütmek
  446. AT: ad, isim, unvart, lakap, I, 78; III, 77, 250, 367, 384
  447. AT: at·I, 16, 34, 53, 80,104, 115, 123, 147,178, 184, 201, 203, 206, 225, 244, 255, 273, 275, 276, 278, 285, 289, 292, 296, 297, 300, 322, 324, 326, 329, 338, 343, 361, 363, 390, 395, 406, 417, 426, 427, 430. 436, 446, 458, 461, 470,472,481,483,491, 507, 513,
  448. ATA: baba, ata, I, 32, 86, 206. 288, 508; II, 80; III, 87, 210, 383
  449. ATAÇ: büyüklük gösteren çocuk· I, 52; II, 80 § ataç ogul; büyliklük gösteren çocuk· I, 52
  450. ATAKI: babacığım anlamına sevgi bildiren bir sõz, I, 136, 262, 445; II, 120, 178, 196, 311; III, 87, 210, 212, 272, 291
  451. ATAMAK: takma ad (lakap) vermek·III, 250, 374
  452. ATAN: iğdi; edilmiş deve·I, 75
  453. ATANLANMAK: iğdiş deve sahibi olmak·I, 295
  454. ATANLIG: iğdiş edilmiş devesi olan kimse·I, 148
  455. ATASAGUN: hekim, doktor· I, 86, 403
  456. ATATMAK: atlaşmak, (tay) at olmak· I, 206, 207; III, 158
  457. AT: bırkıgı atın ve eşeğln genizden ses çıkar-ması. I, 33, 35, 53, 74, 94,128,155,164,167, 173, 175, 176, 199, 225. 227 229 267 291, 302. 304, 307, 309, 316, 328, 333, 363, 367, 381, 441, 461, 472, 486, 515;II, 3, 13, 20. 21, 74, 78,92,118.137,140. 149, 150, 177,
  458. ATGAK: karında blriken sarı su hastalığı, kay· gıdan yüz sararması.I, 118
  459. ATGAK: sarı renkte blr bitki,I, 118
  460. ATGARMAK: ata bindirmek·I, 225
  461. ATILMAK: atılmak; (çiçek) açılmak; herhangi bir şey büsbütün aynlmayarak açılmak.I, 21, 193
  462. ATIM: atıcı, nişancı,I, 75;III, 379 § atım er; nişancı, lyi atan adam,I, 75
  463. ATIM: atış, atım·III, 59
  464. ATINÇU: atılan·I, 133
  465. ATINMAK: bir tarafa atılmak, yuvarlanmak; atar gibi görünmek I, 199
  466. ATIŞ: atışma.I, 60
  467. ATIŞGAN: daima atışan,I, 157
  468. ATIŞMAK: atışmak·I, 180
  469. ATIZ: iki dere arasındaki su geçecek set·I, 54 bkz> etiz
  470. ATIZLAMAK: ark açmak; set yapmak; toprağı parçalara ayırmak, evlek yapmak,I, 301 bkz>etizlemek
  471. ATIZLANMAK: (tarla hakkında) maşalaya ayırmak, sulanmak ve ekilmek için parçalara ay ırmak·I, 292
  472. AT: kamçısı at siki I, 417
  473. ATLANMAK: ata binmek, atlanmak; bir şeyin üzerine çıkmak, atlaşmak, at haline gelmek, I, 255, 256, 285, 353;II, 254
  474. ATLAŞMAK: at ortaya koyarak bahse girmek, at ı õndül koyarak yarış etmek,II, 114, 226
  475. ATLIG: adlı, unvanlı; ulusun büyüğü,I, 79
  476. ATLIG: atlı, süvari.I, 97, 166;II, 175; III, 37, 64, 435
  477. ATMAK: atmak,I, 21,116,129,160, 170, 236, 237, 280, 403, 528;II, 20 26, 221, 226, 303, 306, 326;III, 106, 356, 370, 374
  478. ATSAMAK: atmak istemek, I, 275, 280
  479. ATTIRMAK: attırmak·I, 217
  480. AV: av·I, 32
  481. AV: emir verenin emrini tanımamayı bildirir bir edat,I, 40
  482. AV(Ş)N: agaç·I, 84
  483. AVLAŞMAK: toplanmak, yığılmak·I, 240 bkz> avlaşmak, evleşmek
  484. AVUT: avuç·I, 83 bkz> adut
  485. AV: av·I, 81
  486. AVA: acımak bildiren bir kelime· I, 89
  487. AVALAMAK: (karışıklık çıktığında) toplaşmak, üşüşmek· I, 310 bkz> avmak, avlamak
  488. AVÇI: avcı· I, 63, 311, 425
  489. AVIÇGA: kocamış klşi, ihtiyar adam· I, 143
  490. AVILKU: kırmızı meyveleri olan ve meyvesinin suyu tutmaca kat ılan, göz ağnsına ilâç yapılan ve elbise boyanan bir ağaç·I, 489 bkz>afılgu
  491. AVINÇ: alışma, avunma·I, 132; III, 449
  492. AVINÇU: avunulan, alışılan· I, 134
  493. AVINMAK: alışmak, avunmak·I, 132, 202, 263
  494. AVLALMAK: avlanmak,I, 295, 296 bkz> avlanmak
  495. AVLAMAK: avlamak·I, 287, 421;II, 45
  496. AVLAMAK: toplanmak, üşüşmek·I, 287 bkz>avmak, avalamak
  497. AVLANMAK: avlanmak,I, 298 bkz> avlalmak
  498. AVLAŞMAK: toplanmak, yığılmak·I, 240 bkz> avlaşmak, evleşmek
  499. AVLAŞMAK: evini ortaya koyup kumaroynamak,evini öndül koymak,I, 240, 241 bkz> evle şmek
  500. AVLATMAK: avlatmak·I, 263, 265
  501. AVMAK: toplaşmak, üşüşmek; etrafını çevirmek, avlanmak,I, 174, 310;II, 137; III, 401 bkz> avalamak, avlamak
  502. AVRAN: demirci ocağı biçiminde yapılan ekmek fırını.I, 109
  503. AVRINDI: kırıntı, döküntü·I, 145
  504. AVUJGUN: deri sepilenen palamut ağacı meyvesi I, 157
  505. AVURTA: daya, süt nine· II, 144
  506. AVUS: mum, balmumu· I, 59 bkz> lav
  507. AVYA: ayva· I, 114, 311
  508. AVZURI: buğday ve arpa unu glbi şeyler karıştırılarak yapılan ekmek, karışık ekmek, I,145
  509. AY: yılın on ikide biri olan zaman; gökteki ay, kamer· I, 82, 258. 259, 270. 288, 348, 507; II, 5,143; III, 33 § ay evi
  510. AY: buyruğu tanımamayı bildiren bir söz,I, 40
  511. AY: hitap edatı·I, 74
  512. AY: turuncu renkte ipek kumaş·I, 40
  513. AY: beylerin hizmetçisi, kölesi; bunlar ın adı yazılı defter·II,193; III, 77 bkz> andın
  514. AYA: avuç içi, aya· I, 85, 348
  515. AYAG: lakap, takma ad, I, 271
  516. AYAK: çanak, kâse, kadeh,I, 80, 84, 178, 265, 286. 295, 324, 375, 497; II, 17S, 346, 446; III. 15, 143, 296. 306, 371, 397 bkz> çanak
  517. AYAK: ayak·I, 84 bkz> adak, azak
  518. AYAKÇI: kâseci, çanakçı,III, 296
  519. AYAKLIG: kaseli·III, 50
  520. AYALAMAK: el ayalarını birbirine vurmak·III, 328
  521. AYAMAK: lakap vermek; korumak·I, 271
  522. AYAS: ayaz; kõlelere verilen adlardan,I, 123
  523. AYA: kök açık hava,I, 123
  524. AYA: yersgü yarasa·III, 433 bkz> yarısa
  525. AYBAÑ: (er) kel (adam)·I, 116
  526. AY: bitigi askerin adıyle azığının yazıldığı defter·I, 40
  527. AYDIÑ: aydın, ay aydınlığl.I, 117
  528. AYGIR: aygır· III, 122 bkz> adgır
  529. AYIG: ayı,I, 84 bkz> adıg
  530. AYIG: ne iyi, ne fena yerine kullan ılan bir edat, iyi ve kõtüye delâlet eden kelimelerde pekitme edatı·I, 84
  531. AYIK: vaat, söz verme·I, 84;II, 45
  532. AYILMAK: söylenmek·I, 268
  533. AYITGAN: soran·III, 52
  534. AYITMAK: söylemek, sormak,I, 215, 216
  535. AYLUK: ayluk õyle öyle· I, 113
  536. AYMAK: söylemek I, 36, 37, 52, 88, 89, 93, 94, 109, 110, 118. 174, 207. 321, 339, 352, 367, 377. 419, 492. 494;II, 45. 105; III, 80, 158, 208, 212, 218, 245, 357, 363, 368, 375
  537. AYRAN: ayran· I, 120
  538. AYRIK: ayrık otu·I, 113 bkz> adrık
  539. AYRIŞMAK: ayrışmak, birbirinden ayrılmak·I, 233. 234, 270 bkz> adrışmak
  540. AYRU: başka,I, 126
  541. AYRUK: başka, ayrı. I, 113, 417 bkz> adın, adın, adruk, edin
  542. AYTIG: hltap; hatır sorma· I, 113 bkz> aytış
  543. AYTILMAK: sorulmak; söylenmek·I, 270
  544. AYTINMAK: sormayı kendi üstüne almak·I, 270
  545. AYTIŞ: hatır sorma· I, 113 bkz> aytıg
  546. AYTURMAK: söyletmek I, 269
  547. AZ: uzunlamasına çizlk, tırnak yarası,I, 71 bkz>ezik, iz
  548. AZ: kakım, I, 80 bkz> as
  549. AZ: az·I, 75, 80
  550. AZAK: ayak·I, 32 bkz> adak, ayak
  551. AZAK: nereden ve kimden geldiği belli olmayan ok·II, 20 bkz> azuk
  552. AZGAN: kuş burnu, yaban gülü; ağaçların en kötüsü olup gül glbl sar ı, beyaz çiçek1eri olan bir ağaçcık, küpe gibi kırmızı meyveleri olur· I, 439
  553. AZIG: azı dişi·I, 64
  554. AZIGLAMAK: azı dişlyle ısırmak; azı dişine vurmak·I, 304
  555. AZIGLIG: azı dişi belirmiş olan·I, 147
  556. AZILMAK: azılmak. I, 196
  557. AZIMAK: sızmak; gürültüden ağır duyar olmak,III, 253
  558. AZITGAN: daima yoldan çıkaran, azdıran,I, 155
  559. AZITMAK: yoldan çıkarmak, azıtmak· I, 208, 209; II, 234
  560. AZLANMAK: azımsamak, az görmek· I, 297
  561. AZMA: taşağının derisi yarıldığı için aşamayan koç· I, 130
  562. AZMAK: azmak, yoldan çıkmak·I, 93, 173
  563. AZRAK: daha az,III, 361
  564. AZU: iki şeyden birini dilemeyi anlatır, yahut,veya· I, 88, 429
  565. AZUK: azık,I, 7, 16, 66, 342. 381
  566. AZUK: yolunu kaybeden, nereye gltti ği ve nereden geldiği belli olmayan·I, 66 bkz> azak § azuk ok; nereden geldigi ve kimin attığı belli olmayan ok· § azuk munk; kaçan, yoldan ç ıkan, azan·I, 66
  567. AZUKLANMAK: azık sahibi olmak,I, 294
  568. AZUKLUG: azığı olan, azıklı·I, 148
  569. AZUKLUK: azıklık, azık için hazırlanmış şey·I, 150, 274
  570. BAÇAK: Isa'lıların (Hıristiyanların) orucu, pehrizi· 1, 411
  571. BAÇIG: and, sözleşme.I, 371 bkz> bıçıg, bıçgas
  572. BAÇIG: kılmak andlaşmak, ahidleşmek. I, 371
  573. BADAR: gürültülü ses anlatan bir kelime, tekrarlanarak kullan ılır, "patır patır" gibidir· l, 360
  574. BADAR: kılmak sesle çarpmak, itmek· I, 349
  575. BADGAMAK: güreşte ayak yakalamak, çelme vurmak, III, 288, 289 bkz> bagdamak
  576. BADIÇ: asma çardağı· I, 502 bkz> badıç
  577. BADIÇLIK: yıgaç üzüm asmalarına çardak yapılmak üzere ayrılan agaç, I, 502
  578. BADIÇ: asma çardağı, I, 295 bkz> badıç
  579. BADRARN: bayram, sevinç ve eğlence günü· III, 176 bkz> bedrem, beyrem
  580. BAG: bağ, düğüm, bağlanacak ip vb.; odun vb, ba ğlamları· I, 409; II, 21; III, 152, 153
  581. BAG: bağ, üzüm asması· III, 152, 212
  582. BAGDAMAK: güreşte sarmaya almak, sarmalamak, ayak yakalamak, çelme vurmak,II, 364;III, 276, 277, 289 bkz> badgamak
  583. BAGDATMAK: güreşte sarmaya aldırmak·II, 327, 364, 365
  584. BAGIR: bagır; karaciğer·I, 272, 360;III, 85, 255 § ya bagr ı; yayın orta yeri,I, 360
  585. BAGIRÇAK: eşek semeri·I, 502
  586. BAGIRDAK: kadın göğüslüğü .I, 502
  587. BAGIRLAK: bağırtlak denen kuş, Pterocles, 1, 503, 505
  588. BAGIRLAMAK: bağrına vurmak; yayın tutamagını düzeltmek·III, 331
  589. BAGIRLANMAK: pıhtılaşmak, akar şey koyulaşmak, II, 264
  590. BAGIRLIG: kimseyi dinlemeyen· I, 494 § bedük
  591. BAGIRLIG: bagırsak merhametli; gönül alıcı· I, 502
  592. BAGIRSAMAK: canı ciğer istemek· III, 332
  593. BAGIRSUK: bağırsak· I, 502
  594. BAGIŞ: parmakların ve başka uzuvların ek yerleri; kamış ve benzerlerinin boğumları, I, 367
  595. BAGIŞLALMAK: bağışlanmak· III, 344 bkz> bagışlanmak
  596. BAGIŞLAMAK: bağışlamak· III, 334, 355
  597. BAGIŞLANMAK: bağışlanmak· III, 344 bkz> bagışlalmak
  598. BAGLAMAK: bağlamak· III, 292, 309 bkz> boglamak
  599. BAGLANMAK: bağlanmak· II, 238 bkz> boglanmak
  600. BAGLATMAK: baglatmak, bohçalatmak, II, 341
  601. BAGNA: merdiven basamağı· I, 434
  602. BAGRAM: kum geniş büyük kumluk yer, I, 484
  603. BAGRIKMAK: bağrı (ciğeri) göğüs kemiklerlne yapışmak· II, 227
  604. BAKA: kurbağa, I, 73; III, 226 § müriğüz baka; kaplumbağa· III, 226
  605. BAKAÇUK: bakanın küçültmesi, küçük baka;e ğe kemiği lle kol arasındaki et parçası· III, 226
  606. BAKAN: halka, toka· I, 399, 432 bkz> k ılide §altun bakan; altın halka· I, 339
  607. BAKANAK: çatal tırnaklıların iki tırnakları arası ve iki tırnaktan her biri· III, 177 bkz> bakayak
  608. BAKANLIG: halkalı, tokalı,I, 499 § bakanlıg kadış; halkalı, tokalı kayış·I, 499
  609. BAKANUK: at tırnaklarının ortasındaki tümsecik et parçası·III, 177 bkz> bakayuk
  610. BAKATURMAK: baka durmak· I, 73
  611. BAKAYAK: çatal tırnaklıların iki tırnakları arası ve iki tırnaktan her blri· III, 177 bkz> bakanak
  612. BAKAYUK: at tırnaklarının ortasındaki tümsecik,et parçası·III, 177 bkz> bakanuk
  613. BAKIG: bakma, bakış· I, 373
  614. BAKILMAK: bakılmak· II, 131
  615. BAKINMAK: bir şeyin sonuna bakmak ve düşünmek; beklemek, II, 142, 160
  616. BAKIR: Çin parası·I, 361
  617. BAKIR: bakır- I, 360
  618. BAKIRLIG: bakırlı, I, 495 § bakırlıg tag; bakırlı dag· I, 495
  619. BAKIRMAK: bağırmak· III, 186
  620. BAKIR: sokum Merih yıldızı·I, 361, 398;III, 40
  621. BAKIŞ: bakış, bakışma, gözle birbirine bakış·I,367
  622. BAKIŞGAN: herkese göz ucu ile bakan·I, 519
  623. BAKIŞMAK: bakışmak (göz ucu ile)I, 170, 183; II, 103
  624. BAKITMAK: baktırmak, bakıtmak· II, 308
  625. BAKKU: tepe, yüksekçe yer· III, 226 bkz> baku
  626. BAKLAN: kuzı taze ve semiz kuzu·I, 444
  627. BAKMAK: bakmak·I, 102, 192, 340, 425;II, 16, 26, 33, 144, 250. 292; III, 23, 194. 272,295, 440
  628. BAKU: tepe, yüksekçe yer, yoku ş· III, 219, 226 bkz> bakku
  629. BAKURMAK: baktırmak·II, 83
  630. BAL: bal,II, 267, 354; 111.103,156. 338 bkz> ar ı yagı
  631. BALA: kuş ve hayvan yavrusu· II, 274;III,91, 232
  632. BALA: bir adamın içlerinde (çok kere çiftlik i şlerlnde) yardımcısı, çırağı·III, 232
  633. BALALAMAK: kuş yavrulamak·III, 92
  634. BALÇIK: balçık, sıvık çamur· 1. 248, 267
  635. BALDIR: çağı başında yapı1an iş ya da ilk olarak meydana gelen şey·I, 456
  636. BALDIR: üvey·I, 456 § baldır ogul; üvey oğul·1, 456 § baldır kız; üvey kız·I, 456
  637. BALDIR: dağın burun gibi çıkan yeri·I, 456
  638. BALDIR: kuzu llk doğan kuzu·I, 456
  639. BALDIR: tarıg ilkbahar başında ekilen ekin·I,456
  640. BALDIZ: karının kendinden kilçük kız kardeşi·1, 457;III, 7
  641. BALDU: balta,I, 14, 418;III, 421
  642. BALIG: yaralı,I, 192, 242, 252, 407
  643. BALIK: çamur·I, 248 bkz>
  644. BALK: balık kale, şehir·I, 379
  645. BALIK: balık· 1. 73, 379;II, 216, 231, 233, 349
  646. BALIKÇIN: balıkçıl kuşu,I, 512
  647. BALIKLANMAK: balıklanmak; çamurlanmak; bir yerde kale yap ılrnak·II, 265
  648. BALIKLIG: çamurlu yer,I, 498
  649. BALIKLIG: balığı olan, balıklı·I, 498, 501
  650. BALIKMAK: yaralanmak·II, 119
  651. BALIKSAMAK: balık yemek istemek· III, 334
  652. BALK: çamur·I, 379 bkz> balık
  653. BALMAK: bağlanmak,II, 27 bkz> banmak
  654. BALU: balu · ninni·III, 232
  655. BAMAK: bağlamak; örgü yapmak,III, 224, 247, 250
  656. BANDAL: ağaçtan omuz başı şeklinde çıkarılan parça, bunu çocuklar al ıp yakarlar, geceleyin közünü blrbirlerine atarlar, Buna "ot bandal" denir· Çevgen oyununda oynan ır.I, 482
  657. BANMAK: bağlanmak,II, 27 bkz> balmak
  658. BANZI: bağ bozulduktan sonra asmaların üzerindeki üzüm kınntıları, neferneme·I, 422
  659. BAÑ: bağırma·III, 355
  660. BAR: var, mevcut.I, 44, 47, 84. 320, 341, 360,373, 375, 427; II, 28, 40; III, 15, 147
  661. BAR: büyük·III, 147
  662. BARAGAN: çok varan, çok giden·I, 24, 33
  663. BARAK: çok tüylü kôpek· 1. 377
  664. BARAKLIG: köpeği olan kişi·I, 497, 501
  665. BARASI: varılacak, gidilecek·I, 33 § baras ı yér; gidilecek yer·I, 33
  666. BARÇA: bütün, hep·I, 210, 236, 399, 417; II, 213, 216, 312;III, 322
  667. BARÇIN: ·ipekli kumaş·I,153,175, 216, 358, 509; III, 17, 28. 143, 156, 335, 338, 394 § yolak barç ın; ; yol yol çizgili ipek kumaş· III, 17
  668. BARDAÇI: gidici, varan· I, 24; II, 32, 48. 49
  669. BARDUKI: vardığı, varışı· II, 42; III, 309
  670. BARGALI: kaldı gideyazdı· I, 22
  671. BARGAN: mersin ağacı yemişi· I, 438 bkz> bazgan
  672. BARGAN: varan, giden, gidicl· II, 53
  673. BARGU: varılacak, gidilecek, I, 33;III, 211 §bargu yér; gidilecek yer·I, 33
  674. BARGUÇI: varıcı, gidici·II, 49, 54
  675. BARGULUK: gitmeyi hakeden (kimse)·I, 24;II, 56
  676. BARIG: kokmuş şey (yalnız kullanılmaz)·I, 372bkz> bırıg
  677. BARIG: gidiş ·I, 24, 26, 27, 371;II, 55, 57, 58
  678. BARIGLI: varmayı, gitmeyi, dileyen; varmak, gitmek üzere olan (kimse)·I, 25;II, 57
  679. BARIGSAMAK: varmak, gitmek istemek·I, 281;III, 333 bkz> barsamak
  680. BARILMAK: varılmak, gidilmek·II, 130, 139
  681. BARIMSINMAK: gider gibi görünmek·II, 258,259, 260
  682. BARINMAK: gider varır görünmek·II, 141, 158
  683. BARINMAK: aybaşı kanı boşanmak·II, 141
  684. BARIŞLIG: varılan, gidilen (yer); konuk odas ı, I, 370
  685. BARIŞMAK: birbìrine gitmek, gitmekte yardım ve yarış etmek·II, 94
  686. BARK: bark, mülk-III, 333
  687. BARKIN: kişi kendini yolundan hiç bir şeyin alıkoymadığı yolcu·I, 440
  688. BARLIG: mallı, zengln·III, 438
  689. BARMAK: peyda olmak; vermek·III, 155 bkz> bérmek
  690. BARMAK: varmak, gitmek. I, 20, 22, 24, 26, 27, 37, 38, 40, 43, 46, 66, 74, 85, 87 ,88, 96,134,167, 281, 294, 319, 327, 340, 354, 371, 384, 392. 398, 399, 403, 423, 430, 435, 445, 484; II, 6, 31, 32, 34, 35, 36, 38, 40, 42, 43, 45, 46. 47, 49, 53, 55, 58, 59, 60,
  691. BAR: mu var mış I, 430, 462
  692. BARS: pars,I, 344 bkz> pars
  693. BARS: pire, bit gibi ha/vanların ısırmasından hasıl olan kabarti·I, 348
  694. BARSAMAK: varmak, gitmek istemek,I, 281 bkz> bar ıgsamak
  695. BARS: bolmak kabarmak, I, 348
  696. BARS: yılı Türkler'in on ikili hayvan takvimindeki y ıllardan biri, pars yılı.I, 344, 346
  697. BART: su içilen bardak; şarap ve benzeri akıcı nesnelerin ölçüsü· I, 341 bkz> yart
  698. BART: burt tutmak ansızın her yandan yakalamak,I, 341 bkz> yart yurt tutmak
  699. BARTURMAK: vardırmak, göndermek I, 20; II, 171, 179; III, 424
  700. BARUÇI: varıcı, gidici· II, 52
  701. BAR: yigde iri iğde, Zizypha rubra· III, 147
  702. BASA: sonra· III, 224
  703. BASAN: ölü gömüldükten sonra yenilen yemek·I, 398, 399
  704. BASAR: dağ sarımsağı· I, 360
  705. BASARLIG: tag sarımsaklı dağ· I, 494
  706. BASIG: gece baskını yapılacak olan ve ansızın düşmanın yakalanacağı yer· I, 372
  707. BASIKMAK: düşman tarafından basılmak II, 116 bkz> bassıkmak basınçak er zayıf görülen, önem verilmeyen adam· I, 501
  708. BASINMAK: zayıf görmek; basmak; kahretmek, II, 116, 142, 165
  709. BASIŞMAK: basmakta yardım etmek· II, 100,101
  710. BASMAK: basmak, üzerine çökmek, yıkrnak· I, 434,516; II, 10,74,119,165
  711. BASRUK: baskı, basrık· I, 466
  712. BASSIKMAK: basılmak, baskına uğramak, II, 116, 119, 228 bkz> basıkmak
  713. BASTURMAK: bastırmak; bağlamayı ve bastırmayı emretmek; bastırılmak· II, 171
  714. BASU: demir tokmak, III, 224
  715. BASURMAK: bastırmak, II, 77
  716. BASUT: yardım; arka; acıyan; yardımcı· I, 354,459
  717. Baş: baş· I, 59, 70, 100. 102, 107, 125, 160, 171,179, 193, 259, 273, 274, 290, 305, 307, 313, 336, 349, 384. 397, 399, 439, 492;II, 24, 105, 112, 135, 152, 153, 178, 179, 191, 233, 234, 281, 283, 293. 312, 326, 356; III, 9, 58, 64,126, 133, 151. 169, 217, 230
  718. Baş: yara·I, 191, 192, 272. 386;II, 72, 240, 291, 294, 317; III, 53, 62, 85, 96, 151, 283, 301,406
  719. BaşAK: okun veya mızragın ucuna geçirilen demir, temren; ok temreni, ok ba;a ğı· I, 378; II, 14, 129, 328; III, 220
  720. BaşAK: pabuç, I, 378; III, 417 bkz> başmak
  721. BaşAKLAMAK: başak, demir uç takmak,III, 337
  722. BaşAKLANMAK: ok temrenlemek, oka temren takılmak·II, 264. 265
  723. BaşAKLIG: başlı, temrenli·I, 497
  724. BaşAMAK: kertik yapmak, kertiklemek; agaçlar birbirine dayal ı olarak konmak .III, 265,266
  725. BaşGAK: oyluk kemiklerinin üstü·I, 470
  726. BaşGAN: 50-100 rıtl ağırlığında büyük bir balık· I, 438
  727. BaşGIL: başı ak· I, 481 bkz> başıl § başgıl yılkı; başı ak, dört ayaklı hayvan· I, 481
  728. BaşIL: tepesinde beyazı bulunan. I, 392 bkz>başgıl § başıl koy;tepesinde beyazı bulunan koyun· I, 392
  729. BaşLAG: başıboş, bırakılmış· I, 461 § başlag yılkı; başıboş bırakılmış hayvan· I, 461 bkz>boş yılkı
  730. BaşLAMAK: başlamak, kılavuzluk etmek, komutanlık etmek, III, 291, 292
  731. BaşLANMAK: başlanmak; yönelmek; hayvan dağa doğru sürülmek; başaklanmak·II, 238;III; 235
  732. BaşLATMAK: başlatmak,II, 341
  733. BaşLIG: başlı,III, 227
  734. BaşLIG: yaralı·II, 172
  735. BaşMAK: pabuç·I, 378, 466;III, 417 bkz> ba şak
  736. BaşMAKLANMAK: başmak sahibi olmak, II, 274
  737. BaşNAK: er başında tulgası, eğninde zırhı olmayan kimse· I, 466
  738. BaşTAR: orak·I, 455
  739. BATGA: üzerinde külâh yapmak için yünve keçe kesilen tahta·I, 424
  740. BATIG: batak; ırmak ve ırmağa benzer ;eylerin derin olan yerleri·I, 371
  741. BATLAMAK: kolalamak· III, 291 bkz> patlamak
  742. BATMAK: batmak, gözden kaybolmak,I, 528; II, 128, 293, 294
  743. BATMAN: batman· I, 444
  744. BATMUL: kara bibere benzer bir bitki, darü fülfül·I, 481 bkz> bibIi, butmul
  745. BATRAK: ucuna bir ipek parçası takılan mızrak· I, 465 bkz> bayrak
  746. BATRUŞ: bulanık, koyulaşmış (çorba vb· hakkında),I, 459 § batruş suv; bulanık su·I, 459
  747. BATRUŞMAK: birbirini batırmak, batırışmak.II, 203
  748. BATSIG: batı, garp·I, 463 § kün batsıg; gün batısı·I, 463
  749. BATURGAN: saklayan (kimse)·I, 515
  750. BATURMAK: saklamak; batırmak; bağlatnnak· II, 73;III, 192
  751. BAY: zengin, I, 349; III, 158, 239
  752. BAYA: az önce,I, 37
  753. BAYBAYUK: kelebek kuşu·III, 179
  754. BAYIK: doğru söz· III, 166
  755. BAYIN: koyu kırmızı, gelincik çiçeği rengi· III, 20 bkz> yipin, yipkil, yipkin
  756. BAYNAK: pislik, gübre. III, 175
  757. BAYRAK: bayrak· II, 205; III, 183 bkz> batrak
  758. BAYUMAK: zenginlemek, zenginleşmek. III, 274, 406
  759. BAYUTMAK: zenginletnıek· II, 325
  760. BAZ: yat, yabancı, garip. III, 148, 159 bkz> yat
  761. BAZGAN: mersin ağacının yemişi· I,''18bkz>bargan
  762. BE: koyun melemesi bildirir· III, 206
  763. BEÇEL: sünnet edilmiş kadın; hadım edilmiş erkek; iğdiş edilmiş at ve başka hayvanlar· 1. 392
  764. BEÇKEM: alâmet, belge; ipekten veya yaban s ığırı kuyruğundan yapılan alâmet olup savaş günlerinde yiğitler takınırlar·I, 483 bkz> perçem
  765. BEÇKEMLENMEK: savaş gününde ve başka günlerde belge takınmak·II, 277
  766. BEÇKÜM: evin sofası·I, 484
  767. BEDÜK: büyük,I, 93, 360, 385, 499. 500 bkz>bedük
  768. BEDÜKLEMEK: büyük saymak·III, 340
  769. BEDÜMEK: büyümek·I, 319; III, 359
  770. BEDER: burhan heykel· I, 436 bkz> bedez burhan, burhan, furxan
  771. BEDHEZ: burhan heykel· I, 436 bkz> beder burhan, burhan, furxan
  772. BEDIZLIG: ev süslü ev· I, 507
  773. BEDMEK: göz zayıf görmek· III, 439
  774. BEDREM: bayram, sevinç ve eğlence günü. I, 263, 484; III, 176 bkz> badram, beyrem § bedrem yér gönül açan yer· I, 484
  775. BEDÜK: büyük· I, 94 bkz> bedük
  776. BEDÜTMEK: büyütmek, II, 300, 301
  777. BEG: bey, koca, evli erkek, I, 22, 35, 48, 49, 54, 64, 70, 78, 81, 82, 89,97,103, 168, 178, 182, 185, 199, 206, 212, 240, 249, 260, 274, 285, 287, 296, 300, 301, 302, 304, 320, 358, 362, 376, 378,421.424, 428,462,466, 486, 521;II, 8, 9, 10, 19, 21, 38, 75, 84,
  778. BEGEÇ: beyceğiz (küçültme ile birlikte acıma ve sevme bildirir I, 357
  779. BEGLEMEK: bey saymak, bey diye ad vermek·III, 292, 293
  780. BEGLENMEK: kadın evlenmek, koca sahibl olmak, koca edinmek·II, 239, 254
  781. BEGLIG: beylik·I, 362
  782. BEGSIK: bey gibı, beye benzer,III, 128
  783. BEK: muhkem, kavi, pek, sailam, sıkı·I, 333, 349, 455;III, 11 bkz> berk
  784. BEK: bekeç tekinlerin sanı· I, 357
  785. BEKIŞMEK: pekìşmek, sağlamlaşmak. II, 105 bkz> beküşmek
  786. BEKITMEK: pekitmek, sağlamlaştırmak II, 309 bkz> bekütmek
  787. BEKLEMEK: beklemek, gözetmek; saklamak, hapsetmek; pekitmek; kapatmak·I, 504; III, 292, 445 bkz> berklemek
  788. BEKLENMEK: bekişmek, sağlamlaşmak; kapanmak, kapatılmak; saklannnak·II, 239
  789. BEKLEŞMEK: muahede yapmak, ahitleşmek; kapatmakta y»rdım etmek; beklemekte, gözetlemekte yardım etmek,II, 203, 204
  790. BEKLETMEK: bağlatmak; hapsettirmek; bekletmek, gözettirmek·II, 341
  791. BEKMES: pekmez· I, 440, 459 bkz> pekmes
  792. BEKNI: buğday, darı, arpa gibl şeylerden yapılan içki; boza·I, 434;III, 60, 81
  793. BEKREŞMEK: pekişmek. III, 278 bkz> bekrişmek
  794. BEKRIŞMEK: peklimek·III, 278 bkz> bekreşmek
  795. BEK: turmak yerinde, sağlam durmak,I, 455
  796. BEKÜMEK: berkişmek·III, 270
  797. BEKÜŞMEK: pekişmek, sağlamlaşmak.II, 105 bkz> bekişmek
  798. BEKÜT: gizli, saklı·III, 8 bkz> yaşut (yalnız kullanılmaz "yaşut" ile birlikte gelir)
  799. BEKÜTMEK: pekitmek, sağlamlaştırmak.II, 309 bkz> bekitmek
  800. BELEK: armağan, konuğun hısımlarına getirdiği armağan, bir yerden başka yere gönderilen armağan.I, 385, 408
  801. BELÉKLEMEK: armağan kılmak, vermek, hediye etmek,I, 307;III, 340 bkz> beliklemek
  802. BELELMEK: batmak, bir şeye bulanmak,III, 196
  803. BELEMEK: koyun melemek· III, 206, 270
  804. BELGÜ: alâmet, nişan, im, belge, I, 427, 428
  805. BELGÜLÜG: belli- I, 354, 384, 528; II, 40; III, 160
  806. BELGÜRMEK: meydana çıkmak, belirnnek, açığa çıkmak· 1. 387;II, 172
  807. BELIK: yara yoklamak için kullanılan mil· I, 385
  808. BELIK: fitìl, kandil fitill· I, 267, 385; II, 323
  809. BELIKLEMEK: armağan kılmak· I, 304 bkz> beleklemek
  810. BELIKLIK: kebez fitillik, fitll yapmak için hazırlanmış olan pamuk·I, 510
  811. BELIÑ: düşman gelmesi yüzünden halka düşen ürküntü ve korku· III, 370
  812. BELIÑÇI: çok korkak, çok ürkek· III, 371
  813. BELIÑLEMEK: belinlemek, korku ile uykusundan s ıçramak, hayvan habersizce bir şeyden korkup sıçrayarak ürkmek, III, 409
  814. BEL: kılmak bir kimseye dileğinden çok yemek vermek· III, 133
  815. BEN: ben· I, 31, 339 bkz> men
  816. BENEK: bakır para,I, 386
  817. BENEK: tane, habbe·I, 386
  818. BERGE: kamçı,III, 323 bkz> berke
  819. BERK: muhafaza edilmiş, tahkim edilmiş, sağlam·I, 349;III, 445 bkz> bek
  820. BERKE: döğme, sürmek için kullanılan deynek, kamçı· I, 427 bkz> berge
  821. BERKITMEK: berkitmek, sağlamlaştırmak· II, 340
  822. BERKLEMEK: saklamak, hapsetmek· III, 445, 446 bkz> beklemek
  823. BERKELENMEK: kanla dolmak; kamçı sahibi olmak, III, 201, 202
  824. BERKLETMEK: korutmak, muhafaza ettirmek, korumakla emretmek·III, 424
  825. BERTINMEK: berelenmek; el yorgunluğu peyda etmek,II, 237
  826. BERTIŞMEK: sertleşmek, birbirini kesmek ve yaralamak,II, 203
  827. BERTLENMEK: hırkalanmak, hırka giymek·III, 200 bkz> bertülenmek
  828. BERTMEK: berelemek·III, 425
  829. BERTÜ: hırka, pardesü·I, 416 bkz> partu bertülenmek h ırkalanmak, hırka giymek· III, 200 bkz> bertlenmek
  830. BERÜ: beri, tarafına. I, 35, 219; II, 55, 259; III, 65, 212, 245
  831. BESBEL: bir tel iplik, bir söğüm iplik I, 481
  832. BEŞ: sayıda beş· I, 121. 132; III. 125, 449
  833. BEŞINÇ: sayıda beşinci· I, 132;III, 449
  834. BEYREM: bayram, sevinç ve eğlence günü.I, 484;III, 176 bkz> badram, bedrem
  835. BEZEK: nakış, I, 385, 412; II, 99
  836. BEZELMEK: bezenmek, nakışlanmak. II, 131 bkz> bezenmek
  837. BEZEMEK: bezemek, nakışlamak.III, 263
  838. BEZENMEK: süslenmek, bezenmek·II, 142, 155 bkz> bezelmek
  839. BEZEŞMEK: nakşetmekte yardım ve yarış etmek, II, 99
  840. BEZETGEN: daima bezeten· II, 319
  841. BEZETMEK: bezetmek, süsletmek, II, 305, 318
  842. BEZGEK: titreme, tltreticl sitma·II, 289, 305 bkz> bezig
  843. BEZIG: titreme., 385 bkz> bezgek
  844. BEZINÇ: ipek ve yün yumağı·III, 373
  845. B(E)Z(I)NÇ: dalları ve yaprakları kızıl olup, bağlarda biten ve ilâç olarak yenen bir bitki·III, 373
  846. BEZITMEK: Titretmek II, 305
  847. BEZMEK: titremek·I, 385;II, 8
  848. BÉG: koca·III, 133 bkz> beg bél bel, III, 133
  849. BÉLEMEK: belemek, beşige bağlamak; bu!aştırmak, III, 270
  850. BÉRGIL: borç, verecek· I, 427
  851. BÉRIGLI: vermek isteyen, II, 58
  852. BÉRIGSEMEK: vermek istemek; vere yazmak· III, 334
  853. BÉRILMEK: verilmek· II, 131
  854. BÉRIM: verim, borç, verecek, I, 409; II, 185, 214; III, 288
  855. BÉRIMÇI: borçlu, I, 75, 409
  856. BÉRIMLIG: verimli; borçlu· I, 240
  857. BÉRIŞMEK: verişmek II, 94, 95
  858. BÉRMEK: vermek, gelmek bkz> barmak·I, 35, 63, 79, 97, 102. 120, 128, 130, 131, 210, 219. 243 274, 320, 321, 354, 357, 459, 498; II, 61, 83. 249, 343; III, 14, 46, 129, 133, 145, 166, 180, 212, 217, 220, 222, 226, 333, 355, 359, 362, 364, 371, 372, 448, 449
  859. BÉRT: efendisinin köleden her yıl aldığı vergi· I, 341
  860. BÉŞIK: (beşik) beşik,I, 236, 248, 261, 275,408; III, 58, 78, 185
  861. BÉŞIKLIĞ: uragut beşikli, emzikli kadın· I, 509
  862. BÉZ: bez; etle deri arasında bulunan bez· III, 123
  863. BIÇASI: biçecek, kesecek· I, 14; II, 70 § y ıgaç bıçası neñ
  864. BIÇGAS: üluslar vb· arasında yapılan and ve bağlantı· I, 459 bkz> baçıg, bıçıg
  865. BIÇGIL: eldeki, ayaktaki çatlaklar, b ıçılgın; yerdeki yarıklar ve çatlaklıklar· I, 480 bkz> bıçılgan § bıçgıl yér
  866. BIÇGU: bıçkı, bıçak, I, 13;II, 69
  867. BIÇGUÇ: makas, sındı·I, 452
  868. BIÇIG: and, sözleşme·I, 371 bkz
  869. BIÇILGAN: elde, ayakta ve yeryüzünde olan yar ıklıklar I, 519 bkz> bıçgıl
  870. BIÇILMAK: kesilmek, blçilmek· I, 15; II, 122, 356
  871. BIÇIM: kesim, dilim, I, 15, 395
  872. BIÇINMAK: kendi için doğramak; kendini dograr gibi göstermek; kendi ba şına doğramak·II, 141
  873. BIÇIŞ: büyüklerin konukluğuna, düğününe, davetine gidenlere verilen ipekll kuma ş·I, 366
  874. BIÇIŞMAK: biçmekte ve kesmekte yardım ve yarış etmek, II. 91, 92
  875. BIÇMA: biçme, kesme, I, 431 § bıçma yorınçga; biçilmiş yonca· I, 431
  876. BIÇMAK: kesmek, kestirmek I, 13, 15, 282, 338, 427, 434;II, 4, 268
  877. BIÇTURMAK: biçtirmek, kestirmek· II, 171
  878. BIÇUK: keslk, parçalanmış her çeyin yarısı, buçuk· I, 377
  879. BIDIK: bıyık, I, 377
  880. BIGRIG: çuval, dağarcık, tulum gibi ;eylerin tıka basa dolu olmasından sonra bu gibi şeylerde olan girinti ve çıkıntı· I, 461 bkz> bıgrıl,
  881. BUGRIL: bıgrıl tulum ve benzeri kapların dolunca hasıl ettiği büküntü, girinti ve çıkıntı · I, 481 bkz> bugrıl,
  882. BIGRIG: bıkın böğür, boş böğür,I, 399
  883. BILDIR: bıldır, geçen yıl,I, 456
  884. BIRIG: kokmuş·I, 372 bkz> barıg
  885. BIRKIG: atin veya eşeğìn genizden ses çıkarması·I, 461 § at bırkıgı; atın ve eşeğin genizden ses çıkarması·I, 33
  886. BIRKIRMAK: homurdanmak, genizden ses çıkarmak·II, 171
  887. BIRUK: teşrifatçı, hakanın yanına, aşamasına göre büyükleri alan ve yer gösteren adarn ın adı· (aslı buyruktur), I, 378
  888. BI: kısrak, III, 88, 206. 310
  889. BI: böy denen böcek· III, 206 bkz> bög, böy
  890. BIBLI: darü fülfül 430 bkz> batmul, butmul
  891. BIÇEK: bıçak· I, 384, 473; II, 176, 196, 231, 260, 262, 271, 293, 310, 317, 325; III, 18. 82, 91, 126, 169. 254, 270, 273, 299, 350, 420, 442
  892. BIÇEKLEMEK: bıçaklamak, bıçakla vurmak. III, 340
  893. BIÇEKLENMEK: bıçak sahibi olmak· II, 265
  894. BIÇIN: maymun· I, 346, 409
  895. BIÇIN: yılı Türkler'in on ikili yıllarından biri.I, 346, 409
  896. BILDÜZMEK: bildirmek, öğretmek·II, 202
  897. BILE: ile, beraber.I, 44, 82, 100, 170, 237, 242, 248, 354, 389, 417, 430, 434, 469, 528;II, 5, 22, 28, 79, 97,128,176, 212, 214, 215, 219, 226, 343; III,11, 15, 22, 66, 71, 101, 166, 392, 393, 443
  898. BILEGÜ: bileği·I, 447
  899. BILEK: bilek,I, 325, 385, 518;II, 148, 214
  900. BILEKLIG: bilekli, güçlü kuvvetli· I, 509, 511
  901. BILEMEK: bilemek, II. 260, 325;III, 270, 272
  902. BILEMSINMEK: biler görünmek·II, 260, 262
  903. BILETMEK: biletmek·II, 310, 325
  904. BILEZÜK: vez)k,I, 518;II, 82
  905. BILEZÜKLENMEK: bllezik takınmak· III, 205
  906. BILGE: bilge, hakim; akıllı, bilgin, alim· I,II, 51. 88, 207, 385, 388, 419. 428; III, 45, 46, 59, 137,155,158, 212, 303, 370, 380, 440 § bilge beg; bilgin, ak ıllı ve hakim bey· I, 428 § bügü
  907. BILGE: akıllı kişi, I, 428 § külüg bilge; ünlü ki şi· 1. 428
  908. BILGEDMEK: akıllanmak·II, 340, 341 bkz> bilgetmek
  909. BILGELENMEK: akıllanmak, akıllılaşmak·III, 202
  910. BILGETMEK: akıllanmak·II, 340 bkz> bilgedmek
  911. BILGIMSINMEK: kendini akıllı gösternnek·III,202
  912. BILIG: akıl, us; hikmet; bilgi·I, 61, 89, 92, 119, 140, 232, 252, 261, 385, 386, 467. 511;II, 22,148. 243; III, 81, 228, 358, 385, 393
  913. BILIGIN: bilgi ile,II, 91
  914. BILIGLIG: bilgili·I, 510
  915. BILIGSEMEK: akıllanmak; akıllı olmak istemek·III, 334
  916. BILIGSLZLIK: bilgisizlik·I, 440
  917. BILIMSINMEK: bilir görünmek·I, 262
  918. BILINÇEK: bir zaman sonra hırsızın veya başkasının elinde bulunan her çalınmış malın adı·I, 510 § bilinçek neñ
  919. BILINMEK: kendi işini bilmek; itíraf etmek;bilinmek, anla şılmak· II, 23, 143, 228
  920. BILIŞ: biliş, tanış; bilen, bilici·I, 12, 367
  921. BILIŞMEK: bilişmek, tanışmak, II, 107;III, 71, 188
  922. BILMEDÜK: bilinmemiş, tanınmamış, bilinmeyen, tanınmayan·III, 160
  923. BILMEK: bilmek I,.11, 12, 22, 38, 44, 63, 127, 212, 300, 332, 394, 425, 456, 510;II, 22;III, 20, 222, 233, 259, 359, 372
  924. BILMIŞ: bilinmiş, tanınmış, bilinen tanınan·III, 160
  925. BILSIKMEK: bilinmek I, 21
  926. BILTÜRMEK: ögretmek, bildirmek·II, 176
  927. BIR: bir· I, 15, 48, 50, 75, 107, 185, 186, 187, 189, 196, 219, 231, 232, 237, 239, 241, 258, 274, 283, 288, 296, 318, 321, 322, 329, 341, 349, 358, 369, 373. 382, 385, 387, 389. 391, 395, 396, 397, 398, 427, 429. 444, 523;II, 26, 42, 89, 92, 93, 94, 103, 107,
  928. BIRIN: birin birer birer·III, 360
  929. BIRINÇ: sayıda birinciIII, 373
  930. BIRLE: ile, beraber·I, 49, 61, 157, 167, 177,180. 181, 182, 184, 185, 186, 190, 221, 231, 233, 234, 235, 236, 237, 240, 242, 333, 367, 371, 414, 424, 430, 474, 518, 519, 520;II, 3, 26, 77, 87, 88, 89, 91, 92, 93, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 102, 106, 107, 108,III,
  931. BIRTEM: uzun müddet·I, 484
  932. BISTE: tecimeni evinde konuklatıp onun mallarını satıveren ve koyunlarını toplayan ve tecimen giderken yirmi koyunda bir alan şahıs·III, 71
  933. BISTIK: eğrilmek üzere hazırlanmış, atılmış pamuk sümeği I, 476 bkz> pistik
  934. BISTIK: fitil-I, 476 bkz> pistik
  935. BIT: bit·I, 320,III, 291 § tarıg biti tahıl biti· I, 320
  936. BITI: gökten inen kitaplardan her biri.III, 217
  937. BITIG: yazma, yazı, bkz> bitik
  938. BITIGÜ: Türk diviti ve başka divitler. III, 174
  939. BITIK: kitap; mektup, yazma, yazı, yazış;yazılı şey, kâğıt, |, 71, 156, 186, 197, 202, 212, 226, 232, 302, 384, 459;II, 7, 21, 39, 75, 88, 95, 113, 119. 127, 131, 133, 139, 140, 145. 149, 160, 298, 318, 320, 321, 325, 333; III, 59. 64, 94, 105, 254, 305, 353, 43
  940. BITIK(G): muska, afsun, üfrük· I, 384; III, 164
  941. BITIKLIG: yazı yazılacak nesne sahibi· I, 508, 511
  942. BITIKLIK: yazı yazılmak için hazırlänan şey· I, 508
  943. BITILGEN: daima yazılan· I, 521
  944. BITILMEK: yazılmak. II, 119, 139, 160; III, 119
  945. BITÍMEK: yazmak· II, 325
  946. BITINMEK: yazılmak, yazınmak, kendisi için başkasının yardımı olmaksızın yazmak, II, 139, 140, 141, 160
  947. BITIŞMEK: yazmakta yardım ve yarış etmek·II, 88, 113
  948. BITIŞMEK: ikrar etmek,II, 88
  949. BITITDECI: yazdırıcı.II, 318
  950. BITITEÇI: yazdırıcı· II, 318
  951. BITITGÜ: yazdıracak· II, 321 § bitíg bititgü oruñ; yazı' yazdıracak yer· II, 321
  952. BITITKÜÇI: yazdırıcı.II, 318
  953. BITITMEK: yazdırmak· II, 298, 299, 312, 325
  954. BITITMIŞ: yazılmış·II, 320 § bititmiş bitik;yazılmış yazı, eser·II, 320
  955. BITLEMEK: bit aramak·III, 291
  956. BITRIK: fıstık· 1. 476 bkz> buturgak
  957. BITRIK: kadınların avret yerinde bulunan dilcik, d ılak·I, 476
  958. BIZ: biz,I, 24, 25, 46, 94, 325, 341, 452, 509; II, 61, 66. 68, 274;III, 370 bkz> miz
  959. BIZI: ekmeğin üzerinde yanmaktan dolayı peyda olan siyahlık·III, 223
  960. BOD: boy·I, 412 bkz> bod
  961. BODUG: renk; boya·I, 175 bkz> bodug
  962. BOD: boy, kamet· III, 121, 216 bkz> bod
  963. BOD: toy kuşu·III, 121
  964. BOD: misk ile râmek'ten yapılan şey· III, 121 §bod moncuk; cariyelerin misk ile râmekten yaparak takındıkları boncuk·III, 121
  965. BODLUG: boylu, III, 121, 138, 156
  966. BODUG: boya; kına· II,II, 304 bkz> bodug
  967. BODUMAK: boyamak; yapıştırmak· III, 260
  968. BOG: bohça, boğ, eşya konan heybe· II, 133, 141;III, 127
  969. BOGARMAK: ağaca kertik kertmek,II, 80 bkz>bogramak
  970. BOGAZ: boğaz,I, 364;II, 244 bkz> boguz
  971. BOGIM: boğum·I, 395 bkz> bogum, bogun
  972. BOGLAMAK: boğlamak, bohçalamak·III, 292 bkz>baglamak
  973. BOGLANMAK: bohçalanmak,II, 239 bkz> baglanmak
  974. BOGLUNMAK: boğulmak,II, 239
  975. BOGMAK: boğmak,I, 86;II, 14, 24, 173; III, 406
  976. BOGMAK: gömlek düğmesi. I, 466
  977. BOGMAK: gerdanlık, gelin gerdanlığı·I, 466
  978. BOGMAKLALMAK: düğmelenmek·III, 350 bkz>bogmaklamak, bogmaklanmak
  979. BOGMAKLAMAK: düğmelenmek·III, 350, 351bkz> bogmaklalmak, bogmaklanmak bogmaklanmak
  980. BOGNAKLANMAK: bulut parça parça olmak·II, 274
  981. BOGRA: her hayvanın aygırı, boğa, deve aygırı, pohur·I, 187, 188, 420, 443, 521, 11. 223, 287, 334; III, 254, 282, 293
  982. BOGRALANMAK: pohurlanmak, pohurlaşmak·III, 200, 201
  983. BOGRAMAK: ağaçta kertik kertmek· II, 80; III, 277 bkz> bogarmak
  984. BOGRUŞMAK: ağaç yontmakta yardım ve yarış etmek· II, 203
  985. BOGSUK: kölelerin boyunlanna geçirilen lâle·I, 465 bkz> bohsuk
  986. BOGTURMAK: boğdurmak, II, 171
  987. BOGULMAK: boğulmak,II, 131
  988. BOGUM: boğum·I, 399 bkz> bogım, bogun
  989. BOGUN: boğum·I, 399 bkz> bogım, bogum
  990. BOGUNDI: hayvanların sidikliği, mesane (yalnız hayvanların, insanların değil) .1, 449 bogunmak
  991. BOGURDA: saç kıvırcık saç· I, 488
  992. BOGUŞMAK: birbirini boğmak· II, 101
  993. BOG(U)Z: boğaz· II, 24, 130, 290, 306; III, 264 bkz> bogaz
  994. BOXSUK: kölelerin boyunlarına geçirilen lâle· I, 465 bkz> bogsuk
  995. BOXSUKLANMAK: eli boynuna bağlanmak·II, 272
  996. BOXTAY: elbise bohçası, heybesi·III,239 bkz; boxtuy
  997. BOXTUY: elbise bohçası, heybesi·III, 239 bkz> boxtay
  998. BOK: bok·III, 129
  999. BOKA: boğa· II, 79; III, 226
  1000. BOKADMAK: boğalanmak, boğa olmak, II, 308 bkz> bokatmak
  1001. BOKATMAK: boğalanmak, boğa 0111^.II, 308 bkz> bokadmak
  1002. BOKLAMAK: boklamak, pislemek·III, 292
  1003. BOLGU: olma, oluş·I, 139
  1004. BOLMAGU: olmayacak (iş vb.)· § boldiñ erinç
  1005. BOLMAGU: ; olmayacak bir şey oldun· III, 245
  1006. BOLMAK: olmak· I, 26, 36, 37, 42, 47, 49, 51, 53, 54, 55, 59, 62, 64, 66, 69, 75, 79, 82, 89, 92, 93, 95,104,115, 138, 139, 186, 192, 200, 205, , 219, 243, 250, 251, 252, 288. 307, 309, 318, 322, 325, 326, 330, 333, 342, 348, 349, 358, 369, 390, 400, 402, 410, 42
  1007. BOLMIŞ: olmuş· I, 93 § bolmuş aş; olmuş (pişmiş) yemek· I, 93
  1008. BOLUŞ: sõzle yardım· I, 367
  1009. BOLUŞ: kılmak sözle yardım etmek· I, 367
  1010. BOLUŞMAK: birinden yana çıkmak, birinin dileğine uymak· II, 108
  1011. BOR: şarap, süci·III, 119, 121
  1012. BORGUY: üflenerek öttürülen boru· III, 241
  1013. BORI: ok ucuna geçirilen temren oyu ğu halkası; hokka ve taş gibi şeylerin yarılmaması için ağızlarına geçirilen halka· III, 220
  1014. BORIK: huy, gidiş· I, 378 bkz> yorık, yoruk
  1015. BOŞ: boş hür, ergin; boşanmış; sölpük, pörsük gevşek; salıverilmiş,boşaltılmış.I, 330;III, 124,125 § boş yılkı; başıboş salınmış hayvan sürüsü, I, 330 bkz> ba şlag yılkı· I, 461 § ol işler boş; o kadın boştur; ·o kadını boşadı, bıraktı, unuttu, I, 330
  1016. BOŞANMAK: (kadın) boşamak, bağı çözülmek, II, 142
  1017. BOŞATMAK: boşaltmak; çözmek, çözülmek, bırakılmak, (kadın) boşatmak· II, 306, 307
  1018. BOŞGUNMAK: boş kalmak, boş olmak, işten yorulmak· II, 238 bkz> boşunmak
  1019. BOŞ: kılmak bırakmak, azat etmek, I, 330
  1020. BOŞLAGLANMAK: kızmak, öğüt tutmanıak·II, 272
  1021. BOŞUG: hanın, elçiye dönmesi için izin vermesi,izin·I, 372 §
  1022. BOŞUG: aşı izin yemeği, I, 372
  1023. BOŞUGU: salıverme zamanı,I, 446
  1024. BOŞUMAK: boşalmak; boşanmak, çôzulmek, gevşemek; izln verip bırakmak; boşamak·III, 266
  1025. BOŞUNMAK: boşalmak·II,238 bkz> boşgunmak
  1026. BOŞUTGAN: çok yumuşaklık (ishal) veren, çok yumuşatan·I, 514
  1027. BOŞUTMAK: bırakmak, boş bırakmak, serbest bırakmak; yumuşaklık, (ishal) vermek,I,210
  1028. BOTU: potuk, deve yavrusu·I, 120;II, 341 bkz> botuk
  1029. BOTUK: potuk, deve yavrusu&iiddot; III, 218 bkz> botu
  1030. BOY: boy, ulus, kavim, kabile, aşiret; hısım·I, 44, 51, 237, 238, 338;II, 209, 274, 316;III, 141
  1031. BOY: yenilen bir ot, poy otu· III, 141
  1032. BOYIN: boyun, tutamak,III, 169 bkz>boyun
  1033. BOYMAŞMAK: dolaşmak, açılmamak (ip gibi şeyler ve işler), karışmak· III, 194
  1034. BOYMUL: boynunda beyazlık olan hayvan, moymul·III, 176
  1035. BOYNAK: dağ boynu, belen· III, 175
  1036. BOYNAK: yılana ağı veren keler,III, 175
  1037. BOYNAMAK: kurulmak, gururlanmak, böbürlen-mek, mağrur olmak, dik başlı o1mak·I, 226; III. 377
  1038. BOYNATMAK: dik başlılık ettirmek·II, 357
  1039. BOYUN: boyun·I,127, 213, 370, 518;II, 3,74, 76, 164,180, 218,219, 233, 235, 236;III,194, 230, 248, 288, 325. 427, 431 bkz> boyın
  1040. BOYUNDURUK: boyunduruk· III, 179
  1041. BOYUNLAMAK: boyuna vurmak·III, 145
  1042. BOZ: boz reflk·II, 12; III, 122, 224
  1043. BOZLAMAK: ses vermek, bağırmak; bozlamak· I, 120; III, 291
  1044. BOZLATMAK: böğürtmek,II, 341
  1045. BOZMAK: bozmak, yıkmak· II, 8
  1046. BOZUK: bozuk, kırık yıkık, I, 378
  1047. BOZULMAK: bozulmak, yıkılmak· II, 131
  1048. BOZUŞMAK: bozmakta yardım ve yarış etmek, II, 99
  1049. BÖG: bir çeşit örümcek, böğ· III, 131, 141 bkz> bi, böy
  1050. BÖGRÜL: bögrü ak olan hayvan· I, 481 § bögrül at; bö ğürleri ak olan at·I, 481
  1051. BÖGÜR: böğrek, böbrek·I, 316
  1052. BÖGÜRLEMEK: böğüre vurmak; harp safını karşılaşmadan sağ veya soldan vurup yenmek· III, 332, 345
  1053. BÖK: aşığın sırtının, tümseğinin yukarı gelmesi, III, 130 bkz> çik bök
  1054. BÖKE: turmak bükülmek, eğilmek III, 231
  1055. BÖKMEK: eğilerek yere kapanmak, yemekten b ıkıp, doyup usanmak, bıkmak, gözü doymak, kanmak. II, 18, 19 bkz> bükmek
  1056. BÖKÜTMEK: doyurmak, bıktırmak II, 309
  1057. BÖLÜK: bölük-I, 385
  1058. BÖLÜKMEK: hayvanlar bölüklere aynlmak·II, 118
  1059. BÖÑ: iri yarı, yoğun, obur·III, 354
  1060. BÖÑ: ağır bir şeyin düşmesiyle çıkan ses·III, 354
  1061. BÖRI: kurt·I, 36
  1062. BÖRK: başlık, külâh, börk, I, 349;II, 93, 281, 303; III, 175, 200, 336, 351, 361 § kuturma
  1063. BÖRK: önde, arkada iki kanadı bulunan külâh· I, 490 § sukarlaç börk uzun külâh· I, 493 § kad ıglıg börk kenarlı, kıyılı külãh· I, 496
  1064. BÖRKÇI: takkeci, serpuşçu, külâh yapan ve satan· I, 26; II, 41, 52
  1065. BÖRLEYÜ: kurt gibi I, 189
  1066. BÖRÜÑ: suların yerde yaptığı yarıklar· III, 370
  1067. BÖY: bir çeşit örümcek· III, 141, 206 bkz> bi, bög
  1068. BÖZ: bez· I, 21, 49, 117, 152, 382, 477;II, 129, 308, 337, 345, 365; III, 51, 69, 101, 122, 198, 208, 291, 296, 352
  1069. BU: bu·I, 34, 36, 46, 49, 64, 72, 74, 77, 94,126, 128, 132, 136, 141, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 186, 190, 193, 197, 204, 230, 235, 238, 244, 246, 253, 255, 259, 266, 270, 288, 291,292, 294, 297, 313, 315, 318, 323, 326, 329, 340, 362, 373, 374, 376, 391,
  1070. BU: buğ, buhar, bugu·III, 206
  1071. BUÇ: buç kuşun ötmesi için "güzel güzel" yerinde söylenen bir söz,II, 290
  1072. BUÇGAK: bucak; açı, zaviye ve benzeri·I, 465
  1073. BUÇGAK: kesilmiş hayvan derisinden çarık yapılan uçlar·I, 465
  1074. BUÇGAK: kutur·I, 465
  1075. BUÇGAKLANMAK: köşelenmek·II, 273
  1076. BUÇI: bir çeşit kubuz; iyi ses veren, çok inleyen ut·III, 173, 219
  1077. BUÇ: kubuz inleyen utlardan bir ut·III, 173
  1078. BUDGAY: buğday· III, 240 bkz> bugday
  1079. BUDUN: halk, ulus kavim, I, 155, 238, 239. 241, 352, 438, 439;II, 216, 223, 250;III, 398, 420 bkz> budun, buyun § budun başkanı
  1080. BUDUNLUG: bukunlug ulusu, oymağı olan·I, 499
  1081. BUDURSIN: bıldırcın·I, 513
  1082. BUDMAK: buymak, donmak ve ölmek·III, 439
  1083. BUDUN: halk, kavim, ulus·I, 45, 231. 398, 466, 512;II, 110, 127, 211, 216;III, 4, 47, 69. 75,80, 90, 147, 185 bkz> budun, buyun
  1084. BUDUŞMAK: bir şey açılmak, ayrılmak (eğri bacaklar gibi), ap;ak olmak· II, 93
  1085. BUDUTMAK: soğukta dondurarak öldürmek· II, 302 bkz> yudutmak
  1086. BUGA: Hindistan'dan getirilen bir ilâç, III, 224
  1087. BUGDAY: buğday· II, 235, 319, 363;III, 4, 73, 240, 254, 325 bkz> budgay
  1088. BUGRIL: tulum ve tuluma benzer dolu kapların hasıl ettiği büküntü, girinti ve çıkıntı. I, 481 bkz> bıgrıg, bıgrıl
  1089. BUXSAMAK: kabul etmemek; zorla yapmak·III, 284
  1090. BUXSATMAK: dik başlılık ettirmek,II, 335
  1091. BUXSI: pişmiş buğday ile badem içl üzerine bal ve süt ile yap ılmı; bulamaç dökülerek meydana getirilen bir yemek·I, 423
  1092. BUXSUM: boza, darıdan yapılan bir içki·I, 485
  1093. BUJIN: çöpleme denilen ağılı bir ot·I, 398
  1094. BUK: içi boş şeylerin yere düşerken çıkardıkları ses·III, 129
  1095. BUKAÇ: su kabı, topraktan yapılan çömlek ve benzeri şeyler, I, 357, 411
  1096. BUKAGU: hırsızların ellerlne vurulan kelepçe· I, 446
  1097. BUKAK: kuş kursagı.II, 285
  1098. BUKMAK: bükmek, kıvırmak,II,16
  1099. BUKRAMAK: hayvan sıçramak, çamışlık etmek· III, 279 bkz> bukrımak
  1100. BUKRIMAK: hayvan sıçramak, çamışlık etmek· III, 279 bkz> bukramak
  1101. BUKUK: çiçek topluluğu; çiçek tomurcuğu.II, 285
  1102. BUKUK: boğazın iki yanında deri ile et arasında peyda olan et bezleri·II, 285
  1103. BUKUKLANMAK: tomurcuklanmak, kabarmak· I, 437;II, 285
  1104. BUKUKLUG: er boğazı urlu adam,I, 497
  1105. BUKULMAK: bükülmek, burkulmak, toplannnak· II, 131, 132
  1106. BUKUNMAK: bükmek, kıvırmak· II, 142, 143
  1107. BUKURMAK: indirmek· II, 82, 83
  1108. BUKURSI: sapan demiri.III, 242
  1109. BULADMAK: tencere buğusunda pişirtmek·II, 310 bkz> bulatmak
  1110. BULAK: at boyu kısa, sırtı geniş at·I, 379
  1111. BULAMAK: pişirmek·III, 270
  1112. BULAN: Kıpçak illerinde avlanan büyük bir yaban hayvan ı·I, 413
  1113. BULATMAK: tencere buğusunda pişirtmek·II, 310 bkz> buladmak
  1114. BULDUKMAK: bulunmak· II, 227
  1115. BULDUNI: içerisine yaş ya da kuru üzüm konan hoşmerim· I, 492
  1116. BULDUR: buldur güldür güldür, I, 456
  1117. BULDUR: buldur étmek güldür güldür etmek· l, 456
  1118. BULDUZMAK: buldurmak· II, 202
  1119. BULGAK: düşman gelmesi yüzünden halk arasına düşen karışıklık· I, 467 bkz> bulga;
  1120. BULGAK: bulanık· III, 320 bkz> bulgayuk
  1121. BULGAMA: yağsız ve tatsız bulamaç· I, 491
  1122. BULGAMAK: bulandırmak, karıştırmak, bulanıp kusayaznnak; öfkelendirmek· III, 289, 320
  1123. BULGAMAK: can sıkmak (yalnız kullanılmaz).III, 291 § bulgamak telgemek can s ıkmak·III, 291
  1124. BULGANMAK: bulanmak; kızmak, öfkelenmek; karışmak,II, 238, 242;III, 21
  1125. BULGAŞ: düşman gelmesi üzerine halk arasına düşen karışıklık.I, 460 bkz> bulgak
  1126. BULGAYUK: bulanık·III, 179 bkz> bulgak
  1127. BULGUNA: ılgın ağacına benzer gevrek, kırmızı bir agaçtır, develer yer, I, 492 bkz> malguna
  1128. BULIT: bulut· I, 138,139,173,186, 212, 251. 257, 258, 354, 376;II, 222, 223; III, 50, 147, 282, 298, 319, 398 bkz> bulut
  1129. BULITLANMAK: bulutlanmak·II, 264
  1130. BULMADUK: bulunmamı;·I, 419
  1131. BULMAK: bulmak· I, 123, 215, 304, 360, 384, 398, 407, 445, 463, 508;II, 21, 22. 29, 316; III, 12, 90, 440
  1132. BULMIŞ: bulunmuş· III, 361
  1133. BULNAMAK: esir etmek, tutsak etmek·I, 60, III, 29, 301
  1134. BULNATMAK: esir ettirnnek·II, 350
  1135. BULUN: esir, tutsak,I, 215, 307, 399; II, 150, 307; III, 63, 85, 97
  1136. BULUÑ: köşe, bucak, zavlye· II, 371
  1137. BULUNMAK: bulunmak·II, 143
  1138. BULUŞ: kişinin yaptığı bir işten elde ettiği kazancı, kâr·I, 367
  1139. BULUŞMAK: buluşmak,II, 107, 110
  1140. BULUT: bulut·III, 39, 190, 217 bkz> bul ıt
  1141. BURBAG: işi uzatma, işi yarına bırakma, sürüncemede bırakma·I, 461 bkz> yurbag
  1142. BURBALMAK: karışmak, II, 228, 229
  1143. BURBAMAK: işi sallamak, savsaklamak, üzerine du şmemek· III, 275 bkz> buybamak, yubalmak, yubamak, yubanmak
  1144. BURBaşMAK: karışmak· II, 203, 227
  1145. BURBATMAK: karıştırmak ve geciktirmek· II, 327 bkz> yap yup k ılmak, yubatmak, yubılamak, yuplamak
  1146. BURÇAK: burçak· I, 466
  1147. BURÇAK: ter taneleri· I, 466
  1148. BURÇAKLANMAK: burçaklanmak; (akar hakkında) tane tane akmak, burçak burçak olmak, l, 466; II, 273, 279
  1149. BURDUZ: bahçe, bostan· I, 457 (öz Türkçe de ğil)
  1150. BURXAN: put, buda· I, 343, 436, III, 84 bkz> beder burhan, bedez burhan, furhan
  1151. BURIŞ: deride ve elblsedeki buruşukluk, I, 367 bkz> burkug
  1152. BURKI: ekşi yüz, kırışık I, 18, 427
  1153. BURKITMAK: (yüz) buruşturmak, ekşitnnek·II, 339
  1154. BURKUG: deri ve deri gibi şeylerin büzülmesi· I, 461 bkz> bur ış
  1155. BURKURMAK: buruşmak, büzülmek. II, 171, 188
  1156. BURMAK: kokmak (iyi), buğusu yükselmek, buğulanmak· II, 6; III, 180
  1157. BURSLAN: aslında "bebür" denen hayvan; erkek ad ı·III, 418
  1158. BURT: kâbus, karabasan·I, 341; II, 10 § köti burt; kâbus,I, 341
  1159. BURTA: altın kırıntıları.I, 416
  1160. BURTALAMAK: altın varaklar veya kınntılar yapıştırmak· III, 351, 352
  1161. BURTALANMAK: altın kırıklan lle süslenmek·III, 200
  1162. BURUN: burun, öne doğru çıkınti yapan yer; önce·I, 375, 398, 412, 515. 518, 524,II, 85, 313;III, 107, 273 § kıval burun
  1163. BURUNDUK: /ular, buruna geçirilen yular, burunduruk,I, 501; II, 16 buru ıîg ok atımı yer· llt, 370
  1164. BURUNLAMAK: buruna vurmak,III, 341, 342 buruşmak (yüz) buru;mak·II, 94 burutmak buğulandırmak, kokutarak yellenmek·II, 302
  1165. BUŞAK: içi sıkıntılı, mükedder I, 154, 378 bkz> buşgan, puşak
  1166. BUŞGAN: içi sıkıntılı, mükedder·I, 154 bkz> buşak, puşak
  1167. BUŞGUT: çırak·I, 451
  1168. BUŞGUTLANMAK: çırak, çömez sahibi olmak· II, 270 bkz> tu şgutlanmak
  1169. BUŞMAK: sıkılmak, can sıkılmak, usanmak· I, 373; II, 12, 145; III, 262 bkz> pu şmak
  1170. BUŞUG: can sıkıntısı.I, 373 bkz> puşug
  1171. BUŞULGAN: (ş) eli işe yatkın·III, 53
  1172. BUŞURMAK: can sıkmak·II, 78
  1173. BUT: but,I, 254;III, 120
  1174. BUT: değerli ve büyük peruze· III, 120
  1175. BUT: büyük bir adamın armağanını getirene verilen bahşiş,III, 120
  1176. BUTAK: budak, dal· I, 44, 159, 168, 277, 377; II, 264 bkz> but ık
  1177. BUTAKLAMAK: budamak· III, 336, 337 bkz> butıklamak, butımak
  1178. BUTAKLANMAK: budaklanmak, tomurcuklanmak, kollar ı ayrılmak. II, 264, 269
  1179. BUTANMAK: budanmak· II, 141
  1180. BUTAR: hasır dokumasında kullanılan ip,I, 360
  1181. BUTIK: budak, dal, ağaç·I, 377;III, 19, 55, 58, 78, 83, 95 bkz> butak
  1182. BUTIK: küçük testi, kırba, boduç· I, 377
  1183. BUTIK: atın ayak derisi çıkarılarak yapılan tulum, I, 377
  1184. BUTIKLAMAK: budamak· III, 336, 337 bkz> butaklamak, but ımak
  1185. BUTIMAK: budamak· III, 337
  1186. BUTLAMAK: buduna varmak; budunu ısırmak, III, 291
  1187. BUTLU: devenin burnuna geçirilen burunsal ık;(deve) burnundaki yumuşak yer,I, 430;II, 16
  1188. BUTMUL: karabibere benzer bir bitki, darü fülfül I, 481 bkz> batmul, bibli
  1189. BUTURGAK: pıtrak, fıstık biçlminde çengelli bir diken-I, 502 bkz> bitrik
  1190. BUYBAMAK: savsaklamak, yüz üstü bırakmak· III, 310 bkz> burbamak, yubamak
  1191. BUYUN: kavim, ulus· III, 169 bkz> budun, budun
  1192. BUYURMAK: buyurmak, emretmek III, 186 buz buz,I, 186, 353, 425; II, 214, 346; III, 123, 297
  1193. BUZAGU: buzağı I, 59, 446, 528; III, 91
  1194. BUZAGULAMAK: buzağılamak, buzağı doğurmak· III, 91
  1195. BUZLUK: buzluk, içerisine buz konularak yaz için saklanan yer,I, 466
  1196. BUZTILI: sıçan gibi küçük bir hayvan·I, 446
  1197. BÜDIK: oynayış, zıplayış, raks·I, 412 bkz> büdik
  1198. BÜDIK: oyun, raks, III, 259 bkz> büdik
  1199. BÜDIMEK: oynamak, raksetmek, III, 259
  1200. BÜDÜŞMEK: oyunda ve raksta yarışmak. II, 93
  1201. BÜDÜTMEK: oynatmak. II, 302
  1202. BÜGDE: hançer·I, 31, 418;III, 272 bkz> bükte
  1203. BÜGDELEMEK: hançerlemek,III, 352 bkz> bükdelemek
  1204. BÜGLÜNMEK: toplanmak, birikmek.II, 239
  1205. BÜGMEK: durdurmak, hareketine mani olmak; kapanmak, sed çekilmek, toplanmak; bükülmek, I, 100;II, 19 bkz> bükmek
  1206. BÜGRI: (bukri) eğri büğrü· I, 219. 420
  1207. BÜGÜ: bilgin, akıllı, hakim.I, 428;III, 228, 303 bkz> bükü
  1208. BÜGÜ: bilge akıllı·III, 228
  1209. BÜGÜLMEK: büğenmek, önü büğenerek toplanmak ve çoğalmak·II, 132
  1210. BÜGÜŞMEK: su büğemekte yardım ve yarış etmek,II, 105
  1211. BÜK: bük , sık ağaçlık·I, 245, 260, 333
  1212. BÜK: köşe, bucak,I, 333
  1213. BÜK: tomurcuk.I, 233
  1214. BÜKDELEMEK: hançerlemek.III, 352 bkz> bügdelemek
  1215. BÜKE: ejderha, büyük yılan·III, 227
  1216. BÜKEN: karpuz, hint kavunu·I, 399
  1217. BÜKIN: erliksiz, puluç,I, 399
  1218. BÜKLÜNMEK: kıvrılmak·II, 239
  1219. BÜKMEK: durdurmak, toplanmak, bükmek I, 100 bkz> bügmek
  1220. BÜKMEK: yere kapanmak, yemekten doyup, usanmak, doymak, kanmak, II, 18, 19 bkz> bökmek
  1221. BILKSEK: kadının göğsü ile boynu arasında gerdanlık takılan yeri.I, 476
  1222. BÜKSÜKLENMEK: kızda meme tomurmak·II, 277
  1223. BÜKSÜLMEK: çatlamak, yanlmak·II, 229
  1224. BÜKTE: hançer-I, 31 bkz> bügde
  1225. BÜKTEL: orta boylu (insan hakkında); yassı arkalı, oturamaklı (at hakkında). I, 481
  1226. BÜKTIR: dağlardaki çukur ve sert yerler; da ğların inişli çıkışlı yerleri,I, 455, 456
  1227. BÜKÜ: bilgin, akıllı, hakim.III, 228 bkz> bügü
  1228. BÜKÜ: bilge bilgin, akıllì, hâkim.III, 228
  1229. BÜKÜLMEK: bükülmek; kesilmek·I, 437;II, 132, 285
  1230. BÜKÜM: etük kadın pabucu, I, 395 bkz> mükim, mükin
  1231. BÜKÜN: kör bağırsak· I, 399
  1232. BÜKÜŞMEK: bükmekte yardım etmek, II, 105
  1233. BÜL: zaman geçerek eskiyen herhangi bir şey,1, 335 § bül at; ayakları sekili olan, ayaklarında aklık bulunan at·I, 335 § bül tarıg; üzerinden yıllar geçerek tadı bozulan tahıl·I, 335
  1234. BÜN: çorba,I, 31 bkz> mün
  1235. BÜRGE: pire· I, 427
  1236. BÜRGE: kişi bir yerde durmayan, zevzek, taşkın kimse I, 427
  1237. BÜRGELENMEK: öfkeden pire gibi sıçramak, pirelenmek. III, 202
  1238. BÜRME: don, torba gibi şeylerin ağı· II, 94
  1239. BÜRMEK: büzmek· II, 6
  1240. BÜRÜK: sofra başı, şalvar uçkuru gibı şeylerde bulunan yuvar-lak ip ve iplikler· I, 385
  1241. BÜRÜLMEK: buruşturulmak, bükülmek. II, 131
  1242. BÜRÜNÇÜK: bürüncük, kadın baş örtüsü· I, 510; II, 151
  1243. BÜRÜNMEK: bürünmek. II, 141
  1244. BÜRÜŞMEK: yuvarlak ;ey dikmekte yardım etmek, II, 94
  1245. BÜSKEÇ: çörek· I, 452 bkz> püşkel
  1246. BÜSTELI: kara pazı denen sebze, I, 493 bkz> püstüli
  1247. BÜŞINÇEK: üzüm salkımı, I, 506
  1248. BÜTE: çok anlamına bir kelime; kısa zaman, III, 217 bkz> kibe
  1249. BÜTKÜ: kaka, büyük abdest (çocuklara söylenir)· I, 430
  1250. BÜTMEK: ses kısılmak, alçalmak; borcu veya alaca ğı gerçekleşmek; yara kapanmak; sona ermek, yok olmak; bir şeye inanmak, ikrar etmek·I, 219; II, 294; III, 137, 166. 240
  1251. BÜTMEK: bitmek (nüşvü nema), yaratılmak, doğmak· II, 294
  1252. BÜTMIŞ: kapanmış, iyileşmiş (yara)· I, 245 bkz> yetmiş
  1253. BÜTRÜŞMEK: muhâkeme olmak ve şahit getirmek.II, 203
  1254. BÜTSEMEK: iyileşmeğe yaklaşmak·III, 284
  1255. BÜTÜGE: patlıcan,I, 447
  1256. BÜTÜN: doğru, dürüst, sahih; bütün·I, 224, 398
  1257. BÜTÜNLEMEK: gerçekliğini aramak,III, 341
  1258. BÜTÜRMEK: sağaltmak, sağlam hale koymak; alacağını tanıklamak, ispat etmek·II, 72, 73 bkz> pötürmek;
  1259. CILDAY: atların gögsünde çıkan bir hastalık.III, 240 bkz> çildek
  1260. CIGI: sağlam (dikişte)·III, 229 bkz> yi, yigi
  1261. CINCÜ: inci.I, 31, 417;III, 30, 229 bkz> yincü yinçü, yünçü
  1262. CUGDU:
  1263. DEVENIN: uzamış olan 10/11.I, 31 bkz>
  1264. YOGDU,: yogru, yogruy,
  1265. YUGDU,:
  1266. CÜVÜT: boya,III, 16Î
  1267. ÇA: benzetme edatı·III, 207 bkz> çe çabak Türk gölünde bulunan ufak bir bal ık· I, 381
  1268. ÇABAK: er soysuz, mayası bozuk, sütsüz adam, I, 381
  1269. ÇAÇIR: çadır· I, 406 bkz> çaşır, çatır
  1270. ÇADAN: çiyan, kuyruğu örü, akrep· I, 409; III, 367
  1271. ÇAFLI: şahin· I, 431
  1272. ÇAG: çug gürültü, çar çur· III, 128
  1273. ÇAGI: gürültü· III, 225 bkz> çogı, çugı
  1274. ÇAGIG: kamçı, sırım II, 210 bkz> çavıg
  1275. ÇAGILAMAK: bağırmak, çağırmak. III, 324 bkz>çogılamak
  1276. ÇAGILAMAK: çağlamak. III, 324 bkz> jagılamak, şagılamak
  1277. ÇAGIR: şarap, şıra· I, 363; II, 336;III, 286, 385
  1278. ÇAGIR: dar yol, küçük yol, çığır·I, 363 bkz> çıgır
  1279. ÇAGIRLAMAK: şıra yapmak; şıra içmek·III, 331
  1280. ÇAGIRLANMAK: şıra veya şarap sahibi olmak· II, 267
  1281. ÇAGIRLIG: şaraplı, şarabı olan· I, 494
  1282. ÇAGLANMAK: börtmek; yarı pişmek (et)· II, 245
  1283. ÇAGMUR: şalgam· I, 16, 457 bkz> çamgur
  1284. ÇAGRI: doğan kuşu; çakır ku;u· I, 421;II, 343; III, 332
  1285. ÇAGRUK: sertleşen, katila;an·I, 469
  1286. ÇAXA: çakmak,I, 9
  1287. ÇAXŞAK: dağ tepelerindeki taşlık yer·I, 469
  1288. ÇAXŞAK: kurutulmuş kaysı, üzüm gibi meyveler, I, 469
  1289. ÇAXŞAMAK: çağıl çuğul etmek, takılan süs eşyası ses vermek·III, 286
  1290. ÇAXŞU: filiz herç çakses anlatan bir söz·I, 333
  1291. ÇAK: bir şeyin özunü, aynını bildiren kelime,"tam, işte, aynı" sözleri gibi·I, 333
  1292. ÇAK: çuk odun, ceviz, kemik gibi çeylerin k ırılmasından çıkan ses,I, 333
  1293. ÇAK: çuk etmek odun, ceviz, kemik gibi şeyler kırılırken ses çıkarmak·I, 333
  1294. ÇAK: etmek ses çıkarmak·I, 333
  1295. ÇAKILMAK: çakılmak; ateş çakmak; eri;tirilmek·II, 133
  1296. ÇAKINMAK: çakınmak, kendisi için çakmak· II, 149
  1297. ÇAKIR: gök gözlü, çakır gözlü, çakır· I, 363
  1298. ÇAKIŞMAK: çakmakta yardım ve yarış etmek·II, 104
  1299. ÇAKLANMAK: çalkamak·I, 513
  1300. ÇAKMAK: çakmak; erişmek, II, 17, 23;III, 26
  1301. ÇAKMAK: (kuş) aşağı inmek·III, 46 bkz> çokmak, çukmak
  1302. ÇAKMAK: çakmak (yakma aracı)·I, 469;II, 17, 104, 133, 149, 181;III, 26
  1303. ÇAKRAK: kel, daz, 1. 469
  1304. ÇAKRATMAK: gözü çakırlaştırmak·II, 334
  1305. ÇAKRIŞMAK: çağrışmak·II, 209
  1306. ÇAKTURMAK: çaktırmak; iki kişiyi kızı;tırmak· II, 181
  1307. ÇAL: alaca, kır· III, 156
  1308. ÇALAÑ: geveze, bağıran, çalçene·III, 371 § çalañ ba şı; çalçene, bağıran kişi· III, 371
  1309. ÇALAÑ: yanmış gibi siyah, ot bitmeyen, çorak yer· III, 371
  1310. ÇALDIR: çaldır ses ifade eden bir söz·I, 457
  1311. ÇALDIR: çaldır etmek çaldır çaldır etmek I,457
  1312. ÇALDRAMAK: ;ağıl çuğul etmek, ses vermek, III, 447, 448
  1313. ÇALGAY: ku; kanadının uçları·III, 241
  1314. ÇALIG: yitik arama; bey|erln önemli bir işi çıktığında gelmeleri için köylere, obalara gönderdi ğl haber, I, 374
  1315. ÇALINMAK: kendini yere atmak; kulağına söz erişmek; anklannnak, zayıflamak·II, 149, 150
  1316. ÇALIŞ: çelme, güreş· I, 368
  1317. ÇALIŞMAK: bir şeyin çatlakları, ekleri, araları açılmak; güreşmek. II, 108, 114
  1318. ÇALKAN: yaranın bir yerden başka blr yere yürümesi veya 20^651.I, 441
  1319. ÇALK: çulk itmenin çıkardıgı ses,I, 349
  1320. ÇALK: çulk kılmak itmek, çarpmak·I, 349
  1321. ÇALMA: kerme, kemre, koyun ağıllarında veya deve ahırlarında toplanıp, kurutularak kışın yakmak Içln kesilen kesek, kuru tezek,I, 433
  1322. ÇALMAK: yere çalmak, vurmak, yenmek
  1323. ÇALPAK: kir, pislik· 1. 470 § çalpak i ş; karışık iş·I, 470
  1324. ÇALPAÑ: sıvık çamur·III, 385
  1325. ÇALPAŞMAK: çarpışmak, mücadele etmek; sertleşmek; bir şey kötüleşip pisleşmek·II, 207
  1326. ÇALPUŞLANMAK: yapışkan olmak, çelpeklenmek. II, 271
  1327. ÇALTURMAK: yere çeldirmek, yere çaldırmak;aratmak, aramasını emretmek; işittirmek için çağrılmak. II, 182
  1328. ÇAMGUK: koğucu, kovcu·I, 470
  1329. ÇAMGUR: şalgam,I, 457 bkz>
  1330. ÇAGMUR: çamı gürültü, bağırtı (yalnız kullanılmaz, "çogı" ile gelir).III, 234
  1331. ÇAMRAK: çoluk çocuk,I, 469 bkz> çar çarmak
  1332. ÇANAK: kekez kimse, korkak, gevşek,I, 358
  1333. ÇANAK: kap kacak, çanak, tuzluk ve tuzlu ğa benzer ağaçtan oyulmuş kap·I, 84, 381; III, 32, 109 bkz ayak
  1334. ÇANAKLAMAK: birini arık (zayıf) saymak veya bulmak; arıklığa, gevşekliğe, kekezliğe nispet etmek· III, 330 ça(n)aklık kekezlik, gevşeklik, perişanlık· I, 503
  1335. ÇANÇU: erişte hamuru açılan oklava· I, 417
  1336. ÇANDIŞMAK: birbirine sertleşmek, birbirinden kaçınmak, çekinmek·II, 207, 208
  1337. ÇAÑILAMAK: döğülerek çenilemek; kötü söyleyip ba ğırmak·III, 404
  1338. ÇANKA: bir çeşit tuzak·I, 427
  1339. ÇANTURMAK: caydırmak·II, 182 bkz> çındu·turmak
  1340. ÇAP: çap ses bildiren bir kelime, vurulan kamç ının ve dudağın şıpırdamasında çıkar· I,318
  1341. ÇAP: çap yémek şapır şupur yemek·I, 318
  1342. ÇAPGUT: çaput, ;ilte· I, 451
  1343. ÇAPILMAK: Ince, iyi yumuşak çamurla sıvamak;boynu vurulmak·II, 119
  1344. ÇAPINMAK: kamçılamak; yüzmek, II, 149
  1345. ÇAPITGAN: çok saldıran· I, 513 çapıtgan er cellât, boyun vurnn,I, 513 çap ıtmak saldırmak, vurdurmak,II, 298 çapmak yüzmek; arı çamurla sıvamak; vurmak·II, 3, 149
  1346. ÇAPSAMAK: yüzmek istemek III, 284
  1347. ÇAPTURMAK: suda yüzdürmek; çamurla sıvatmak; boyun vurdurmak,II, 180
  1348. ÇAR: çar herhangi bir akarın çıkardıgı ses,I, 324 bkz> şar şar
  1349. ÇAR: çarmak çoluk çocuk·I, 469;II, 148, bkz> çamrak
  1350. ÇARÇUR: abur cubur·I, 323
  1351. ÇARÇUR: yemek eline geçeni yemek, bir şey bırakmamak,I, 323
  1352. ÇARLAMAK: cırlamak, ağlamak, bağırmak·III, 295 bkz> çoglamak
  1353. ÇARLAŞMAK: ağlaşmak, bağrı;mak, kükremek·II, 210
  1354. ÇARLATMAK: cırlatmak, ağlatmak·II, 344
  1355. ÇARS: çars ses ifade eden bir kellme·I, 348
  1356. ÇARS: çars urmak çat çat dõvmek·I, 348
  1357. ÇART: parça,I, 341
  1358. ÇART: çurt her şeyln ufağı, döküntusü· I, 341
  1359. ÇARUK: çarık·I, 318
  1360. ÇARUKLAMAK: çarıklamak, Türk çarığı giymek;çaruk boyuna nispet etmek, III, 337, 338
  1361. ÇARUKLANMAK: çarıklanmak·II, 266
  1362. ÇARUKLUG: çarıklı.I, 497
  1363. ÇARUKLUK: çarık yapılmak üzere yapılmış deri·I, 503
  1364. ÇARUN: çınar agacı·I, 414 bkz> çünük, şünük
  1365. ÇAŞIR: çadır·I, 406 bkz> çaçır, çatır
  1366. ÇAT: kuyu·III, 146
  1367. ÇAT: çat bir şeyin düştüğü zaman çıkardığı sesi anlatır·I, 320
  1368. ÇATLLAMAK: şaklamak.III, 323
  1369. ÇATIR: çadır,I, 406 bkz> çaçır, çaşır çatır nı;adır·I, 406
  1370. ÇATMAK: kuzuyu koyuna katmak,II, 294
  1371. ÇATPA: köy muhtarının ırmak, çeşme sularının yollarını kazmaya gitmeyen kimseterden aldığı tutu,I, 416
  1372. ÇATUK: Çin'den getirilen bir balık boynuzu· III, 218
  1373. ÇAV: şöhret, ;an; ses,I, 45;II, 250
  1374. ÇAVA: delikanlılara verilen adlardan·III, 225
  1375. ÇAVAR: ateş yakmaya yarıyacak nesne, tuturak, I, 17, 411
  1376. ÇAVAR: çuvar ateş yakmaya yarıyacak nesne,tuturak·I, 411
  1377. ÇAVARLIG: yer yavşan gibi tuturak yapmaya yarar odun bulunan yer· I, 495
  1378. ÇAVIG: kamçı, kamçı ucu, I, 374; II, 231 bkz>çagıg
  1379. ÇAVJU: dalı, budağı, meyvesi kırmızı bir ağaç olup meyvesi acıdır· Kadınların parmağı kırmızılıkta buna benzetilir, I, 422
  1380. ÇAVLANMAK: sanlanmak, şöhretlenmek, ün sahibi olmakII, 245; III, 200
  1381. ÇAVLI: ateş yakılan meyve kabukları, III, 442
  1382. ÇAVUŞ: çavuş, savaşta safları düzelten ve askeri zulüm etmeğe bırakmayan kimse. I, 368 çaydam yatağa doldurulan veya yağmurluk yapılan Ince keçe· III, 176 bkz> çiydem
  1383. ÇE: benzetme edatı,III, 207 bkz> ça
  1384. ÇEÇEK: çiçek I, 119, 179, 193, 233. 388 437; II, 122, 285
  1385. ÇEÇEKLENMEK: çiçeklenmek II, 266
  1386. ÇEÇEKLIK: çiçeklik,I, 508
  1387. ÇEÇGE: çulha tarağı,I, 429
  1388. ÇEFŞEÑ: koyun kırpılan makas, kırkı·III, 385
  1389. ÇEK: çizgili, kumaş gibi bir pamuk dokuma·III, 155
  1390. ÇEK: çük malın en değersizi, kıvır zıvır,I, 334
  1391. ÇEKEK: çiçek hastalığı,I, 388
  1392. ÇEKIK: nokta·II, 149, 181, 287 bkz> çikik
  1393. ÇEKIK: küçük çocuk çükü· II, 287 bkz> çübek
  1394. ÇEKIK: serçeye benzer alacalı bir kuş ki siyah kayalıklarda bulunur· II, 287
  1395. ÇEKILMEK: kitap (10^^111^.II, 133, 134
  1396. ÇEKLNMEK: kendisi için kitaba nokta koymak·II, 149
  1397. ÇEKINMEK: bohça bağlamayı üzerine almak,kendi kendine ba ğlamak,II, 149
  1398. ÇEKIŞMEK: nokta koymakta yardım ve yarışetmek·II, 107
  1399. ÇEKLEŞMEK: kur’a çekmek· II, 210
  1400. ÇEKMEK: kitap noktalamak; attan kan almak;s ıkılan oku çekmek· II, 21
  1401. ÇEKMEK: çekerek bağlamak· II, 21 bkz> çıkmak
  1402. ÇEKREK: kapa yünden yapılan kölelerin giydigi cepsiz blr kaftan·I, 477
  1403. ÇEKTÜRMEK: noktalatmak; kan aldırmak·II, 181
  1404. ÇEKÜK: çekiç·II, 287
  1405. ÇEKÜN: ada tavşanı yavrusu, göcen·I, 402
  1406. ÇEKÜRGE: çekirge·I, 490
  1407. ÇELIÑ: çini; Çin'den gelme·III, 371 § çeliñ ayak; Çin kâsesi, III, 371
  1408. ÇELPEK: göz çapağı· I, 477
  1409. ÇELPEKLENMEK: çapaklanmak, II, 277, 279 çeuğ zil, çalpara·III, 357 çeñel er şer adam, şerli adam·II, 290 çeıîğlik sarmaşık otu,III, 383
  1410. ÇEÑLI: merigli birçocukoyunu; salıncak·III, 379
  1411. ÇEÑŞÜ: küçük hırka·III, 378
  1412. ÇEPIŞ: altı aylık keçi yavrusu, çepiç·I, 368
  1413. ÇEPIŞLENMEK: çepiç olmak, çepiç haline gelmek, II, 266
  1414. ÇER: vücudun ağırlığını bildiren bir kelime,I, 322
  1415. ÇER: savaşta karşılıklı duran saflar·I, 323
  1416. ÇER: vakit,I, 323
  1417. ÇERIG: asker, asker dizisi, ordu,I,123,128, 323, 388, 442, 519;II, 97, 103, 209;III, 332
  1418. ÇERIK: her şeyin karşısı; her şeyin vakti, sırası, I, 388
  1419. ÇERKEŞMEK: saf haline gelmek, sıralanmak, dizilmek, düzelmek.I, 179, 442; II, 209, 210, 283, 303
  1420. ÇERLENMEK: vücut ağırlaşmak, agrımak, hastalanmak·I, 322; 11. 244, 245
  1421. ÇERLETMEK: bozmak; ajrıtmak; ağırlık vermek·II, 345
  1422. ÇERLIK: karşı,I, 323
  1423. ÇERLIK: vakit·I, 323
  1424. ÇERMELMEK: bir ;eyln ucu kıvrılmak, bükülmek·II, 231
  1425. ÇERMEŞMEK: bükmekte yardım ve yarış etmek· II, 210
  1426. ÇERMETMEK: bir şey fltil gibi bükülmek; ördürülmek. II, 349
  1427. ÇERTILMEK: yok edilmek; ortadan yok olmak, ölmek, kaybolmak, uzakla şmak, elden çıkmak· I, 103; II, 148, 229;III, 41
  1428. ÇEŞ: perüze, firuze·I, 330;II, 79, 192
  1429. ÇEŞKEL: çanak çömlek·I, 482
  1430. ÇETGEN: gem dizgini·I, 443
  1431. ÇETÜK: kedi·I, 388;III, 127 bkz> muş § küvük
  1432. ÇETÜK: ; erkek kedi· I, 388
  1433. ÇEVRÜLMEK: çevrilmek, döndürülmek. II, 230
  1434. ÇEVRÜŞMEK: çevrlîmek. II, 208
  1435. ÇEVŞEÑ: gözü sulu, gôzü her zaman akan ki şi·III, 385
  1436. ÇEVÜRGEN: her zaman çevlren, I, 522
  1437. ÇEVTIRMEK: çevirmek, bir şeyi sol elin baş parmagı üzerinde çevirmek· II, 82
  1438. ÇÉTMEK: eri;mek· II, 314 bkz> yetmek, yétmek
  1439. ÇIBIK: çubuk, yaş olan dal, I, 318
  1440. ÇIBIKLAMAK: taze çubukla vurmak. III, 337
  1441. ÇIBIRTMAK: çırpıçtırmak, taze ;ubukla döğmek· III, 430
  1442. ÇIÇALAK: serçe parmak, sırça parmak,I, 487
  1443. ÇIÇAMUK: yüzük parmağı·I, 487
  1444. ÇIF: hurma ve üzüm gibi şeylerin şırasının çömlek veya benzerlerinde kaynamas ından çıkan ses·I, 332
  1445. ÇIFILAMAK: çığıl çığıl ses verı·nek, şıra kaynarken ses vermek.III, 325
  1446. ÇIG: göçebelerin sele sazı (çığ otu) lle yaptıkları çadır örtüsü·III, 128
  1447. ÇIG: bir Türk arşını, Arap arşının üçte ikisi kadardır, göçebeler bununla bez ölçerler·III,128
  1448. ÇIGAN: fakir, yoksul· I, 31 bkz> çıgay
  1449. ÇIGAY: fakir, yoksul·I, 31, 214, 248, 349;III, 238, 239 bkz> ç ıgan
  1450. ÇIGIL: tıgıl ses bildiren bir söz·I, 393
  1451. ÇIGIL: tıgıl kılmak çığıl çığıl etmek,I, 393
  1452. ÇIGILVAR: okı bir çeşlt küçük ok·I, 493, 494
  1453. ÇIGIR: daryol, küçükyol, çığır,I, 363 bkz> çagır
  1454. ÇIGIRLAMAK: çığır açmak; çığır açmağa yönelmek; karda ayağıyla yol açmak·III, 331
  1455. ÇIGIRLANMAK: çığırlar peyda olmak·II, 267
  1456. ÇIGLAMAK: Türk arşını ile ölçmek·III, 296
  1457. ÇIGLANMAK: õlçülmek·III, 198 çıglatmak uzunluk õlçtürmek· II, 345
  1458. ÇIGMAK: dürmek, çıkınlamak, bağlamak, II, 14, 15
  1459. ÇIGRI: çıkrık, değirmen, çark, dolap gibi şeylerin çıkrığı, ip çıkrığı ve her türlü makara;değre, felek· I, 421, II, 82, 230, 241, 255. 303 § kök ç ıgrısı; felek, gõk değresi- I, 421
  1460. ÇIGRITMAK: çiğnetmek; çiğneterek sertleştirmek; işte pişirmek (insan için)· II, 333
  1461. ÇIGRUMAK: gevşek şey sertleşmek, III, 280
  1462. ÇIXANSI: nakışlı bir Çin ipeklisi· I, 489 bkz>ç ıxansı, çınaxsı
  1463. ÇIXŞANSI: nakışlı bir Çin ipeklisi·I, 489 bkz> ç ıxansı, çınaxsı
  1464. ÇIJMAK: binilmek veya yüklenmek istenen yag ırlı hayvan eğinmek.II, 9 bkz> çijtürmek
  1465. ÇIK: inciten ve korkutan kişiye karşı koyamayacak adama söylenen bir korkutma deyimi·III, 130
  1466. ÇIKAN: yiğen, hala ve teyze oğlu· I, 402
  1467. ÇIKARMAK: çıkarmak· II, 83
  1468. ÇIKILMAK: çıkılmak, II, 133
  1469. ÇIKI: ; menfaat, çıkar· I, 368
  1470. ÇIKIŞMAK: çıkmakta yardım ve yarış etmek· II,104
  1471. ÇIKMAK: çıkmak· I, 81, 305, 343, 362, 420, 424; II, 17, 18, 116, 246; III, 16, 120, 144, 161 bkz> taşıkmak, tışıkmak
  1472. ÇIKMAK: çekerek bağlamak,II, 21 bkz> çekmek
  1473. ÇIKMAK: nemlenmek· III, 183, 184
  1474. ÇIKRAMAK: gıcırdamak. III, 280
  1475. ÇIKRAŞMAK: çokça gıcırdamak, çıkırdamak· II, 209
  1476. ÇIKRATMAK: gıcırdatmak (diş, kapı, kalem gibi şeyler), II, 334
  1477. ÇIKRIŞMAK: çıkarmakta yardım ve yarış etmek (bir şeyi çıkarmak, meydana çıkarmak gibi). II, 208, 209
  1478. ÇIKTURMAK: çıkartmak·II, 181
  1479. ÇIKTURMAK: ıslatmak, ıslak yere koymak· II,181
  1480. ÇILANMAK: yaşlıktan ıslanmak; at terlemek· II,150
  1481. ÇILAŞMAK: ıslatmakta yardım etmek,II, 108
  1482. ÇILATMAK: ıslattırmak, atı terletmek·II, 310 bkz> çıylatmak
  1483. ÇILDAMAK: çıldır çıldır etmek· III, 281 bkz>çılramak
  1484. ÇILRAMAK: çıldır çıldır etmek, III, 281 bkz>çıldamak
  1485. ÇILRATMAK: seslendirmek, çığıl çığıl ettirmek· II, 333
  1486. ÇIMGUKLANMAK: koğcu (dedikoducu) olmak· II, 275
  1487. ÇIN: doğru, gerçek, sahih,I, 86. 339;III, 138 § ç ın bütün kişi; kendine güvenilebilen,do ğru dürüst kişi,I, 398
  1488. ÇINAXSI: nakışlı bir Çln ipeklisi,I, 489 bkz> ç ıxansı, çıxşansı
  1489. ÇINDAN: sandal ağacı·I, 436; 11 ,122
  1490. ÇINDAN: at kula renkli at· I, 436 çınduturmak caydırmak· II, 182 bkz> çanturmak
  1491. ÇIÑARMAK: araştırmak, tahkik etmek·II, 182
  1492. ÇINIKMAK: gerçekleşmek· II, 117
  1493. ÇINLAMAK: tahkik etmek, gerçekliğini araştırmak·III, 296
  1494. ÇINLATMAK: gerçekleştirmek, tasdik ettirmek·II, 345
  1495. ÇIÑ: çınlama, çan ve leğen gibi ;eylerln verdiği ses,III, 357 bkz> çirig
  1496. ÇIÑ: étmek çınlamak·III, 357
  1497. ÇIÑIL: çıñıl bir şeyin çingil çingil ses ç ıkarması, III, 366
  1498. ÇIÑIL: çıñıl étmek çingil çlngil etmek·III, 366
  1499. ÇIÑRAK: gür ve pürüzsüz ses,III, 383
  1500. ÇIÑRAMAK: çınlamak III, 402
  1501. ÇIÑRATMAK: çınlatmak·II, 358
  1502. ÇIP: her ince ve yumuşak dal·I, 318
  1503. ÇIPIKAN: innap, vücutta çıkan kırmızılık· I, 448 bkz> çıpkan
  1504. ÇIPKAN: innap, Zizyphus vulgarls; vücutta ç ıkan kırmızılık· I, 448 bkz> çıpıkan
  1505. ÇIR: elbise yırtmakta, yırtılmakta çıkan ses·I, 323
  1506. ÇIRGUY: ok temreninin şişkince olan yeri· III, 241
  1507. ÇIRGUY: elbise kuşağının geçeceğl iki taraflı kõprücük· III, 241
  1508. ÇIVI: cinlerden blr bölük· III, 225
  1509. ÇIYLATMAK: ıslattırmak, at terletmek, II, 310 bkz> çılatmak
  1510. ÇI: toprakta yaşlık, yaş·III, 207
  1511. ÇIBEK: karguy delice doğan, moymul, at-macaya benzeı- bir ku;·I, 388; 111. 241
  1512. ÇIBEK: karkuy delice doğan, moymul, at-macaya benzeı- bir ku;·I, 388; 111. 241
  1513. ÇIBEK: kırguy delice doğan, moymul, at-macaya benzeı- bir ku;·I, 388; 111. 241
  1514. ÇIBEK: kırkuy delice doğan, moymul, at-macaya benzeı- bir ku;·I, 388; 111. 241
  1515. ÇIFŞEÑ: ekşi, ekşimiş III, 385
  1516. ÇIGILLEMEK: Çiğil*lerden saymak, Çigil'lere nisbet etmek·III, 345
  1517. ÇIGILLENMEK: Çiğil kılıgına girmek,II, 269
  1518. ÇIGILMEK: düğüm sıkıştırılmak, ip düğümlenmek·II, 134 bkz> çiklişmek, çiktürmek
  1519. ÇIGIR: çigir ekmek içerisinde taş kırıntıları olduğu zaman di;in ezemeyerek çıkardığı ses, I, 363
  1520. ÇIGIT: pamuk çekirdeği·I, 356
  1521. ÇIGNE: mala, çiftçilerin "sürgü" dedikleri aygit·I, 435 bkz> çikne
  1522. ÇIJ: demir çivi, zırh çivileri ucu·III, 123, 214
  1523. ÇIJTÜRMEK: hayyan yükten belini çökertmek·II, 180 bkz> ; ıjmak
  1524. ÇIK: bök aşığın sırtının tüseğinin yukarı gelmesi·III, 130 bkz> bök
  1525. ÇIK: çik oğlağı çağırmak ve gütmek için kullamlan bir söz· I, 334 bkz> çilik çilik
  1526. ÇIKIK: nokta· II, 107 bkz> çekik
  1527. ÇIKIN: ibrişim.I, 414
  1528. ÇIKIN: üzüm bağlarında biten hayvanların yediği başaklı bir ot·I, 414
  1529. ÇIKLIŞMEK: sıkışmak, düğüm sıkışmak· II, 210 bkz> çigilmek, çiktürmek
  1530. ÇIKNE: çiftçilerin "sürgü" dedikleri ayg ıt· III, 301 bkz> çigne
  1531. ÇIKNEMEK: sıkı dikmek, altın tellerle (yani kılaptan denen altın sarılı tellerle) ipek kumaş üzerine nakış işlemek; yere sürgü çekmek, I, 414; III, 301
  1532. ÇIKREMEK: bir şeydekl yabancı şey gıcırdamak·III, 280, 281
  1533. ÇIKTEN: eğer örtüsü· I, 435
  1534. ÇIK: turmak aşık oyununda aşık yan yatınca çukur tarafı yukarı gelmek· I, 334
  1535. ÇIKTÜRMEK: sıkıştırmak, düğüm sıkıştırmak, II, 180 bkz> çigilmek çikli şmek ·
  1536. ÇIL: çokluk bildiren sıfat edatı· III, 56, 57
  1537. ÇIL: bere, döğmek yüzünden deri üzerinde olan iz· I, 336; III, 134
  1538. ÇIL: çirkinlik, çil· III, 134
  1539. ÇILDEK: atın göğsünde çıkan bir çıban·I,477 bkz>cılday
  1540. ÇILE: õğrekteki atın yaş gübresl,III, 233
  1541. ÇILEMEK: yaşartmak, ıslatmak·III, 271
  1542. ÇILGÜ: at al at·I, 430
  1543. ÇILIK: çilik oğlağı çağırmak için kullanılan bir söz-I, 388 bkz> çik çik
  1544. ÇIM: bir şeyin çiğ veya ya; olmasında obartma istenildiği zaman kullanılan bir edat·I, 338 §çim yig et; çim çig et·I, 338 § çim öl ton; çip ıslak elbise·I, 338
  1545. ÇIM: ayrık otu·I, 338
  1546. ÇINIŞTÜRÜK: bir ağaç meyvesi (fındığa benzer,kırmızımsı beyazı olur, ilk yazda yetişir, yenir),I, 530
  1547. ÇINÜŞTÜRÜKSEMEK: canı "cinüştürük" istemek· I, 280
  1548. ÇIÑ: iyice, büsbütün.III, 357 § çiñ tolu; iyice dolu, büsbütün dolu·III, 357
  1549. ÇIÑ: leğen ve benzeri şeylerin çıkardığı ses· III, 370 bkz> çıñ
  1550. ÇIR: yag·I, 323
  1551. ÇIRT: ses ifade eden bir söz·I, 341 §çirt sudmak; di şler arasından "çirt" diye tükürük ç ıkamak· I, 341
  1552. ÇIŞ: çiş kadın çocuğu işetmek istediği zaman söyler; at hakkında da böyledlr, I, 331
  1553. ÇIŞEMEK: çişemek, çiş etmek, pislemek (çocuklarda)· III, 267
  1554. ÇIŞETMEK: çiş ettirmek, abdest bozdurmak· II, 307
  1555. ÇIT: kamıştan veya dikenden yapılmış duvar veya hüğ, çardak,I, 320
  1556. ÇIT: üzeri alaca nakışlı Çin ipeklisl, III. 120
  1557. ÇIVGIN: yağlı, doyurucu, besleyici· I, 443 bkz>kevgin § çivgin a ş; besleylci yemek· I, 443 § çivgin ot; hayvanları semirten ot·I, 443
  1558. ÇIVGÜNLENMEK: vücuda yararlı besleyici bulmak· II, 278
  1559. ÇIYDEM: yatağa doldurulan veya yağmurluk yapılan ince keçe· III, 176 bkz> çaydam
  1560. ÇOBULMAK: elmanın yarısı, blr ;akı, elma kakı,1, 503
  1561. ÇOCUK: domuz yavrusu; herşeyin küçüğu·I, 381 çodın tunç ve çözülmüş bakır, bakır· I, 409 § çoğın esiç; bakır tencere· I, 409
  1562. ÇOG: eşya konan heybe, bohça· III, 128
  1563. ÇOG: ateş alevi, ateş yalını, güneşin yalını, saçaklarL III, 128
  1564. ÇOGI: savaş· I, 41
  1565. ÇOGI: gürültü, bağırtı. III, 225, 234 bkz> çagı,çugı
  1566. ÇOGILAMAK: bağırmak, çağırmak· III, 324, 325 bkz> çagılamak
  1567. ÇOGLAMAK: fil bağırmak· III, 295 bkz> çarlamak
  1568. ÇOGLAMAK: bağlamak, bohçalamak, III, 295, 296
  1569. ÇOGLANMAK: ateş yalınlanmak, güne; yalını yere düşmek· II, 245
  1570. ÇOGLANMAK: toplanmak, akışarak toplanmak· II, 245
  1571. ÇOGLANMAK: bağlanmak, heybelenmek· III, 198
  1572. ÇOGLATMAK: bohçalatmak, sardırmak,II, 345
  1573. ÇOGMAK: sarmak, sıkı bağlamak·I, 210
  1574. ÇOGULMAK: bağlanmak, bohçalanmak·II, 133 çok kötü, alçak· III, 130
  1575. ÇOKMAK: süzülüp inmek, konmak· Il, 17; III, 46 bkz> çakmak, çukmak
  1576. ÇOKMAKLANMAK: yılan çöreklenmek II, 275, 279
  1577. ÇOKRAMAK: (pınarda su ve tencerede bir şey) kaynamak·III, 280
  1578. ÇOKRAMA: yul suyu çok olan, fışkıran kaynak;fışkırma I, 492;III, 4
  1579. ÇOKRAŞMAK: çoğalmak ve dalgaIanmak.II, 208
  1580. ÇOKRATMAK: kaynatmak.II, 333, 334
  1581. ÇOKTURMAK: saldırtmak, üzerine indirtmek II, 181
  1582. ÇOLAK: çolak· I, 381
  1583. ÇOMAK: asâ, çomak, I, 381
  1584. ÇOMAK: üygurlar'ca ve bütün Müslüman olmayan halk taraf ından Müslümanlar'a verilen ad, Müslüman .I, 381;II, 3 § çomak eri; Müslüman.I, 381
  1585. ÇOR: avret yeri bitişik olan kadın, sarılgan bitki·III, 121, 122
  1586. ÇOVLI: tutmaç süzgeci, III, 442
  1587. ÇÖGEN: topu çekmek için kullanılan ucu eğri bir değnek, çevgen· I, 187, 223, 242, 402
  1588. ÇÖJÜLMEK: gevşek ip gerilmek; uzayıp silnmek· II, 132 bkz> çüjülmek
  1589. ÇÖK: çök deveyi ıhtırmak için kullanılır bir söz· I, 334
  1590. ÇÖKDI: kulağın altında "kafa baltası" denen yer·I, 418
  1591. ÇÖKMEK: diz çökmek, dibe çökmek· II, 21, 33
  1592. ÇÖKTÜRMEK: çöktürmek, maden ayırıp çök-türmek· II, 181, 182
  1593. ÇÖKÜRMEK: çökermek, ıhtırmak· II, 84
  1594. ÇÖKÜT: kısa· I, 356 çökütlük kısalık, cücelik. I, 506
  1595. ÇÖMÇE: kepçe, çömçe·I, 417
  1596. ÇÖMGEN: her zaman dalan, I, 401
  1597. ÇÖMMEK: dalmak, çimmek I, 401
  1598. ÇÖÑEK: çömçe, kutu· II, 290
  1599. ÇÖP: tutmaç parçası· I, 318
  1600. ÇÖP: şarabın tortusu, her şeyin çöküntüsü, çöp, çör çöp; herhangi bir şeyin çökeli I, 318; III, 119
  1601. ÇÖP: çep kişiler değersiz kimseler.I, 318
  1602. ÇÖPIK: meyve yenildikten sonra atılan şey, çör çöp· I, 390 bkz> şöpik
  1603. ÇÖREK: çörek· I, 388
  1604. ÇÖREKLEMEK: çörek yapmak· III, 340
  1605. ÇUBARTMAK: çalıp, soyup çıplak bırakmak, cıbırlatmak· III, 429, 430 bkz> çubartus ımak
  1606. ÇUBARTUSIMAK: çalıp soymak ve çıplak bırakmak, III, 430 bkz> çubartmak
  1607. ÇUFGA: çabuk gitmek isteyen bir postac ının,yoldan alıp başkasını buluncuya değin binip gittigi at· 1. 424
  1608. ÇUFGA: kılavuz, başbuğ·I, 424
  1609. ÇUGI: gürültü·III, 128 bkz> çagı, çogı
  1610. ÇUGLAN: Karluk büyüklerinnin adlarından· I, 444
  1611. ÇUGURDAN: uçurum, yar· I, 512
  1612. ÇUH: çuh atı yürütnnek ve azarlamak için ç ıkarılan ses· III, 117, 118
  1613. ÇUKMAK: süzülüp inmek, konmak· bkz> çakmak, çokmak
  1614. ÇUKMIN: kurabiye blçlminde yapılan bir ekmek, çömlekte su buğusunda pişirillr·I, 444
  1615. ÇUKUBARI: pota yapılan çamur, lüleci çamuru· III, 243 bkz> hukubar ı
  1616. ÇULBUŞ: elbiseye ve ele yapi{an meyve yap ı;kanlığı· I, 460
  1617. ÇULIK: çulluk, öveyik büyüklugünde alacal ı bir su kuşu·I, 381
  1618. ÇULIMAN: su birikintisi· I, 448
  1619. ÇULUMAN: ış içinden çıkılamayan iş, çepreşik iş· I, 448
  1620. ÇULK: cılk, büsbütün, dibelik. I, 349 § çulk esgürük (esrük);c ılk sarhoş, bütün bütün sarhoş· I, 349
  1621. ÇULKUY: bir tarafa çarpılmı;· III, 242 § çulkuy elig; eli çolak, III, 242 § çulkuy etük; topu ğu çarpık papuç· III, 242
  1622. ÇUMALI: karınca· I, 448
  1623. ÇUMGUK: ayağı ve başı kızıl, kanadında ak tüy olan karga, ala karga· I, 33, 470 bkz> çumuk
  1624. ÇUMILI: bolmak sıcaktan göz kararmak, I, 448
  1625. ÇUMMAK: insan suya dalmak· II, 26
  1626. ÇUMRUŞMAK: dalmakta yardım ve yarış etmek·II, 208
  1627. ÇUMTURMAK: çimdirmek II, 182 çumuk ala karga· I, 33, 470 bkz> çumguk
  1628. ÇUMURMAK: suya daldırıp batırmak· II, 85
  1629. ÇUMUŞLUK: aptesane, ayakyolu· I, 503
  1630. ÇUMUŞMAK: suya dalmakta yarış etmek, I,441; II, 111
  1631. ÇUNMAK: yıkanmak,II, 314 bz
  1632. ÇUPAN: köy büyüğünün (muhtarının) yamağı,gizir.I, 402
  1633. ÇUPRA: eski elbise·I, 421
  1634. ÇURAM: diğerlerinden daha uzağa glden yegnl bir ok atılı;ı· I, 412 § çuram okı; dlğerlerinden daha uzağa gidecek ;ekilde atılan ok,l, 413
  1635. ÇUR: çur hayvan sagılırken sütün kapta çıkardığı ses, I, 485 bkz> çür çür § tevl emgi çur çur; hayvan sağılırken sütün kapta çıkardığı ses (deve için), I, 485
  1636. ÇURNI: Türk hekimlerinin yaptikları sürgünlük ilâcı· 1. 435
  1637. ÇUTUR: huyu kötü,I, 363
  1638. ÇUVAŞ: çadır·I, 195;II, 7. 190; III, 60
  1639. ÇUVI: Hotan tõresince hakandan iki derece a şağı kimselere verilen ungun· III, 225
  1640. ÇUVLAMAK: bõrtmek, iyi pişmemek· III, 296
  1641. ÇUVŞAMAK: kaynamak ve köpüklenmek; karn ı yanmak ve ekşimek· III, 286
  1642. ÇUVŞATMAK: ekşitmek, II, 336, 337
  1643. ÇUZ: yaldızlı kırmızı renkli bir Çin kumaşı·I, 325
  1644. ÇÜ(ÇU): emirde (olumlu ve olumsuz) pekitme bildiren bir edat-III, 207 bkz> şu, şü
  1645. ÇÜBEK: çocuk çükü·I, 388 bkz> çekik
  1646. ÇÜBÜR: keçi kılı-I, 363
  1647. ÇÜBÜR: çebür abur cubur, malın kötüsü ve değersizi·I, 363
  1648. ÇÜBÜRLENMEK: keçi kıllanmak, keçinin kılı bitmek·II, 266 bkz> çüpürlenmek
  1649. ÇÜJMEK: çekerek uzatmak, uzunluğunaçekmek.II, 9
  1650. ÇÜJTÜRMEK: gerdirmek, çektirmek,II, 180
  1651. ÇÜJÜLMEK: gerilmek, gevşek ip gerilmek, sakız veya macun gibi şeyler uzayıp sünmek· II, 132 bkz> çöjülmek ;
  1652. ÇÜKREKLENMEK: yün elbise sahibi olmak ve giymek. II, 277
  1653. ÇÜLÜKMEK: bozulmak, perişanlaşmak. II, 118, 119, 166
  1654. ÇÜMERÜK: kişi her zaman gözü sulanan, gözü az gören adam· I, 488
  1655. ÇÜMGEN: çimenlik, ayrıkotu, Panlcum dactylon·
  1656. ÇÜMMEK: õrdek suya iylce dalmak·II, 26
  1657. ÇÜMTÜRMEK: suya daha derin daldırmak,II,182
  1658. ÇÜMÜRMEK: suya derin daldırmak·II, 85
  1659. ÇÜMÜŞMEK: suya daha derin daldırmakta yarış etmek·II, 111
  1660. ÇILNÜK: çınar ağacı, I, 388 bkz> çarun, şünilk
  1661. ÇÜPÜRLENMEK: keçi kıllanmak II, 266 bkz> çübürlenmek
  1662. ÇÜR: menfaat· I, 323
  1663. ÇÜR: çür süt sağılırken kapta çıkardığı ses, herhangi bir akarın çıkardığı ses· I, 323 bkz> çur çur
  1664. ÇÜRKÜ: çiş (çocuklar için).I, 430
  1665. ÇÜRLEMEK: menfaat elde etmek,I, 323
  1666. ÇÜRLENMEK: faydalanmak·II, 245 çürletmek aşırtmak.II, 345
  1667. ÇÜŞEK: ot, çayır·I, 389
  1668. ÇÜVÜT: boya.III,162 bkz> çüvüt § kızıl çüvüt;kızıl boya, zindfre, sülüğen· III, 162 § alçüvüt; al boya· 111.162 § kök çüvüt; lacivert boya· III, 162 § ya şıl çüvüt; yeşil boya· III, 162 § sarıg çüvüt; sarı boya, zırnık. III, 162
  1669. ÇÜVÜT: boya · III, 162 bkz> ·çüvüt
  1670. DAG: atlara ve başkalarına vurulan dağ, dağlamak· III. 153
  1671. DAG: yok, değil III,153 bkz> dag ol, dag, tegül
  1672. DAG: ol değil· I, 393, III, 153 bkz> dag, dag,tegül
  1673. DAKI: dahi, II, 195 bkz> takı
  1674. DAÑ: dan diye ses verme.II, 357
  1675. DANGAL: saman kesmiği·III, 384
  1676. DAÑ: duñ etmek "dan dun" diye ses vermek· III, 357 bkz> tañ tuñ étmek-daş (-deş) iştirak, yakınlık gösteren bir ek· I, 407
  1677. DAVA: ılgın ağacı meyvesi.III, 237
  1678. DAVA: yün sümeği·III, 237
  1679. DEDE: baba,III, 220
  1680. DEVE: deve·II, 195; III, 225 bkz> devey, teve, tevey, teve, tevey, tévi, tivi
  1681. DEVEY: deve· I, 31 bkz> deve, teve, tevey,teve, tevey, tév!, tivi
  1682. DIDEK: gelin giderken yat kimselere görünmemek için örtülen örtü·I, 408
  1683. DIDIM: geline gerdek gecesi giydirilen taç·I, 397
  1684. DIK: dik·I, 334
  1685. DIK: turmak dik durmak·I, 334
  1686. DÜK: şu kadar, birkaçI, 334;III, 367 § dük miñ
  1687. DÜK: urmak yumruğu ile yavaşçavurmak·I, 334
  1688. DÜLEK: ağzı kırık saksı ve testi,I, 389
  1689. DÜNÜŞGE: sülüklü pancar denen sebze·I, 490
  1690. DAG: yok, değil,III,153 bkz> dag, dag ol, tegül
  1691. EBEK: (çocuk dilinde) ekmek·I, 68
  1692. EÇ: eç atları gayrete getirmek ve sıkıştırmak için çıkarılan ş65.II, 282 bkz> heç heç
  1693. EÇE: büyük kız kardeş·I, 86 bkz> eke, eze
  1694. EÇI: yaşlı kadın, hanım nine·I, 87 bkz> açı
  1695. EÇKÜ: keçi·I, 95, 128; II, 14, 117, 266 bkz> keçi
  1696. EDERMEK: aramak· III, 11 bkz> edermek
  1697. EDIN: başka, dışında. III, 11 bkz> adın, adın, adruk, ayruk
  1698. ED: ipekli kumaş ve benzeri gibi dokuma cinsinden sanat eseri olan her şey· I, 79 bkz> ad
  1699. EDER: eğer, hayvan eğeri· II, 224, 253, 283, 327; III, 300
  1700. EDERGEN: çok arıyan; hakkını arayan· I, 157
  1701. EDERLEMEK: eğerlemek·I, 300 ederlig eğerli, eğeri olan,I, 151
  1702. EDERLIK: üzerine eğer konulan ağaç·I, 151
  1703. EDERMEK: aramak, takip etmek, kovalamak· I, 447 bkz> edermek
  1704. EDGERMEK: iyi görmek, iyi bulmak, kulak asmak, dinlemek; düzeltmek, onatlamak· I, 227, 237; II, 29
  1705. EDGÜ: iyi.I, 34, 64, 79 ,114. 128 177, 221, 319, 386, 428, 432, 458, 523. 524;II, 153; III, 43. 155, 161, 214, 367, 374, 384, 435 § edgü yavlak; iyi kötü· I, 432
  1706. EDGÜLÜG(·K): iyiIik.I, 44, 129, 158, 420; II, 26, 91, 112
  1707. EDIRMEK: ayırıp seçmek, ayırmak, I, 177, 178 bkz> adırmak, ödürmek, ödürmek,udurmak, üdürmek
  1708. EDIZ: yüksek, yüksek yer, her şeyin yükseği·I, 55, 94, 122 § ediz tag; geçit vermeyen da ğ· I, 55
  1709. EDIZLENMEK: engel ve sarp saymak· I, 292, 293
  1710. EDIZLIK: yükseklik. I, 152
  1711. EDLELMEK: ıslah olunmak; araştırılmak. I, 295
  1712. EDLEMEK: ülkü yapmak, değer vermek, ehemmiyet vermek, aklına getirmek; tesir etmek, I, 86. 286;III, 155
  1713. EDLENMEK: bir şey bir dllek için kullanılmak, bìr şey dilek edinilmek. I, 257
  1714. EDLEŞMEK: saygı dolayısıyle birbirini aramak, I, .239
  1715. EDLETMEK: iyileştirmek, ıslah ettirnıek·I, 264
  1716. EDLIG: faydalanılan, faydalı.I, 103
  1717. EĞMEK: (·admak) yaradılış gösteren isimlerden fiil yapma edat ı· II, 340
  1718. EDNETMEK: değişmek, bulunduğu halden başka bir hale girmek. I, 266,
  1719. EF: ev, III, 207, 212, 266, 313, 314 bkz> ev, ev,öv, üv, üv
  1720. EGET: gerdek gecesi gelin içln gönderilen hizmetçi kad ın·I, 51
  1721. EGETLEMEK: cariye göndermek, birisi ile birlikte güveyin evine hizmetçi göndermek· I, 299 egetlenmek gelin kendisi ile birllkte gönderllen cariye sahibi olmak, I, 291
  1722. EGETLIG: cariye sahibi gelin· l· 151
  1723. EGETLIK: kara baş gerdek gecesi gelinle birlikte gönderilen hizmetçi kad ın, sağdıç kadın· I,150
  1724. EGILGEN: daima eğilen, eğilebllen·I, 159
  1725. EGILMEK: eğilmek I, 198; III, 215
  1726. EGIN: eğin, sırt·I, 77, 110
  1727. EGIN: eni bir buçuk karış, uzunluğu dört arşın gelen bir bez· I, 78
  1728. EGIR: karın ağrısını sağaltmak için kullanılan bir kök (ilâç), Acorus calamus·I, 53
  1729. EGIRGEN: çok eğiren·I, 158
  1730. EGIRMEK: sevketmek; dõndürmek, eğirmek,çevirmek; bir yeri kuşatmak, sarmak. I, 178, 179; II, 13, 137
  1731. EGIRSEMEK: egir (ilâç) kullanmak ıstemek·I, 302
  1732. EGIRSEMEK: eğirmek istemek, (çevirmek, bir yeri ku şatmak) istemek·I, 302
  1733. EGIRTMEK: eğirtmek; kalenin etrafını kuşatmayı emretmek·III, 428
  1734. EGIŞ: maden eritildiği zaman çıkan pislik,I, 122
  1735. EGIŞMEK: çevgen eğmekte yardım ve yarış etmek· I, 187
  1736. EGIT: nazar değmennesi için çocukların yüzüne sürülen bir ilâç, bu ilâç safrana blrtak ım şeyler katılarak yapılır. I, 51
  1737. EGLEŞMEK: birbirine uyup durmak; bir şeyi ayakla çlğnemekte birblrine yardım etmek.,I, 241 bkz> iklemek, ikleşmek, yiklemek
  1738. EGME: evin kemeri.I, 130
  1739. EGMEK: eğmek I, 100, 168
  1740. EGRI: eğri, I, 127, 458
  1741. EGRIK: egirtilen ip, egrilmiş ip· I, 105
  1742. EGRILMEK: kale ku;atılmak,sarılmak; ip eğrilmek,I, 248
  1743. EGRIM: düden, suyun toplanıp kaynıyarak dönerek aktığı yer·I, 107
  1744. EGRIMLENMEK: (su göllerde) eğreklenmek, kaynayarak ve akarak dönmek, düdenlenmek I, 314
  1745. EGRINMEK: kendi için eğirmek, kendini eğirir gibi göstermek·I, 253
  1746. EGRIŞMEK: bir yeri sarmakta, kuşatmakta yar-, dım etmek, ip eğirmekte yardım ve yarış etmek·I, 186, 236
  1747. EGSEMEK: eğmek istemek·I, 277
  1748. EGTÜRMEK: eğdirmek,I, 223
  1749. EGÜRGEN: taneleri olan bir bitki, Karluklar bunu yerler·I, 158
  1750. EKDI: sığır, koyun gibi hayvanların kesildiği yer, mezbaha· I, 125
  1751. EKDÜ: kılıç kını ve benzeri şeyleri oymakta kullanılan ucu eğri bıçak,I, 125
  1752. EKE: büyük kız kardeş, koca vey» karının kendinden büyük kız kardeşi, I, 68, 90; III, 7 bkz> eçe, eze
  1753. EKEÇ: akıllı küçük kız, büyüklük eseri gösteren küçük k ız, I, 52
  1754. EKEK: ortaya düşmüş. I, 78 § ekek işler; ortaya düşmüş kadın· I, 78
  1755. EKEK: işlerlik kadının arsızlığı, yüzsüzlüğü· I,153
  1756. EKEKLEMEK: söğmek, "ortaya düşmüş karı"demek, kõtülüğe nispet etmek·I, 306, 307
  1757. EKELEMEK: abla diye aytamak, "büyük k ızkardeş, abla" demek,I, 310
  1758. EKEME: bir çeşit çalgı, III, 174 bkz> ikeme
  1759. EKILMEK: ekilmek I, 198
  1760. EKIM: bir kez ekilecek kadar olan yer· I, 75
  1761. EKIN: çiftlik, ekin ekilen yer, I, 78
  1762. EKINDI: öbürü, öteki· III, 75, 103 bkz> ikindi
  1763. EKINDI: tarıg ekilen tohum, I, 140
  1764. EKINMEK: ekinmek, kendisi için ekmek· I, 203
  1765. EKIŞMEK: ekmekte yardım ve yarış etmek·I, 187
  1766. EKITMEK: ektirmek· I, 212, 213
  1767. EKLEMEK: çiğnemek, basmak·III, 443 bkz>erklemek
  1768. EKMEK: bir şey ekmek·I, 64, 168
  1769. EKSÜK: eksik,I, 105 § eksük yarmak; eksik para· I, 105
  1770. EKSÜMEK: eksilmek.I, 278, 326
  1771. EKŞIG: ekşi, I, 105
  1772. EKTÜRMEK: ektirmek,I, 223
  1773. ELDIRI: oğlak derisi,I, 127 bkz> elri
  1774. ELDRÜK: üzerlik otu ve tohumu; Peganum harmala· III, 12, 412, bkz> ilrük, y ıdıg ot, yüzerllk
  1775. ELGELMEK: elenmek·I, 250
  1776. ELGEMEK: elemek·I, 284
  1777. ELGENMEK: kendisi içln elemek·I, 255
  1778. ELGEŞMEK: elemekte yardım ve yarı; etmek,I. 238
  1779. ELGETMEK: eletmek·I, 264
  1780. ELIG: el·I, 72, 82, 134, 164, 197, 202, 242, 253,288, 410, 448;II, 44, 78, 82, 105, 123, 134,135,147,158, 231, 237, 238, 271, 292,328,346; III, 53, 62, 63, 79,124, 134, 142,154,193, 242. 297, 307, 425 § oñ elig; sag el·I, 72 § sag elig; sa ğ el·I, 72 § sol elig;
  1781. ELIGLIG: elli, eli olan·I, 336
  1782. ELIGLIK: eldiven, elcik·I, 153
  1783. ELIKLEMEK: alay etmek, I, 307 bkz> elük·
  1784. ELKIN: yelici, koşan; konuk, misafir, yolcu, seyyah· I, 31, 44, 102; II, 242; III, 37, 85 bkz> yelkin, yélkin
  1785. ELRI: oğlak derisi. I, 127 bkz> eldiri
  1786. ELŞEMEK: acıkmaktan dolayı göz kararmak·I, 283 bkz> ölşemek
  1787. ELŞETMEK: açlıktan gözünü karartmak,I, 263 bkz> öl şetmek
  1788. ELÜK: alay etme, maskaraya alma·I, 122 bkz>eliklemek
  1789. ELVIRMEK: sıçramak, atılmak· I, 226 bkz> alvırmak
  1790. EM: kadının dişilik aygıtı, am· I, 38, 335
  1791. EM: ilaç.I, 38, 95, 407;II, 363;III, 157
  1792. EMÇI: ilâç yapan adam, eczacı,I, 38;III, 252
  1793. EMDI: şimdi.I, 36, 37, 41, 46, 74, 125, 192, 200,367, 380, 442, 498;II, 110, 209, 264;III, 356, 372 bkz> imdi emeçlemek
  1794. EMEK: olmak I, 494;II, 29
  1795. EMET: evet·I, 51;III, 8 bkz> evet, evet, yemet
  1796. EMGEK: emek, zahmet,I, 110, 205, 420; II, 121,130, 228, 233, 288;III, 372
  1797. EMGEKLENMEK: zahmetli saymak,I, 315
  1798. EMGEMEK: emek çekmek, zahmet çekmek· I, 284, 362
  1799. EMGENMEK: emenmek, zahmet çekmek· I, 255
  1800. EMGEŞMEK: birbiri yüzünden zahmet çekmek·I, 238
  1801. EMGETMEK: yordurmak, emek çektirmek· I, 264
  1802. EMIK: (emig) meme· I, 72, 407; II, 70 § tevi emiki; deve memesi,I, 485 emik ılık, soğuduktan sonra ısınıp sıcaklığı artmayan·I, 72 § emik kün; ılık gün.I, 72
  1803. EMIKDEŞ: bir memeden emen iki çocuk, süt karde ş,I, 407
  1804. EMIKLEMEK: memesine vurmak,I, 308
  1805. EMIGLIG: işler emzikli kadın·I, 153
  1806. EMIR: kırağı, sis· I, 54 bkz> amır, imir, iñir
  1807. EMIRÇGE: kıkırdak, III, 442
  1808. EMITMEK: eğilmek, meyletmek· I, 69, 214; II, 312. 325
  1809. EMLELMEK: ilaçlanmak I, 296
  1810. EMLEMEK: ilâçlamak, sağaltmak (yalnız kullanılmaz, "samlamak" ile beraber gelir),I, 287, 380;III, 85, 295, 298
  1811. EMLENMEK: kendine ilâç etmek·I, 259
  1812. EMLEŞMEK: ilâçlanmak·I, 242
  1813. EMLETMEK: ilâçlatmak, ilâç ettirmek·I, 266; II, 363
  1814. EMMEK: emmek I, 169
  1815. EMRIMEK: kaşımak· I, 275
  1816. EMRIŞMEK: uyuz vb· şeylerden dolayı kaşınmak, deri karıncalanmak·I, 236, 463
  1817. EMRITMEK: kaçıma ve gidiştirme yüzünden gıdıklaniTiak·I, 261, 262
  1818. EMRÜLMEK: (kaynayan tencere, insan solu ğu) senmek, çekilmek·I, 53, 248, 249 bkz> amrulmak
  1819. EMRÜLMEK: yatıştırmak, dindirmek·III, 428, 429 bkz> amrulmak, amrutmak
  1820. EM: sem ilãç·I, 407 bkz> samlamak, sem
  1821. EMSEMEK: emmek istemek·I, 278
  1822. EMŞEN: (amşan) kuzu derisi, kürk yapılan deri,I, 109
  1823. EMÜRMEK: emzirmek· III, 264 bkz> emilzmek
  1824. EMÜZMEK: emzirmek I,180; II, 264 bkz> emürmek
  1825. ENDEK: satıh, bir nesnenin üst yanı; dam· I, 105
  1826. ENDIK: şaşkın·I, 106 § endik er; budala adam·I, 105
  1827. ENÜÇ: göze inen perde· I, 52
  1828. ENÜÇLEMEK: göze inen perdeye ilâç koyn ıak,I, 299, 300
  1829. ENÜÇLENMEK: göze perde inmek,I, 291
  1830. ENÜK: hayvan yavrusu, enik, arslan, s ırtlan, kurt, köpek yavruları.I, 72
  1831. ENÜKLEMEK: eniklemek, yavrulamak·I, 308; III. 92
  1832. ENÜKLENMEK: eniklemek, enik sahibi olmak, I, 294
  1833. ENÜKLÜG: yavrulu·I, 153
  1834. EÑEK: ağzın iki yanında, azıların bittiği yer, avurt·I, 135
  1835. EÑEK: kadınların baş örtülerini bağladıklan ip·I, 135
  1836. EÑITMEK: şa;ırtmak· II, 274 bkz> angıtmak
  1837. EÑLIK: kadınlann yanaklarına sürdükleri allık· I, 115
  1838. EÑGMEGÜ: imtihan, sınav· I, 252
  1839. EÑMEK: şaşmak· I, 174, 252
  1840. EÑREŞMEK: canı sıkılmak, inlemek, mızmızlanmak (çocuk hakkında)· I, 258, 289; III, 39
  1841. EÑTÜRMEK: işinde şaşırtmak, dandırnnak·I, 290
  1842. EP: pekitme ve obartma edatı·I, 34
  1843. EPMEK: ekmek·I, 101
  1844. ER: er,erkek, adam· I,16, 21, 24, 33, 34, 35, 36. 37, 38, 49, 54, 63, 71, 99, 104, 124, 128, 139, 146, 147, 148, 152, 154,155,156, 157, 158, 160, 162, 164. 166, 167, 168, 169, 170, 172, 174, 178, 181, 190, 191. 192, 194, 195, 196. 198, 199, 200, 201, 205, 216
  1845. ERDEM: fazilet, edep, terbiye; hüner· I, 51, 89, 103, 107, 252; 336,II, 97, 229, 243, 343; III, 41, 133, 143, 211, 303, 440 bkz> erdem
  1846. ERDINI: iri 100.I, 71, 141
  1847. ERDEM: fazilet, edep, terbiye; hüner. I,482 II, 8 bkz> erdem
  1848. EREĞMEK: erkekleşmek, I, 208 bkz> arıtmak, eretmek
  1849. EREN: erin kural dışı çoğul şekli, I, 45, 74, 76,85, 149, 183, 187, 210, 229, 230, 247, 359, 362. 370 384, 518;II, 17, 83, 101, 104, 220; III, 119. 155 230, 378, 393, 406 § kurç eren;dayanıklı, yiğit adam· I, 343
  1850. ERENTÜZ: Terazi yıldızı; Müşteri yıldızı· I, 76; III, 40 bkz> Karakuş, Karakuş yulduz
  1851. ERETMEK: taşağı çıkarmak, iğdiş etmek; çocuğu sünnet etmek; erkekleşmek. I, 208 bkz> arıtmak, eredmek
  1852. ERGÜRMEK: eritmek.I, 227;II, 198
  1853. ERGÜRMEK: erişmek, vaktinde yetişmek·I, 227, 228
  1854. ERIK: yağ ve yağa benzer eriyen şey, erimiş.I, 70
  1855. ERIK: yüğrük.I, 139 § erik yılkı; yorga hayvan· 1, 70 § erik at; yürüyen at·I, 70 § erik er;becerikli, yürekli adam·I, 70
  1856. ERIKLIK: hayvanın istekliliği,I, 152
  1857. ERIMEK: erimek III, 367 bkz> erilmek
  1858. ERINÇ: olur ki, belki· I, 132; III, 65, 245, 309, 449
  1859. ERINÇIL: günah, bkz> I, 134 arınçu
  1860. ERIÑEN: ergen, bekâr·I, 117
  1861. ERINMEK: erinmek, üşenmek·I, 201
  1862. ERITMEK: eritmek.I, 208 bkz> erütmek
  1863. ERK: saltanat, sözü ve buyruğu geçerlik, kudret, iktidar, gücü yeterllk,I, 43
  1864. ERKEÇ: erkeç, genç teke·I, 95
  1865. ERKEK: her hayvanın erkeğl·I, 111; II, 102; III, 6, 178 § erkek takagu
  1866. ERKEN: iken anlamına hal bildiren edat·I, 108, 121, 376, 526;II, 68, 249, 301, 333; III, 168, 317
  1867. ERKEN: erken·I, 389
  1868. ERKI: şüphe ve sorgu bildlren edat·I, 129
  1869. ERKLEMEK: çiğnemek, basttìak. III, 443 bkz> eklemek
  1870. ERKÜZ: suv ilkbahara doğru karların ve buzların erimesinden hasıl olan su· I, 96
  1871. ERLENMEK: kadın evlenmek, er sahibi olmak· I, 257
  1872. ERLEŞMEK: erkeklikte yarış etmek, I, 239
  1873. ERLIK: erkeklik.I, 104
  1874. ERMEGIL: tembel, eringen· I, 42, 70, 138
  1875. ERMEGÜRMEK: tembelleşmek· III, 349
  1876. ERMEK: olmak, imek·I, 24, 25, 74, 89,109,164, 215, 384, 399, 418, 430, 458, 516;II, 56, 57, 74, 169, 256. 257, 297, 320, 361; III, 38. 44, 168, 218, 219, 315. 333, 385 bkz> érmek
  1877. ERNEK: parmak· I, 104 bkz> errigek
  1878. ERÑEK: parmak.I, 104, 121, 248; III, 130, 443 bkz> ernek
  1879. ERÑEYÜ: altı parmaklı adam· I, 136
  1880. ERÑEYÜ: çok kısa boylu, cüce·I, 136
  1881. ERRE: sidik; eşek kaşandırılmak istendiği zaman iki üç kere bu söz söylenir·I, 38
  1882. ERSEK: ortaya düşmüş azgın kadın, orospu·I, 104; II, 56
  1883. ERSEKLENMEK: kadın azgınlığından erkek isternek·I, 314
  1884. ERSIG: ere benzeyen, erkek gfbı,III, 128
  1885. ERSINMEK: erkekleşmek I, 253
  1886. ERTIK: işlek yol, I, 103
  1887. ERTIŞMEK: geçmekte yarış etmek· I, 231
  1888. ERTMEK: geçmek-III, 233, 425, 427
  1889. ERTTINI: özük bedeni inci gibi kadın,I, 141
  1890. ERTÜRMEK: vazgeçmek, bağışlamak, kabullenmek; geçirmek·I, 220
  1891. ERÜK: kendisiyle deri sepilenen nesne·I, 70
  1892. ERÜK: ;eftali, kaysı, erik gibi meyvelere verilen genel ad·I, 69, 318;II, 282 § tülüg erük
  1893. ERÜKLEMEK: sepilemek.I, 70, 306
  1894. ERNKLENMEK: eriklenmek, erik meyvesi vermek,I, 294;III, 348
  1895. ERÜKLÜK: eriklik, erik bahçesi I, 152
  1896. ERÜKSEMEK: eriksemek, canı erik istemek·I, 303
  1897. ERÜMEK: erimek.II, 198; III, 252 bkz> erimek
  1898. ERÜŞMEK: erimek; erişmek· I, 182, 186 bkz> aruşmak
  1899. ERÜTMEK: eritmek· I, 208 bkz> eritmek
  1900. ES: fenalık, kõtülük, ayıp şey; avret yeri. I, 210
  1901. ES: yırtıcı, vahşî hayvanların avı, payı·I, 17, 36; III, 46
  1902. ESBERI: külde pişirilen bir çeşit ekmek· I, 141
  1903. ESEN: sağ, salim· I, 62, 77
  1904. ESENLEMEK: selamlamak I, 308
  1905. ESGÜRÜK: sarhoş,I, 349 bkz> esrük
  1906. ESILMEK: uzamak, uzatılmak.I, 196 bkz> asılmak
  1907. ESIN: esinti, rüzgâr, I, 77, 165, 266, 288; II, 223; III, 147
  1908. ESINMEK: bir şeyi çekmek, germek, uzatmak, I, 201 bkz> as ınmak
  1909. ESIRGEMEK: acımak, eseflenmek· I, 306
  1910. ESIRGENMEK: acınmak· i, 291
  1911. ESIŞMEK: ip ve benzeri şeyleri (çekmek, germek ve uzatmakta) yard ım ve yarış etmek· I, 185
  1912. ESITMEK: uzatmak· I, 209
  1913. ESIZ: yazık, esef, III, 51 bkz> essiz, ısız, ıssız, isiz
  1914. ESIZLIG: fenalık, kötülük, haşarılık· III, 161 bkz> ısızlık, ıssızlık, isizlik
  1915. ESKI: eski, I, 129
  1916. ESKIRMEK: eskimek,I, 228
  1917. ESKÜ: kalbur, elek,I, 129
  1918. ESLINMEK: bir şey bir şeye takılmak· I, 258, 259 bkz> aslınmak
  1919. ESMEK: esmek; kalburlayarak savurrnak; uzatmak· I, 165
  1920. ESNEMEK: esmek; esnemek, I, 288; II, 223; III, 147
  1921. ESNETMEK: estirmek; esnetmek· I, 266, 267
  1922. ESRI: kaplan; tekir renk, kaplan rengi·I, 126 bkz> asr ı § esri yışık; alaca, iki renkli ip· I, 126
  1923. ESRILEMEK: nakışlamak, süslemek· I, 316
  1924. ESRÜK: sarhoş· I, 105, 194; II, 213, 289; III, 281 bkz> esgürük
  1925. ESSIZ: acınmaa·nlatır, yazık, vah·I, 143; II, 188 bkz> esiz, ısız, ıssız, isiz
  1926. ESTÜRMEK: uzattırmak, çektirmek, gerdirmek; elettirmek, I, 221
  1927. ESÜRTMEK: sarhoş etmek· III, 427
  1928. EŞ: eş, arkadaş· I, 47, 458
  1929. EŞEK: eşek· II, 246 bkz> eşgek, eşyek
  1930. EŞGEK: eşek· I,III, 114 bkz> eşek, eşyek
  1931. EŞGEKLENMEK: eşek sahibi olmak· I, 315
  1932. ESIÇ: tencere, çömlek·I, 52, 166, 223, 248, 258, 313, 323, 327, 357, 409, 411, 514, 518; II, 12, 72, 78, 178. 201, 253, 302, 333, 356, 357; III, 142. 191, 206, 249, 280, 409, 430 bkz> a şaç, aşıç § eşiç bukaç; tencere, bardak, tas· I, 357, 411
  1933. EŞIÇLENMEK: tencere sahibi olmak· I, 291
  1934. EŞIK: eşik- I, 42
  1935. EŞIKLIK: eşiklik I, 152 § eşiklik yıgaç; eşik yapmak için hazırlanan ağaç·I, 152
  1936. EŞILGEN: daima eşilen·I, 158
  1937. EŞILGEN: her zaman uzayan, çekılen· I, 158
  1938. EŞILMEK: eşilmek I, 197
  1939. EŞILMEK: uzamak· I, 158
  1940. EŞIŞMEK: toprak eşmekte yardım ve yarış et-mek, I, 185
  1941. EŞITMEK: eştirmek, araştırmak·I, 211 bkz> üşetmek
  1942. EŞITTÜRMEK: işittirmek· I, 222 bkz> eştlirmek
  1943. EŞKIN: uzun yol· I, 109
  1944. EŞKINCI: koşa koşa glden at postası· I, 109
  1945. EŞKIN: toprak akıp inen, üğünen toprak· I, 109
  1946. EŞKÜRTI: ipekli, nakı;lı Çin kuma;ı· I, 145
  1947. EŞLIG: genç kadından eşi bulunan kimse, eşli, eş sahibi I, 47
  1948. EŞMEK: eşmek; taşmak; (at hakkında) yorga yürümek· I, 166
  1949. EŞTILMEK: işitilmek;I, 246
  1950. EŞTÜRMEK: eştirmek·I, 222
  1951. EŞTÜRMEK: işittirmek·I, 221 bkz> eşittürmek
  1952. EŞÜK: büyüklerin ölümünde mezarları üstüne serilmek üzere gönderilen ıpek kumaş; bu kumaş sonra parçalanarak fakirlere da ğıtılır, I, 72
  1953. EŞÜK: bürgü, örtü, üste giyinilen, bürünülen her nesne· I, 14, 72
  1954. EŞÜKLIG: bürgülük kumaş sahibi. I, 153
  1955. EŞÜKLIK: barçın bürgu yapılmak için hazırlan-mış olan ipekli kuma;· I, 153
  1956. EŞÜLMEK: örtülmek, örtünmek· I, 197 bkz> aşulmak
  1957. EŞÜMEK: örtmek, bürümek, I, 14; III, 253, 254
  1958. EŞÜTMEK: örttürmek·I, 210 bkz> aşutmak
  1959. EŞYÉK: eşek, I,III, 114, 244, 311, 492; III, 62, 326, 330 bkz> e şek, eşgek
  1960. ET: et, I,35.36,95,169,173,177,184,196, 209, 220, 223, 236, 323, 338, 348, 379, 397, 401, 429, 444, 479, 485, 495;II, 4,15, 78,102,120, 126, 129, 141, 156, 157, 174, 211, 217, 222, 230,240, 243,245, 248, 252, 254, 281, 282,292, 293, 342, 348; III, 7, 16. 23,
  1961. ETÇI: kasap, II, 48, 49
  1962. ETEÇ: çocukların ceviz oynadığı çukur, I, 52 bkz> etiç
  1963. ETEÇLIK: ceviz oynamak için çukur aç ılmış yer· I, 151
  1964. ETEK: etek· I, 68
  1965. ETEKLENMEK: eteklenmek· I, 294
  1966. ETEKLIG: etekli, eteği olan, I, 122
  1967. ETEKLIK: eteklik I, 152
  1968. ETETMEK: sıkıntıya koymak· I, 207
  1969. ETIÇ: çocukların ceviz oynadıkları çukur· I, 52 bkz> eteç
  1970. ETIK: pabuç, mest· III, 283 bkz> etük
  1971. ETIKMEK: (çocük) yetişmek, tombullaşmak, büyümek. I, 192
  1972. ETILGEN: her zaman düzelen· I, 158
  1973. ETILGEN: atlarda bulunan bir hastalık·I, 158
  1974. ETILGEN: sayılgan birçok işlere giren, çıkan, I, 158
  1975. ETIZ: iki dere arasındaki su geçecek sed·I, 54 bkz> at ız
  1976. ETIZLEMEK: ark açmak, set yapmak, topragı parçalara ayırmak, evlek yapmak·I, 301 bkz> atızlamak
  1977. ETIZLENMEK: parçalara ayrılmak, (tarla hakkında) maşalaya ayırnnak· I, 292 bkz> atızlanmak
  1978. ETLELMEK: et yapılmak· I, 295
  1979. ETLEMEK: etlik yapmak, et yapmak, I, 284, 285
  1980. ETLENMEK: etlenmek, şişmanlamak· I, 256, 285
  1981. ETLETMEK: kestirip et haline getirtmek, I, 264
  1982. ETLIG: kişi etli, şişman.I, 101
  1983. ETLIG: ki ;i et sahibi olan kimse·I, 101
  1984. ETLIK: et asılacak çengel, I, 101
  1985. ETLIK: kesilmek için hazırlanan koyun·I, 101 § etlik koy; etlik koyun, I, 101
  1986. ETMEK: (étmek) yenecek ekmek I, 102, 166,197, 202, 211, 247, 262, 329, 391;II, 28, 30,98, 112, 138, 197, 235;III, 93, 223, 280, 287, 304, 352, 426, 428
  1987. ETMEKÇI: ekmekçi·II, 48, 49
  1988. ETMEKLENMEK: ekmek sahibi olmak·I, 314
  1989. ETREK: rengi kızıla çalan sarı adam·I, 101
  1990. ETSEMEK: canı et istemek· I, 275, 279
  1991. ETSETMEK: ete istek getirtmek, I, 262
  1992. ETÜK: pabuç, edik, I, 68, 218, 395; II, 49, 315; III, 97, 242, 426, 430 bkz> etik § büküm
  1993. ETÜK: ; kadın ayakkabısı· I, 395
  1994. ETÜKÇI: pabuççu, kavaf· II, 49
  1995. ETÜKLENMEK: ayakkabı, edlk sahibi olmak,I, 294;III, 348
  1996. ETÜKLÜK: sagrı ayakkabı yapmak için ayrılan sahtiyan I, 152
  1997. ET: yer yumuşak yer· I, 35
  1998. ETYIN: vücut· I, 463
  1999. EV: ev,I, 32, 211, 516 bkz> ef, ev, öv, üv, üv § ev k ızı; aile kızı· I, 326
  2000. EVET: evet, peki· I, 51 bkz> emet, evet, yemet
  2001. EVIN: tane,I, 84 bkz> evin
  2002. EVLEŞMEK: evini ortaya koyup kumar oynamak,I, 240, 241
  2003. EVLIG: ev sahibi. II, 106, 176
  2004. EVLÜK: kadın,I, 251
  2005. EV: ev· I, 24, 25, 32, 33, 37, 38, 85, 104, 124, 147, 148, 169, 191, 197, 214, 225, 226, 227, 231, 251, 253, 257, 281, 283, 293, 298, 323, 343, 370, 375, 377, 378, 384, 422, 435, 446, 447, 464, 495, 496, 498, 499, 501, 504, 507, 514, 515;II, 3, 4, 6, 8. 17, 1
  2006. EVDILMEK: ele geçirilmek, toplanmak· I, 246
  2007. EVDIMEK: toplamak· I, 273
  2008. EVDINMEK: toplamak, toplamayı üzerlne al· mak, kendi kendisine toplamak· I, 251;II, 254
  2009. EVET: evet, peki,I, 51 bkz> emet, evet, yemet
  2010. EVIN: tane·I, 77, 84 bkz> evin
  2011. EVLENMEK: hâlelenmek; kendine ev edinmek· 1. 258, 259
  2012. EVLENMEK: evlenmek·III, 87
  2013. EVLEŞMEK: toplanmak, yığılmak·I, 240 bkz> avlaşmak
  2014. EVMEK: bir şeyin etrafına koşuşmak I, 167
  2015. EVRIŞMEK: uğraşmak, çabalaşmak, bir işin üstüne düşmek; çevirmekte ve bir şeyin altını üstne getirmekte yardım etmek, I, 235, 248
  2016. EVRÜLMEK: yönelinen yerden çevrilmek. I, 248
  2017. EVSEMEK: evini özlemek. I, 277, 279
  2018. EVSETMEK: evini özletmek, Istetmek, I, 262
  2019. EVSINMEK: evi benimsemek, kendi evi saymak. I, 253, 258
  2020. EVŞÜK: bir adama sonradan gelen hal, hastal ık ve benzeri, arıza; evin merteği, direği·I, 105
  2021. EVŞÜKGEN: tevürgen her zaman evirip çeviren, güç işleri başaran·I, 157, 521
  2022. EVÜRGEN: tevürgen her zaman evirip çevìren·I, 521
  2023. EVÜRMEK: çevirmek, evirmek, döndürmek, altını üstüne getirmek, I, 178; II, 82
  2024. EVÜSGÜ: savurma aygıtı· I, 13
  2025. EVÜŞMEK: savurmak· I, 13
  2026. EVZEMEK: koğlamak, müzevirlik etmek I, 275
  2027. EYEGÜ: her hayvanın eyeğisi, eye kemiği, kaburga; yan; çadırın yanı, I, 137;III, 174, 425
  2028. EYEGÜ: yér dağın ortası·I, 137
  2029. EYLE: õyle· I, 113, 166; III, 186
  2030. EYMENMEK: utanmak; çekinmek·I, 270;III, 377
  2031. EZE: buyük kız kardeş,I, 90 bkz> ece, eke
  2032. EZIK: uzunlamasına çizik, tırnak yarası·I, 71 bkz> az, iz
  2033. EZITMEK: uzunluğuna yirmek,I, 209
  2034. EZMEK: kazımak, sıyırmak·I, 165
  2035. EZTÜRMEK: yirdirmek-I, 220
  2036. ÉL: i1, vilâyet·I, 48, 106, 168, 219, 354;II, 9, 10, 18, 25. 29, 238
  2037. ÉL: atı anlatır bir isim·I, 48 él açıklık, boşluk·I, 48
  2038. ÉL: kötü, değersiz. |, 49 él iki bey arasında barışıklık·I, 49
  2039. ÉL: başı ata bakan, seyis·I, 49
  2040. ÉL: bolmak sulh olmak, banşmak·I, 49
  2041. ÉL: kuş kartala benzeyen alacalı bir kuş·I, 49
  2042. ÉN: çukur; iniş.I,49;III,4 bkz> in § én yér
  2043. ÉN: en, yan tarafa olan genişlik, yan·I, 49
  2044. ÉNEMEK: enemek; kulaktan bir parçasını keserek imlemek III, 256
  2045. ÉNETMEK: enetmek; kulağın bir parçasını keserek imletmek·I, 215
  2046. ÉR: delik açmak için kullanılan aygıt, delgiç,I, 45
  2047. ÉR: yer·I, 45 bkz> yér
  2048. ÉR: yerin güneye bakan güneşli tarafı·I, 464 bkz> ir
  2049. ÉRILMEK: gedilmek, gedik açılmak; eksikleşmek·I, 270
  2050. ÉRIN: dudak,I, 70, 77 bkz> ir(i)n
  2051. ÉRINÇ: iyi ya;ayı;, nimet içinde geçiniş, nimet, bolluk,I, 46, 132; III, 449 bkz> érinj
  2052. ÉRINÇÜ: günah· I, 134 bkz> arınçu
  2053. ÉRINJ: nimet, bolluk, I, 132; III, 449 bkz> érinç
  2054. ÉRLE: yurtluk, yurt tutulan yeı\ III, 251 bkz> irle
  2055. ÉRMEK: i.rkilmek, yalnızlık duymak; (duvar) yarmak· I, 172, 173
  2056. ÉRMEK: olmak, imek, I, 24 bkz> ermek
  2057. ÉRTE: erte· I, 124
  2058. ÉRTELEMEK: erken başlamak· I, 316 bkz> ırtalamak
  2059. ÉSILMEK: eksilmek. I, 270
  2060. ÉŞITMEK: işitmek. I, 212,508, bkz> işitmek
  2061. ÉTILMEK: düzelmek; edilmek, yapılmak· I, 53, 442; II, 209
  2062. ÉTINMEK: edlnmek, hazırlanmak· I, 82
  2063. ÉTIŞMEK: bariştırmak, beraber yapmak· I, 76
  2064. ÉTMEK: (yardımcı fiil) yapmak, etmek, eylemek, kılmak· I, 171, 324, 332, 333. 342 361.456, 457, 486; 11. 25; 111. 128 129, 130, 357,366, 370
  2065. ÉTTÜRMEK: büktürmek· I, 267, 268 bkz> iytürmek
  2066. ÉTTÜRMEK: onartmak, düzeltmeyi emretmek. I, 217, 218
  2067. ÉVEK: acele, ivme; aceleci, iven·I, 77, 104, 387;II, 13, 19 § évek er; aceleci adam,I,122
  2068. ÉVEKLIK: işlerde ivme, acelecillk·I, 153
  2069. ÉVET: acele, ivnne· III, 26
  2070. ÉVILMEK: ivilmek, acele edilmek.I, 271
  2071. ÉVIŞMEK: koşu;mak, acele edl;mek· I, 186
  2072. ÉVMEK: acele etmek, I, 167 .168;II, 12; III, 26,183
  2073. ÉVSEMEK: ivmek, acele etmek (lstemek)· I, 277
  2074. FURXAN: put·I, 343 bkz> burxan, beder burxan bedez burxan ·
  2075. FURHAN: evi put evi, puthane·I, 343,
  2076. GE: zarf (mefulüileyh) edatı·III, 212,.
  2077. GERÜ: ...doğru III,251
  2078. GEŞÜR: havuç, I, 431 bkz> gezer, gizri, sar ıg, turma
  2079. GEZER: havuç, I, 431 bkz> geşür, gizri, sarıg turma
  2080. GIZRI: havuç. I, 431 bkz> geşür, gezer, sarıg turma
  2081. GINE: küçültme eki· III, 359 bkz> ·kıya, -kiye
  2082. GU: fiillerin emir kipi üzerine gelerek zaman, yer ve ayg ıt ismi yapan edat· III, 211
  2083. HANA: ana,I, 32 bkz> ana
  2084. HATA: ata,I, 32 bkz> ata
  2085. HEÇ: heç atları gayrete getirmek ve sıkıştırmak çıkarılan ses I, 321; II, 282 bkz> eç eç
  2086. HOÇ: hoç keçilergüdülüp sürülürken söylenen, ·II, 282
  2087. HUKUBARI: pota yapılan çamur, lülecl çamuru· için ç ıkarılan ses, III, 243 bkz> çukuban
  2088. XAFSI: hokka·I, 423
  2089. XAKAN: Afrasyab'a verilen ungun,III, 157
  2090. XAMIR: emir, bey·I, 112
  2091. XAN: han, Türkler'in en büyük başbuğu, Afrasyab oğullarına verilen ungun·I, 63, 82, 199, 255, 271, 410, 427, 459;II, 3, 7,190, 273, 288; III, 60, 127, 141, 157, 266. 327, 368
  2092. XANDA: nerede·I,46, 418; III, 69, 173, 218 bkz> kanda, kayda, kayuda
  2093. XASNI: çocukları semirtmek için bir kese içine konularak a ğızlarına verilen bir deva, Hin-distan'dan gelir· I, 435
  2094. XAYU: hangi, hani, I, 31; III, 218, 237, 367 bkz> kanu, kayu
  2095. XIYAR: maraz ücretle çalışan adam, ırgat·I,411 bkz> maraz
  2096. XIZ: kız· III, 218 bkz> kırkın, kırnak, kız
  2097. XULIÑ: Çin'den getirilen birçok renkleri olan ipek kuma ş,III, 371
  2098. XUMARU: andaç olarak verilen mal, ölen büyük bir adam ın malından hakana ayrılan güzel parça, uzağa giden adamın hısımlarına bıraktığı mal I, 445
  2099. XUMARU: miras I, 445;III, 440
  2100. XUMARULANMAK: mirasa konmak; dostunun veya ba şkasının malından kendine azık edin-mek,III, 205
  2101. XUN: kaba, faydasız.III, 138
  2102. XUN: xara ışlamak kaba, faydasız iş i;lemek· III, 138
  2103. XÜÇÜNEK: kırlangıç dahi denilen benekli, güzel kokulu küçük kavun, y ılkıç·I, 488
  2104. IÇGIN: kaçırmak; kaybedilmek, yok edilmek,elden gitmek; yellen^ìek.I, 253, 254;III, 307
  2105. IDILMAK: salıverìlmek, boşanmak·I, 194
  2106. IDINÇU: saç erkeğin sonradan bırakılan saçı·I, 133
  2107. IDINÇU: yılkı yük vurulmayarak bırakılan hayvan· I, 134
  2108. IDIŞMAK: birbirine armağan vermek, armaganlaşmak ve bunda yarış etmek· I, 182
  2109. IDMAK: salmak, gôndermek, serbest bırakmak, I, 210, 421; III, 172, 230, 343, 438 bkz> tonatmak, tonıdmak
  2110. IDSAMAK: göndermek istemek·I, 276
  2111. IDU: zaruret, zahmet·I, 110
  2112. IDUK: kutlu ve mübarek olan; aslında sahibininyaptığı bir adak için saklanarak yünü k ırkılmayan, sütü sagılmayan, yük vurulmayarakbaşıboş bırakılan, salıverilen her hayvana bu ad verilir.I, 65
  2113. IDUK: tag geçitsiz sıra dağlar·I, 65
  2114. IGLAMAK: ağlamak·I, 286, 287 bkz> yıglamak
  2115. IGLAŞMAK: ağla;mak·I, 240 bkz> yıglaşmak
  2116. IJMAKLANMAK: bir yerde veya bir şeyde çok şap bulunmak; kelliği artmak, azmak·I, 313bkz> ajmuk
  2117. IK: soğuk su içilerek üzerine ekmek yenildikte gögsü kabartarakç ıkan bir hıçkırık, hık· I, 37
  2118. IKILAÇ: asil, yüğrük at· I, 139
  2119. IK: tutmak hıçkırık tutmak, hık tutmak· I, 37
  2120. ILDURMAK: indirmek I, 224
  2121. ILIG: ılık,I, 31, 64 bkz> yılıg
  2122. ILIMGA: hakanın mektuplarını Türk yazısıyle yazan kimse· I, 143 bkz> al ımga
  2123. ILINMAK: ilişmek, tutulmak, uğramak, takılmak·I, 204; II, 288; III, 358 bkz> ilinmek
  2124. ILIŞMAK: inmekte yarış etmek, ini;mek·I, 190
  2125. ILIŞMAK: blrbirine ilişmek; çatışmak; asmakta yardım etmek I, 188, 190 bkz> ilişmek
  2126. ILMAK: inmek· 1.169,175;III,69,220 bkz> inmek
  2127. ILSAMAK: inmek istemek·I, 278 bkz> insemek
  2128. IMGA: malmüdürü, tahsildar, hazinedar.I, 128
  2129. INAL: anası hatun (kökten), babası ortalık adamı olan bütün gençlere verilen ungun, I, 122
  2130. INANÇ: güvenilen, inanılan, I, 133;III, 450 § ınanç beg; inanılan, güvenilen bey·I, 133, 206
  2131. INANMAK: inanmak, güvenmek· I, 206; III, 161
  2132. INIŞMAK: inişmek I, 190
  2133. IÑAN: dişi deve· I, 120, 289 bkz> iñen
  2134. IÑRAMAK: deve inlemek·I, 120
  2135. IÑRANMAK: inlemek· I, 289
  2136. IÑRAŞMAK: inleşmek III, 398
  2137. IÑRATMAK: inletmek,II, 357, 358
  2138. IR: ır, ırlama·III, 4 bkz> yır
  2139. IR: utanma bildiren bir söz·I, 36 bkz> ıra, ırra, ir
  2140. IRA: utanma·I, 39 bkz> ır, ırra, ir
  2141. IR: bulmak utanmak.I, 36
  2142. IRGAG: donmu; olan buzu, buzluga çeklp getirmek için kullan ılan kanca,I, 141
  2143. IRGALMAK: sallanmak, ırgalanmak. I, 249
  2144. IRGAMAK: sallamak, ırgalamak, I, 283; III, 316, 321
  2145. IRGANMAK: ırgalanmak· I, 254
  2146. IRGAŞMAK: ırgalamakta yardım ve yarış etmek· II, 322
  2147. IRGATMAK: ırgalatmak, sallatmak· I, 263
  2148. IRK: kâhinlik, fal, yürektekini d ı;arı çıkarma, I, 42
  2149. IRKLAMAK: kâhinlik etmek, ırk (fal)a bakmak· III, 443
  2150. IRRA: utanma· I, 39 bkz> ır, ıra, ir
  2151. IRTALAMAK: erken başlamak· I, 316 bkz> értelemek
  2152. ISINMAK: ısınmak; sevmek· I, 201, 202 bkz>isinmek
  2153. ISIRGAN: ısırgan, çok tsıran·I, 156
  2154. ISIRMAK: ısırmak, sokmak·I, 178; II, 329
  2155. ISIRTMAK: ısırtmak· III, 428
  2156. ISIŞMAK: ısınmak, bir nesnenln bütün parçalar ı arasına sıcaklık yayılmak, I, 185 bkz> isişmek
  2157. ISIZ: ele, avuca sığmayan, haşarı çocuk, utanmaz, arsız, ırsız, fena, kõtü· I, 122, 386; II, 117 bkz; esiz, essiz, ıssız, isiz
  2158. ISIZLIK: fenalık, kötülük, haşarılık.III, 161 bkz> esizlig, ıssızlık, isizlik ıslanmak ; islenmek· I, 298 bkz> işlenmek
  2159. ISRIK: çocukları perilere ve göz dokunmasına karşı afsunlamak için ilâç yapıldığı zaman tekrarlanarak söylenir. I, 99
  2160. ISRILMAK: ısırılmak, I, 247
  2161. ISRIM: kişi suratsız, sıkıntilı adam·I, 107
  2162. ISRINMAK: öfkelenip derlenmek, toplanmak, çekilmek, büzülmek· (Bu kellme sebzelere iyice pi şmeden soğuk su konmasıyle pişme yerek çiğ kalması, sinirsek olması halinde 50/10^. Yumuşak huylu bir kimsenin ser-telmesi de bôyledir)·I, 251, 252
  2163. ISRIŞMAK: ısırışmak· I, 234, 285
  2164. ISRUMAK: ısırmak· I, 163
  2165. ISSIZ: kişi yüzsüz, lyilik bilmez adam· I, 142 bkz> esiz, essiz, ısız, isiz
  2166. ISSIZLIK: , fenalık, kötülük, haşarılık. III, 161 bkz> esizlig, ısızlık, isizlik
  2167. IŞ: iş·I, 47, 53, 64, 141, 146, 147, 155, 156, 157, 158, 168, 171, 179, 186, 187, 190, 193, 197, 201, 204, 209, 217, 220, 221. 230, 235, 238. 244, 255, 270, 271, 272, 295, 300, 307, 313, 315, 316, 320, 348, 368, 376, 391, 410, 428, 448, 459, 462, 470, 494, 52
  2168. IŞÇI: işçi·I, 468 § tarfak ışçı; kıvrak, çalışkan işçi·I, 468
  2169. IŞGUNMAK: Fársça'sı "aşhun" Arapçası el-rîbâs olan bitki·I, 18, 109
  2170. IŞ: küdük iş güç·I, 391
  2171. IŞLAMAK: işlemek· III, 138 bkz> işlemek
  2172. IŞLAR: kadın·II, 150, .171 bkz> işiler, işler
  2173. IŞLIG: i; sahibi olan (kimse).I, 495, 509 § ışlıg küdüglüg; işli, güçlü· 1. 509
  2174. IT: it, kõpek·I, 35. 116, 156, 157, 164, 178, 228, 294, 308, 336, 346, 363, 365. 375, 483;II, 7, 8. 10, 16, 24, 73, 84, 177, 221. 292, 298, 305; III, 23. 70, 73, 214. 232, 255, 262, 291, 294, 300, 324, 353, 404, 405, 410, 429
  2175. ITLAMAK: köpekletmek, söğmek- I, 285, 286
  2176. ITLIG: itli, köpekli I, 98
  2177. ITLIG: yılı Türkler'ln on Ikill yıllarından biri·I, 346
  2178. IVIK: kırlarda, taşlı yerlerde yaşıyan geyik·I, 67, 239, 265
  2179. IVRIK: ibrik I. 99, 100; III, 131
  2180. IYINMAK: ıkınmak, I, 269
  2181. ÎÇ: iç·I, 35, 91, 225, 245;II, 208
  2182. IÇEGÜ: kaburga kemiklerinin iç tarafında bu·lunan şeylerin adı,II,içirik I, 137
  2183. IÇ: et ciğere bitişik olan ince et· I, 35
  2184. IÇGERMEK: içeriye koymak; suçlarını sôylemek, koğlamak· I, 227
  2185. IÇI: yaşça büyük olan erkek karde ş; kocanınyaşça büyük erkek kardeşL I, 87; III, 7
  2186. IÇIKMEK: savaşta kendi dileğiyle teslìm olmak· I, 192;II, 118
  2187. IÇILMEK: içilmek .I, 194
  2188. IÇIN: ara, iç anlamını bildiren birek, I, 76, 230
  2189. IÇIŞMEK: içişmek, içmekte yardım ve yarış etmek, I, 181 içkin er düşmanlardan iken bu yana geçen, kendisine dokunulmayan, baysall ık verilen kişi, mülteci· I, 108
  2190. IÇKUR: iç kuşağı, uçkur, I, 35, 324
  2191. IÇKÜ: içki, içilen şey,I, 128 içlemek iç geçirmek, astarlamak, I, 286
  2192. IÇLENMEK: içlenmek, tanelenmek, içi olmak· I, 256, 257
  2193. IÇLIK: eger keçesi, içlik, I, 102, 104
  2194. IÇMEK: içmek, bir şeyi içmek veya sorup içine çekmek.I, 35, 47, 142, 164, 192;II, 6
  2195. IÇMEK: kuzu derisinden yapılmış olan kürk·I, 102
  2196. IÇMEKLENMEK: kuzu kürkü giymek 've buna sahip olmak, I, 314
  2197. IÇRE: de, içinde, içerisinde. I, 223, 367, 393; II, 83, 250;III, 235, 247, 339, 448
  2198. IÇRÜŞMEK: içirişmek, içı'rmekte yardım ve yarış etmek,I, 233
  2199. IÇSEMEK: içmek 1516010^I, 20, 276
  2200. IÇ: söz yürekteki gizli şey, sır·I, 35
  2201. IÇTONLAMAK: iç donu giymek·I, 314 bkz> iştonlanmak
  2202. IÇTÜRMEK: içirmek, su içirmek,I, 218; II, 173
  2203. IÇÜK: samur, tegin gibi hayvanların derisinden yapılan kürk, I, 69
  2204. IÇÜKLEMEK: samur, teğin gibi hayvanların kürkünden urbasına iç geçirmek, iç kaplatmak, I, 305
  2205. IÇÜRGEN: çok içiren· I, 157
  2206. IÇÜRMEK: içirmek I, 47, 177. 218; II, 173
  2207. IDIŞ: kadeh, tas, bardak, tencere gibi her nevi kap· I, 61 bkz> idi ş
  2208. IDI: sahip, efendi; Tan^ı. I, 87. 320, 330, 410; II, 243
  2209. IDIŞ: kadeh, kap; mal mülk, III, 61,131, 232 bkz> idi ş
  2210. IDRIK: katı nesne· I, 102 bkz> irik
  2211. IG: iğ,I, 48, 85 bkz> ik, yig, yik
  2212. IG: hastalık.I, 48, 296;III, 30, 224, 278, 281
  2213. IGÇIL: hasta, III, 57
  2214. IGEMEK: eğelemek, gıcırdatmak, III, 254, 255
  2215. IGEMEK: inat etmek, III, 255
  2216. IGENMEK: benimsemek; (kısrak) gebe kalmak;çamışlaşmak, harınlaşmak; çekinmek· I, 104, , 200, 203
  2217. IGEŞMEK: arka olmak, güvenmek·I, 187
  2218. IGEŞMEK: eğelemekte yardım ve yarı; etmek; çarpışmak, ısırı;mak, boğufmak· I, 187, 188; II, 287
  2219. IGIŞ: harınlaşan, inatlaşan hayvan, at·I, 122
  2220. IGLELMEK: hastalanmak,I, 296
  2221. IGLEMEK: hasta olmak·I, 287, 380
  2222. IGLENMEK: bir parça hastalanmak
  2223. IGLEŞMEK: hastalaşmak·I, 241
  2224. IGLETMEK: hastalandırmak· I, 266
  2225. IGLIG: hasta·I, 79, 196, 273; II, 351
  2226. IK: iğ· III, 144 bkz> ig, yig, yik
  2227. IKDILMEK: terbiye edilmek, eğitllmek; beslenlenmek·I, 246
  2228. IKDI: ; anaları bir olan·III, 382
  2229. IKDÜK: peynlr gibi süt ve yoğurttan yapılıp yenen bir azık,I, 105
  2230. IKEME: bir çeşit saz, kubuz gibi çalınan bir çalgı·I, 137; III, 174 bkz> ekeme
  2231. IKI: sayıda iki; ikisi I, 49, 131, 233, 256; II, 45, 251;III, 45, 101, 244, 363, 382 bkz> ikki
  2232. IKIDMEK: terbiye etmek, eğitmek, yetlştirmek, I, 213 bkz> ikitmek
  2233. IKINÇ: sayıda 1^1110.I, 131, 132; III, 449
  2234. IKINDI: bazısı, öteki, ikinci· I, 140, 185, 186, 231, 238. 239;II, 89, 103, 203, 214, 217 bkz> ekindi
  2235. IKINDI: ikindi,I, 140
  2236. IKIRÇKÜN: tereddüt, ikircim; tereddütlü, ikircimli.III, 419
  2237. IKIT: yalan·I, 51
  2238. IKITMEK: terbiye etmek, yetiştirmek .I, 213 bkz> ikidmek
  2239. IKKI: iki, birblri, ikisi, iklden her biri·I, 182, 187, 188. 189, 234, 237, 239. 268, 270, 308, 317, 410, 519;II, 17, 88, 89, 93, 98, 99, 101, 102, 104, 105, 107, 108, 109, 112, 196, 203, 206, 207, 209. 211, 215, 217, 218, 220, 221, 222, 224, 258, 287; III, 71,
  2240. IKKIZ: ikiz, I, 143 § ikkiz oglan; ikiz çocuk·I, 143
  2241. IKLEMEK: çiğnemek, basmak·I, 287, 380;III, 310 bkz> egle şmek, ikleşmek, yiklemek
  2242. IKLEŞMEK: birbirine uyup durmak, bir şeyi ayakla çiğnemekte birbirine yardırn etmek, I, 241 bkz> egleşmek, iklemek, yiklemek
  2243. IKLETMEK: çiğnetmek, bastırmak·I, 265
  2244. IKTÜ: ekti, elde beslenen hayvan, I, 114
  2245. IKTÜLEMEK: ot vermek; beslemek· I, 317
  2246. ILEL: (beylere ve hanlara cevap verilirken) evet· I, 78
  2247. ILENÇ: düşüncesinin yanlışlığı belli olan bir ki-şinin bir iş üzerine sözsöy]emesini kınama; ayıplama, tekdir, çıkışma·I, 133, 204;III, 450
  2248. ILENMEK: kötü dua etmek, ilenmek; ayıplamak, tekdir etmek,I, 204, 205
  2249. ILERMEK: göze ilişmek, belirmek, gôrünmek· I, 179; II, 283
  2250. ILERSÜK: şalvar uçkuru·I, 152
  2251. ILERTMEK: iliştirmek, iliştirtmek. III, 427, 428
  2252. ILETMEK: iletmek, götürmek· I, 214, 369; II, 263
  2253. ILIK: ilik I, 72. bkz> yilik
  2254. ILI: kapug iliştirilivermiş, anahtarsız açılabilen kapı·I, 92
  2255. ILINMEK: tutulmak, yakalanmak·I, 204, 205, 206;II, 288;III, 358 bkz> ılınmak
  2256. ILIŞMEK: birbirine ilişmek; çatışmak; asmakta yardım ve yarış etmek·I, 188, 190 bkz> ılışmak
  2257. ILK: ilk, her şeyin evveli· I, 43
  2258. ILMEK: ilişmek I, 169
  2259. ILRÜK: üzerlik tohumu, Peganum harmala· I, 105 bkz> eldrük, y ıdıg ot, yüzerlik
  2260. ILTÜRMEK: iliştirtmek, astirtmak· I, 224
  2261. IM: parola, orduda başbuğun askerler arasına silâh veya kuş adlarından birini belge olarak koyduğu kelimeler· I, 38
  2262. IMDI: şimdi. I, 36, 37, 41 bkz> emdi
  2263. IMIR: aydınlıkla karanlığın birbirine karışması·I, 94 bkz> emir, imir, iriğir
  2264. IMLELMEK: gôz kırpmakla ve buna benzer şeyle işmar olunmak·I, 296
  2265. IMLEMEK: işmar etmek, işaret etmek, göstertmek· 1. 82, 287, 288;III, 84, 295, 310 bkz> yimlemek
  2266. IMLEŞMEK: işaretleşmek· I, 242
  2267. IMLETMEK: işaret ettirmek· I, 266
  2268. IMREN: yurttaşlardan toplanan her yığnak· I, 88, 107
  2269. IMTILI: düşünüp taçınılmadan birdenbire yapılma. I, 141
  2270. IN: çukur· I, 49 bkz> én
  2271. IN: yırtıcı hayvan ini.I, 49, 55 bkz> yın, yin
  2272. IN: koyun pisliği·I, 49 bkz> yin
  2273. INÇ: rahat, içi sakin, yüreği dölek·I, 74;III, 437
  2274. INÇIKMEK: duygusu gitmek, bayılmak, büzülmek, titremek·I, 243, 244
  2275. INEGIL: vücut içerisinde, göbek kar şısında kulunca benzer bir hastal ık·I, 137
  2276. INI: yaşça küçük kardeş, kocanın küçük erkek kardeşi· I, 93; III, 7
  2277. INILMEK: inilmek.II, 130
  2278. INMEK: inmek I, 169; II, 204; III, 61 bkz> ılmak
  2279. INSEMEK: inmek istemek· I, 278 bkz> ılsamak
  2280. IÑEK: 1116^I, 111; III, 91 iñek kaplumba ğanın dişisi· I, 111
  2281. IÑEK: küçi küçü otu tohunnu· III, 121
  2282. IÑEN: dişi deve, I, 120, 289 bkz> ıñan
  2283. IÑES: kişi yabancı gibi sağına, soluna bakan adam· I, 94
  2284. IÑIR: aydınlıkla karanlığın birblrine karışması, alaca karanlık.l, 94 bkz> amır, emir, imir
  2285. IÑLIÇ: kebapla yenir, sarımsağa benzer blr dağ otu· I, 115
  2286. IPRÜK: içerisine pekllk gelene (içlni sürdürmek için) yo ğurt ile süt karıştırılarak verllen ilâç· I,101
  2287. IR: yerin güney, güneşli yanı· I, 464 bkz> ér
  2288. IR: utanma bildiren bir söz, I, 36 bkz> ır, ıra, ırra
  2289. IR: bolmak utanmak,I, 36
  2290. IRDEMEK: aramak·III, 228
  2291. IRIK: katı olan nesne·I, 71, 102 bkz> idrik
  2292. IRIK: kel ve uyuzun kafası·I, 71
  2293. IRIK: erpik ve eski olan her nesne, I, 70
  2294. IRIK: otuñ odun kırıkları, kıymık I, 70
  2295. IRILMEK: kaygıdan titremek, kendi kendini yermek·I, 196 bkz> ar ılmak
  2296. IR(I)N: dudaklar, ağız· III, 74 bkz> érin iririg 11-10.I, 135;III, 59
  2297. IRK: dört yaşına girmek üzere bulunan koyun·I. 43
  2298. IRKEKLENMEK: dalgalanmak; erkek olmaki ür-permek·I, 315 bkz> erkeklenmek
  2299. IRKEŞMEK: topla;mak.I,144 bkz> irkişmek
  2300. IRKILMEK: toplanmak, çoğalmak I, 249
  2301. IRKIN: irkilen, iriken şey· I, 108 § irkin yagmur; günlerce süren ya ğmur, I, 108 § irkin suv; irkinti su· \, 108
  2302. IRKINMEK: irkmek, mal irkmek, kendisi için toplamak· I, 254, 255
  2303. IRKIŞMEK: irkmekte yardım ve yarış etmek, toplaşmak· I, 238, 325 bkz> irkeşmek
  2304. IRKMEK: toplamak· III, 420
  2305. IRLE: yurtluk, yurt tutulan yeı\ III, 251 bkz>érle
  2306. IRPELMEK: bıçkı ile biçilmek, bo2ulmak· I, 244
  2307. IRPEMEK: bıçkılamak, biçmek, bozmak· I, 271
  2308. IRPETMEK: bıçkı ile biçtirmek, bozdurmak. I, 260
  2309. IRTELMEK: aranmak, araştırılmak; istenmek. I, 245
  2310. IRTEMEK: arkasına düşmek; istemek· I, 245, 272; III, 356 bkz> istemek
  2311. IRTEŞ: araştırma, irdeme; isteme; iş hususunda vaki olan bahis, dögü ş, kavga,I, 97, 402;II, 214;III, 416
  2312. IRTEŞ: kopmak bahis kızı;mak· I, 97
  2313. IRTEŞMEK: araştırmak. I, 230
  2314. IRTETMEK: istetmek, aratmak, I, 260
  2315. IRÜK: duvar ve duvara benzer şeylerdeki gedik· I, 70
  2316. IRVI: Hindistan'dan gelir bir ilâç·I, 128
  2317. IRVI: ince uzun·I, 128 § irvi kulak; ince uzun kulak· I, 128
  2318. ISIG: sıcak· 1. 72;III, 400
  2319. ISIGLEMEK: çok sıcakta gitmek·I, 306
  2320. ISIGLENMEK: bir şeyi sıcak bulmak·I, 294
  2321. ISIGLIK: sıcaklık.I, 152
  2322. ISIGLIK: sevda· I, 152
  2323. ISIG: yer uzayıp giden bozkır·I, 72
  2324. ISIMEK: ısınmak·III, 253
  2325. ISINMEK: ısınmak; sevmek·I, 201, 202 bkz> ısınmak
  2326. ISIRGENMEK: sıcak yüzünden isiriklenmek·I, 290
  2327. ISIŞMEK: ısınmak, bir nesnenin bütün parçalar ı arasına sıcaklık yayılmak·I, 185 bkz> ısışmak
  2328. ISITMEK: ısıtrnak; ısıtmaya tutulmak· I, 209, 210
  2329. ISIZ: kötü, fena· II, 91 bkz> esiz, essiz, ısız, ıssız,
  2330. ISIZLENMEK: sevimsizleşmek, yaramazlaşmak·I, 293
  2331. ISIZLIK: şer, kötülük I, 152 bkz> esizllg, ısızlık, ıssızlık, isizlik
  2332. ISKEMEK: ditmek·I, 284
  2333. ISKENMEK: (kıl, ot vb· hakkında) koparmak, yolmak, ditmek·I, 255
  2334. ISRE: aşağı; sonra,I, 126
  2335. ISTEK: istek; ara;tırma· I, 120
  2336. ISTEK: kopmak istek gelmek,I, 120
  2337. ISTELMEK: istenmek, aranmak, I, 246 i
  2338. STEMEK: istemek, arkasına düşmek, aramak· I, 272 bkz> irtemek
  2339. ISTETMEK: istetmek, aranması için arkasından adam göndermek.I, 260
  2340. IŞ: is, kandil dumanı·I, 37
  2341. IŞ: iş·I, 132, 253, 265; II, 166, 315; III, 68 bkz> ış
  2342. IŞ: bolmak islenmek, klrlenmek·I, 37
  2343. IŞENMEK: güvenmek, inanmak I, 202
  2344. IŞILER: kadın·I, 117 bkz> ışlar, işler
  2345. IŞILMEK: işe yatmak, işe yordam hasıl etmek· I, 197 bkz> yişilmek, yuşılmak, yuşulmak, yüşilmek, yüşülmek
  2346. IŞITMEK: işküm saraylarda hanlar 1çin kurulan, büyük çanak gibi ayaks ız sofra·I, 107
  2347. IŞLELMEK: işlenmek·I, 295
  2348. IŞLEMEK: işlemek,I, 286 bkz> ışlamak
  2349. IŞLENMEK: Islenmek, dumanla örtülmek, tütsülenmek; kendini i ş yapar göstermek·I, 297. 298;II, 72 bkz> ıslanmak
  2350. IŞLER: kadın·I, 117, 153, 158, 314, 330, 477; III, 18, 57, 205, 432 bkz> ışlar, işiler
  2351. IŞLEŞMEK: iş yapmakta yarış ve yardım etmek, I, 240
  2352. IŞLETMEK: işletmek I, 265
  2353. IŞTONLANMAK: iç donu giymek,I, 314, 315 bkz> içtonlanmak
  2354. ITEGÜ: değirmende dönen taşın üzerlne bindirilen ağaç parçası, ünun biraz kalın olması istenirse taş, bununla biraz yukarı kaldırılır, ince olması istenirse aşağı indirilir, I, 137
  2355. ITILMEK: itilmek, defedilmek; serpilmek, büyümek; imeklemek; sürünmek I, 193; II, 139
  2356. ITINÇÜ: nerig itilen nesne, I, 133
  2357. ITINDI: neñ itilmiş nesne, itik·I, 140
  2358. ITINMEK: itilmek, sürünmek II, 139
  2359. ÍTÌŞ: itişme, iki kişi arasında elle müdafaa· I, 61
  2360. ITIŞMEK: itişmek, bir şeyi müdafaada yardım ve yarış etmek I, 180
  2361. ITLINMEK: itilmek· I, 256
  2362. ITLIŞMEK: itilmek, itilişmek, I, 239
  2363. ITMCK: itmek.,I, 171; III, 137, 251
  2364. ITSEMEK: itmek istemek, itsemek· I, 276
  2365. IYTÜRMEK: büktürmek·I, 267, 268 bkz> éttürmek ·
  2366. IZ: yerde ve deride uzunlamasına olan çizik, 80 bkz> az, ezik
  2367. IZDERIG: balık avlanan bir çeşit ağ,I, 116
  2368. IZI: õbür yıl, gelecek yıldan sonrakl yılı, 89
  2369. IZLIK: kesilen hayvanların derisinden yapılan Türk çarığı.I, 104
  2370. JAGILAMAK: çağlamak,III, 324, 325 bkz> çagılamak, şagılamak
  2371. KA: kap, akar konan kap, zarf·I, 407;III, 211 bkz> kaça, kakaça
  2372. KA: kalın kelimelerde "de" anlamına zarfedatı· III, 211, 212
  2373. KA: Arapça'daki "ilâ ve izafet l'ı" anlamlarına edat, III, 212
  2374. KABAK(G): kabak, yaş iken yemeği yapılan bir sebze, I, 382
  2375. KABAKLIK: kabak tarlası, kabak biten yer· I, 503, 505
  2376. KABARGAN: vücutta kaşınmak ve sıcak yüzünden çıkan kabartı, sivilce· I, 516
  2377. KABARMAK: kabarmak· II, 71
  2378. KABARTGAN: kabartan, şişiren, obartan (kimse)· I, 516
  2379. KABARTMAK: kabartmak, şişirmek, obartmak·III, 430
  2380. KABIRÇAK: tabut, (çok kere) ölü tabutu· I, 501
  2381. KAÇ: kaç, sayı soran bir edat· I, 321, 476, 498
  2382. KAÇA: kap· III, 238 bkz> ka, kakaça
  2383. KAÇAÇ: ipekli Çin kumaşı; cariye adı· II, 285
  2384. KAÇAÇ: kir, II, 285 bkz> kakaç
  2385. KAÇALAMAK: kaba koymak· III, 323
  2386. KAÇAN: ne vakit, vaktaki, ne zaman·I, 352, 403, 467;II, 69;III, 207, 272
  2387. KAÇAR: kaç kere·III, 247 bkz> kaçur
  2388. KAÇGIN: kaçan·I, 21, 79
  2389. KAÇIGAY: kaçan·III, 106 § kaçıgay er; kaçan adam, I, 106
  2390. KAÇI1MAK: kaçılmak·II, 134
  2391. KAÇINMAK: kaçar görünmek. II, 154, 155
  2392. KAÇIŞ: halk arasındaki uyuşmazlık, döğüş, I, 369
  2393. KAÇIŞMAK: kaçışmak·II, 92
  2394. KAÇITMAK: kaçırtnnak·II, 300
  2395. KAÇ: kaç cin çarpmasına karşı üzerlik ile yapılan tütsüde söylenen söz·III, 163
  2396. KAÇMAK: kaçmak; gitmek, I, 12, 60, 142, 195, 235, 272, 386, 529;II, 5, 33, 87,164, 225, 234, 335; III, 40, 178, 208
  2397. KAÇRUMSINMAK: kaçırır gõrünmek, II, 261, 262
  2398. KAÇRUŞMAK: birbirini kaçırmak, II, 218, 225
  2399. KAÇTURMAK: kaçırtmak· II, 89 kaçur kaç kere· III, 247 bkz> kaçar
  2400. KAÇURGAN: her zaman kaçıran· I, 516, 517
  2401. KAÇURMAK: kaçırmak. I, 47; II, 75, 87,164,166, 225, 261, 262
  2402. KAÇURTMAK: kaçırtmak· III, 431
  2403. KAÇUT: savaş ve kavgada yiğitlerin blrblrleriyle çarpışmaları.I, 356
  2404. KAÇUT: kısa mızrak·I, 12
  2405. KADAŞ: kardeş, hısım, akraba, I, 86, 403. 407; II, 102;III, 62, 96, 143, 245, 382 bkz> kada ş
  2406. KADAŞLIK: kardeşlik, hısımlık· I, 503
  2407. KADGU: kaygı, III, 295, 309 bkz> kağgu kadılmak seyrekçe dikilmek· II, 134 bkz> kadumak kad ır güç, sarp, zor· I, 364; II, 54 § kad ır han; hakanlann sert ve çetin olan ı; "Hakanlı" ulusunun büyükleri· I, 364 § kadır
  2408. KADIRMAK: döndürmek, reddetmek·I, 144, 508
  2409. KADIŞMAK: seyrekçe (ikileme) dikiş dikmekte yardım ve yarış etmek·II, 93
  2410. KADITMAK: inat etmek, dik ba;lı olmak, boyun egmemek,I, 513 bkz> kad ıtmak
  2411. KADITMAK: geri dönmek, çekinmek; soğuktan ölmek.II, 301
  2412. KADITMAK: seyrekçe diktirmek. II, 301
  2413. KADRAK: dağ katları ve kıvnmları, yamaç, yan· I, 320, 471 § kat
  2414. KADRAK: ; yan, yamaç I, 472
  2415. KADRINMAK: huyunu çetinle;ir göstermek· II, 267 bkz> kad ırlanmak
  2416. KADRUKLANMAK: dağın girintisi, çıkıntısı, sert yeri çok olmak· II, 275
  2417. KAD: kar fırtınası, insan öldüren bora, tipl·II, 223;III, 147
  2418. KADAG: kanal, ırmak· II, 190
  2419. KADAŞ: kardeş glbi yakın olan hısım, akraba, I, 369; III, 23, 327 bkz> kada ş
  2420. KADGU: kaygı, tasa, I, 106, 425, 486; III, 374 bkz> kadgu
  2421. KADGULANMAK: kaygılanmak. III, 201
  2422. KADGURMAK: kayırmak; kaygıya düşmek, kaygılanmak. II, 192, 193; III, 193. 194 bkz> kay-gurmak
  2423. KADLLG: ikileme dikiş, çifte dikiş, I, 375
  2424. KADIK: ağaçtan oyulmuş nesne·I, 382
  2425. KADIN: kayın, dünür, hısım.I, 32, 403, 528;II, 110; III, 245 bkz> kay ın, kazın
  2426. KADIN: kadnagun kayın ve kayınbabalar; "kayın mayın" gibi bir deyim· I, 523
  2427. KADIÑ: kayın ağacı, I, 32, 356; III, 134, 151. 369bkz> kay ıñ
  2428. KADIRGAK: çok çalışmak yüzünden elde peyda olan nas ır·I, 502
  2429. KADIRGAN: daima egdiren, daima büktüren,I, 518;II, 74
  2430. KADIRLANMAK: huyunu çetinleşir göstermek·II, 267 bkz> kadrınmak
  2431. KADIRMAK: büktürmek, eğdirmek, burdurmak; reddetmek·I, 370;II, 76, 164
  2432. KADIRTMAK: bıiktnrmek.III, 431
  2433. KADIŞ: kayış.I, 369, 499;III, 10, 325
  2434. KADIŞLAMAK: kayış yapınak. III, 335
  2435. KADITGAN: kimseye boyun egmeyen, inatçı, dik başlı,I, 513
  2436. KADITMAK: inat etmek, dik başlı olmak, kimseye boyun egmemek.I, 513 bkz> kad ıtmak
  2437. KADIZ: ağaç kabuğu, I, 365
  2438. KADIZLANMAK: kabuklanmak· II, 267
  2439. KADMAK: tipiden ölmek· III, 440
  2440. KADNAGUN: kadın ile birlikte kullanılır, "kayın mayın" gibi bir deyim. I, 528
  2441. KADRANMAK: kızmak, köpnrmek. II, 249
  2442. KADRILMAK: bükülmek, egilmek· II, 235
  2443. KADRIŞMAK: bükmekte yarış etmek; karşılıklı olarak birbirinin sözlerini reddetmek, II, 218, 219
  2444. KADUMAK: seyrekçe dikmek, III, 260 bkz> kad ılmak
  2445. KAFÇITMAK: kızdırmak. II, 329 bkz> kavçımak
  2446. KAFGAR: safran renginde ipek kumaş· III, 438
  2447. KAFTAN: kaftan, elbise; kapama. I, 435; III, 109, 287, 298
  2448. KAGIL: üzüm asmaları bağlanan yaş söğüt dalı, I, 409
  2449. KAG: kug kazın çıkardığı ses· III, 128 bkz> kak kuk
  2450. KAG: kug etmek kaz ses vermek, III, 128
  2451. KAGRULMAK: kavrulmak.II, 144, 235 bkz> kagurmak, kavrulmak, kovurmak, kugurmak, kuvurmak
  2452. KAGRUŞMAK: kavruşmak· II, 219 220 bkz> kavruşmak
  2453. KAGUN: kavun·I, 15, 88, 174, 214, 268, 269, 395, 410;II, 290; III, 107, 129, 146, 190, 435
  2454. KAGUNLANMAK: kavun sahibi olmak, III, 206
  2455. KAGUNLUG: kavunlu· I, 499
  2456. KAGUNLUK: kavunluk, kavun tarlası· I, 504, 505
  2457. KAGUNSAMAK: canı kavun ıstemek· I, 280
  2458. KAGURMAK: kavurmak· II, 81 bkz>kagrulmak, kavrulmak, kugurmak, kuvurmak
  2459. KAGUT: kavut, darıdan yapılan bir yemek,I, 406;III, 163 bkz> kavut
  2460. KAH: kah köpeği çağırmak için kullanılan söz, III, 118
  2461. KAK: erik, kaysı gibl meyvelerin kurusu, II, 282; III, 155
  2462. KAK: kurutulmuş nesnè· II, 282
  2463. KAK: göl, kurumuş göl, su birikintisi.I, 179; II, 282. 283; III, 155
  2464. KAKAÇ: kir, pas, bulaşık.I, 358;II, 285 bkz> kaçaç kakaça içine akarlar konan kap; kap kacak, III, 211, 238 bkz> ka, kaça
  2465. KAKA: turmak kaka durmak, dürte durmak, döge durmak·I, 73
  2466. KAKIG: kakıma, kızma, istemezlik, rağmen,I, 376
  2467. KAKILGAN: her zaman itilip kakılan·I, 520, 525
  2468. KAKILGAN: sokulgan itilip kakılan·I, 520. 525
  2469. KAKILMAK: kakılmak.II, 135
  2470. KAKILMAK: sokulmak itilip kakılmak· II, 135
  2471. KAKIMAK: birine kızmak, danlmak. III, 269 bkz> kakumak
  2472. KAKIŞMAK: birbirine kızışmak, birbirinln başına vuruşmak. II, 104, 105
  2473. KAKITGAN: daima kızdıran, can sıkan· I, 514
  2474. KAKITMAK: kızdırmak, canını sıktırmak· II,308
  2475. KAK: kuk kazın çıkardığı ses· III, 130 bkz> kag kug
  2476. KAKKUK: yarma, kurutulmuş et veya meyve. III, 130 bkz> kakuk
  2477. KAKLANMAK: kurutulmak, kakaç yapılmak, su toplanmak·II, 252
  2478. KAKLATMAK: kurutturmak II, 348
  2479. KAKMAK: kakmak, hafifçe vurmak,I, .102; II, 293, 356
  2480. KAKRAŞMAK: su çekilmek, şiş ve ur ínmek., II, 220
  2481. KAKRATGU: kaçırmak için çalınan şey, II, 334
  2482. KAKRATMAK: davul çalarak zararlı hayvanları,kuşları kaçırtmak· II, 334 bkz> kokratmak
  2483. KAKSIMAK: kakaç olmak, kakaç olayazmak· III, 286
  2484. KAKTURMAK: başına kaktırmak· II, 191
  2485. KAKUK: yarma, kurutulmuş et veya meyve·III,130 bkz> kakkuk
  2486. KAKUMAK: birine kızmak, darılmak· III, 269 bkz> kakımak
  2487. KAKURGAN: yağla yogrulan bir ekmek hamurudur, fırında veya tandırda pişirilir. I, 518
  2488. KAL: yaşlı adam, I, 409
  2489. KAL: aç kalın ve bekleyin anlamınadır· Halaç oymağının adı buradan gelmi; denir. III, 415
  2490. KALAMAK: yığmak, sandığa koymak,III, 249 bkz> kamak
  2491. KALATMAK: kaplatmak, kılıf geçirtmek, bir şeyi sargıya veya sandığa koydurmak.II, 310; 311; III, 311
  2492. KALBUZ: lokma, yudum· I, 458
  2493. KALBUZLAMAK: yutmak; tıkım veya lokma yapmak, I, 458'; III, 350
  2494. KALDRAMAK: hışırdamak III, 447
  2495. KALDRUGA: hışırtı yapan her nesne için verilen s ıfat,III, 442
  2496. KALI: eğer, hasıl, nice, artık, ne kadar, ise, olduğunda anlamlarında bir edat·I, 82, 93, 207, 274, 425;II, 234;III, 26, 137, 158, 233, 234, 239, 272, 288
  2497. KALIK: hava, gök, sema, I, 354, 383; III, 46
  2498. KALIMA: güne;lik, yüksek çardak, III, 174
  2499. KALIMAK: sıçramak, çamiflanmak· III, 272
  2500. KALIN: kalabalık, çok, sürü, kalın, kesif, yıgarlı olan her nesne· I, 149, 371, 404, 424, 487; III, 216
  2501. KALIÑ: öncül mihir olarak kadına verilen çeyiz· III, 371, 372
  2502. KALIÑUK: ba;taki kepekler, kürk ve deriye yap ışkan bir şey bulaşmasıyle olan kıvrıntı· III, 383 bkz> kalñuk
  2503. KALIÑULAMAK: suyun yüzüne çıkmak, şudan başını yüksek tutmak. III, 410 bkz> kalugulamak
  2504. KALIŞMAK: sıçraşmak; halkı terketmekte iki kişi yarış etmek,II, 109
  2505. KALITGAN: her zaman kalkıtan, sıçratan· I, 515
  2506. KALITMAK: kalkıtmak, sıçratmak· I, 515
  2507. KALKAN: kalkan, I, 441; II, 356; III, 82, 221, 386 bkz> kalkañ
  2508. KALKAÑ: kalkan, III, 386 bkz> kalkan
  2509. KALMAK: kalmak, bırakmak· I, 41, 45, 68, 85, 110, 219, 294, 362, 370, 376, 384, 409, 410;II, 25, 250; III, 30, 49, 156, 221, 222, 258, 309,367, 378, 384, 398
  2510. KALNADMAK: kalınlaşmak· II, 350 bkz> kalnatmak, kalnumak
  2511. KALNATMAK: kalınlaşmak· II, 350 bkz> kalnadmak, kalnumak
  2512. KALÑU: suyun yüzünde durma, suyun yüzüne ç ıkma· III, 379
  2513. KALÑUK: başta hasıl olan kepekler; kürk ve deri gibi şeylere yapışkan bir şey bulaşmaşsıyle olan
  2514. KIVRINTI·: III, 383 bkz> kalıñuk
  2515. KALÑULAMAK: suyun yüzüne çıkmak, sudan başını yüksek tutmak· III, 379 bkz> kal ıñulamak kalnumak kalınlaşmak, III, 302 bkz> kalnadmak, kalnatmak
  2516. KALTUK: yaban sığırı boynuzu· I, 475
  2517. KALTURMAK: geçmek, arkada bı^akmak. II, 191
  2518. KALVA: öğrence oku, üzerinde temreni bulunmayan, yuvarlak bir tahta parças ı bulunan ok·I, 426, 528
  2519. KAM: kam, şaman, kâhin. I, 236, 283; III, 157, 443
  2520. KAMAK: kılmak, III, 231 bkz> kılmak
  2521. KAMAK: yığmak; sandıga koynnak· III, 249 bkz> kalamak
  2522. KAMAMAK: kamaşmak· I, 340; II, 311; III, 272
  2523. KAMAŞMAK: ekşi yemeden diş kamaşmak· II, 110, 111
  2524. KAMATGAN: çok kamaştıran·I, 515
  2525. KAMATMAK: kamaştı^mak. II, 311 kamçı kamçı· I, 417 § kılıç kamçı; içinde kılıç olan kamçı· I, 417
  2526. KAMÇI: at, deve ve sığırın erkekllk aygıtı· I, 417
  2527. KAMÇIGU: ağızda ve parmaklarda ;iddetli ağrı ve sıcaklık yüzünden çıkan bir sivilce.I, 491 kamçılamak kamçılamak, kamçı ile vurmak· III, 352
  2528. KAMDU: dört arşın boyunda, bir karış eninde bir bez parçasıdır, üzerlne üygur Hanı'nın mührü basılıp alış verişte para yerine kullanılır I, 418
  2529. KAMGAK: eylerin açık yerlerine értülür, kamış gibi yüksekçe bir ot, semer otu· I, 475
  2530. KAMGI: eğri büğrü, çarpık·I, 426 § kamgı yüzlüg; çarpık yüzlü·I, 426
  2531. KAMGIRMAK: çarpılayazmak, eğrlleyazmak·II, 194
  2532. KAMIÇ: kepçe, kaşık, I, 52, 359; II. 75
  2533. KAMIÇAK: kurbağa yavrusu da denen su böce ği.I, 487
  2534. KAMIÇLAMAK: kepçelemek, kepçeyi daldırmak, III, 331
  2535. KAMIŞ: kamış, kamışlık.I, 369, 439;III, 193, 391
  2536. KAMIŞLANMAK: kamışlık olmak, II, 268
  2537. KAMIŞLIG: kamışlı· I, 495
  2538. KAMMAK: çok (dövüleni öldüresiye, kuvveti kesilesiye) dövmek· II, 27
  2539. KAMTURMAK: bayıltmak, sesl kısılayazmak· II,191
  2540. KAMUG: bütün, hep, kamu, hepsi· I, 44, 103, 179, 183, 186, 190, 191, 235, 236, 239, 241, 274, 359, 376;II, 17, 45, 92. 98, 101, 104, 110, 128, 204, 205, 206, 210, 211, 213, 214, 215, 216, 217, 220 ,221, 222, 245, 274, 283, 350;III, 6, 65, 74, 88, 102,105, 131, 1
  2541. KAMULMAK: söykenmek, yana yatmak·II, 135,136
  2542. KAN: kan· I, 192, 272, 498; II, 115, 128, 141,171, 184, 188, 264;III, 53, 66, 70, 77, 79, 157, 196, 270, 325, 356
  2543. KANAK: kaymak· I, 383 bkz> kayak, kıyak, konak
  2544. KANAMAK: kanamak, kan gelmek, kan almak· II, 323; III, 263, 273 bkz> kan ımak
  2545. KANAT: kanat· I, 34, 357; II, 4, 183
  2546. KANATGAN: daima kanatan·I, 515
  2547. KANATLANMAK: binek sahibi olmak; uçmak, kanatlanmak, kanad ı çıkmak, bitmek, II, 267
  2548. KANATMAK: kanatmak. II, 313, 323
  2549. KANÇA: nereye, I, 74, 354; III, 40
  2550. KANÇIK: dişi köpek; bir kadına sögülürken de böyle denir.I, 188, 475
  2551. KANÇUK: nereye?, nasılş·I, 195
  2552. KANDA: nerede? I, 46,418;III, 69,173, 218bkz> handa, kayda, kayuda
  2553. KANDIR: sepilenmeye yarayan deri yüzüldükten sonra etin üzerinde kalan ince zar,I, 457
  2554. KANDURMAK: su ve başka şeylere kandırmak·II, 192 bkz> kanturmak
  2555. KANGU: nişter, kan alacak aygıt· I, 477
  2556. KANI: nere? III, 237, 238
  2557. KANIG: sevinç· I, 376, 377 bkz> kan ık
  2558. KANIK: kanmış, kanık; sevinç· I, 46 bkz> kahıg
  2559. KANIMAK: kanamak· III, 274 bkz> kanamak
  2560. KANITGAN: her zaman şevke getiren, I, 515
  2561. KANITMAK: şevke getirmek, I, 515
  2562. KANMAK: su ve başka şeylere kanmak, I, 377; III, 184, 261
  2563. KANTURMAK: su ve ba;ka şeylere kandırmak. II, 192 bkz> kandurmak
  2564. KANU: hangi, hangi şey,I, 31; III, 237 bkz> hayu, kayu
  2565. KAÑ: kazın çıkardığı ses· III, 358
  2566. KAÑDAŞ: babaları bir olan· III, 382 bkz> kañsık
  2567. KAÑ: etmek kaz ses vermek, III, 358
  2568. KAÑLI: kagnı arabası (yük 1^).III, 379
  2569. KAÑRAK: damak-III, 383
  2570. KAÑRAK: çan,III, 383
  2571. KAÑSIK: üvey·III, 383 bkz>
  2572. KARIGDAŞ: kap kap, tulum, çuval, dağarcık; zarf; anası karnında, çocuğun bulunduğu torba·I, 195, 268; II, 122,127, 128, 164,170, 189, 218, 229; III, 15, 16, 77, 81, 146, 174
  2573. KAP: egreti hısım· III, 146
  2574. KAPA: kaba ve yüksek olan her nesne, III, 217
  2575. KAPAK: göz kapağı, I, 382
  2576. KAPAK: kızın kızlığı, bekâret. I, 382
  2577. KAPAKLAMAK: kız bozmak, III, 338
  2578. KAPAKLIG: kız kız oğlan kız,I, 496 bkz> kapıglıg
  2579. KAPÇAK: su kollarının birbirine kavuştuğu yer, I, 471
  2580. KAPGA: büyük kapı, kale kapısı·I, 425
  2581. KAPGAK: kapak, sadağın kapağı·I, 471
  2582. KAPGAKLANMAK: kapaklanmak· II, 275
  2583. KAPGUÇI: kapıcı, kapan, çalan vb· II, 50
  2584. KAPIGLIG: kız oğlan kız,I, 496 bkz> kapaklıg kız
  2585. KAPILMAK: kapanmak, hapsedilmek; kapılmak·II, 120
  2586. KAPINMAK: yağma eder görünmek; hastalığa kapılmak, yakalanmak· II, 154
  2587. KAPIŞ: kapış, kapıp alma, yağma etme, çalma· I, 369
  2588. KAPIŞMAK: kapışmak·II, 88 bkz> kapuşmak
  2589. KAPLANMAK: kap sahibi olmak,III, 199
  2590. KAPLIG: ogul anne karnından torbası ile doğan çocuktur ki uğurlu olur· III, 146
  2591. KAPMAK: kapmak, çalmak; dokunnnak, çarpmak, uçurmak; hücum ve defi etmek· II, 4, 90, 113; III, 33, 80, 422
  2592. KAPSAMAK: kaplamak, kaplamak istemek; etrafını kaplamak, sarmak; kapmak istemek·I, 155, 463; III, 285
  2593. KAPTURMAK: kaptırmak, çaldırmak. II, 189
  2594. KAPUG: kapı·I, 48, 64, 94, 150, 163, 180, 218, 239, 256, 276, 337, 375, 478, 506. 511, 520; II,11, 27, 108. 135, 203, 308;III, 49, 57, 76, 83, 94, 167, 234, 262, 268. 280, 292, 330, 345. 348, 376 § kapug sedrekmek; parmaklıklı kapı
  2595. KAPUGLUG: kapılı·I, 495
  2596. KAPULGAN: daima sıkı;an·I, 520
  2597. KAPULMAK: sıkş;mak·I, 520
  2598. KAPUŞMAK: kapışmak·II, 113 bkz> kapışmak
  2599. KAR: kar· 1. 7,186, 326, 386;II, 99,134.193, 204, 211. 305, 347; III, 39, 148, 263, 319, 324
  2600. KARA: kara; karanlık,I, 7, 60, 338, 354, 382; II, 163, 223
  2601. KARABaş: gerdek gecesi gelinle birlikte gönderilen hizmetçi kad ın, sağdıç kadın; köle ve cariyelere verilen adlardandır· "kara baş" anlamınadır.I, 150; III, 222
  2602. KARAÇI: kapıları dolaşan dilenci· I, 445
  2603. KARA: ermek kararmak, II, 163 bkz> kararmak
  2604. KARA: erük erik I, 69
  2605. KARA: étmek bir çeşit ekmek·III, 222
  2606. KARAGU: zaç denilen kara boya,I, 446
  2607. KARAGU: kör·I, 446
  2608. KARAGUNI: akşamleyin çocukların oynadıkları bir oyun.III, 243
  2609. KARAK: göz bebeği, gözün renkli yeri; göz·I, 382;II,116; III, 29 § kara karak; göz karas ı, I, 382 § ürüng karak
  2610. KARAKAN: dağ ağaçlarından bir çeşit ağaç· I, 448
  2611. KARA: karak göz karası· I, 382
  2612. KARAKLAMAK: yol kesip mal almak· III, 338
  2613. KARAKLIG: gözlü, gözü olan her hayvan, I, 497
  2614. KARAKSIZ: gözsüz. I, 497
  2615. KARA: kura yan yana söylenen iki kelime· III, 222
  2616. KARAKUŞ: Müşteri, (jüpiter), Mizan yıldızı, (Libra), I, 331, 332 III, 40, 221 bkz> Erentüz, Karaku ş, yulduz
  2617. KARAKUŞ: kara kuş, tavşancıl· I, 331; III, 221
  2618. KARAKUŞ: deve tabanının uçları.I, 332;III, 221
  2619. KARA: Kuş Yulduz Müşteri gezegeni, Jüpiter. III, 221 bkz> Erentüz, Karaku ş
  2620. KARALAMAK: karalamak; pislemek. III, 324, 329
  2621. KARAMUK: karamuk·I, 487
  2622. KARAMUÑ: karakun, kara belâ·III, 33
  2623. KARAÑGU: karanı, karanlık·III, 388 bkz> karañku
  2624. KARAÑKU: karanlık·III, 217, 290 bkz> karañgu
  2625. KARA: orun sin, mezar· III, 221, 222
  2626. KARA: ot Hindistan'dan gelen ağılı bir bitki; baldıran otu, Aconitum· III, 222
  2627. KARARMAK: kararmak· II, 77, 163 bkz> kara ermek
  2628. KARARTMAK: kaı'artmak,III, 431
  2629. KARA: yag neft· III, 222
  2630. KARÇAMAK: katılaşmak· III, 276
  2631. KARÇ: kurç "hatır hutur" gibi bir ses bildirir I, 343
  2632. KARÇ: kurç yémek hatır hutur yemek·I, 343
  2633. KARDU: zemheri sıralarında su üzerinde yüzen fındık büyüklüğündeki buz parçaları,I, 419
  2634. KARGA: karga,I, 254, 425;II, 26
  2635. KARGAK: lânet, kargış,II, 288 bkz> kargış
  2636. KARGAK: tarmak bir çeşit bitki I, 467
  2637. KARGALMAK: länetlenmek·II, 236
  2638. KARGAMAK: lânet etmek, beddua etmek; lânetlemek·I, 284;III, 290 bkz> alkamak, kargamak arkamak, kırgamak, kızgamak kargamak
  2639. KARKAMAK: lânet etmek, kötülüğü sayıp dökmek· t, 284 bkz> alkamak, kargamak, k ırgamak, kızgamak
  2640. KARGANAMAK: kendine lânet etmek II, 249
  2641. KARGAŞMAK: birbirine lânet etmek,II, 220
  2642. KARGATMAK: lânetletmek,II, 338
  2643. KARGILAÇ: kırlangıç kuşu·I, 526, 529;III, 178 bkz> karlıgaç
  2644. KARGIŞ: lânet, beddua, 1161^0.I, 274, 461 bkz> kargak § karg ış kişi; lânetlenmiî adam· I, 461
  2645. KARGU: dağ tepelerine minare biçlminde yapılan yapı olup düşman geldiği zaman herkesin hazır bulunması için üzerinde ateş yakılır·I, 426 bkz> karguy
  2646. KARGUY: atmaca·III, 241 bkz> karkuy, kırguy, kırkuy § çibek karguy; atmacaya benzer bir ku ş,III, 241
  2647. KARGUY: dağ doruklarında düşmanı ihbar için yapılan kuleler·III, 241 bkz> kargu
  2648. KARI: yaşlı, ihtiyar; yaşlı olan herhangl bir şey· I, 425; II, 30; III, 128, 222, 223, 421
  2649. KARI: karış, ölçü, bez ölçülen arşin· I, 117; III, 223 bkz> karış
  2650. KARIKMAK: kardan göz kamaşmak. II, 115, 116
  2651. KARI: kurı tay kısrağın arkasında geri kaldığı zaman bu sözlerle çağrılır. III, 223 bkz> kurıh kurıh, kurı kurı, kurrıh kurrıh
  2652. KARILAMAK: yaşlı saymak, ihtiyarlığa nispet etmek· III, 324, 329
  2653. KARILAMAK: boylamak, karışlamak, arşınlamak, ölçmek· I, 309; III, 324, 329
  2654. KARILAMAK: karlamak, ses çıkararak kar getirmek, III, 324
  2655. KARILMAK: karışmak, karılmak· II, 134 bkz> katılmak, katılmak karılmak
  2656. KARIMAK: kocalmak, yaşlanmak, kocamak,I, 147; III, 263
  2657. KARIMSINMAK: boğulur gibi olmak II, 260
  2658. KARIN: karın.I, 32, 171, 226, 324, 403, 486, 514; II. 201, 202, 288, 315, 337;III,222, 244, 286. 289, 439
  2659. KARIN: atmak hayvan boğazlandıktan sonra, işkembe nişan alınarak ok atılır, Vuran adam etinden bir parça alarak götürür.I, 403
  2660. KARINÇA: karınca.I, 501; III, 375 bkz> karınçak
  2661. KARINÇAK: karınca· I, 501 bkz> karınça
  2662. KARINDAŞ: kardeş· I, 407
  2663. KARINLAMAK: karına vurmak· III, 345
  2664. KARINLIG: karınlı· I, 499, 500
  2665. KARIŞ: karış, I, 369; II, 365 bkz> karı
  2666. KARIŞ: yünlü kumaş, III, 28
  2667. KARIŞLAMAK: karışlamak· III, 335
  2668. KARIŞMAK: karışmak; kamaşmak; karşılanmak; karşı koymak I, 367;II, 95, 97, 98;III, 11
  2669. KARIT: söğme, kufür· I, 356
  2670. KARITMAK: kocatmak· II, 304
  2671. KARIZAN: çok kocamış k.iy, I, 448
  2672. KARKAG: çöl, suyu ve bitkisi bulunmayan k ırlar,I, 465
  2673. KAR: kur ses anlatan bir kelime·I, 324
  2674. KAR: kur etmek guruldamak.I, 324
  2675. KARKUY: atmaca kuşu·III, 241 bkz> karguy, kırguy, kırkuy
  2676. KARLAMAK: karlamak. I, 463; III, 298, 319
  2677. KARLANMAK: karlanmak, kar yağmak· III, 197
  2678. KARLATMAK: kar yağdırmak· II, 347
  2679. KARLIGAÇ: kırlangıç· I, 527 bkz> kargılaç
  2680. KARLUKLAMAK: Karluk boyundan saymak, Karluk boyuna nispet etmek· III, 351
  2681. KARLUKLANMAK: Karluk kılığına girmek· II, 275, 276
  2682. KARMA: yağma. I, 410, 433
  2683. KARMAK: bir şeyi bir şeyle karıştırmak, katmak, karmak; boğazda su durmak, su bir yerde durmak, taîmak· I, 432;'II, 187;III, 182
  2684. KARMALAMAK: yağma etmek, kapmak, yağmalamak.I, 433;III, 354
  2685. KARMALAŞMAK: yağmalamakta yarış ve yardım etmek II, 221 bkz> karmaşmak
  2686. KARMAŞMAK: yağmalamakta yarış ve yardım etmek, II, 221 bkz> karmalaşmak
  2687. KARNAGU: er koca karınlı adam·I, 491 bkz> karnak er
  2688. KARNAK: er koca karınlı adam· I, 473 bkz> karnagu er
  2689. KARS: deve veya koyun tüyünden yap ılan elbise· I, 348
  2690. KARSAK: derisinden güzel kürk yapılan bir hayvan, bozkır tilkisi.I, 473
  2691. KARS: kars el çırpmaktan çıkan ses·I, 348
  2692. KARS: kars aya yapmak el ayalarını birbirine vurarak ses çıkarmak·I, 348
  2693. KARŞAG: elbisenin bir karış kadar olan parçası I, 464
  2694. KARŞAMAK: karışlamak, ölçmek III, 286, 287
  2695. KARŞATMAK: ölçtürmek, karışlatmak·II, 337,365
  2696. KARŞI: hakan sarayı, köşk,I, 255, 423;III, 374
  2697. KARŞI: karşı, zıt,I, 423 bkz> karşu
  2698. KARŞI: iki bey arasındaki uyu;mazlık·I, 424
  2699. KARŞU: karşı·III, 272 bkz> karşı
  2700. KARŞUT: zıt·I, 451
  2701. KART: yara·I, 342;II, 234, 248, 255
  2702. KARTAL: et parçalanmış et,I, 483
  2703. KARTAL: koy aklı karalı, alaca koyun·I, 483
  2704. KARTALMAK: azmak, yaranın başı koparılmak·II, 234
  2705. KARTAMAK: tırmalamak; sağaltmak·I, 245, 272; II, 255 bkz> kartanmak, k ırtlamak
  2706. KARTANMAK: sağaltmak.II, 248, 455 bkz> kartamak, k ırtlamak
  2707. KART: er huysuz adam·I, 342
  2708. KART: kurt ses bildiren bir kellme.I, 342
  2709. KART: kurt etmak çitlamak·I, 342
  2710. KARTURMAK: tıkamak; kardırmak, karıştırmak·II, 190. 197
  2711. KARU: ..karşı ..dogru anlamına edat·II, 83 bkz> kerü
  2712. KARVAMAK: ararken bir şeye dokunmak,III, 290 bkz> karvamak
  2713. KARVI: ince, yayımsı·III, 239 § karvı kaşlı kişi; yay gibi ince kaşlı adam·III, 239
  2714. KARVAMAK: ararken bir şeye dokunmak·III, 290 bkz> karvamak
  2715. KARVANMAK: aramak,II, 250
  2716. KARVAŞMAK: aramakta yardım etmek; karanlıkta el ile bir şey aramak,II, 221
  2717. KARVATMAK: gõzü ile görmeden eliyle dokunarak aratmak· II, 339
  2718. KAS: kabuk, her ağacın kabuğu; sertllk, katilık, I, 356, 382; III, 134, 151, 369 bkz> kasuk, kaz
  2719. KASI: hayvanlara ağaçtan yapılan ağıl·III, 224
  2720. KASIG: ağzın içi, sag ve sol yanları, avurt·I, 375;III, 345
  2721. KASIGLAMAK: iteklemek, itmek; avurda vurmak,III, 336, 345 bkz> k ısıglamak
  2722. KASIRKU: kasırga·I, 489
  2723. KASNAMAK: zırıncımak, çeneleri birbirlne vurmak; titre şmek II, 223;III, 147, 302 bkz> kasnatmak, kıstaşmak
  2724. KASNATMAK: titretmek·II, 350 bkz> kasnamak, kıstaşmak
  2725. KASUK: ağaç kabuğu·I, 382 bkz> kas, kaz
  2726. KASUK: at derisinden yapılan tulum·I, 382
  2727. KASUKLUG: er kendisinde kımız tulumu bulunan adam.I, 497
  2728. KAŞ: kaş, lekesiz beyaz veya kara ta;·I, 330; III, 22, 152
  2729. KA: herhangi bir şeyin kıyısı·III, 152
  2730. KAŞ: göz üstündeki kaş· I, 424, 524; II, 328; III,152
  2731. KAŞAK: kındıra otu, halfa·I, 383;II, 328
  2732. KAŞAÑ: köleye söğmekte kullanılan bir kelime, "alçak" anlamınadır.III, 370
  2733. KAŞANMAK: (hayvan, at) i;emek·II, 155
  2734. KAŞGA: at yüzü ak, gözlerinin çevresi kara olan at, peçeli at·I, 426 § ka şga koy; başı ak, başka yerleri kara olan koyun·I, 426
  2735. KAŞGALAK: ördekten küçük blr su kuşu·I, 528
  2736. KAŞIK: kaşık·I, 504 bkz> kaşuk
  2737. KAŞIKLAMAK: kaşıklamak,III, 338 bkz> kaşuklamak
  2738. KAŞIKLIK: müñüz kaşık yapmak içtn hazırlanan boynuz,I, 504
  2739. KAŞIMAK: kaşımak·I, 438;III, 267
  2740. KAŞINMAK: I, 261 kaşıtgan çok kaşitan, I, 514
  2741. KAŞITMAK: kaşıtmak, II, 307
  2742. KAŞLAMAK: kaş, germeç yapmak; kaşa vurmak· III, 299
  2743. KAŞLIG: kaşlı· III, 239
  2744. KAŞUK: kaşık· I, 383; III, 347 bkz> kaşık
  2745. KAŞUKLAMAK: kaşıklamak. III, 338, 347 bkz> kaşıklamak
  2746. KAŞUKLANMAK: kaşık sahibi olmak· II, 268, 269
  2747. KAŞUKLUG: kaşıklı. I, 497
  2748. KAT: kat· I, 320; III, 27
  2749. KAT: nezd, yan· I, 64, 320; III, 240
  2750. KAT: mugaylan dikeni meyvesi; dikenli ;eylerin meyvesl; her bir a ğacın meyvesi· II, 146, 147
  2751. KATA: kere, defa, kez, I, 321, 498; III, 218
  2752. KATARGAN: her zaman geri döndüren·II, 74
  2753. KATARMAK: geri döndürmek, yöneltisinden döndürmek, çevirmek.II, 74;III, 193 bkz> kaytarmak
  2754. KATGI: katı, sert· I, 441 bkz> katkı
  2755. KATGURMAK: gülerek katilmak· II, 188,192, 201
  2756. KATIG: katı, sert, sıkı, kuvvetli, I, 110, 375, 472; II, 338, 354; III, 44, 219, 287, 373
  2757. KATIGLANMAK: çabalamak, uğra;mak· II, 268, 270; III, 159
  2758. KATIGLIG: soysuz, katiklı· I, 496
  2759. KATIGLIK: felâket· III, 233
  2760. KATIK: katgı, herhangi bir nesneye katılan; sirke, yoğurt gibi tutmaç yemejine katılan nesne· I, 382
  2761. KATILGAN: karılgan her işe her zaman katılan, karışan· I, 520
  2762. KATILMAK: karıştırılmak; erkek kadın çiftleşmek, II, 121 bkz> karılmak, katılmak karılmak katılmak karılmak
  2763. KATINMAK: sertelmek·I, 498
  2764. KATINMAK: katar görünmek·II, 154
  2765. KATIR: katır,I, 364, 495;III, 302
  2766. KATIRTMAK: döndürmek; reddetmekle emretmek·III, 430, 431
  2767. KATIŞMAK: katmakta yardım ve yan; etmek, II, 89
  2768. KAT: kadrak yan, yamaç· I, 472
  2769. KATKI: katı, I, 427 bkz> katgı § katkı kişi; kimseye boyun eğmeyen adam· I, 427
  2770. KATKI: (a?) ç çıyana benzer bir böcek· I, 455
  2771. KATLANMAK: meyvelenmek; dikenll ağaçlar meyvelenmek .III, 196, 197
  2772. KATLIŞ: katlış; su kollarının kavşıtında olan su birikintisi· I, 460
  2773. KATLIŞMAK: su kolları kavu;mak·I, 460
  2774. KATMAK: katmak, karıştırmak; katılaşmak, sert olmak; mihnete ve sıkıntıya düşmek, yorulmak·I, 205, 432, 440, 467;II, 295
  2775. KATMAK: karmak katmak, karıştırmak.I, 432
  2776. KATNATMAK: tekrar ettirmek·II, 349
  2777. KATRUNMAK: duraklamak, çekinmek,II, 249
  2778. KATTURMAK: büktürmek, katlatmak, kattırmak·II, 189, 190
  2779. KATUN: kadın, hatun, Afrasyab kızlarından olanların adı· I, 138, 376 ,410;III, 240
  2780. KATUNLANMAK: hanımlanmak, han karısı şekline girmek·III, 206
  2781. KATURGAN: çok sevlnen, çok öğünen, çok gülen· I, 516
  2782. KATURLUG: ok temreni ağıya bulaştırılmiş ok, II, 284
  2783. KATURMAK: katılaştırmak.II, 74
  2784. KATURMAK: sevinmek, öğünmek, gülmek.I, 516
  2785. KATUT: katık,II, 284
  2786. KATUT: kak, yarma·II, 284
  2787. KATUT: pabuçcu çirişi·II, 284
  2788. KAVIK: kepek, darı kepeği,III, 165 bkz> kavık
  2789. KAVUK: mesane, sidiklik; kavuk, III, 165 bkz> kavuk
  2790. KAVUT: kavut· III, 163 bkz> kagut
  2791. KAVUZ: şaraptaki çôr çöp, tortu·III, 164
  2792. KAV: kav-III, 155
  2793. KAVÇIMAK: saldırmak, üstüne du;mek· III, 276 bkz> kafç ıtmak
  2794. KAVDINMAK: acınmak, şefkat göstermek, fenalıktan kurtulması yollarını aramak· II, 249 bkz> kavdunmak
  2795. KAVDUNMAK: acınmak, ;efkat göstermek, fenalıktan kurtulması yollarını aramak· II, 249 bkz> kavdınmak
  2796. KAVIK: kepek, darı kepeğl; kavuz· I, 221, 383; III, 165 bkz> kav ık
  2797. KAV: kuv dikişin büzülmesi, çekllmesi, elblsenin dikilirken k ırışıp büzülmesl· III, 129,155
  2798. KAV: kuv bolmak diklllrken büzülmek, çekilınek, kötü dikilmekten kıvrışmak.III, 129
  2799. KAVRAMAK: sıkmak, kavramak· II, 82 bkz>kavurmak
  2800. KAVRULMAK: kavrulmak, II, 235 bkz> kagrulmak, kagurmak, kovurmak, kugurmak, kuvurmak
  2801. KAVRUŞMAK: kavurmakta yardım etmek·II, 219, 220 bkz; kagruşmak
  2802. KAVŞI: ince, çatık·I, 424
  2803. KAVŞUT: iki hanın, ülkelerinin baysallıği için, buluşarak barışmaları. I, 451; II, 102
  2804. KAVUK: sidiklik, mesane; kavuk, I, 383; III, 165 bkz> kavuk
  2805. KAVURMAÇ: kavrulmuş buğday·I, 493 bkz> kogurmaç, kovurmaç
  2806. KAVURMAK: kavramak, sıkmak,I, 518;II, 82 bkz> kavramak
  2807. KAVUŞMAK: kavuşmak, yaklaşmak.II, 102, 103; III, 153, 188
  2808. KAYA: kaya·I, 73;II, 7, 19, 20, 170 § yal ım kaya; sarp dağın eteği·III, 19, 20
  2809. KAYAÇUK: güzel kokulu bir dağ otu· ("Safran"denen bitki olmak ihtimali vard ır).III, 177
  2810. KAYAK: kaymak (yenecek)· III, 167 bkz> kanak, k ıyak, konak
  2811. KAYA: körmek uzaktan görmek·III, 219 bkz> kıya körmek· kura körmek, kuya körmek kayda nerede·I, 52, 419; III, 173 bkz> handa, kanda, kayuda
  2812. KAYGIK: kayık, I, 100; III, 175 bkz> kayguk
  2813. KAYGUK: kayık· I, 186 bkz> kaygık
  2814. KAYGURMAK: kayırmak, kaygılanmak·II, 193; III, 193, 194 bkz> kadgurmak
  2815. KAYIG: yer yoldan sapa olan yer·III, 166
  2816. KAYIN: kardeş, hısım ve akraba· I, 32 bkz> kadın, kazın
  2817. KAYINMAK: kaynamak. III, 191 bkz> kaynamak
  2818. KAYIÑ: kayın ağacı·I, 32 bkz> kağıñ
  2819. KAYIR: kum, kaba topraklı yer·I, 158, 166; III, 165
  2820. KAYIRLIG: düz ve kaba topraklı·III, 178
  2821. KAYIŞMAK: birbirine acımak, birbirini kayırmak· III, 188 bkz> kaymak, kışmak
  2822. KAYMAK: meyletmek, kaymak; caymak; acımak, kayırmak, tınmak, iltifat etmek·I, 403; II, 45;III, 182, 245, 246 bkz> kayışmak, kışmak
  2823. KAYNAMAK: kaynamak; karşı gelmek, kabulden çekinmek, sözünü reddetmek· I, 166, 225, 248, 390, 441;III, 191, 280, 302 bkz> kay ınamak
  2824. KAYNATMAK: kaynatmak· II, 357
  2825. KAYRIŞMAK: bükmekte yarış etmek· III, 194, 195
  2826. KAYTARGAN: daima geri döndüren, kaçıran.I, 516, 517
  2827. KAYTARMAK: yõneltisinde döndürmek, çevirmek,III, 193 bkz> katarmak
  2828. KAYTARMAK: saldırtmak,III, 429
  2829. KAYTIŞMAK: birbiri ardına gitmek,III, 195
  2830. KAYTURMAK: kayırttirmak, yardım ettirmek· III, 193
  2831. KAYU: hangi, hani, nice·I, 31;III, 218, 237, 367 bkz> hayu, kanu
  2832. KAYUDA: nerede, I, 99,419;III,173 bkz> handa, kanda, kayda
  2833. KAYUKLANMAK: kaymaklanmak.III, 197, 198
  2834. KAZ: kaz·I,100,104, 254, 256, 487;II,177,181, 359;III, 128, 130. 149, 332, 358, 384
  2835. KAZ: her ağacın kabugu· III, 151 bkz> kas, kasuk
  2836. KAZAÑKU: karma karışık, dolaşık (ip), III, 388
  2837. KAZGAN: sel sularının yardığı yer· I, 18 § kazgan yér; içerisinde yarlar, batakl ıklar, çatlaklıklar bulunan yer· I, 439
  2838. KAZGANÇ: kazanç· III, 386
  2839. KAZGANMAK: kazanmak· II, 249, 250
  2840. KAZI: etlilikten insan karnındaki girlnti ve çıkıntılar, at karnı içinden çıkan yağ· III, 223
  2841. KAZILMAK: kazılmak· II, 135
  2842. KAZIMAK: kazmak ve eşmek, deşmek, kazımak· III, 264
  2843. KAZIN: kayın, dünür, hısım· I, 403 bkz> kadın,kayın
  2844. KAZINDI: toprak kazılmış toprak· I, 449
  2845. KAZINMAK: kazılmak, kazmayı iş edinmek, kazar görünmek· II, 155
  2846. KAZIŞMAK: kazmakta yardım ve yarı; etmek, II, 100
  2847. KAZLINMAK: kazılmak, çukurlar yapılmak,II, 251
  2848. KAZMAK: kazmak, at hafarılanarak ve çamışlanarak ayağıyle yerl kazmak, kazılmak·II,10, 59
  2849. KAZÑUK: kazık,III, 383 bkz> kazuñuk
  2850. KAZTURMAK: kazdırmak·II, 190
  2851. KAZUK: kazılmış·I, 382 § kazuk arık; kazılmış ark·I, 382
  2852. KAZUÑUK: kazık·III, 383 bkz> kazñuk
  2853. KEBELI: ışık etrafında geceleri uçan kelebek, pervane, evelek·I, 448
  2854. KEBEZ: pamuk,I, 293, 303, 510 bkz> kepez
  2855. KEBEZLIG: pamuklu, pamuk sahibi·I, 507
  2856. KEBEZLIK: pamukluk, pamuk biten yer·I, 507
  2857. KEBIMEK: bazı yerleri kurumak·III, 257 bkz> kepimek
  2858. KEBIT: dükkân, magaza, içkl içllen yer, meyhane,I, 357 bkz> kepit
  2859. KEBITMEK: kurutmak·II, 298 bkz> kepitmek
  2860. KEÇE: keçe,III, 219
  2861. KEÇE: karpuz ve hıyara ben2er şeylerin taşındığı sele ve sepet·III, 220
  2862. KEÇI: keçi,III, 219 bkz> eçkü
  2863. KEÇIK: köprü, geçit,I, 390;III, 191 bkz> keçi ş
  2864. KEÇILMEK: geçilmek· II, 136
  2865. KEÇIŞ: geçit, ırmağın, derenin geçidi, I, 369 bkz> keçik
  2866. KEÇIŞMEK: geçmekte yardım ve yarış etmek, II, 93
  2867. KEÇITMEK: geçirtnnek· II, 300
  2868. KEÇMEK: geçmek, ölmek· I, 44, 79, 80, 82, 94, 245, 451;II, 5, 6, 87, 164, 225; III, 5, 9, 33, 85, 121, 288
  2869. KEÇRÜMSINMEK: geçer görünmek· II, 261
  2870. KEÇRÜŞMEK: birbirini geçmek, geçirmekte yard ım etmek· II, 222, 225, 257
  2871. KEÇSEMEK: geçmek istemek·I, 155
  2872. KEÇSETMEK: geçmek umudunda bulundurmak· II, 336
  2873. KEÇTÜRMEK: geçtirmek II, 194
  2874. KEÇÜNMEK: geçer görünmek· II, 156
  2875. KEÇÜRGEN: her zaman başaran·II, 521, 522
  2876. KEŞÜRGEN: çok bağışlayan·I, 521
  2877. KEÇÜRMEK: evirip çevirmek, başarmak; bağı;lamak,I, 47
  2878. KEÇÜRSEMEK: geçirmek istemek·III, 247
  2879. KEÇÜRTMEK: geçirtmek.III, 431, 432
  2880. KED: bir şeyi anlatmakta obartma ve pekitme istenirse kullan ılan edat·I, 321 bkz> ked, key
  2881. KEDKIRMEK: hayvan çamışlık etmek, üstüne yük vurdurmaz olmak·II, 196
  2882. KEDRIM: et derisi yüzülmüş et· I, 485
  2883. KEDÜK: tulganın altına giyilen tüyden yapı1mış takke·I, 390
  2884. KEDÜK: yağmurluk-I, 508 bkz> kedük
  2885. KEDÜKLÜG: yağmurluk sahibi·I, 509
  2886. KEDÜKLÜK: kidiz yağmurluk yapmak için ayrılmış, hazırlanmış keçe·I, 508
  2887. KED: obartma, pekitme bildiren blr edat·I, 322 bkz> ked, key
  2888. KEDGÜ: giyilecek nesne,I, 430
  2889. KEDILMEK: giyilnıek·II, 136
  2890. KEDINDI: ton çok giyilen elbise I, 449
  2891. KEDIRMEK: hayvan derisi yüzmek, bir hayvan ı kakaç (pastırma) yapmak· II, 76
  2892. KEDLEMEK: çabalamak. III, 299, 300
  2893. KEDMEK: giymek·I, 12, 394;II, 296;III, 20, 156, 441 bkz> ketmek
  2894. KEDRILMEK: et soyulup kurutulmak, kakaç (past ırma) yapılmak· II, 237
  2895. KEDRIŞMEK: et soyup kurutmakta yardım etmek, II, 222
  2896. KEDRÜLMEK: giyilmek· II, 237
  2897. KEDRÜŞMEK: birbirine giydirmek, II. 222
  2898. KEDÜK: kepenek, yağmurluk; elbise, giyecek, I, 390;III, 38 bkz> kedük
  2899. KEDÜKLÜG: kepeneği olan kimse·III, 256
  2900. KEDÜRMEK: giydirmek.II, 76, 161
  2901. KEDÜRSEMEK: giydirmek istemek III, 332
  2902. KEDÜT: çamaçır, giyecek, gelin ve güveyin h ısımlarına armağan olarak giydlrdlkleri elbise· I, 12, 357
  2903. KEFEÑ: zahire armağanı· III, 385 bkz> kefşeng
  2904. KEFGEK: peltek, kekeme kimse· II, 289
  2905. KEFREMEK: gevşemek, I, 103 bkz> kevremek, kövremek, küfremek
  2906. KEFŞEÑ: harman temizlendikten sbnra gelen kimseye verilen zahire armagan ı. III, 385 bkz> kefeñ
  2907. KEGIRMEK: geğirmek· II, 84
  2908. KEK: kin, hınç, öç; sıkıntı, zahmet, mihnet I, 44, 230, 479;II, 283 bkz> kekmek, kekmen
  2909. KEKLIG: kinli, hınçlı·II, 283
  2910. KEKLIK: keklik·I, 479
  2911. KEKMEK: er tecrübeli adam·I, 479 bkz> kek, kekmen
  2912. KEKMEN: başından geçen sıkıntı ve zahmetlerle pişmiş, pekleşmiş adam.I, 480 bkz> kek, kekmek
  2913. KEKRE: develerin yediği acı bir ot·I, 422
  2914. KEKTEŞMEK: hınçlaşmak, kin bağlaşmak·II, 222
  2915. KEKÜK: seksek kuşu; kemiği büyü ve tılsım için kullanılır· II. 287
  2916. KEKÜŞ: ;işlik iç!n sürülen blr ilâç, aks ırgan otu; "Saponaria" veya "Veratrum album"·I, 407
  2917. KELDEÇI: gelici, gelen·I, 24
  2918. KELDÜGI: geli;i.I, 36;II, 42
  2919. KELDÜRMEK: getirmek.I, 20, 71, 93, 94. 97, 251, 340;II, 195; III, 144 bkz> keltürmek
  2920. KELEÇÜ: söz· I, 445
  2921. KELEGEN: gelen· I, 24
  2922. KELEGÜ: tarla sıçanı soyundan bir hayvancık, geleni- I, 448
  2923. KELEP: Türk yaylalarında biten bir ot; davarı çabuk semirtir.I, 353
  2924. KELEPLENMEK: bir yer "kelep" otuna sahip olmak· 11. 269
  2925. KELER: keler, kertenkeleler!n genel ad ı·I, 364
  2926. KELESI: gelme zamanı·II, 69
  2927. KELGELIMET: gelmek için·I, 144, 325
  2928. KELGIN: büyük ırmaklann veya denizlerin taşar gibi kabarması, med·I, 443
  2929. KELGIRMEK: gele yazmak, gelmek istemek,II, 196
  2930. KELGÜ: gelme zamanı, geliş, gelecek·I, 119; II, 68
  2931. KELGÜÇI: gelici, gelen·II, 54
  2932. KELGÜLÜK: gelmeye hak kazanmış (kimse).I, 25
  2933. KELIG: gelecek, gelecegi.I, 26;II, 41, 52, 58, 172;III, 160
  2934. KELIGLI: gelmek üzere olan·I, 25;II, 58
  2935. KELIGSEK: gelmeye istekli olan;II, 55
  2936. KELIGSEMEK: gelmek istemek·III, 285, 335 bkz> kelsemek
  2937. KELIMSENMEK: gelir görünmek.II, 259
  2938. KELIN: gelin·I, 404;III, 12, 242
  2939. KELIŞ: geliş.I, 370
  2940. KELIŞ: barış geliş gidiş.I, 370
  2941. KELIŞLIG: barışlıg ev konuk odası,I, 370
  2942. KELIŞMEK: gelişmek.II, 110
  2943. KELIŞMEK: barışmak birbirine gelip gitmek· II, 110
  2944. KELMEK: gelmek,I, 20, 24, 26, 35, 36, 37, 53, 76, 77, 82, 87, 88. 93, 97,108, 125, 126, 129, 130, 132, 136, 165, 212, 219, 226, 315, 319, 323, 325, 328, 334, 339, 350, 387, 391, 403. 409, 417, 441, 442, 445, 462, 463, 468;II, 25, 26, 35, 38, 41, 43, 46. 59, 60, 6
  2945. KELÑIZ: sel I, 343
  2946. KELÑIZLEYÜ: sel gibi.I, 343
  2947. KELSEMEK: gelmek istemek, gelsemek·III, 285 bkz> keligsemek
  2948. KELTÜRMEK: getirtmek·II, 195 bkz> keldürmek
  2949. KEM: hastalık·I, 338;II, 363
  2950. KEMDÜK: söñük sıyrılmış, eti yenmiş kemik. I, 480
  2951. KEMEK: pamuktan yapılmış çubuklu ve nakışlı bir dokuma; bundan bürgü yapılır, Kıpçaklar yagmurluk yaparlar·I, 392
  2952. KEMÍ: gemi·I, 179; III, 235 bkz> kimi
  2953. KEM(I)ŞMEK: saldırmak, çıkarmak, atmak, sürmek; bir ;eyi çıkarıp atmak·I, 309, 441, 472; II, 112, 115
  2954. KEMLEMEK: kötülemek, hasta olmak,III, 301 bkz> kemlenmek
  2955. KEMLENMEK: hastalanmak· I, 338; II, 253 bkz> kemlemek
  2956. KEMLETMEK: sıkıntı veya zarar vermek, kötületmek, hasta etmek· II, 348, 349, 363
  2957. KEMRÜŞMEK: kemirişmek, kemirmekte yariş etmek· II, 224
  2958. KEMÜRMEK: kemirmek. II, 85, 86
  2959. KEN: dogu ülkelerinde her şehre verilen bir addır· I, 339 bkz> kend, kent
  2960. KENÇ: genç, çocuk; her hayvanın küçügü· I, 169, 278; II, 304, 307; III, 181, 270, 438
  2961. KENÇEKLENMEK: Kençek kılığına girmek, Kençekleşmek II, 277
  2962. KENÇLIYÜ: hanların düğünlerlnde veya bayramlarda ya ğma edilmek üzere yapılan sofra· III, 438
  2963. KEND: şehir; kale·I, 22, 178, 236, 248, 302, 339, 343, 344; III, 150 bkz> ken, kent kendü
  2964. KENDI: , zat, nefs, kendisi. I, 127, 419; III, 29
  2965. KENDÜK: küp gibi topraktan yapılan büyükçe bir kap, küp·I, 480;II, 129
  2966. KENPE: bir ot adı·I, 416
  2967. KENT: şehir·III, 34 bkz> ken, kend
  2968. KENZI: kırmızı, sarı, ye;il gibi birtakım renkleri bulunan bir Çin dokuması·I, 422
  2969. KEÑEMEK: danışmak, görüşmek, tedbir etmek· III, 396
  2970. KEÑES: sığ, az, kolay, hafif·III, 364
  2971. KEÑEŞ: işlerde danışma, görüşme, düşünme,tedbir·III, 365
  2972. KEÑEŞLIK: danışıklı, tedbirli,I, 232;III, 358
  2973. KEÑEŞMEK: kar;ılıklı danı;mak, tedbir etmek· III, 393, 394
  2974. KEÑEŞSIZ: danışıksız, tedbirsiz·I, 232
  2975. KERÍGIRSIMEK: dlbi yanmak, dibl yanarak koku yükselmek·III, 409
  2976. KEPEK: unda ve başta bulunan kepek,I, 390; II, 310; III, 93, 101
  2977. KEPEKLIG: kepeği olan,I, 508
  2978. KEPEKLIK: kepek konan yer·I, 508, 510
  2979. KEPEK: yincü küçük inci·I, 390
  2980. KEPEZ: pamuk-I, 293, 303, 510 bkz> kebez
  2981. KEPIMEK: bazı yerleri kurumak, III, 257 bkz>kebimek
  2982. KEPIT: dükkân, mağaza, meyhane·I, 357 bkz> kebit
  2983. KEPITMEK: kurutmak·II, 298 bkz> kebltmek
  2984. KEREGÜ: çadır; kışlık ev,I, 404, 447, 448
  2985. KEREGÜLENMEK: çadırlanmak, çadır edinmek, çadıra girmek·III, 205
  2986. KEREK: gerek, olmalı, yaraşır, lâzım, ihtiyaç, gerekli. 1 126, 152, 163, 391;III, 44, 216, 371
  2987. KEREKLEMEK: yokluğu dolayısıyle aramak, araştırmak, III, 341
  2988. KEREKLIG: gerekli· I, 509
  2989. KEREM: izbe· I, 398
  2990. KEREY: saç tıra; eden ustura,III,174 bkz> yüligü
  2991. KERGEMEK: yaraşmak· I, 362
  2992. KERGÜK: koyunun içerisinde, kırkbayır ile beraber bulunan şirden gibi ;ey· II, 289
  2993. KERIK: geniş· I, 94
  2994. KERILGEN: her zaman gerilen, gerinen, esniyen· I, 523 kerilmek gerllmek, gerinmek, esnemek· I, 119; II, 136 kerim duvarlara örtülen, kaplanan dokuma nesneler.I, 398
  2995. KERIŞ: üstüne çıkılabilen dağ tepesi·I, 370
  2996. KERIŞ: atin karnı, sırtı·I, 370
  2997. KERIŞ: savaşta dayanma,I, 370
  2998. KERIŞ: kavga, çeki;·I, 370
  2999. KERIŞMEK: uğraşmak, kavga etmek, çekişmek· I, 370;II, 99, 115
  3000. KERIŞMEK: germekte yardım ve yarış etmek· II, 98
  3001. KERITMEK: havlatmak, ürdürmek· II, 305
  3002. KERJÜ: tüfekte atılan yuvarlak taneler, III, 441
  3003. KERKI: dülger keseri, keser· I, 430
  3004. KERMEK: germek, çeklp uzatmak; kapatmak; ürümek, havlamak· II, 8; III, 39
  3005. KERPIÇ: kerpiç· I, 455; III, 119 § pışık kerpiç
  3006. KERŞEGÜ: at kürek kemiğinin altında yağırı bulunan at·I, 491
  3007. KERTIK: ekmek ve ekmeğe benzer şeylerin sayısını bilmek için bir ağaçta yapılan kertik, çetele· I, 478 bkz>
  3008. KERTÜK: kertilmek kenilmek; (insanlar için) horlanmak· I, 160; II, 236
  3009. KERTIŞMEK: kenmekte yardım ve yarış etmek· II, 222
  3010. KERTMEK: kertmek (köleyi yola getirmek için söylenir)· III, 427
  3011. KERTÜK: ağaçta açılan kertik- I, 478 bkz> kertik
  3012. KERTÜK: kemrük kesik, gedik· I, 478
  3013. KERTÜRMEK: gerdirmek, serdirmek· II, 194
  3014. KERÜ: geri,.. den ise·I, 205, 361; II, 133 bkz>karu
  3015. KES: parça·I, 329 bkz> kesek
  3016. KES: kesek, abdest bozduktan sonra bununla temizlenilir.I, 329
  3017. KESEK: kesik, parça·I, 14, 391 bkz; kes
  3018. KESGÜ: kesecek nesne· I, 13
  3019. KESGÜK: halka, köpeğin boynuna geçirilen halka, tasma· II, 289
  3020. KESILGEN: her zaman kesilen· I, 523
  3021. KESILMEK: kesllmek· I, 339; II, 136, 137
  3022. KESINMEK: kesinmek·II, 157
  3023. KESLŞMEK: kesmekte yardım ve yariş etmek· II, 101
  3024. KESLEMEK: kesekle koğmak· III, 300
  3025. KESLINÇÜ: sarı keler, III, 242
  3026. KESLINMEK: kesilmek· I, 352; II, 253
  3027. KESLIŞMEK: kesilip ayrılmak· II, 224
  3028. KESME: enli ok 100^01^.I, 434
  3029. KESME: kakül, zülüf, perçem,I,II, 233, 434
  3030. KESMEK: kesmek· I.11 13, 14. 434; II. 11
  3031. KESMELENMEK: zülüflenmek, kâküllenmek· III, 203
  3032. KESTEM: geceleyin davetsiz gelen adamlara verilen içki ziyafeti· I, 485
  3033. KESTER: saksı· I, 457
  3034. KESTÜRMEK: kestirmek· II, 195
  3035. KESÜRGÜ: dağarcık, kap·I, 358, 490; 111. 48
  3036. KETEN: zahmet, sıkıntı,I, 404
  3037. KETIŞMEK: ayrılmak, ayrışmak·II, 89, 90
  3038. KETKI: at sırtı dar, yanları geniş at·I, 430
  3039. KETMEK: giymek·II, 296 bkz> kedmek
  3040. KETMEN: yeri kazmak için kullanılan aygıt·I, 444
  3041. KETÜ: çolak·III, 219
  3042. KETÜT: ekşi suratlı, buruşuk yüzlü· II, 284
  3043. KEVÇI: Uygur ellerine kadar Kâşgaristan'da kullanılan 10 rıtllık bir hububat ölçeği· I, 417
  3044. KEVEG: burundaki kıkırdak·I, 391
  3045. KEVEL: at yürüyüşlü, küheylan at, soylu at· I, 395; II, 133
  3046. KEVELMEK: gevşemek, zayıflamak,I, 397 bkz> kevllmek
  3047. KEVGIN: aş doyurmayan aş·I, 443 bkz> çivgin
  3048. KEVILMEK: gevşemek, zayıflamak·II, 131, 137, 138 bkz> kevelmek
  3049. KEVLI: ırmak ağzı, III, 442
  3050. KEVMEK: gevelemek, gevmek; gevşetmek· II,16; III, 288
  3051. KEVREK: gevrek, yunnu;ak (bitki)· I, 479
  3052. KEVREMEK: zayıflamak; gevşemek· III, 41, 282 bkz> kefremek, kövremek, kilfremek
  3053. KEVRETMEK: gevşetmek· II, 334, 335
  3054. KEVRIK: gürgen ağacı· I, 479
  3055. KEVŞEK: gevşek, yumuşak. I, 479 bkz> küvşek § kevşek etmek; bir çeşit ekmek· III, 287
  3056. KEVŞEMEK: geviş getirmek; gevşemek, III, 287
  3057. KEVŞENGEN: çok geviş getiren· II, 256
  3058. KEVŞENMEK: geviş getlrmek· II, 252, 255
  3059. KEVŞEŞMEK: birbirini görerek geviş getlrmek·II, 351
  3060. KEVŞETMEK: gevşetmek, yurnuşatmak; geviş getirtmek· II, 338
  3061. KEVTÜRMEK: gevşetmek·II, 195
  3062. KEVÜRKEN: dağ soğanı· I, 525 bkz> kümürgen, kümürken, küvürken
  3063. KEY: pek, gâyet, sağlam· I, 459 bkz> ked, ked
  3064. KEYIK: geyik, yaban hayvanı, aslında yabanî olan her şey, eti yenen hayvanlardan ceylân, s ıgın, dağ keçisi gibi hayvanlar, yabanî (vah şî) -evcil (ehlî) karşıtı-, av hayvanı ve av, I, 26,155,157, 171, 206, 224, 228, 263, 295, 306, 311, 421; 11, 8, 10, 16, 120, 14
  3065. KEYIK: maymun yapılı (insanlar için)·III, 168
  3066. KEYIK: söğüt yaban sogüdü·III, 168
  3067. KEYLIG: maynıun·III, 175
  3068. KEYLIG: kişi şaşkın veya yabanş gibi iki tarafına bakarak yürüyen adam. III, 175
  3069. KEYÜK: kebe ve kepenek gibi ;eyler· III, 168
  3070. KEZ: gez· I, 326; III, 106, 318
  3071. KEZ: süt ve un gibi şeylerín tencere dibinde yap ışıp kalan parçaları. I, 327
  3072. KEZ: ipekli bir Çin kumaşı· I, 327
  3073. KEZGERMEK: gezlenmek, geze getirmek· II, 196; III, 106
  3074. KEZIK: gezek; sıtma, nöbet, işte nöbet· I, 391
  3075. KEZIK: cesaret · I, 391
  3076. KEZIŞMEK: gezmekte yari{mak· II, 100
  3077. KEZITMEK: gezdirmek· II, 306
  3078. KEZLEMEK: gezlemek, gezini düzeltmek, temizlemek. III, 300, 318 ·
  3079. KEZLENMEK: gezlenmek; dibi tutmak, II, 252,253
  3080. KEZLEŞMEK: gezlemekte yardım ve yarış etmek·II, 224
  3081. KEZLETMEK: gezletmek· II, 348
  3082. KEZLIK: küçük kadın bıçağı, kadınlar üst elbiselerine takarlar· I, 478
  3083. KEZMEK: gezmek, dolaşmak· II, 10
  3084. KÉÇ: geç (vakit).I, 294;III, 121
  3085. KÉÇE: gece, III, 219
  3086. KÉÇILMEK: geciktirilmek. III, 195
  3087. KÉÇITMEK: geciktirmek·II, 300
  3088. KÉÇMEK: gecikmek·III, 180, 183
  3089. KÉÇÜRMEK: geciktjrmek· III, 187
  3090. KÉÑÜTMEK: genişletmek, II, 326
  3091. KÉTERMEK: §1(161-1116^ III, 164
  3092. KI: nida "ya"sı yerine; çağırma edati·III, 212
  3093. KI: hısımlık bildiren isimler sonuna gelerek ac ıma ve sevme anlatan bir edat·III, 212
  3094. KIÇI: hardal· III, 238
  3095. KIÇILAMAK: gıdıklamak· III, 323, 329
  3096. KIÇURMAK: kınamak, ayıplamak; başkasınm kaygısından ferah duymak· III, 187
  3097. KIDIŞMAK: kenar dilkmekte yardım etmek, değirmi bir şeyin kenarını dikmekte yardım etmek·II, 93 ,94
  3098. KIDITMAK: kenar diktlrmek, kıyılatmak·II, 301
  3099. KIDIG: kıyı, yan, kenar 1. 375, 496
  3100. KIDIGLAMAK: kıyı dikmek, kıyılamak·III, 336
  3101. KIDIGLANMAK: kıyılanmak, kenarlanmak.II, 268
  3102. KIFÇAKLAMAK: Kıpçak boyundan saymak· Kıpçak boyuna nispet etmek·III, 351
  3103. KIFÇAKLANMAK: Kıpçak kılıgına girmek· II, 279 bkz> Kıvçaklanmak
  3104. KIFTU: makas, kırkı. I, 416
  3105. KIFTULAMAK: sındı ile kırkmak, kırpmak,III, 352
  3106. KIG: topragı kabartmakta kullanılan gübre·III, 129
  3107. KIGLATMAK: fışkı ile gübreletmek; (at) sıçırtmak, tersletmek·II, 348
  3108. KIKI: gürültü·III, 227 bkz> urı kıkı
  3109. KIK(I)RMAK: yüksek sesle çağırmak, bagırmak, haykırmak,I, 441, 442;II, 83
  3110. KIKRIŞMAK: çagrışmak, bağrişmak·II, 220
  3111. KIL: kıl (insanda ve hayvanda)·I, 337
  3112. KILDRUK: buğday vb· başaklanndakl kılçık,III, 417
  3113. KILGAN: çok kılan, çok yapan· I, 470
  3114. KILGU: kılı;, yapış, kılgı· I, 494
  3115. KILIÇ: kılıç·I, 183, 321, 339, 359, 397, 417;II, 116, 129, 147, 197, 246, 281, 308. 344, 356; III, 70, 77, 135, 169. 268 277, 296, 373, 437
  3116. KILIÇLAMAK: kılıçlamak, kılıç ile çalmak ve vurmak,III, 331, 346
  3117. KILIÇLANMAK: kılıç sahibi olnnak· II, 267
  3118. KILIG: kılış, yapış· II, 40
  3119. KILIK: huy, gldi;· I, 383; II, 230 bkz> k ılk
  3120. KILINÇ: iç, amel, ahlâk, nninez, huy, fena huy,kad ın naz ve kırışması· II, 156;III, 374
  3121. KILINÇLANMAK: nazlanmak (kadın), kırışmak· III, 374
  3122. KILINMAK: tavır takınmak (kadın), nazlanmak; yapılmak, kılınmak, işlenmek I, 64, 394, 508; II, 156; III, 20
  3123. KILIŞMAK: yapmakta yardım ve yarış etmek· II, 109
  3124. KILIDE: gerdanlık· I, 432 bkz> bakan
  3125. KILK: huy, gidiş· I, 383 bkz> kılık
  3126. KIL: kudruk kıl kuyruk; ördeğe benzer bir kuş· I 337
  3127. KIL: kuş ördeğe benzer bir kuş, I, 337
  3128. KILMA: yapma, yapı;, I, 150;III, 213
  3129. KILMAK: kılmak, yapmak, etmek, eylemek, olmak· I, 36, 39. 44.74,113,114,141.171, 237. 263, 274, 321, 330, 342, 349. 350 367 371, 374, 376, 393, 399, 459, 462; 11. 25;III, 17, 122, 133, 159, 179, 213, 216, 224, 234, 239, 381, 432, 449 bkz> kamak
  3130. KILMIŞ: yaptıgı, I, 205, 221, 253, 407
  3131. KILTIK: başta bulunan kepek, konak·I, 475
  3132. KILTURMAK: yaptırmak·II, 191
  3133. KIMIZ: kımız.I, 365;II, 12; III, 197
  3134. KIMIZ: almıla ekşi elma·I, 366
  3135. KIMIZLANMAK: kımız sahibi olmak,II, 268
  3136. KIN: kın, bıçak ve kılıç kını, kılıf·I, 183, 339, 359, 397; II, 246; l1l, 140
  3137. KINAMAK: işkence etmek, cezalandırmak; bir şeye kın yapmak· III, 273
  3138. KINATMAK: işkence yaptırmak, cezalandırmak· II, 313
  3139. KINIŞMAK: istekle işe koyulmak, II, 113
  3140. KINLAMAK: kın yapmak·III, 299
  3141. KIÑIR: kızgın, şiddetli.I, 170, 183, 359
  3142. KIÑIR: aşı, yan bakış· III, 363 bkz> kıñru
  3143. KIÑRAK: et ve hamur kesilen satıra benzer büyük bıçak· III, 382
  3144. KIÑRU: yan, şaşı· III, 23 bkz> kıñır
  3145. KIR: kır, basık dağ, açık yer· I, 94, 324; III, 39
  3146. KIR: su bendi, §61-1116^I, 324
  3147. KIR: kır rengi·I, 324
  3148. KIRAGU: kırağı·I, 446
  3149. KIRBAS: er başında saç olmayan adam·I, 459
  3150. KIRÇALMAK: değmek, değip sıyırmak·II, 234
  3151. KIRÇAMAK: amacın kenarına dokunmak, silip geçmek·III, 276
  3152. KIRÇATMAK: sıyırtmak, yaralamak, amacı delip geçmek·II, 328, 329
  3153. KIRGAG: bey ve hanın eli altındakilere kızması ve kakıması·II, 288
  3154. KIRGAG: elbisenin yanı, kenarı·II, 288
  3155. KIRGAMAK: kakımak, birine kızıp ondan yüz çevirmek, birine k ızıp uzaklaştırmak (yalnız yapan insan olduğu zaman söylenir)·II, 288; III, 290 bkz> alkamak, kargamak, kargamak arkamak (Tanr ı için), kızgamak
  3156. KIRGAŞMAK: birbirinin tarafını dilemek·II, 220
  3157. KIRGATMAK: koğulamak, kızarak yüz çevirtmek· II, 338, 339
  3158. KIRGIL: kırçıl,I, 483
  3159. KIRGUY: atmaca·II, 95;III, 241 bkz> karguy, karkuy, k ırkuy
  3160. KIRILMAK: kabuğu soyulmak; malı alınmak, yoksullaşmak; kar kürünmek II, 134
  3161. KIRINDI: her şeyin kınntısı, kazıntısı, soyuntu su·I, 449
  3162. KIRINMAK: soyar veya kazır görünmek·II, 155
  3163. KIRIŞMAK: kazımakta ve sıyırmakta yardım ve yariş etmek·II, 98
  3164. KIRK: sayıda kırk,I, 349;II, 331
  3165. KIRKILMAK: kırkılmak I, 236
  3166. KIRKIN: cariye.II, 110 bkz> xız kırnak, kız
  3167. KIRKIŞMAK: kırkmakta yardım etmek·II, 221
  3168. KIRKLUM: dolusu bir klle edip orancıların kullandıkları bir ölçeğe verilen sıfat,III, 418
  3169. KIRKMAK: kırkmak· III, 422
  3170. KIRKUY: atmaca· III, 241 bkz> karguy, karkuy, k ırgüy
  3171. KIRLAMAK: kazmak, yerde çukurlar açmak· III, 298, 299
  3172. KIRLANMAK: kırla;mak, kıraçlaşmak, yerde çatlaklar ve hendekler meydana gelmek· II, 251
  3173. KIRLATMAK: kıyı, kenar yaptirmak· II, 347
  3174. KIRMA: söbü (mahrut) şey· I, 433 § kırma topık; herhangi söbü (mahrut) topaç· I, 434
  3175. KIRMAK: kazımak, bir şeyi kökünden çıkarmak; kırmak, II, 7. 24, 401, 406
  3176. KIRNAK: cariye·I, 473 bkz> xız, kırkın, kız
  3177. KIRT: kısa,I, 342 § kırt ot; kısa ot·I, 342
  3178. KIRTIŞ: yüz rengi; yüz·I, 460 § yer kırtışı; yeryüzü. 1 461
  3179. KIRTIŞLAMAK: kazımak·III, 350
  3180. KIRTIŞLANMAK: güzelleşmek, güzelliği artmak· II, 272
  3181. KIRTIŞLIG: yüzlü·I, 461
  3182. KIRT: kişi kötü huylu ve plnti adam·I, 342
  3183. KIRTLAMAK: kötü huylu saymak, yarayı iyi etmek·III, 445 bkz> kartamak, kartanmak
  3184. KIRTURMAK: kazıtmak, sıyırtmak,II, 190
  3185. KIRUK: sakat·I, 382 § kıruk adak; topal·I, 382 § kıruk er; çolak·I, 382
  3186. KIRUK: adak topal·I, 382
  3187. KIRUK: er çolak,I, 382
  3188. KIR: yagı gizll düşman·I, 324
  3189. KISGA: kısa·II, 11
  3190. KISGAÇ: kısgaç·I, 455
  3191. KISGANMAK: kıskanmak; pintilik etmek, kısmırlanmak·II, 250 bkz> kısırkanmak
  3192. KISIG: kısı, hapis, sıkınti·I, 376
  3193. KISIGLAMAK: itelemek, itmek, avurduna vurmak·III, 336 bkz> kas ıglamak
  3194. KISILMAK: kısılmak, arada kalmak.II, 135
  3195. KISINMAK: kısmakcimrilik etmek; sidiği tutulmak· II, 155
  3196. KISIR: kısır, doğurmayan insan veya dört ayakl ı hayvan; kısrak· I, 236, 364; III, 88
  3197. KISIR: bolmak (kısraktan başka hayvan) kısır kalmak· III, 88 bkz> yozamak kısırkanmak
  3198. KISIRGANMAK: , yedirmekten çekinmek· II, 263, 264 bkz> k ısganmak
  3199. KISLINMAK: kısılmak, araya sıkışmak II, 251
  3200. KISMAK: kısaltmak, daha kısa yapmak, kısarak çalmak; kıstırmak· II, 11
  3201. KISMAK: üzenginin iki yanında bulunan kayış,ilmikli ip, kement· I, 474; II, 219
  3202. KISRAK: kısrak·I, 203, 207, 364, 474, 491, 500; II,96
  3203. KISRAKLANMAK: kısrak sahibi olmak·II, 275, 279
  3204. KISRUŞMAK: kısmakta yardım etmek,II, 219
  3205. KISTAŞMAK: titreşmek, sı2laşmak. II, 221, 222 bkz> kasnamak, kasnatmak
  3206. KISTURMAK: kıstırmak, işkence ile cezalandırmak; kısalmasını emretmek, azalmasını em-retmek· II, 190, 191
  3207. KISURMAK: kısaltmak II, 78
  3208. KIŞ: kış·I, 13, 22, 82, 170, 332;II, 26, 54, 97, 204; III, 159, 278
  3209. KIŞLAG: kışlak, kışlanacak yer,I, 13, 464; III, 88
  3210. KIŞLAGLANMAK: kışlak edinmek, kışlamak· II, 273
  3211. KIŞLAMAK: kışlamak;III, 299
  3212. KIŞLATMAK: kışlatmak, bir şeyi üzerine alıp saklamak.II, 348
  3213. KIŞLIK: kışlık, kış için hazırlanmış şey·I, 474
  3214. KIŞMAK: meyletmek, kaymak·III, 182 bkz> kay ışmak, kaymak
  3215. KIV: devlet, kut, baht·I, 301, 332 bkz> kuv
  3216. KIVAL: çekme, düzgün· I, 412 § kıval burun; çekme burun·I, 412
  3217. KIVÇAKLANMAK: Kıpçak kılığına girmek, II, 276 bkz> Kıfçaklanmak-kıya küçültme eki· III, 170, 359 bkz> -gine, -kiye
  3218. KIYAK: et suyu yağı, tereyağı, kaymak, III, 32 bkz> kanak, kayak, konak
  3219. KIYA: körmek yan bakmak, arkaya bakmak, I, 369 bkz> kaya körmek, kura körmek, kuya kärmek
  3220. KIYIK: cayma, caymak; iğrilik, igri olan, sözde durmama, sõzde durmayan· I, 70; III, 167 k ıyılmak inmek; geçmek; agaç ígrilemesine
  3221. KIYILMAK: sözden dönülmek· III, 190
  3222. KIYIM: düşman gelmesi yüzünden bir vilâyet halk ının korku ve dehşete düşmesi· III, 168
  3223. KIYIŞMAK: igrilemesine ağaç kesmekte yardım ve yarış etmek·III, 189
  3224. KIYMA: kıyılmış,III, 173 § kıyma ügre hamuru serçé dili gibi i ğri kesilen bir çeşit erişteIII, 173
  3225. KIYMAÇ: Çiğiller'in giydiği tiftikten yapılan beyaz başlık. III, 175
  3226. KIYMAK: sözden dönmek; kıymak, eğrilemesine doğramak· III, 246
  3227. KIYTURMAK: iğrilemesine kestirmek· III, 193
  3228. KIZ: kız, kız çocuk; cariye; pahalı nesne· I, 7, 236, 280, 291, 299, 312, 326, 382, 412, 442, 474, 496;II,10. 25, 94, 96,109, 182. 220, 272, 276, 277, 304, 340;III, 120, 137, 170, 203, 218, 259, 260, 265, 272, 289, 301, 328, 338, 371, 380, 408, 411, 450 bkz>
  3229. KIZAMAK: kızlık bozmak, III, 265
  3230. KIZARMAK: kızarmak· II, 77, 163 bkz> kızıl ermek
  3231. KIZARTMAK: kızartmak· III, 431
  3232. KIZGAMAK: (kul) kızıp uzaklaştırmak, kakımak· III,290 bkz> alkamak, kargamak, kargamak arkamak, kırgamak
  3233. KIZGUL: at boz ile kır arasında olan at· I, 483
  3234. KIZGURMAK: işkenceye koymak, cezasını çektirmek, cezalandırmak. II, 194, 200
  3235. KIZGUT: ceza, işkence, başkaları görerek çekinmeleri için yap ılan ceza ve işkence·I, 451
  3236. KIZGUTLANMAK: suçunun cezasını görerek rüsva olduğundan bir işten çekinmek. II, 271
  3237. KIZIL: kızıl, kızıl renk, kırmızı· I, 40, 60, 362, 394, 395; II, 133; III, 20, 162, 183, 219, 325, 363
  3238. KIZIL: ermek kızarmak· II, 163 bkz> kızarmak
  3239. KIZILMAK: yaptığı suça bir daha dönmemek üzere ceza görmek, nedamet etmek, k ıyılmäk. II, 135, 200
  3240. KIZ: kırkın cariye· I, 326
  3241. KIZ: kişi pinti kişi, I, 326
  3242. KIZ: kuş insan üzerine düşecek gibi alçaktan uçan ve tüylerinin rengi bukalemuna benzeyip aç ılınca renkten renge giren bir kuş, I, 326, 332
  3243. KIZLAMUK: kızamık, I, 528
  3244. KIZLANMAK: pahalı bulmak, II, 251; III, 198, 199
  3245. KIZLANMAK: kız edinmek, kız çocuk sahibl olmak· II, 251, 254; III, 198
  3246. KIZLAŞMAK: bahse bir kız (cariye) koymak II, 221
  3247. KIZUMAK: pahalılanmak, fiyatı yükselmek. III, 265
  3248. KIBE: az zaman, kısa zaman· III, 217 bkz> büte
  3249. KIBE: bolmak az zaman geçmek, III, 217
  3250. KIÇIK: küçük, küçüklük·I, 227, 390;II, 29, 95, 268;III, 87, 175 bkz> kiçük
  3251. KIÇIKLEMEK: küçük saymak, III, 341
  3252. KIÇIMEK: kaşınmak, gidişmek. III, 259
  3253. KIÇINMEK: orospu olmak, gidişmek, ka;ınmak·II, 156
  3254. KIÇITMEK: kaşıtmak· II, 300
  3255. KIÇÜK: küçuk· I, 93 bkz> kiçik
  3256. KID: arka, äon, sonra· I, 200, 225; II, 142; III, 14 bkz> kid
  3257. KID: arka, son, sonra· II, 25 bkz> kid
  3258. KIDIZ: keçe, Türkmenler'in çadır örtüleri ve göç zamanı bürgüleri gibi· I, 316, 366, 508; II, 96, 304;III, 262, 329 bkz> kiviz, küvüz
  3259. KIDIZGEK: tazeliği gidip keçeleşmiş (kavun için)· II, 290
  3260. KIDIZLIG: keçe sahibi olan·I, 507
  3261. KIDLZLIK: yüng keçe yapmak için hazırlanan yün·I, 507
  3262. KIKÇTIRMEK: iki klşiyi birblrine kışkırtmak, sürttürmek II, 195, 196
  3263. KIKMEK: bilemek, bir şeyi bir şey üzerine sürtmek· II, 293
  3264. KIKRÜLMEK: sokulmak, II, 237
  3265. KÌM: kim.I, 125, 192, 200, 325, 338, 353, 362, 371. 377, 425, 440, 506;II, 118. 274, 284;III, 22, 106, 123, 141, 239. 251 288
  3266. KIMI: gemi· III, 235 bkz> kemi
  3267. KIMIŞKE: Kaşgar'da çıkan nakışlı bir keçe· I, 490
  3268. KIMSEN: başlıklan ve kavukları süslemek için kullanılan aitın kırıntıları· I, 437
  3269. KIMÜNÇE: sivri sinek· III, 358 bkz> kümiçe
  3270. KIRIG: geniş· III, 358
  3271. KIÑITMEK: genişletnıek· III, 396
  3272. KIÑRÜNMEK: genişlemek, bir zaman nimet içinde yaşamak. III, 400
  3273. KIÑÜMEK: genişlemek, III, 396
  3274. KIÑÜRMEK: genişletmek. III, 392
  3275. KIP: kalıp, benzer, öğür, I, 483; III, 23, 61, 119
  3276. KIPI: gibì, I, 483; III, 23, 61, 119
  3277. KIR: kir·II, 212, 230
  3278. KIRDEŞ: bir avluda beraber oturan k6mşu· I, 461
  3279. KIRGÜ: girme zamanı, gırecek·II, 68;III, 6
  3280. KIRGÜCI: girici, giren.II, 51
  3281. KIRIGSEMEK: girmek istemek· III, 334, 335
  3282. KIRIKMEK: kirlenmek II, 117, 119. 165 bkz> kirlenmek
  3283. KIRILMEK: girilmek. II, 136
  3284. KIRIMSINMEK: girer görunmek· II, 260
  3285. KIRINMEK: girinmek, girer gôstermek, girmek· II, 156, 157, 160
  3286. KIRIŞ: kiriş, yay kirişi, yay· I, 198, 370; II, 83; III, 215
  3287. KIRIŞ: bir adamın akarlarından olan geliri· I, 370
  3288. KIRI: ;mek glri;mek, glrlşmekte yarış etmek· II, 99
  3289. KIRIT: anahtar, kilit·I, 357;III, 345
  3290. KIRITLEMEK: kilitlemek III, 330, 345, 348
  3291. KIRITLIG: anahtarlı, kilit kilit ,I, 306, 506 § kiritlig kapug; killtli kap ı·I, 506
  3292. KIRKIN: boğranın, devenin kızgın zanıanı·I, 443
  3293. KIRLENMEK: klrlenmek; yumulmak.II, 252 bkz> kirikmek
  3294. KLRMEK: girmek.I, 87, 362, 395, 422, 443, 457, 488;II, 8, 18, 44, 55, 61, 67, 223;III, 65,120. 147, 212, 222, 226
  3295. KIRMIŞÇE: girmìş gibi·I, 251
  3296. KIRPI: kirpi· I, 415
  3297. KIRPIK: kirpik. I, 478
  3298. KIRPILENMEK: sertle;erek kirpi gibi buzülmek, yüzü as ılmak· III, 200
  3299. KIRPÜKLENMEK: gõzde kötü kıl bitmek· II, 277, 279
  3300. KIRŞEN: üstübeç; yüze sürülen düzgün. I, 437; II, 353
  3301. KIRŞENLENMEK: yüze düzgün sürünmek II, 278
  3302. KIRTGINSEMEK: tasdik etmek istemek·I, 280
  3303. KIRTGÜNMEK: inannnak, gerçeklemek·III, 423 bkz> kirtínmek
  3304. KIRTINMEK: inanmak I, 416 bkz> kirtgünmek
  3305. KIRTÜ: yemin, ant; gerçekllk, doğruluk· I, 416
  3306. KIRTÜÇ: kişi kimseyi ;ekemeyen huysuz kişi· I, 455
  3307. KÜRTÜLEMEK: tasdiklemek· III, 352
  3308. KIRTÜRMEK: girdirmek, II, 195
  3309. KIRÜ: geri, arka, III, 65, 245, 246
  3310. KIS: karı, I, 329. 333
  3311. KIŞ: sadak, I, 393, 457, 494; II, 275, 333; III, 126, 281
  3312. KIŞ: samur.III, 126
  3313. KIŞEMEK: kösteklemek, bağlamak· III, 268
  3314. KIŞEN: köstek· II, 13
  3315. KIŞI: kisi, adam, insan, kimse; halk; kar ı, kadın·I, 24, 44, 45, 46, 64, 74. 87 91, 98,106, 109, 127, 129, 140, 142, 146, 147. 152, 154,155, 156, 166, 167, 174, 179, 186, 187, 216, 240. 243, 265, 287. 296, 307, 308, 310, 317, 319, 326, 332, 342. 356, 363, 365,
  3316. KIŞIRGEK: er evinde birini görünce canı sıkılan, evi kendine dar gelen ki şi,II, 290
  3317. KIŞ: kurman ok ve yay konan kap·I, 444
  3318. KIŞ: kurugluk sadak, gedeleç·I, 504
  3319. KIŞNEMEK: kişnemek I, 236,III, 302
  3320. KITERMEK: gidermek, kaldırmak.I, 440;III, 187
  3321. KITMEK: gitmek, çekilmek.II, 296; III, 48
  3322. KIVIZ: yaygı, halı, kilim gibi şeyler· I, 366 bkz> kidiz, küvüz-kiye küçültme eki, III, 170, 359 bkz> -gine,-k ıya
  3323. KIYIM: kiyim uyuşukluk, ne çalışmak ne işi büsbütün bırakmak, gaflet, elevaylık· III,169
  3324. KIZ: kutu, misk kutusu, taht, kürsü, sand ık, kap, heybe gibi îeyler· I, 327; III, 318
  3325. KIZLEMEK: gizlemek-I, 100; II, 172, 264; III, 71, 300, 318
  3326. KIZLENÇÜ: gizli.III, 242
  3327. KIZLENMEK: saklar görünmek, kendi kendine saklamak,II, 253
  3328. KIZLEŞMEK: birbirinden gizlemek·II, 224
  3329. KIZLETMEK: gizletmek·II, 348
  3330. KOÇ: koç·I, 321; II, 184 bkz> koçñar
  3331. KOÇMAK: kucaklamak· II, 5
  3332. KOÇÑAR: koç, I, 321; II, 101;III, 102, 381, 382 bkz> koç
  3333. KOÇTURMAK: kucaklatmak, koçturmak· II, 189
  3334. KOÇU: kucaklaşma, koçuşma, I, 369
  3335. KOÇUŞMAK: kucakla;mak· II, 92; III, 188
  3336. KODI: a;ağı, aşağıya, arkası sıra· III, 46, 61, 69 bkz> kudı
  3337. KODUŞMAK: birbirine güvenmek· II, 94 ,
  3338. KODMAK: koymak, bırakmak, terk edilmek, koyuvermek· II, 29, 54, 140, 263, 295; III, 39, 172, 440 bkz> kotmak, koymak
  3339. KOG: göze veya yemeğe düşen çör çöp, pislik. III, 128
  3340. KOGIŞ: deri, II, 355 bkz> koguş
  3341. KOGŞAK: gevşek, çürük· I, 474
  3342. KOGŞAMAK: katı şey gevşek olmak· III, 287
  3343. KOGŞAMAK: koğuş ağacı dalı iIe cilâlamak, perdahlannak· III, 287 bkz> kov şamak
  3344. KOGŞAŞMAK: birlikte gevşemek, II, 350 bkz>kohşaşmak
  3345. KOGŞATMAK: kuvvetini gevşetmek, II, 337 bkz> kohşatmak
  3346. KOGURMAÇ: kavr·ulmuç buğday· I, 493 bkz> kavurmaç, kovurmaç
  3347. KOGU: ; okları perdah etmek içln koğu; (huş) ağacından yapılan aygıt· I, 369
  3348. KOGUŞ: oluk, su oluğu, değirmen oluğu, I, 369
  3349. KOGUŞ: sepili, sepisiz (tabaklanmış, tabaklanmamiş) deri, kayı;· I, 369; II, 205. 210; III, 140, 308, 319 bkz> kogış
  3350. KOGUŞLANMAK: su fışkırmak· II, 268 koh;aşmak birlikte gevşemek, II, 350 bkz>kogşaşmak
  3351. KOXŞTMAK: kuvvetini gevşetmek, II, 334, 337 bkz> kogşatmak
  3352. KOKITMAK: kokutmak, II, 309, 323, 324
  3353. KOKMAK: fena kokmak, kokusu yükselmek (su) senmek, (hastal ık) sakinleşmek· II, 293, 323; III, 184
  3354. KOKRATMAK: eksiltmek, davul çalarak zararl ı hayvanları kuşları kaçırtmak,II, 334 bkz> kakratmak
  3355. KOL: kol·III, 134, 161, 288
  3356. KOL: kılıç veya bıçakta bulunan yol biçimi oyma·III, 134, 135
  3357. KOL: dağın tepesinden a;ağı inen ve derenin ortasından yüksekçe olan yer·III, 134
  3358. KOLAÇ: kulaç· I, 358 bkz> kulaç
  3359. KOLAN: kolan, bağırdak; yaban eşegi,I, 214, 263, 404, 415, 424; III, 122
  3360. KOLDAÇI: dilenci· I, 417
  3361. KOLDAŞ: koldaş, arkadaş· I, 461;III, 11
  3362. KOLDAŞLANMAK: arkadaş olmak, arkadaş saymak·II, 272
  3363. KOLGIRMAK: isteyeyazmak·II, 194
  3364. KOLMAK: rica etmek, istemek I, 274, 399;II, 25
  3365. KOLTIK: koltuk· I. 475
  3366. KOLTUKLAMAK: koltuklamak, koltuğuna almak,koltuğa vurmak·III, 351
  3367. KOLTURMAK: istetmek· II, 191
  3368. KOLUNMAK: rica etmek, kendi kendlne rica etmek, istemek .I, 22;II, 156
  3369. KOLUŞMAK: birbirinden istemek, isteşmek· II, 109, 110
  3370. KOM: deve havudu· III, 136
  3371. KOMIMAK: (bir şeye karşı) 02161110^III, 273
  3372. KOMINMAK: coşmak·II, 324
  3373. KOMITGAN: her zaman özleten, her zaman coşturan·I, 515
  3374. KOMITMAK: coşturmak, heyecana getirmek. I, 69; II, 311. 312, 324 bkz> komutmak
  3375. KOMŞUY: kanla dolmuş kene·III, 241
  3376. KOMUK: at gübresi. I, 383 bkz> kumuk
  3377. KOMUKLAMAK: pislemek, terslemek; Komuk boyuna nispet etmek·III, 339 bkz> kumuklamak
  3378. KOMUTMAK: coşturmak,I, 214 bkz> komıtmak
  3379. KON: koyun· I, 31, 309; III, 140, 244 bkz> koy
  3380. KONAK: bir çe;it kaba darı,I, 384;III, 347 bkz>koyak
  3381. KONAK: kaymak (yenecek),I, 383 bkz> kanak, kayak, k ıyak
  3382. KONAKLAMAK: darı yemek·III, 347
  3383. KONAT: birbirlerine yanaşan, toplanan insan kümesi·I, 357
  3384. KONATMAK: kondurmak, oturtmak,II, 313
  3385. KONDURMAK: kondurmak, üzerine koymak· II, 192
  3386. KONMAK: konmak, bir yere konmak·I, 319; II, 331; III, 184, 185
  3387. KONŞI: komşu, I, 435 bkz> koşnı
  3388. KONUK: konuk, misafir; ruh· I, 45, 46, 85, 332, 384, 517;II, 312
  3389. KONUKLAMAK: konuk etmek; ev sahibinin rızası olmadan evde gecelemek· III, 339, 347
  3390. KONUKLAŞMAK: birbirine konuk olmak, II, 258
  3391. KONUGLUG: konuk sahibi olan .1, 498
  3392. KONUKLUK: konukluk, misafirlik I, 274, 504
  3393. KONUM: 'yurt, konulan yer, konak·I, 114; II, 103, 313
  3394. KOÑRAGU: çıngırak, konrak, tongurak, çan, I l, 358; III, 387, 402
  3395. KOÑRAGU: kulağın altındaki çıkıkça kemik· III, 387
  3396. KOÑRAMAK: ses kalınlaşmak; bir şey
  3397. KOÑUR: (yani kestane rengi) olmak, III, 402
  3398. KOÑUR: boğuk ses· III, 363
  3399. KOÑUR: kestane rengi· III, 363
  3400. KOÑURMAK: sökmek, kanırmak, III, 392
  3401. KOÑUZ: osurgan bõceği· III, 363
  3402. KOP: çok, pek, obartma ve pekitme edat ı·I, 319
  3403. KOP: sevinç, ferah, hop· III, 119
  3404. KOP: kılmak sevinmek, ferahlamak, içi hop etmek· III, 119
  3405. KOPMAK: kopmak, gelmek; kalkmak; başlamak, çıkmak; baş kaldırmak· I, 88, 97, 104, 120, 142, 234, 258; II, 4; III, 128, 137, 367
  3406. KOPRUŞMAK: bir şeyi yerinden kaldırmakta yardım etmek· II, 218
  3407. KOPSAMAK: çıkmak istemek· III, 285
  3408. KOPURGAN: çok koparan, I, 517
  3409. KOPURMAK: yerinden kaldırmak, kurcalamak· II, 72
  3410. KOPURTMAK: yerinden kaldırtmak· III, 430
  3411. KOPUŞMAK: kalkışmak, kalkmakta yardm ve yarış etmek· II, 88
  3412. KOR: ziyan , III, 122
  3413. KOR: yoğurt mayası· III, 122
  3414. KORDAY: kuğu kuşu, kuğu cinsinden bir kuş,II, 177;III, 240
  3415. KORIG: koru, küçük orman·I, 17, 18, 375; II, 98
  3416. KORIMAK: korumak· III, 263
  3417. KORINMAK: sıkılık etmek, pintilik etmek,II, 155 bkz> korunmak
  3418. KORIŞMAK: korumakta yardım etmek· II, 98
  3419. KORKITMAK: korkutmak.II, 339 bkz> korkutmak
  3420. KORKLUK: korkak·III, 417
  3421. KORKMAK: korkmak· II, 312, 331; III, 282, 377,421, 422
  3422. KORKULMAK: korkulmak· II, 236
  3423. KORKUNÇ: korkunç· II, 365; III, 168, 387
  3424. KORKUNMAK: korku duymak ve korkusunu saklamak· II, 250
  3425. KORKUŞMAK: birbirinden korkmak, korkuşmak II, 221
  3426. KORKUTMAK: korkutmak· II, 365 bkz> korkıtmak
  3427. KORLUK: içinde kımız biriktlrilen küçük testi· I, 473 bkz> kurluk
  3428. KORU: kendisine "demir dikeni" ad ı verilen bitkinln "putrak" veya "p ıtrak" denilen meyvesi· III, 223 bkz> yapuşgak
  3429. KORUGÇI: korucu, bir koruyu koruyucu .III, 242
  3430. KORUM: kaya,I, 398;III, 61, 105
  3431. KORUMLUG: taşlı, çakıllı· I, 498
  3432. KORUNMAK: sıkılık etmek, pintilik etmek· II, 155 bkz> kor ınmak
  3433. KOSIK: fındık I, 382;III, 347 bkz> kosuk
  3434. KOSIKLAMAK: fındıklanmak-III, 347
  3435. KOSIKLIG: fındıklı·I, 497
  3436. KOSUK: fındık III, 347 bkz> kosık
  3437. KOŞ: çift, çifte, herhangi bir şeyin çifti, eşi·I, 359;III, 126 bkz> koşa
  3438. KOŞA: çift· III, 33, 60 bkz> koş
  3439. KOŞ: at hakan yanındaki yedek at· III, 126
  3440. KOŞLANMAK: koşlunmak iki şey birblrine yakın olmak, öğür kılınmak, hayvan bir araya koşulmak· II, 251, 252
  3441. KOŞMAK: koymak, katmak; türku düzmek, II, 14
  3442. KOŞNI: komşu·I, 435;III, 220 bkz> konşı
  3443. KOŞUG: şiir, kaside·I, 376
  3444. KOŞULGAN: her zaman koşulan, katılan·I, 520
  3445. KOŞULMAK: birleşmek, katılmak, tertip edilmek, öğür kılınmak·II, 128, 135; III, 102
  3446. KOTKI: alçak gönüllü, yumuşak huylu, mütevazi I, 427
  3447. KOTKILIK: gönül alçaklığı, tevazu,II, 140
  3448. KOTMAK: bırakmak· II, 295 bkz> kodmak, koymak
  3449. KOTRULMAK: boşaltılmak· II, 234, 235
  3450. KOTRUŞMAK: boşaltmakta yardım etmek, II, 218
  3451. KOTURMAK: boşaltmak, aktarmak· II, 71, 72,164
  3452. KOTURMIIŞ: boşalmış. II, 170 § koturmuş kap; boşalmış kap, II, 170
  3453. KOVA: kova· I, 147; III, 237
  3454. KOVA: Türkler'in kullandığı gemlerde atların burnuna dogru dikilen kay ış· III, 237
  3455. KOVI: içi kof ve çürümüş olan· III, 226 bkz> kovuk, kov ı, kovuk
  3456. KOVUÇ: cin çarpması eseri, III, 163 bkz> kovuz
  3457. KOVUÇ: kovuç cin çarpmasına karşı üzerlik ve ödağacı ile yapılan tütsüde cinlere "kaç, kaç"demek üzere söylenen kelimeler. III, 163
  3458. KOVUK: içi boş olan her şey·III, 164 bkz> kovı, kovı, kovuk
  3459. KOVUZ: cin çarpması eseri·III, 163 bkz> kovuç
  3460. KOVI: içi kof ve çürümüş olan· III, 225 bkz> kovı, kovuk, kovuk
  3461. KOVI: talihsiz, uğursuz, III, 226
  3462. KOVMAK: kogmak, kovalamak, sürmek. II, 16;III, 183
  3463. KOVŞALMAK: perdahlanmak, huş ağacından yapilmış aygıtla perdahlanmak· II, 236
  3464. KOVŞAMAK: koğuş ağacı dalı ile cilâlamak· III, 287 bkz> kog şamak
  3465. KOVŞAŞMAK: koğuş ağacı ile cilâlamakta yardım etmek· II,' 350, 351
  3466. KOVŞATMAK: perdahlatmak, koğu; ağacıyle perdah yaptırmak· II, 338
  3467. KOVUK: kovuk, içi boş olan her şey, I, 383; III, 164 bkz> kovı, kovuk, kovı
  3468. KOVURMAÇ: kavrulmuş buğday·I, 493 bkz> kavurmaç, kogurmaç
  3469. KOVURMAK: kavrulmak,II, 114, 235 bkz> kagurmak, kagrulmak, kavrulmak, kugurmak, kuvurmak
  3470. KOVUŞMAK: koğmağa, tardetmege çalışmak· II, 103
  3471. KOY: koyun, I, 31, 173, 193, 199, 215, 263, 264, 284, 295, 306, 317, 326, 346, 387, 389, 392, 411, 426, 472, 483;II, 14, 15, 27, 50, 76, 90, 118, 142, 152, 184, 185, 237, 238. 310, 330,355, 359;III, 5, 60, 88, 95, 122, 126, 130,132, 142, 148, 156, 157, 167, 17
  3472. KOY: elbisenin koynu; kucak·III, 142 bkz> koyun koy derenín koyag ı, dibi, düzlüğü, III, 142 bkz> kuy
  3473. KOYAK: konak darısı· III, 167 bkz> konak
  3474. KOYAR: hayvanlara ve kölelere sö ğülen bir kelime; "ağızdan salya saçan" anlamınadır· III, 171
  3475. KOYGAŞMAK: koynuna girmek, I, 243
  3476. KOYKA: deri, kürk, III, 173
  3477. KOYKALAMAK: derinin kıllarını temizlemek, yolmak.III, 173
  3478. KOYLUŞMAK: dökülüşmek·III, 195
  3479. KOYLUŞMAK: koyula;mak, III, 195
  3480. KOYMAK: koymak, koyuvermek, bırakmak, dökmek, çalkamak·II, 45; III, 39, 171. 246 bkz; kodmak, kotmak
  3481. KOYTURMAK:
  3482. KOYU: koyu, kalın, sık· III, 367
  3483. KOYUG: (akarlarda) koyu· III, 166
  3484. KOYUGLUK: koyuluk, (akarlarda) koyuluk· III,178
  3485. KOYULMAK: akar (nesne) koyulmak· III, 190
  3486. KOYUN: koyun, kucak, II, 339, 346; III, 18, 297 bkz> koy
  3487. KOYUNMAK: kendine su koymak, dökünmek.III, 191
  3488. KOYUŞMAK: koyı·nakta yardım etmek, III, 189
  3489. KOY: yılı koyunyılı; Türkler'in on ikili yıllarından biri.I, 346;III, 142
  3490. KOZANMAK: süslenmek, bezenmek ("bezenmek" fiili ile birlikte gelir), II, 155
  3491. KÖÇ: saat, an, müddet· I, 321
  3492. KÖÇ: göç· I, 321
  3493. KÖÇMEK: göçmek· II, 5
  3494. KÖÇRÜM: belinleme, telâş, köy halkının şehre kaçışması, I, 485
  3495. KÖÇÜK: sagrı; bir hayvana binen iki adamdan arkadaki I, 390
  3496. KÖÇÜKLEMEK: sağrıya vurmak· III, 341
  3497. KÖÇÜRGEN: göçüren, uzaklaştıran·I, 522
  3498. KÖÇÜRMEK: göçürmek; yazmak, istinsah etmek, nakletmek,II, 75, 76köçürme oçak; bir yerden öbür yere göçürülebilen ocak,I, 490
  3499. KÖÇÜRME: oyun "on dört" adı dahi verlien bir oyun·I, 491
  3500. KÖÇÜT: at·I, 357;II, 76
  3501. KÖDÜŞMEK: bekleşmek, birbirini bekleşmek, II, 94 bkz> küdüşmek
  3502. KÖDEÇ: bardak, testi·I, 360 bkz> közeç, közüç
  3503. KÖDEZMEK: saklamak, beklemek, korumak, gözetmek,II, 86, 162; III, 43, 263 bkz> köz atmak, közetmek
  3504. KÖDMEK: gözlemek; görmek· II, 87; III, 23
  3505. KÖG: şiirin vezni, aruzu, ırın ölçüsü, ırlamakta sesin yükselip alçal ışı.III, 131
  3506. KÖG: bir şehir halkı arasında bir sene içinde çıkıp gülünen şey, gülmece· III, 131
  3507. KÖG: koç veya ba;ka hayvanlar ın kı;a yakın aşması, III, 132
  3508. KÖG: ayna yüzünde meydana gelen pas; kad ınların yüzüne düşen çillik· III, 132
  3509. KÖGEN: ilmikli köstek, süt sağılacağı zaman hayvanların ayağına vurulur I, 415
  3510. KÖGERMEK: göğermek, gök rengini almak· II, 84
  3511. KÖGLEMEK: (hayvan) yeşil ot yemek· III, 300, 301
  3512. KÖGLEMEK: ırlamak, taganni etmek· II, 255; 301 bkz> köglenmek
  3513. KÖGLENMEK: yüzde çiller çıkmak; şarkı söylemek, ırlamak, taganni etmek, sesi yükselte alçalta şarkı çağırmak, I, 253; II, 253, 255; III, 131 bkz> köglemek
  3514. KÖGÜZ: göğüs· I, 366 bkz> köküs
  3515. KÖG: yılkı başıboş yayılan hayvan· III, 131
  3516. KÖK: gök, hava, sema·I, 64, 123, 139, 193, 244,338, 361, 362, 421;II, 27, 78, 81, 170, 252, 264, 283, 289, 307; III, 27, 124, 132, 282, 439
  3517. KÖK: gök rengi, gök renk, lâcivert. III, 132, 162 § kömgök; gömgök, I, 328, 338 § köpgök; gömgök· I, 328
  3518. KÖK: şehrin dõrt yanını saran yeşil bõlge, III, 132
  3519. KÖK: eğer bağı· II, 283
  3520. KÖK: kök, asıl· II, 284
  3521. KÖKDEDMEK: eğer tahtalarını diktirmek, bağlatmak- II, 328 bkz> kökletmek
  3522. KÖKEGÜN: gök sinek I 188; II, 287
  3523. KÖKLEMEK: eğer bağını sıkı bağlamak, III, 300
  3524. KÖKLENMEK: sıkı bağlanmak; asaletli veya zengin olmak· II, 253
  3525. KÖKLEŞMEK: ilişip sokulmak; eğer bağlamakta yardım etmek; hısımlıkla bağlanmak, II, 224, 225 bkz> kökteşmek
  3526. KÖKLETMEK: eğer tahtalarını diktirmek, bağlatmak· Il, 327, 328 bkz> kökdedmek
  3527. KÖKREMEK: kükremek· I, 125, 142, 354; II, 13,138; III, 282, 398
  3528. KÖKREŞMEK: gürlemek, kükremek, kişnemek, kükreşmek· II, 222, 223; III, 147
  3529. KÖKŞIN: göğümsü, gök renkte·I, 186, 437
  3530. KÖKTEŞMEK: ilişip sokulmak, eger bağlaınakta yardım etmek; hısımlıkla bağlanmak· II, 224 bkz> kökleşmek
  3531. KÖK: tubulgan bir kuş adı· I, 519 bkz> kök tupulgan
  3532. KÖKÜRŞGÜNLEŞMEK: güvercini öndül koyarak yar ışa gitmek.II, 226
  3533. KÖKÜRÇKÜN: güyerdn·III, 419
  3534. KÖK(Ü)S: göğüs·I, 230 bkz> kögüz
  3535. KÖKYUK: köylü ve Türkmen büyüklerine verilen ungun·III, 133
  3536. KÖL: göl, havuz, birikmiş su,I, 104; II, 79, 265; III, 135, 137, 357, 360
  3537. KÖL: denizin kendisi,III, 136
  3538. KÖLERMEK: gõl hallne gelmek, gôlermek, toplanmak, su göllenmek.I, 179; II, 84, 283
  3539. KÖLIGE: koyu gölge· I, 448; III, 174 bkz> köllk
  3540. KÖLIK: gölge·I, 409 bkz> kölige
  3541. KÖLIKLIK: gölgelik·I, 510
  3542. KÖL: suv Karluk büyüklerine verilen ungun·I, 108
  3543. KÖLÜK: arka; gölük, yuk yükletilen herhangi bir hayvan·I, 392
  3544. KÖLÜKLÜG: gölüklü·I, 510
  3545. KÖLTIÑ: kuşların indiği su birikintisl, gölcuk· I, 73;III, 372
  3546. KÖMÇÜ: gömü, define, hazlne·I, 418 bkz> kömüç § Tavgaç kömsi; Âd ulusundan kalma hazine, I, 418
  3547. KÖMEÇ: küle gömülerek pişirilen çörek· I, 12, 360
  3548. KÖMMEK: gömmek. I, 12;II, 27
  3549. KÖMTÜRMEK: gömdürmek·II, 196
  3550. KÖMÜÇ: gömü, deflne·I, 360 bkz> kömçü
  3551. KÖMÜLDÜRÜK: at göğüslüğü.I, 17, 530 bkz> kümüldürük
  3552. KÖMÜNDI: neñ gömülmüş nesne, I, 450
  3553. KOMÜNMEK: gömülmek; gömer görünmek· II, 158
  3554. KÖMÜR: kömür·I, 506
  3555. KÖMÜRLÜG: kõmür sahibi, kömürü olan·I, 506
  3556. KÖMÜRLÜK: kömür yapmak içln yakılan ağaç ve kömür konan yer,I, 506
  3557. KÖMÜŞMEK: gõmmekte yardım etmek·II, 111
  3558. KÖN: at derisi veya gönü, ham derl, gön·III, 140, 335, 353, 425
  3559. KÖNDGERMEK: doğrultmak, düzeltmek, dikmek yola kılavuzlamak; Ikrar ettirmek· II, 199; III, 423 bkz> köndgürmek, köngermek
  3560. KÖNDGÜRMEK: doğrultmak·II, 199 bkz> könd·germek, köñermek
  3561. KÖNDGÜRTMEK: dogrultmak, diktirmek· III,424
  3562. KÖNEK: matara, ibrik, su tulumu (kırba)· I,392
  3563. KÖNI: düz, dogru; emniyetli.III, 151, 237
  3564. KÖNIKMEK: arkadaşlarından geri kalacak derecede zay ıflık. II, 165
  3565. KÖNITMEK: dogrultmak,II, 313
  3566. KÖNMEK: düzelmek, doğrulmak; yola gelmek;inkârdan sonra ikrar etmek;yola ç ıkmak· II, 29, 30, 199
  3567. KÖÑERMEK: doğrultmak; doğru yolu göstermek, kılavuzlamak; doğruyu söyletmek· II, 196, 197 bkz> köndgermek, köndgürmek
  3568. KÖÑLEK: gomlek· III, 350, 383
  3569. KÖÑLEKLENMEK: gömleklenmek, gömlek giymek· III, 411
  3570. KÖÑÜL: gönül, kalp, yürek; anlayış·I, 69, 89, 152, 194, 207, 212, 214, 225, 245;II, 15, 125,178, 203, 238, 243; III, 108,137, 154, 239, 245·246, 289, 295. 309, 366, 391, 419
  3571. KÖÑÜLDE: ; gönül arkadaşı,I, 407
  3572. KÖÑÜLLENMEK: gönüllenmek; (çocuk) düşünmek ve anlamak; arzu etmek,III, 408
  3573. KÖÑÜLLÜG: gönüllü .I, 63;III, 366
  3574. KÖP: çok, bütün, hep; (saç ve ağaç hakkında) gür, sık,I, 319;II, 328
  3575. KÖPÇÜK: eğerin ön ve arka yastıkları·I, 478
  3576. KÖPITMEK: diktirmek, oyulgatmak·II, 298 bkz>kübimek, kübitmek
  3577. KÖPRÜG: köprü·I, 478
  3578. KÖPSÜN: şilte, minder·I, 437
  3579. KÖPÜK(G): kõpük,I, 390;III, 136
  3580. KÖPÜLMEK: dikilmek· II, 120 bkz> kübülmek
  3581. KÖPÜRMEK: köpürmek- II, 72
  3582. KÖPÜRTMEK: köpürtmek. III, 430
  3583. KÖPÜŞMEK: diknnekte yardım ve yarış etmek· II, 88 bkz> kübüşmek
  3584. KÖRDÜGÜÑ: gördüğün· II, 42
  3585. KÖRK: güzellik. I, 353; II, 340; III, 161
  3586. KÖRKE: ağaçtan yapılmış tabak·I, 430
  3587. KÖRKEDMEK: güzelleşmek.II, 340 bkz> körketmek
  3588. KÖRKETMEK: güzelleşmek.II, 340 bkz> körkedmek
  3589. KÖRKLÜG: iyi, güzel ve gösterişli; dostça,I, 45,319, 353. 461;III, 43
  3590. KÖRKÜTMEK: göstermek·II, 340
  3591. KÖRMEK: görmek, bakmak,I, 62, 79, 85, 108,139, 149, 167, 205, 212, 274, 281, 352, 369,373, 380, 384, 404, 420, 456, 464, 497, 528; II, 8, 17, 18. 41, 58, 82, 157, 283;III, 23, 26, 46, 60, 69. 119, 130, 137, 143, 245, 258, 265, 295, 317, 327, 339, 355, 365, 426 bk
  3592. KÖRMIŞ: görmüş· III, 125
  3593. KÖRPE: körpe, mevsimi geçtikten sonra ç ıkan şey; zamanından sonra dogan yeni hayyan·I, 415 § körpe ot; yeni bitmiş ot· I, 415 § korpe yémiş; vakti geçtikten sonra çıkan taze meyve, yemiş·I, 415 § körpe ogul; yazın doğan çocuk·I, 415
  3594. KÖRPELEMEK: körpe ot yernek, III, 351
  3595. KÖRPELENMEK: yeniden çıkmak, yeniden bitmek· III, 200
  3596. KÖRSEMEK: görsemek, görmek istemek, I, 281; III, 285 bkz> körügsemek
  3597. KÖRTÜRMEK: gördürmek.II, 194, 195
  3598. KÖRÜGSEMEK: görsemek, görmek veya ka· vuşmak istemek,I, 281;III, 285, 334 bkz>körsemek
  3599. KÖRÜK: kuyumcu veya demirci körüğü·I, 391
  3600. KÖRÜKLEMEK: körüklemek.III, 341, 348
  3601. KÖRÜLMEK: görülmek.I, 119; II, 136, 139
  3602. KÖRÜNÇ: görülecek şey; blr ;ey seyreden halk· I, 167;III, 373 bkz> közünç
  3603. KÖRÜNMEK: görünmek, kavuşmak,I, 75, 191; II, 157; III, 43, 126
  3604. KÖRÜŞ: bakış .I, 370
  3605. KÖRÜŞMEK: (gözle) bakmak·II, 99
  3606. KÖRÜŞMEK: güreşmek.II, 97 bkz> küreşmek
  3607. KÖSEKÇI: yemeklere i;tahlı·I, 153
  3608. KÖSEMEK: arzu etmek·III, 265
  3609. KÖSEŞMEK: istemek, öğünmek,II, 101
  3610. KÖSGÜK: göz değmesinden sakınmak için üzüm bağlarına ve bostanlara dikllen nazarl ık·II, 289
  3611. KÖSRÜK: tuşag atın ön ayaklarına vurulan köstek,I, 479
  3612. KÖSÜLMEK: (ayak) uzanmak, uzatılmak·II, 137
  3613. KÖSÜRGE: köstebek, tarla sıçanı soyundan bir hayvan·I, 490 bkz> küsürge
  3614. KÖSÜRGEN: birçe;it köstebek,I, 522 bkz> kösürken
  3615. KÖSÜRKEN: bir çeşit köstebek,I, 522 bkz> kösürgen
  3616. KÖSÜRMEK: hayvanın ön ayaklarını kösteklemek·II, 78
  3617. KÖŞIGE: açık gölge, zayıf gölge, gölgemsi.I, 448;III, 174
  3618. KÖŞIK: örtü, perde, gölge·I, 409
  3619. KÖŞIKLIK: gölgelik,I, 509
  3620. KÖŞIMEK: kapatmak, örtmek,III, 267, 268
  3621. KÖŞINMEK: gölgeye çekilmek, kendini gizlemek örtmek·II, 157 bkz> kö şünmek
  3622. KÖŞITMEK: örtmek II, 307, 308
  3623. KÖŞÜNMEK: gólgelenmek, gölgeye çekilmek, kendini gizlemek, örtmek II, 157 bkz> kö şinmek
  3624. KÖT: göt, arka· I, 321
  3625. KÖTI: burt kâbus, kara basan·I, 341
  3626. KÖT: iç genç çocuğa söğüldüğü zaman söylenen bir kelime· I, 360
  3627. KÖTI: kızlak kuyruğu kırmızı bir çeşit kaba kuş· I, 473
  3628. KÖTKI: tepe, dağlık yer, tòprak yığını, tepecik, I, 18, 430
  3629. KÖTLEMEK: fenalık yapmak· III, 299
  3630. KÖTLETMEK: düzdurmek· II, 348
  3631. KÖTLÜK: söğmek için kullanılır; puşt, I, 478
  3632. KÖTRÜM: üzerinde oturulan kerevet, seki, dükkân· I, 485
  3633. KÖTRÜŞMEK: kaldırıp götürmekte yardım etmek, II, 222, 225
  3634. KÖTÜ: dam· I, 269, 278; III, 219
  3635. KÖTÜRGEN: her zaman götüren· I, 521
  3636. KÖTÜRGÜ: götürge, kendisiyle bir şey taşınıp götürülen nesne· I, 490
  3637. KÖTÜRMEK: götürmek, II, 44, 75, 166
  3638. KÖTÜRSEMEK: götürmek istemek· I, 280
  3639. KÖVEZ: kurumlu· I, 325 bkz> küfez, küvez
  3640. KÖVEZLIK: şımarıklık, kurumluluk· I, 507, 508, 511
  3641. KÖVREMEK: gevşemek· III, 282 bkz> kefremek, kevremek, küfremek
  3642. KÖYDE: altın ve gümüş eritilerek suzülen ocak, III, 173
  3643. KÖYMEK: yanmak; yakmak, I, 43, 448; II, 188; III, 47, 246, 435
  3644. KÖYTÜRMEK: yakmak; yaktırmak· III, 187, 193 bkz> köyürmek
  3645. KÖYÜK: yanmış, yanık· III, 168
  3646. KÖYÜRMEK: yanmak, yaktırmak, II, 133; III, 187, 188 bkz> köytürmek
  3647. KÖZ: gôz·I, 46, 55, 157. 170,178, 179, 183, 212, 222, 243, 291, 296, 299, 340, 359, 379, 464, 477, 515, 524;II, 45, 115, 130, 157, 172, 176, 228, 232, 245, 247, 252, 277, 279, 280, 306, 311, 334, 345; III, 5.14,17, 33, 42, 55, 64, 76, 83, 84, 86, 97, 124, 151,
  3648. KÖZ: ateş koru, köz, I, 337
  3649. KÖZ: atmak gözetmek, gözetilmek. II, 86 bkz>ködezmek, közetmek
  3650. KÖZEÇ: bardak, testi· I, 360 bkz> ködeç, közüç
  3651. KÖZEGÜ: küskü, ateş çekmek veya aktarmak için kullan ılan aygıt· I, 448
  3652. KÖZEMEK: ateş çevirmek, karıştırmak, toplamak· III, 265
  3653. KÖZEŞMEK: ateş ölçermekte ve karıştırıp altüst etmekte yardım ve yarış etmek· II, 100
  3654. KÖZETDEÇI: gözetici, II, 318 bkz> közetteçl
  3655. KÖZETGEN: gözeten,II, 319.
  3656. KÖZETGÜ: gõzetecek· II, 321
  3657. KÖZETIGLI: gözetmeyi düşünen .II, 320
  3658. KÖZETLGLIK: gözetmeye hak kazanan,II, 320
  3659. KÖZETIŞMEK: gözetmekte yardım ve yarış etmek·II, 322
  3660. KÖZETKÜÇI: gözetici.II, 318
  3661. KÖZETLIG: gözetilen, saklanan, esirgenen· I, 506
  3662. KÖZETMEK: gözetmek, gözetilmek muntazır, olmak II, 86, 234, 306 bkz> ködezmek, közatmak
  3663. KÖZETMIŞ: gözetilmiş.II, 170, 320
  3664. KÖZETTEÇI: gözetici. II, 318 bkz> közetdeçi
  3665. KÖZGERMEK: gördürmek, görüştürmek.II, 196
  3666. KÖZGINE: gözceğiz·III, 359
  3667. KÖZI: çerlig gece görüp gündüz göremeyen, bulutlu günde görüp bulutsuz günde göremeyen kìmse; Nyctalopie'ye tutulmuş adam· I, 477
  3668. KÖZKIYE: gözceğiz,III, 359
  3669. KÖZLEMEK: göze vurmak·III, 300
  3670. KÖZLER: gözler,III, 105
  3671. KÖZLEŞMEK: görme içinde (gözlemekte) yarış etmek· II, 224
  3672. KÖZLEYÜ: göz gibi, I, 100
  3673. KÖZLÜG: gözlü· I, 521
  3674. KÖZLÜK: at kuyruğundan yapılmış bir dokumadır, göz ağrıdığı veya kamaştığı zaman üzerine konur I, 478, 530 bkz> közüldürük
  3675. KÖZMEN: közde plşirilen eknnek, közleme, gömme·I, 444;II, 27
  3676. KÖZÑÜ: ayna·III, 379 bkz> közüñü
  3677. KÖZÜÇ: çömlek·I, 506 bkz> ködeç, közeç
  3678. KÖZÜÇLÜG: çömlek sahibi,I, 506
  3679. KÖZÜÇLÜK: titik çömlek yapmak için ayrılan çamur·I, 506
  3680. KÖZÜLDÜRÜK: at kuyruğundan dokunur bir bez parçasıdır,I, 529 bkz> közlük
  3681. KÖZÜNÇ: bir şey seyreden halk,III, 373 bkz> körünç
  3682. KÖZÜÑÜ: ayna,III, 45, 132, bkz> közñü
  3683. KÖZÜNMEK: görülmek.II, 157 bkz> körmek
  3684. KUBA: at rengi kumral (konur al) lle sarı arasında olan at· III, 217
  3685. KUBSALMAK: kubuz çalınmak
  3686. KUBURGA: baykuş·I, 489
  3687. KUBUZ: ut, kopuz, kubuz·I, 19, 365;II, 235; III, 173, 283 § buç ı kubuz; inleyen utlardan bir ut·III, 173
  3688. KUBUZLUG: kişi kubuzu olan adam·I, 495
  3689. KUBZALMAK: kubuz çalınmak,II, 235 bkz> kupsalmak, kubzalmak, kupzalmak
  3690. KUBZAŞMAK: kubuz çalmakta yarış etmek·II, 220 bkz> kupzaşmak
  3691. KUÇAK: kucak·I, 382 bkz> kuçam
  3692. KUÇAKLAMAK: kucaklamak·III, 338
  3693. KUÇAM: kucak·I, 398 bkz> kuçak
  3694. KUÇGUNDI: soğan·I, 493
  3695. KUDGU: karasinek, sinek·I, 425 bkz> kudgu
  3696. KUDRUÇAK: kuyruk kemiği·III, 179 bkz> kuduçak
  3697. KUDRUK: kuyruk, göt, kıç·I, 472 bkz> kudruk
  3698. KUDUÇAK: kuyruk kemiği.III, 179 bkz> kudruçak
  3699. KUDUG: kuyu III, 122, 282 bkz> kudug, kuyug
  3700. KUDURGAK: kaftanın arka eteklerinden biri·I, 502 bkz> kudurgak
  3701. KUDURMAK: kudurmak; üstüne düşmek, çabalamak,I, 144; II, 76 bkz> kuturmak
  3702. KUDGU: sinek, III, 367 bkz> kudgu
  3703. KUDGULANMAK: sineklenmek, kendinden sinek ko ğmak· III, 201
  3704. KUDI: kuyu, çukur; a;ağı, aşağıya· I, 100, 164, 169, 190;II, 24, 83, 228;III, 46, 61, 69, 220 bkz> kodı
  3705. KUDRUK: kuyruk· I, 513; ll ,298; III, 164, 256, 367 bkz> kudruk
  3706. KUDUG: kuyu· I, 375, 456, 457;II, 155;III, 166. 226, 448 bkz> kudug, kuyug
  3707. KUDUGLUG: kuyulu·I, 496
  3708. KUDURÇUK: bebek, kukla·I, 501
  3709. KUDURGAK: kaftanın iki eteğinden biri·I, 17 bkz> kudurgak
  3710. KUDURGUN: kuskun, egerin kuskunu·I, 17, 518
  3711. KUDUZ: dul kadın·I, 365
  3712. KUDUZLANMAK: dul karı ıle evlenmek·II, 267, 268
  3713. KUGU: kuğu kuşu,III, 225, 250
  3714. KUGURMAK: kavurmak·II, 81 bkz> kagurmak, kavrulmak, kogurmak, kovurmak, kuvurmak
  3715. KUKUN: kıvılcımI, 404
  3716. KUKUNLUG: kıvılcımlı·I, 499
  3717. KUL: kul, köle·I, 27, 33.165, 276, 302, 320, 330,336, 385, 386, 475;II, 5, 10, 152, 180, 219,236, 277, 292, 294, 305, 338; III, 85, 84, 97, 263, 268, 336, 409, 421, 423, 427, 450
  3718. KULA: kula renk· III, 233
  3719. KULABUZ: kılavuz·I, 487 bkz> kulavuz
  3720. KULAÇ: kulaç·I, 358 bkz> kolaç
  3721. KULAÇLAMAK: kulaçlamak III, 330
  3722. KULAK: kulak,I, 209, 212, 220, 377, 383;II, 17, 23, 73, 133, 150, 154. 161, 337, 352; III, 31, 253, 286, 357, 358, 370.405,410 bkz> kulhak, kulkak
  3723. KULAKLAMAK: kulaga vurmak·III, 338, 339
  3724. KULAKLIG: kulaklı-I, 498
  3725. KULAK: ton yenlerl kısa elbise·I, 383
  3726. KULAVUZ: kılavuz·I, 487 bkz> kulabux
  3727. KULHAK: kulak·I, 383 bkz> kulak, kulkak
  3728. KULKAK: kulak·I, 383 bkz> kulak, kulhak
  3729. KULNAÇI: kısrak doğuracak kısrak,I, 491
  3730. KULNAMAK: kulunlamak, kısrak yavru dogurmak,III, 92. 302, 319 bkz> kulunlamak
  3731. KULSIG: er kõleye benzeyen, huyu köleye benzeyen adam· I, 465; III, 128
  3732. KULUN: tay· I, 215, 404; II, 90; III, 92
  3733. KULUNLAMAK: kısrak yavru doğurmak· III, 92bkz> kulnamak
  3734. KULUNLUG: tay sahibl olan· I, 500
  3735. KUM: kum, I, 197, 222, 268, 338, 457, 484;II, 80, 212
  3736. KUM: dalga, su dalgası·III, 137
  3737. KUMA: urmak birbirine kuvvetle vurmak·III, 382
  3738. KUMGAN: kova; ibrík; gügüm, gülsuyu şişesi·I, 432, 440;II, 353
  3739. KUMLAK: Kıpçak illerınde yetişir, yaprağı fasulye yapragına benzer sarmaşik gibi bir ot, I, 475
  3740. KUMMAK: dalgalanmak·II, 27
  3741. KUMTURMAK: dalgalandırmak·II, 192
  3742. KUMUK: at gübresi·I, 383 bkz> komuk
  3743. KUMUKLAMÄK: pislemek, terslemek; Kumuk boyuna nispet etmek·III, 339 bkz> komuklamak kumu şmak
  3744. KUNÇUY: hatundan birderece aşağı kadın, bige, prenses· III, 240
  3745. KUNDIGU: döven, harman dövenl· I, 491
  3746. KUNDIMAK: parlätgıçla blr şeyi parlatmak·III, 277
  3747. KUNDUZ: kunduz, su köpegi·I, 458
  3748. KUNDUZ: kayrı kunduz taşağından yapılan bir ilâç,I, 458
  3749. KUNMAK: soymak, çalmak·II, 29
  3750. KUNUŞMAK: birbirine soymakta yarış ve yardım etmek, birbirini soymak, çalmak,II, 112, 113
  3751. KUÑ: et kas, adale·III, 358
  3752. KUPSALMAK: kubuz çalınmak·II, 235 bkz> kubsalmak, kubzalmak, kupzalmak
  3753. KUPZALMAK: kubuz çalınmak·II, 235 bkz> kubzalmak, kubsalmak, kupsalmak
  3754. KUPZAMAK: kubuz çalmak·I, 19; III, 283
  3755. KUPZAŞMAK: kubuz çalmakta yarış etmek, II, 220 bkz> kubzaşmak
  3756. KUPZATMAK: kubuz ;aldırmak· II, 335
  3757. KUR: kuşak, kemer·I, 324; § iç kur; iç ku şağı, uçkur·I, 35; 11. 249, 255, 337;III, 84. 305
  3758. KUR: mertebe, a;ama·I, 324
  3759. KUR: kuru,III, 122 bkz> kurug, kuruk kura
  3760. KÖRMEK: uzaktan görmek,III, 219 bkz> kaya körmek, k ıya körmek, kuya körmek
  3761. KURAM: mertebe, aşama; sırasına göre.I, 413 § kuram kişiler; sankı hakanın yanında oturur gibi sırayla oturmuş olan kimseler· I, 413
  3762. KURARMAK: kurtarmak II, 199, 200 bkz> kutgarmak
  3763. KURASI: kuracak· II, 68
  3764. KURBAKA: kurbağa, III, 122
  3765. KURÇ: katı, içi dolu ve sorn nesne; çelik·III, 287
  3766. KURÇ: eren dayanıklı ve yiğit adamlar·I, 343
  3767. KURÇ: temür çelik I, 343
  3768. KURDAŞMAK: bir dereceye, bir sıraya oturmak· II, 218
  3769. KURGADMAK: kuraklamak. II, 338 bkz> kurgatmak
  3770. KURGAK: kurak· III, 69
  3771. KURGALIR: kurmak üzere bulunan· II, 67
  3772. KURGAMAK: kurunnak· III, 290, 318
  3773. KURGATMAK: kuraklamak, kıtlık olmak· II, 338 bkz> kurgadmak
  3774. KURGIRMAK: kurumak, II, 193, 194 '
  3775. KURGIRMAK: zevzeklik etmek, yeğnilik etmek· II, 194
  3776. KURGU: zevzek, kararsız, huyu yeğni kişi· I, 18, 426
  3777. KURGU: kuracak· II, 68
  3778. KURGUÇI: kurucu· II, 50
  3779. KURGULANMAK: taşkınlık ve yeğnilik etmek, III, 201
  3780. KURGULUK: taşkınlık, yeğnilik, zevzeklik·I,528
  3781. KURI: bir şeyin etrafı,I, 127, 324
  3782. KURIGU: kuruyacak zaman; kurumak üzere olan nesne, I, 446 kur ıh
  3783. KURIH: tay kısrağın arkasında geri kaldığı zaman bu kelimelerle çağırılır· III, 223 bkz> karı kurı, kurı kurı, kurrıh kurrıh
  3784. KURI: kurı tay kısrağın arkasında geri kaldığı zaman bu kelimelerle çağırılır· III, 223 bkz> karı kurı, kurıh kurıh, kurrıh kurrıh
  3785. KURIMAK: kurumak, I, 12, 20;II, 188; III, 140, 263, 264 bkz> kurumak, kuz ımak
  3786. KURINMAK: kurunmak, kurulanmak,I, 505;II, 155, 160 bkz> kurunmak
  3787. KURIRMAK: kurumaya yüz tutmak· II, 77 bkz> kururmak
  3788. KURIŞMAK: kuruşmak, kurumakta yardım ve yarış etmek· II, 97 bkz> kuruşmak
  3789. KURITGAN: her zaman ve çok kurutan,I, 514, 524
  3790. KURITMAK: kurutmak, II, 304 bkz> kurutmak
  3791. KUR: kur étmek guruldamak·I, 486
  3792. KURLAMAK: kuşak yapmak ve bağlamak·III, 298
  3793. KURLANMAK: acınmak, tasa, acı duymak, ziyan görmek; katılaşmak, koyulaşmak, mayalanmak, ekşimek·II, 250, 251; III, 197 bkz> korlanmak
  3794. KURLUK: içinde kımız biriktirilen küçük testi, l, 473 bkz> korluk
  3795. KURMAK: kurmak, germek, toplamak; himaye etmek· II, 7, 8, 37, 59. 61, 65, 66, 67, 83,198; III, 62, 219, 318
  3796. KURMAK: yuvmak erişmek, varmak, mal vererek gönül almak, III, 62 bkz> yavsamak, yüvmek, yüvsemek
  3797. KURMAN: gedeleç, yaylık, yay kabı· I, 444; III, 16
  3798. KURMIŞ: kurulu· I, 198; II, 59; III, 215
  3799. KURRIH: kurrıh tayı çağırmak içln nida.I, 9 bkz; karı kurı, kurıh kurıh, kurrıh kurrıh
  3800. KURŞAG: kuşak kuşanma·I, 464
  3801. KURŞAG: tura; yünden dokunur, bel kuşağına benzer bir nesne olup çadıra sarılır·I, 464
  3802. KURŞAMAK: kuşanmak, kuşağı bağlamak,II, 255;III, 287 bkz> kurşanmak
  3803. KURŞANMAK: kuşanmak, ku;ak kuşanmak,II, 249, 255 bkz> kurşàmak
  3804. KURŞATMAK: kuşak kuşatmak,II, 337
  3805. KURT: solucan soyundan olan hayvanlar; y ırtıcı hayvanlardan olan kurt·I, 342;III, 6
  3806. KURTANMAK: bitten kaşınmak, koyunlarda bit aramak·II, 248
  3807. KURTGA: kocakarı·III, 259
  3808. KURTLAMAK: kurt çıkarmak·III, 447
  3809. KURTULMAK: kurtulmak, doğurmak·II, 121, 233, 234, 237 bkz> kut bulmak, kutulmak
  3810. KURTURMAK: kurdurmak, toplatmak·II, 190, 198 kurug kuru; as ılsız· I, 12, 198, 375, 383;III, 82, 122 bkz> kur, kuruk
  3811. KURUG: ev içinde kimse bulunmayan ev·I, 375
  3812. KURUGJIN: kurşun·I, 512;II, 293 bkz> kuşun
  3813. KURUGLAMAK: kuru olarak kullanmak III, 336
  3814. KURUGLANMAK: kuru bulmak·II, 268
  3815. KURUGLUG: sadak, okluk, gedeleç·I, 501 bkz> kurugluk
  3816. KURUGLUG: ya kurulu, kurulmuş yay· I, 496, 500, 501
  3817. KURUGLUK: kuruluk·I, 503, 505
  3818. KURUGLUK: sadak, okluk, gedeleç·I, 504 bkz> kuruglug § ki ş kurugluk; sadak, okluk, gedeleç·I, 504
  3819. KURUGSAK: kursak, 01^6.I, 17, 502; III, 334
  3820. KURUGSIMAK: kurumaya yüz tutmak· III, 334
  3821. KURUK: kuru· I, 383 bkz> kur, kurug
  3822. KURULGAN: daima kurulan,I, 520
  3823. KURULMAK: kurulmak; büzülmek I, 195; II, 134, 138
  3824. KURUMAK: kurumak, II, 206 bkz> kurımak, kuzımak
  3825. KURUN: kurum, duvara, ocaga sıvaşmış, toplanmış olan duman eseri· 'l, 404
  3826. KURUNÇI: dumandan kirlenmiş olan keçe· II, 242
  3827. KURUNLUG: kurumlu· I, 499
  3828. KURUNMAK: kurunmak, II, 155 bkz> kurınmak
  3829. KURURMAK: kurumaya yüz tutmak· II, 77 bkz>kurırmak
  3830. KURUŞMAK: kurmakta yardım ve yarış etmek,Il, 98, 114 bkz> kunşmak
  3831. KURUŞMAK: her tarafı kurumak, II, 98
  3832. KURUT: keş, çökelek, yağı alınmış yoğurttan yapılan lor peyniri, kurut, kuru yogurt, I, 357; II, 15, 81
  3833. KURUTLUG: çökelekli.I, 494
  3834. KURUTMAK: kurutmak·I, 19 bkz> kurıtmak
  3835. KURUTSAMAK: kurut istemek III, 332
  3836. KURVI: çuvaç hana ait yuvarlak çadır,I, 195
  3837. KUSGAÇ: küçük, kara bir hayvancık, insanı 1511-11-. I, 455
  3838. KUSIG: kusu, kusma,I, 376
  3839. KUSINÇIG: kusunç, iğrenç·III, 232
  3840. KUSMAK: kusmak; (boya) solmak, bezikmek· II, 10, 11
  3841. KUSTURMAK: kusturmak, (boya) soldurmak II, 190
  3842. KUŞ: kuş, I, 22, 34, 36, 156, 163, 176, 233, 253, 280, 299, 319, 331, 439, 483;II, 4, 7, 12, 17, 18, 45, 83, 173, 181,183, 192, 199, 204. 218, 239, 267,324, 331, 348, 359; III, 6, 63, 92,144, 184, 194, 232, 328, 357,358,390,397,403 § ürüñ ku ş; akdoğan· I, 331,
  3843. KUSGAÇ: serçe kuşu·I, 455
  3844. KUŞGUN: hayvanların yedlği taze kamı;·I, 440
  3845. KUŞGUN: ekşi bir çeşlt ot·I, 440 bkz> uşgun
  3846. KUŞIL: atmaca·I, 331
  3847. KUŞLAG: kuşların çok olduğu yerdir, burada av yapılır·I, 465
  3848. KUŞLAGLANMAK: kuş avlağı yapmak·II, 273
  3849. KUŞLAMAK: kuş avlamak,I, 22;III, 299 kuşlatmak kuş tutturmak, kuş avlatmak·II, 343, 348
  3850. KUŞLUK: kuşluk vaktl·I, 474
  3851. KUŞUN: kur;un,I, 513 bkz> kurugjın
  3852. KUT: kut, uğur, devlet, baht, talih, saadet, I, 85, 92, 164, 200, 272, 301, 304, 320, 384. 508; II, 177. 229 kut almak
  3853. KUTALMAK: mesut olmak·II, 121 bkz> kut almak, kutatmak
  3854. KUTANMAK: kutlu olmak, ulu nasipli olmak· II, 154
  3855. KUTARMA: börk õnde arkada Iki kanadı bulunan bork. I, 490
  3856. KÜTATMAK: kutlu olmak, baht ve devlet sahlbi olmak· II, 299 bkz> kutalmak, kut almak
  3857. KUT: bulmak baht bulmak- II, 122 bkz> kurtulmak, kutulmak
  3858. KUTGARMAK: kurtarmak.II, 192, 199, 201 bkz;kurarmak
  3859. KUTLUG: kutlu,I, 60. 82, 320, 413. 463, 464 §
  3860. KUTLUG: tégin ; uğurlu köle·I, 413
  3861. KUTRUŞMAK: oynamak ve sevlnmek·II, 218
  3862. KUTSUZ: kutsuz, işlerl ters giden adam·I, 457
  3863. KUTULGAN: daima kurtulan,I, 520
  3864. KUTULMAK: kurtulmak; doğurmak,II, 121, 234 bkz> kurtulmak, kut bulmak
  3865. KUTURMAK: haddini aşmak, kudurmak, azmak· I, 508; II, 74. 75 bkz> kudurmak
  3866. KUTUZ: yaban sığırı· I, 365
  3867. KUTUZ: ıt kuduz köpek, kudurmuş köpek· I, 365
  3868. KUTUZLUK: yaban sığırı sahibi· I, 495
  3869. KUV: kut, saadet· I, 320 bkz> kıv
  3870. KUVURMAK: kavurmak. II, 81 bkz> kagurmak, kavrulmak, kogurmak kovurmak, kugurmak
  3871. KUY: dere; kuytu yer, dip·III, 65.106,142 bkz> koy
  3872. KUYA: körmek uzaktan görmek,III, 219 bkz> kaya körmek, k ıya körmek, kura körmek
  3873. KUYAŞ: güneş; koyu sıcak, güneşin şiddetli vurması· 1. 155; 353;II, 337;III, 172
  3874. KUYMA: bir çeşit yağlı ekmek· III, 173
  3875. KUYMA: herhangi bir madenden (çekiçle dövme ile de ğil, eritilerek dökme ile) yapılmış havan, çırakman, çekiç gibi aygıtlar· III, 174
  3876. KUYMAK: üremek III, 246
  3877. KUYUG: küyu·III, 166 bkz> kudug, kud,ug
  3878. KUYUTMAK: ürkütmek· II, 326
  3879. KUZ: güne; gormeyen yer, gôlgeli yer· I, 325; 326; III, 124
  3880. KUZGIRMAK: kar sağnak halinde esmek· II, 193
  3881. KUZGUN: kuzgun·I, 439;III, 240
  3882. KUZI: kuzu·I, 7, 208. 303, 444, 520;II, 294, 310;III, 102, 224, 270. 408, 444 kuz ımak kurumak; yemeğe iştihası gelmek· III, 264 bkz> kurımak, kurumak
  3883. KUZUTMAK: boğazını kurutmak; yemeğe iştihasını getirmek II, 306 bkz> kurutmak
  3884. KÜ: ün, şan· III, 212
  3885. KÜBEN: deve havudunun altına konulan çul; gölüğe gerekli olan çul ve çula benzer şeyler· I, 404 klibe yarık bütun vücuda giyilen zırh· III, 15, 217
  3886. KÜBIMEK: sık dikişli dikmek. III, 257 bkz> köpitmek, kübitmek kübitmek diktirmek, oyulgatmak· II, 298 bkz> köpitmek, kübimek
  3887. KÜBÜLMEK: dikilmek, oyulgan II,120 bkz> köpülmek
  3888. KÜBÜŞMEK: kaba dikmekte ve oyulgamakta yard ım ve yarış etnnek· II,88 bkz> köpüşmek
  3889. KÜÇ: kuvvet, zor, güç; zulüm· I, 81, 167, 183, 237, 359, 381, 397;II, 13, 18, 103, 137, 138, 195, 289, 334, 335; III, 120, 239, 282, 288,412
  3890. KÜÇ: susam, künçü, III, 121
  3891. KÜÇELMEK: zulmetmek; malı zorla elinden alınmak· II, 136
  3892. KÜÇEMÇI: zulmeden kimse· III, 121
  3893. KÜÇEMEK: zulmetmek, zorla fe'nalık etmek, III, 258, 259
  3894. KÜÇENMEK: gücü kuvveti kalmamak; zulmetmek; ag ırlaşmak, fazla yüklenmiş olmak· II,148, 156
  3895. KÜÇEŞMEK: yağmada yardım ve yarı;.etmek· II, 93
  3896. KÜÇETMEK: yağma ettirmek· II, 300
  3897. KÜÇLENMEK: kuvvetlenmek, II, 252 küçlig güçlü, kuvvetli. I, 509
  3898. KÜÇLÜG: güçlü, kuvvetli· III, 121, 161
  3899. KÜÇ: tégin kuvvetli tegin· I, 413
  3900. KÜDEN: düğün yemeğl, düğün, I, 404
  3901. KÜDÜK: iş güç, alış verl; (yalnız kullanılmaz, "ış" ile birlikte 86111-).I, 391 bkz> küdük § ış küdük; iş güç,I, 391
  3902. KÜDILŞMEK: bekleşmek· II, 94 bkz> ködüşmek
  3903. KÜDEGÜ: güveyi. III, 12, 166
  3904. KÜDMEK: durmak, beklemek, gözlemek, gütmek, I, 321; III, 441 bkz> kütmek
  3905. KÜDÜK: iş güç, alı; veriş.I, 509 bkz> küdük § ışlıg küdüklüg; işli güçlü·I, 509 küfeç, gem, damakl ı gem,III, 256 bkz> küvüç
  3906. KÜFEÇLIK: gemli,III, 256
  3907. KÜFEZ: kurumlu, kasalak,I, 411 bkz> kövez, küvez
  3908. KILFREMEK: gevşemek·I, 103 bkz> kcfremek, kevremek, kövremek
  3909. KILFYENMEK: üstüne düşmemek. III, 196 bkz> küyfenmek
  3910. KÜJIK: perçem, zülüf·I, 391
  3911. KÜKÜ: hala·III, 232 bkz> küküy
  3912. KÜKÜY: hala,III, 232 bkz> kükü
  3913. KÜL: kül I, 129, 337
  3914. KÜLDREMEK: güldür güldür etmek-III, 448 bkz> külremek
  3915. KÜLERGEN: her zaman karnı şiş;en ve yıkılıp yere yayılan·I, 523
  3916. KÜLERMEK: yıkılıp yere yayılmak, karın şişkinliğinden ve benzeri şeylerden yere yıkılıp yayılınak.II, 84 külf gürültü (ses taklidi)·I, 348
  3917. KÜLGEN: daima gülen·II, 54
  3918. KÜLGÜ: gulüş, gülme; kalb sektesiI, 96, 430 bkz> kültgü
  3919. KÜLGUÇI: gülücü-II, 51
  3920. KÜLI: yarmaksızın çeklrdeğiyle kurutulan zerdali, kay ısı, ;eftali ve erik glbi meyveler· III, 234
  3921. KÜLIMEK: gömmek· III, 272
  3922. KÜLIŞMEK: gömmekte yardım etmek· II, 110
  3923. KÜLITMEK: gömdürmek II, 311
  3924. KÜLMEK: gülmek 129;II, 26, 35, 54, 65, 192, 249, 260;III, 43
  3925. KÜLREMEK: gürlemek, güldür güldür etmek· III, 282, 283 bkz> küldremek
  3926. KÜLSIRGEN: gülümseyen-II, 256
  3927. KÜLSIRMEK: gülümsemek, gülümser görunmek· II, 196
  3928. KÜLTGÜ: kalb sektesi· I, 430 bkz> külgü
  3929. KÜLTÜRMEK: güldürmek II, 195 kültürmek (at) bağlatıp kö!tekletmek ve yıktırmak· II, 195
  3930. KÜLÜG: iğreti .I, 391
  3931. KÜLÜG: ünlü, şanlı .III, 212 § külüg bilge; ünlü şanlı .III, 212
  3932. KÜLÜMSINMEK: gülümsemek, güler görünmek, gülümsenmek·I, 20;II, 259, 260
  3933. KÜLÜNÇ: gülünç,III, 374
  3934. KÜLÜNMEK: eli ayağı yorulup zayıf olmak II 158
  3935. KÜLÜŞMEK: gülü;mek, II, 110
  3936. KÜLÜT: halk arasında gülünç olan nesne· I, 357
  3937. KÜMIÇE: sivrisinek I, 445 bkz> kimünçe
  3938. KÜMÜLDÜRÜK: at göğüslüğü·I, 17, 530 bkz> kömüldürük
  3939. KÜMÜRGEN: dag soğanı·I, 522 bkz> kevürken, kümürken, küvürken
  3940. KÜMÜRKEN: däğ soğanı·I, 522, 525 bkz> kevürgen', kümürken, küvürken
  3941. KÜMÜŞ: gümüs; akça; kadın adı,I, 165, 370, 371, 413; II, 153, 181; III, 251
  3942. KÜN: gün, güneş, gündüz,I, 69, 70, 72, 82, 100 124, 165, 202, 245, 288, 320, 331, 340, 423, 515;II, 5, 9, 14, 97, 125, 128, 140, 143, 157, 163, 170, 172, 232, 293, 303, 304, 311, 313, 335; III, 52, 63, 77, 83, 86, 128, 167, 169, 182, 190, 247, 258, 267, 333, 3
  3943. KÜNÇEK: yaka, urba yakası· I, 480 bkz> künçük
  3944. KÜNÇÜK: yaka, urba yakası· I, 480 bkz> künçek
  3945. KÜNÇÜKLENMEK: yaka yapılmak. II, 277
  3946. KÜNDI: aşağılık, kötü (sözün arkası akla gelmediği zaman söze yardım olarak kullanılır) I. 419
  3947. KÜNDÜZ: gündüz, gün ışığı, I, 458; III, 87, 288
  3948. KÜNI: kuma· III, 237
  3949. KÜNLÜK: ,gün hesabıyle yapılan iş, gündelik. I, 480
  3950. KÜNLÜK: yém günlük azık, I, 480
  3951. KÜN: togsug doğu· I, 463
  3952. KÜN: yıpar misk göbeği· I, 340
  3953. KÜRIĞ: cariye· II, 82, 186, 248; III, 358, 428
  3954. KÜNGRENMEK: harınlaşarak kendi kendine söylenmek· III, 399, 400
  3955. KÜÑÜZ: örenliklerde, yıkıntılarda bulunan küllük, gübre, III, 363
  3956. KÜP: küp· I, 147, 154, 209; III, 119, 246, 253, 325
  3957. KÜPE: küpe, III, 217
  3958. KÜPIK: hırka, bezin iki katı arasına pamuk koyarak dikme; seyrek diki ş, kaba dikiî, I, 408
  3959. KÜR: yiğit, sarsılmaz, pek yürekli, kabadayı·I, 324, 325
  3960. KÜREMEK: kaçmak·III, 263
  3961. KÜREŞMEK: güreşmek·I, 474 bkz> körüşmek
  3962. KÜREŞMEK: kürümekte yardım ve yarış etmek· II, 99
  3963. KILRETMEK: kaçırtmak,II, 305
  3964. KÜRETMEK: küretnnek·II, 305 kürgek kürek· 11. 289
  3965. KÜRILEMEK: kebap kızartmak·III, 444 bkz> kürplemek
  3966. KÜRIMEK: eşinmek, yeri e;mek, kürümek, (hayvan) ha şarılık etmek,III, 256, 263
  3967. KÜRIN: kürün; içerisinde kavun, karpuz, h ıyar gibi şeyler taçınan küfe·I, 404
  3968. KÜRK: kürk,I, 353
  3969. KÜRKÜM: safran,I, 486
  3970. KÜRLENMEK: gürlemek·II, 252
  3971. KÜRMET: pek kuvvetli·I, 325
  3972. KÜRPLEMEK: kebap kızartmak.III, 444 bkz> kürilemek
  3973. KÜRSEMEK: kanlanmak, etlenmek; hamur gibi şeyler kap içine konduktan sonra mayalan ıp taşmak.III, 421 bkz> kürsmek
  3974. KÜRSMEK: kanlanmak, etlenmek; hamur gibi şeyler kap içine konduktan sonra mayalan ıp taşmak· III, 420, 421 bkz> kürsemek
  3975. KÜRŞEK: darı özü suda veya sütte kaynat ıldıktan sonra üzerine yağ dökülerek yenen bir yemek· I, 478
  3976. KÜRT: kayın ağacı, bundan yay, kamçı, değnek gibi şeyler yapılır· I, 343
  3977. KÜRT: kürt yémek bir şeyi "kütür kütür" ses çıkararak yemek, I, 343
  3978. KÜSMEK: küsmek. II, 12
  3979. KÜSRI: kaburga kemikleri; göğsün yanları· I, 422
  3980. KÜSÜRGE: tarla sıçanı soyundan bir hayvan· I, 490 bkz> kösürge kü şermek dolmak, taşasıya dolmak· I, 73; II, 79
  3981. KÜTMEK: gütmek, II, 264 bkz> küdmek
  3982. KÜTTÜRMEK: güttürmek· III, 187
  3983. KÜVÜÇ: küçük·III, 163 bkz> küfeç
  3984. KÜVÜÇ: yügün küçük yular, çilbir· III, 163
  3985. KÜVÜK: erkek· III, 165 bkz> küvük § küvük mu ş; erkek kedi- III, 165
  3986. KÜVÜK: saman· III, 165
  3987. KÜVÜZ: yaygı, yünden dokunmu; döşek ve yaygı gibi şeyler· III, 164 bkz> kidiz, kiviz
  3988. KÜVENMEK: öğünmek· II, 157
  3989. KÜVEZ: gurur, magrur, gururlu,I, 252;II, 140 bkz> kövez, küfez
  3990. KÜVIJ: söğüt gibi çürüyen, içi kovalan her a ğaç; tadı bozulan, kaçan her ;ey,I, 366 § küvij turma; tadı bozulan, tadı kaçan turp·I, 366
  3991. KÜVLÜK: çamurdan fındık büyüklüğünde yapılan yuvarlaklar, kururnadan önce ve kuruduktan sonra zıp zıp gibi atılır,I, 479
  3992. KÜVRE: hayvan ölerek, içerisindeki nesneler çürüdükten, eti kemikler üzerinde kuruduktan sonraki kalıbı·I, 422
  3993. KÜVRÜG: kös, davuLI, 479
  3994. KÜVŞEK: gevşek, yumuşak, sölpük·I, 479 bkz> kevşek § küv;ek et; gevşek, sölpük et· I, 479
  3995. KÜVŞEK: étmek iyi hamurdan yapılan ekmek, I, 479
  3996. KÜVÜK: erkek·I, 391 bkz> küvük § küvük mu ş; erkek kedi· I, 391
  3997. KÜVÜRGEN: dağ soğanı. I, 522 bkz> kevürken, kümürken, küvürken
  3998. KÜVÜRKEN: dağ soğanı· I, 522 bkz> kevürken, kümürken, küvürgen
  3999. KÜYE: güve III, 170
  4000. KÜYELEMEK: güve silkmek, güveden kurtarmak ve korumak, III, 329
  4001. KÜYFENMEK: üstüne dü;memek· III, 196 bkz> küfyenmek
  4002. KÜZ: güz, güz mevslmi, sonbahar, I, 327; II, 172; III, 160
  4003. KÜZEMEK: güzlemek· III, 265
  4004. KÜZERMEK: güzleşmek II, 77
  4005. KÜZGERMEK: güzleşmek, güze doğru gitnnek· II, 196
  4006. KÜZKÜNEK: çakıra ve kelere benzer bir kuş, hava yutmakla geçlnir,I, 528
  4007. KÜZKÜNI: bok bõceği cinsinden bir böcektir, geceleri ses vererek uçar, ate ş böceği·I, 493
  4008. KÜZÜK: çulha aygıtlarındandır, blrblri üzerine düğünnlenen birtakıın Iplikler olup, onunla üst eri ş, alt erişten ayrılır Kumaş ve kumaşa benzer şeyler dokuyanlara da bõyle denir, I, 391
  4009. KÜZÜKMEK: güzleşnìek· II, 118
  4010. KÜZÜN: kendisiyle serçe kuşu, tarla sıçanı, köstebek gibi şeyler avlanan sıçan cinsinden bir hayvan· I, 404-la işin tahakkukunu ve bitmesini gösteripfiiller sonuna gelen bir ek· III, 213 veya balgam akmak. I, 127
  4011. LAÇIN: şahin; yiğit adam· I, 410
  4012. LAGUN: ölçek gibi oyulmuş bir şey olup ayran,süt gibi şeyler içilir I, 410
  4013. LATU: kar, buz gibi şeylerle sogutulup içerisine baharat konarak so ğukluk yerine yenen bir çeşit şehriye çorbası ,III, 237 bkz>
  4014. LAV: mühür mumu III, 155 bkz> avus-lıkın (-likin) "ile" anlamına ek· II, 91
  4015. LIMGEN: sarı erik· I, 444
  4016. LIŞ: salya, balgam·III, 127 § liş akmak salya veya balgam atmak I, 127
  4017. LITÜ: kar buz gibi şeylerle sogutulup içerisine baharat konarak sogukluk yerine yenen bir çe şit şehriye çorbası, III, 237 bkz> latu
  4018. LIYU: kuruyunca balçık haline gelen ince kumlu çamur,III, 238
  4019. LOXTAY: üzeri sarı benekli kırmızı bir Çin İpeklisi.III, 240
  4020. LÜÇNÜT: imice; buğday ve buğdaya benzer şeyleri temizlemekte, köylülerin yard ımlaşması· I, 451;
  4021. MA: emirlerin sonuna gelen nefi eki·III, 213
  4022. MA: al, işte anlamına bir kelime· III, 213 bkz> mah, meh
  4023. MAH: işte, al anlamına bir şey verildiği zaman söylenen bir kelime, III, 118 bkz> ma, meh
  4024. MALGUNA: ılgın ağacına benzer bir ağaç· I, 492 bkz> bulguna
  4025. MAMA: harmanda ortada bulunup öteki öküzlerín etraf ında döndükleri öküz, III, 235 bkz>op
  4026. MAMU: gerdek gecesi gelinle beraber gõnderilen kad ın (öz Türkçe degil), III, 235
  4027. MANÇU: sanat sahlbine verilen ücret· I, 418, 419
  4028. MANÇUK: heybe, torba gibi at eğerine takılan îey· I, 476
  4029. MANÇUKLANMAK: elbiseyi eğer heybésine koy-mak ve heybeyi egerin arkas ına asmak, II, 276
  4030. MANDAR: ağaçlara sarılan bir bitki, sarmaşık· I, 457
  4031. MANDARLANMAK: sarmaşıklanmak II, 271
  4032. MANDU: bir çeşit sirke·I, 420
  4033. MANDÜRMAK: kuşattırmak; bandırmak·II, 197
  4034. MANGIRMAK: bandırayazmak, II, 197
  4035. MANILMAK: banılmak, II, 138
  4036. MANMAK: kuşanmak; banmak· II, 30
  4037. MAN: yaşlıg koy dört yaşını geçen koyun (yalnız koyun için)·III,157
  4038. MAÑA: bana·I, 20, 26, 36, 63, 69, 84. 126,132, 174, 176, 180, 182. 183, 184, 185, 187, 188, 202, 205, 210, 212, 215, 218, 221, 223, 224, 226, 231, 232, 233. 234, 235, 238, 251, 254, 261, 264, 265, 267, 269, 276, 308, 318, 354, 367, 399;II, 12, 16, 24, 28, 33, 5
  4039. MAÑIG: adım· III, 365
  4040. MAÑRAMAK: bağırmak· III, 402 bkz> müñremek
  4041. MAÑRAŞMAK: bağrışmak· III, 398 bkz> müñreşmek
  4042. MAÑRATMAK: bağırtmak. II, 358 bkz> müñretmek
  4043. MARAZ: karanlık gece, I,411
  4044. MARAZ: ücretle çalı;an adam, ırgat· I, 411 bkz> hıyar maraz
  4045. MAT: öyle, ancılayın·I, 321 § andag mat; o öyle· I, 321
  4046. MAYAK: hayvan gübresi (en çok deve için)· III, 167, 168
  4047. MAYGUK: paytak klmse; top tırnaklı hayvan-lardan tüyleri kısa olan·III, 175
  4048. MAYIL: olgun; meyvelerde çürümeye yakla şma halL III, 168
  4049. MAYILMAK: gev;emek,II, 190
  4050. MAYIŞMAK: buyurulan bir Işi yapmaktan çe-kinmek; tembellikten yere yap ışıp kalmak, III, 189 bkz> yamaşmak;
  4051. ME: oğlakların ve kuzuların seslerlni bildlren bir kelime. III, 214
  4052. MEH: al, işte anlamına blr kellnne·III, 213 bkz> ma, mah
  4053. MEKKEH: Çin'den getlrilen bir çeşlt mürekkep, Türk yazısı bununla yazılır·III, 424
  4054. MEJEK: pislik·I, 392 § ıt mejeki; it plsliği·I, 392
  4055. MELDEK: keçeleşen, sölpıiyen nesne·I, 480
  4056. MEN: ben·I, 20, 22, 25, 26, 31, 37, 40, 51, 52, 53, 61, 69. 80, 87, 109, 120, 125, 130, 131, 163. 166, 167, 169, 171, 174, 179, 180, 181, 184, 185, 186, 190, 198, 199, 201, 202, 204, 206, 207, 209, 211, 215, 216, 217, 223, 225. 226, 231, 233, 237, 240, 256, 26
  4057. MENDIRI: gelin ile güveyinin başlarına, gece-le/in, saçı saçmak için toplanılan yer, I, 492
  4058. MEÑ: yem, tane, kuş yemi·I, 425;II, 18;III, 358
  4059. MEÑ: yüzdeki ben,III, 359
  4060. MEÑDEMEK: /olmak, ditmek·III, 401, 402 bkz> mirigdetmek
  4061. MEÑDEŞMEK: kıl yoluşmak. III, 399 bkz> mirig-deşmek
  4062. MEÑGÜ: ebedi, daima, sonsuz, ebedilîk, son-suzluk,I, 44;III, 65, 378
  4063. MEÑGÜ: ajun sonsuz dünya, âhiret·III, 378
  4064. MEÑILEMEK: beyin yemek; beyni için koyun kesilmek; yan ında güzel gıdalar bulunmak·III, 405, 406 bkz> mürigilemek;
  4065. MEÑ(I)Z: beniz, yüz,I, 60, 65. 486;III, 363
  4066. MEÑIZLENMEK: benizlenmek, güzelleşmek, benzine renk gelmek·III, 407, 408
  4067. MEÑLENMEK: kendine tane toplamak·II, 290
  4068. MEÑLETMEK: yemletmek·II, 359
  4069. MEÑLIG: benli.III, 359
  4070. MEÑZEMEK: benzemek·III, 403
  4071. MEÑZETMEK: benzetmek.II, 358
  4072. MERDEK(G): ayı yavrusu, domuz yavr·usu.I, 480
  4073. MEŞIÇ: üzüm kara üzüm·I, 360
  4074. MI(MI): yalnız füllerin üçüncü ;ahıs' sorgu şekli edatı·III, 214 bkz> mu (mü)
  4075. MIRIGAR: pınar, su gözü· III, 280, 363, 376
  4076. MIÑUY: kâğıt yapjştırılan bir çeşit hamur· III, 241
  4077. MIN: ben· I, 60, 69 bkz> ben, men
  4078. MINDETÜ: ipek elbise- I, 491
  4079. MIÑ: sayıda bin·I, 243, 334, 417; III, 14, 360, 367
  4080. MIÑDEŞMEK: kıl yolu;mak· III, 399 bkz> meıíğ-deşmek
  4081. MIÑDETMEK: dittirnıek·II, 358 bkz> meñ-demek
  4082. MIÑEŞMEK: birlikte ^1115010^III, 399 bkz> müñe;mek
  4083. MIÑI: beyin·II, 299
  4084. MIZ: biz·I, 327 bkz> biz
  4085. MONÇUK: boncuk, süs Için boyuna tak ılan değerli taşlar-I, 475;II, 123;III, 121
  4086. MONÇUK: atın boynuna takılan değerli taş, arslan tırnagı, muska gibi şeyler· I, 475
  4087. MONÇUKLANMAK: boncuklanmak· II, 276
  4088. MÖRIGMEK: ayaklarını toparlayıp tekme atmak· III, 391
  4089. MU: (mü) soru edatı, Isim ve fül sonuna gelir·I, 88;III, 147. 154, 214, 224, 256, 437 bkz> m ı (mi)
  4090. MUGUZGAK: bal arısına benzeyen blr sinek· I, 504
  4091. MUN: hastalık, ayıp· III, 140, 141
  4092. MUNDA: bunda, burada·I, 74, 160, 219, 352, 419, 420;II, 55, 56, 57, 61; III, 54, 143, 333 mundag böyle·I, 36, 64, 160; III, 154
  4093. MUNDIN: buradan,II, 57
  4094. MUNDUZ: budala, alık,I, 458
  4095. MUNDUZ: akın ansızın gelen sel·I, 77, 96, 458
  4096. MUNDUZ: yorıga at yorga yürıiyüşten başka yürüyüş bilmeyen at·I, 458
  4097. MUNGAN: geveze, bo;boğaz·I, 440, 476
  4098. MUNI: (munu) "işte, bu" anlamına edattır, "kanu"ya cevap olur, bu, bunu·I, 126; III, 237, 238, 372
  4099. MUN: kişi yüreği dölek, gönlü selek adam· III, 140
  4100. MUNMAK: saçmalamak· II, 30
  4101. MUÑ: sıkıntı, ıztırap, bun, mihnet·I, 425; III, 33, 359, 360
  4102. MUÑADMAK: bunaltnak·II, 84
  4103. MUÑAR: buna, bunda,I, 352;III, 363, 375
  4104. MUÑKARMAK: bunaltmak, sıkıntiya sokmak, III, 397, 398
  4105. MUÑLUG: bunlu, sıkıntılı·III, 382
  4106. MUÑ: tag kişi kendine gelip 16-17 yaşına girdiğinde çıkan di;, ergenlik dişi. III, 359
  4107. MUÑUKMAK: bunlanmak, sıkıntılanmak· III, 395
  4108. MURÇ: karabiber- I, 343; II, 186
  4109. MUŞ: kedi·I, 438;II, 14, 105;III, 127,165, 267 bkz> çetük § küvük mu;; erkek kedi,I, 391 § küvük muş; erkek kedl· III, 165
  4110. MUYAN: sevap, hayır, III, 172, 179
  4111. MUYANÇILIK: muyancılık, aracılık, barjştırıcılık. III, 179
  4112. MUYANLIK: yollarda yolcuların su Içmelerl için yapılan hayrat, III, 172
  4113. MUYAVMAK: miyavlamak· II, 14
  4114. MÜK: bükük·I, 335
  4115. MÜKIM: kadın pabucu,I, 395 bkz> büküm, mükin
  4116. MÜKIN: kadın pabucu·I, 395 bkz> büküm,mükim
  4117. MÜK: turmak rükû eder gibi durmak, eğilınek· I, 335
  4118. MÜN: çorba·I, 31, 36. 75, 163, 176, 198, 209,232, 245, 340;III, 122, 253, 331 bkz> bün münderü ipekle süslenmiş gelin odası· I,529 k
  4119. MÜNDÜRMEK: bindirmek. ll', 197,
  4120. MÜNELMEK: uçları ve artıkları kesilmek. II,138
  4121. MÜNEMEK: eğríliğini düzeltmek için bir şeyinuçlarını kesmek,III, 274
  4122. MÜNLEMEK: çorba içmek·III, 301 ·
  4123. MÜNMEK: binmek I, 421; III, 30, 48, 60, 177, 429
  4124. MÜNÜLMEK: binilmek· II, 138
  4125. MÜÑEŞMEK: birlikte binişnnek·III, 399 bkz miñefmek
  4126. MÜÑILEMEK: nimet bulmak·III, 406 bkz> meñilemek
  4127. MÜNGREMEK: böğürmek·III, 403 bkz mañramak
  4128. MÜNGREŞMEK: böğrüşmek, gürültü etmek·II, 79; III, 398 bkz mañra şmak
  4129. MÜÑRETMEK: böğürtmek; büngüldetmek. II, 358 bkz> mañratmak
  4130. MÜÑÜZ: boynuz, I, 504; II, 327; III, 145, 363,364
  4131. MÜNGÜZ: baka kaplumbağa·III, 225, 226
  4132. MÜÑÜZGEK: çalışma yüzünden elde peyda olan kat ılık, nasır·III, 388
  4133. MÜÑÜZLENMEK: boynuzu çıkmak, boynuzlanmak· III, 408
  4134. MÜÑÜZ: müngüz blr çe;it çocuk oyunu ve bu oyunda söylenen bir söz·III, 363, 364
  4135. NAMIJA: kadının kız kardeşinin kocası, bacanak, I, 446
  4136. NARU: bir taraf,' yan, bir yana, nereye, nere,I, 199, 352; II, 140, 193; III, 223
  4137. NE: ne, nasıl, (soru anlamıyle) ne· I, 44, 53, 72, 74, 79, 87, 94, 126, 132, 320, 406;II, 287; III, 131, 207, 214, 215, 236, 360, 364
  4138. NE: Araplar'daki şaşalama, "ma"sı yerine bir edat, III, 214 '
  4139. NECE: (neçe) ne kadar, nice, kaç· I, 49, 63, 332, 384, 458; III, 157, 220
  4140. NEÇÜK: neden, 111^111.I, 79, 392
  4141. NE: elük nasıl-I, 94 bkz> nelek, nelik, nelük
  4142. NEGÜ: ne anlamına edat·III, 215 bkz> nü nek timsa^1. III, 155
  4143. NE: kerek ne gerek·I, 392 bkz> nerek
  4144. NEK: yılan ejderha·III, 155
  4145. NEK: yılı Türkler'in on ikili yıllarından biri, timsah yılı,I, 346;III, 156
  4146. NELEK: niçin.I, 370, 498 bkz> ne elük, nelik, nelük
  4147. NELIK: niçin·III, 385 bkz> ne elük, nelek, nelük
  4148. NELÜK: niçin, neden,I, 392;III, 188, 245 bkz> ne el ılk, nelek, nelik
  4149. NEME: ne kadar,III, 38
  4150. NEME: bilmem anlamına bir kelime, "ne" anlamında pekitme edatı·III, 214, 215, 236
  4151. NEÑ: nesne, şey, mal· I,II, 12, 13, 14, 15, 31, 34, 50, 53, 84, 98, 126, 140, 143, 145, 147,157, 159, 162, 164, 169, 170, 177, 179, 185, 189,193,196,197,204,227,238,239,241, 245,246, 247, 251, 254. 256, 257, 258, 264, 268. 269, 270, 272, 273, 278, 281, 282, 28
  4152. NEREK: neye, I, 392 bkz> ne kerek
  4153. NETEK: nice, nasıl-I, 27, 378, 392;II, 40, 52; III, 15. 123, 366
  4154. NIJDAG: bileği taşı· I, 465
  4155. NOM: millet; şeriat, yasa· III, 137
  4156. NÜ: ne anlamına, "ve" yerine blr edat·III, 215 bkz> negü
  4157. OBA: oba·I, 86
  4158. OBRAK: eskimiş· I, 118 bkz> oprak
  4159. OBRAMAK: eskimek, I, 273 bkz> opramak
  4160. OBRATMAK: yıpratmak· I, 261 bkz> opratmak
  4161. OBU: üstübeç ;.I, 86
  4162. OBUZ: katı olan·I, 54
  4163. OBUZLUG: sarp,I, 146 bkz> opuzlug § obuzlug yér; sarp, engebeli yer,I, 146
  4164. OÇAK: ocak,I, 64, 490
  4165. OÇAKLANMAK: ocaklanmak·I, 293
  4166. OÇAKLIG: ocaklı·I, 147
  4167. OÇAKLIK: titik ocak yapılacak çamur ve benzeri olan her nesne·I, 150 oçakl ık yer ocaklık yer·I, 150
  4168. OĞGARMAK: düşünme sonunda anlamak,I, 255
  4169. ODGUÇ: ateşin alevì.I, 95, 177, 248
  4170. ODLUK: kol kemiğinin kalın yeri· I, 98
  4171. ODUNMAK: sönmek, I, 200 bkz> udınmak, udunmak
  4172. OGLA: genç, yiğit· I, 129
  4173. OGLAGU: bolluk içinde büyüyen· I, 138
  4174. OGLAGU: katun asaletli, asîl kadın, I, 138
  4175. OGLAK: oğlak· I, 65, 119, 468; II, 22, 266, 294; III, 102, 145
  4176. OGLAK: ay ükbahar, I, 347 bkz> ulug oglak ay
  4177. OGLAN: oğlan, oğul, çocuk, çocuklar· I, 74, 119, 143, 192, 193, 208, 209, 240, 263, 286, 289, 293, 373, 386;II, 4, 19, 26, 74, 93. 121, 154. 209, 210, 212, 218. 244, 272, 294, 300, 302, 329, 340, 341, 344, 348, 351. 354, 366; III, 80,102,108,125,145,196, 202, 25
  4178. OGLANSIG: çocuk gibi, çocuk huylu·III, 128
  4179. OGLITMAK: üretmek, çoğaltmak· I, 265
  4180. OGRADAÇI: uğrayan, uğrayıcı· III, 314 ograg niyet, kurma, kas ıt; uğrama, uğrak· I, 118 ograg dağ yamacı, derenin dönemeci· III, 65 bkz> ogrug, ovrug
  4181. OGRAGAN: uğrayan· I,II, 314
  4182. OGRAGLI: uğramak isteyen· III, 315
  4183. OGRAGLIK: uğramak hakkı olan· III, 315
  4184. OGRAGSIK: uğramak hakkı olan· III, 315
  4185. OGRAGUÇI: uğrayan, uğrayıcı· III, 314
  4186. OGRAKLANMAK: Ograk kılığına girmek,I, 313; II, 279 bkz> Ugraklanmak
  4187. OGRALMAK: uğranılmak· I, 247
  4188. OGRAMAK: uğramak· I, 125, 160, 274; III, 106, 272, 311, 312, 313. 321 372
  4189. OGRAMSINMAK: uğrar görünmek, III, 322
  4190. OGRAŞMAK: uğraşmak· I, 170, 234, 235
  4191. OGRATMAK: göndermek, uğraştırmak· I, 261
  4192. OGRI: gizli, I, 380;II, 234
  4193. OGRI: hırsız; hırsızlık·I, 126, 224, 300, 483; II, 29, 171, 174, 197. 341; III, 75, 89, 423, 429
  4194. OGRILAMAK: çalmak, hırsızlık etmek· I, 316, 317
  4195. OGRILIK: hırsızlık II, 208
  4196. OGRUG: kemiğin ek yerleri, bel kemlğinln boyu-na birleştiği yer; dağ yamacı ve dağın bittiği yer; derenin dönemecl·I, 98, 118; III, 65 bkz> ograg, ovrug § tag ogrug ı; dağın dönemeci· I, 98
  4197. OGRULAYU: hırsız gibi· I, 102
  4198. OGRULMAK: kemlk yarılıp ayrılmak. I, 247, 248
  4199. OGRUŞMAK: kemik yarıp ayırmakta yardım ve yari{ etmek· I, 235
  4200. OGUK: çizme· I, 67
  4201. OGUL: ogul, çocuk, I, 37, 51, 68, 74, 86, 123, 180, 206, 220, 246, 253, 256, 262, 264, 288, 299, 319, 370, 415, 440, 515, 524;II, 14, 80, 84, 120, 143, 173, 175, 178, 183, 240, 249, 302, 311, 330. 333, 335. 343, 357;III, 33, 58. 78, 87,105, 128,137,141,146,159,
  4202. OGULÇUK: ana rahmi, oğulduruk· I, 149
  4203. OGULMUK: üstüne hatıl atilmak için uzatılmış olan düz direk· I, 149
  4204. OGUR: karşılık, ivaz· I, 53
  4205. OGUR: bir işte imkân ve fırsat· I, 53
  4206. OGUR: uğur, bereket, devlet· I, 53
  4207. OGUR: vakit, zaman· I, 33, 53, 136, 273, 294; II, 68, 321, 322, 362;III, 55, 317
  4208. OGUR: bolmak yol uğurlu, hayırlı olmak I, 53
  4209. OGURLAMAK: vaktinde yapmak; çalmak, hırsızlık etmek·I, 300
  4210. OGURLANMAK: vakti yaklaşmak; uğurlanmak, uğurlu olmak; bağışlananın karşılığı verilmek·I, 292
  4211. OGURLUG: bolmak sırasında ve yerinde olmak·I, 53
  4212. OGURLUG: ış vaktinde ve yerinde yapılan 1;.I, 146
  4213. OGURLUK: karşılık, ivaz olan,I, 114
  4214. OGURMAK: kemik yarıp ayırmak·I, 178
  4215. OGUŞ: oymak; hısım, akraba·I, 61, 88, 114; II, 83, 103
  4216. OGUŞLANMAK: aile, hısım sahibi olmak, I, 293
  4217. OGUŞLUG: aile, hısım sahibi· I, 146
  4218. OGUZLAMAK: Oğuz saymak, Oğuzlar'dan saymak, Oğuzlar'a nispet etmek, I, 302; II, 345
  4219. OGUZLANMAK: Oğuzlaşmak, Oğuz kılığını almak, Oğuz kılığına girmek, kendini Oguz'lar'dan saymak, I, 293; II, 269
  4220. OXSINMAK: pişman olmak, I, 253 bkz> oxsunmak
  4221. OXSUNMAK: pişman olmak III, 373 bkz> oxsınmak
  4222. OXŞAG: benzeyen, benzer. I, 118
  4223. OXŞAGU: oyuncak; (mecazen) kadın·I, 138
  4224. OXŞAMAK: okşamak, şakalaşmak; benzemek; (at) uyumak. I, 282, 283; II, 286
  4225. OXŞANÇIG: okşanmaya deger, III, 232 oxşatmak benzetmek· I, 262
  4226. OK: ok, I,II, 21, 37,157,160,166,170,171,180,193, 199, 217, 222, 237, 267, 275, 326, 393,457, 493,494, 522
  4227. OK: paylar ve toprak hisseleri üzerine üle şmek için atılan ok, çekilen kur'a, mirasta düşen pay· I, 37, 48
  4228. OK: hâl anlamına yakın anlamlı bir edat; fiillerde pekitme edat ı; vakit, zaman· I, 37, 71, 160; III, 16
  4229. OKA: kefillik, kefâlet. I, 40
  4230. OKA: almak kefil olnnak· I, 40
  4231. OKÇI: okçu· II, 199
  4232. OKILMAK: okunmak· I, 197 bkz> okınmak
  4233. OKIMAK: okumak; çagırmak. II, 333; III, 254
  4234. OKINMAK: okunmak, okur görünmek· I, 202, 203 bkz> ok ılmak
  4235. OKIŞMAK: okuşmak, okumakta yardım ve yarış etmek; (ağrı;mak· I, 186, 359 bkz> okuşmak
  4236. OKITGAN: çok okutan· I, 156
  4237. OKITMAK: okutmak I, 212 ,
  4238. OKITSAMAK: okutmak istemek, çagırtmak istemek· I, 302
  4239. OKLUG: kirpi büyük kirpi, oklu kirpi· I, 415
  4240. OKLUK: sadak, I, 100 okramak yem zamanında kişnemek, homurdanmak· I, 275
  4241. OKRAŞMAK: yem zamanında birlikte ki;nemek·I, 235, 236
  4242. OKTAM: ok atımı; okluk, I, 107 § bir oktam yer; bir ok atim ı yer·I, 107
  4243. OKTAMAK: ok atmak, I, 26; II, 97
  4244. OKTAŞMAK: ok atışmak; kur'a içln ok atıçmak· I, 231
  4245. OKTATMAK: ok attirnnak· I, 260
  4246. OKTA: yazturmak ok atmakta yanıltmak· III, 95
  4247. OKUŞMAK: çağrı;mak· I, 183; II, 103 bkz> okışmak
  4248. OK: yılan kendisini insan üzerine atan y ılan, I, 37;III, 29
  4249. OL: o,-dır,-dir,-dur,-dür.I, 20 21, 22, 24,25, 27, 33, 34, 36, 37, 38, 39, 40, 46, 60. 61, 71, 72, 76, 77, 97,108,126, 129, 132, 136, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 164, 165, 166, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 176 ,177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184,
  4250. OLDAÑ: pabuç altı, tabanı, mestin alt yanı· I, 116 bkz> uldañ
  4251. OLDRUM: kötürüm, yatalak, oturum· III, 412
  4252. OLDUK: nalsız, yalın ayak· I, 101 bkz> ulduk
  4253. OLDURMAK: oturmak· III, 235 bkz> olturmak
  4254. OLGUN: olgun· III, 167
  4255. OLGUTMAK: oturtmak· I, 260 bkz> olhutmak
  4256. OLHUTMAK: oturtmak·I, 260 bkz> olgutmak
  4257. OLMA: testi, çanak çömlek·I, 130 ,375; II, 234; III, 182 bkz> ulma
  4258. OLTURMAK: oturmak·I, 219, 224, 374, 413; II, 21; III, 230 bkz> oldurmak
  4259. OLUK: oluk, yalak· I, 67
  4260. OLUK: küçük kayık, I, 68
  4261. ON: sayıda 011. I, 49, 69, 219
  4262. ONU: onu· III, 238
  4263. ONUNÇ: sayıda onuncu· I, 132, 133;III, 449, 450
  4264. OÑ: kolay·I, 41 bkz> oñay
  4265. OÑ: sağ, solun karşıtı· I, 41 § oñ elig; sağ el·I, 41, 72
  4266. OÑAY: kolay·I, 41, 244, bkz> ong
  4267. OÑIKLANMAK: zülüflü olmak, takma saçlanmak. I, 311, 312 bkz> öñlklenmek
  4268. OÑMAK: solmak· I, 175 bkz> oñukmak
  4269. OÑUKMAK: solmak, rengi atmak, hastalık ve benzerlerinden dolayı buruşmak, tazeliğlni ve parlaklığını kaybetmek· I, 175. 216;III, 394, 395 bkz> oñmak
  4270. OÑULMAK: iyileşmek, düzelmek, lyl olmak, 1 216, 217; III, 395
  4271. OP: harman dövmek Için koşulan öküzlerin ortasında bulunan öküz· I, 34 bkz> mama
  4272. OPMAK: hõpürdeterek içmek,I, 172 bkz> öpmek
  4273. OP: op eşeğin ayağı kaydığında ,söylenen söz· I, 34
  4274. OPRAK: yıpranmış, yıpramış, eskimiş· I, 118; III, 16, 38 bkz> obrak
  4275. OPRAMAK: yıpramak· I, 273; III, 358 bkz> obramak
  4276. OPRAŞMAK: yıpraşmak, yıpranmaya başlamak· I, 231. 232
  4277. OPRATMAK: yıpratmak·I, 261 bkz> obratmak
  4278. OPRI: obruk, çukur; dere· I, 125; III, 134
  4279. OPRUŞMAK: içmekte yardım ve yarış etmek·I, 232 bkz> öprüşmek
  4280. OPUZLUG: sarp,I, 146 bkz> obuzlug
  4281. OR: at donu al ile doru arasında bulunan at· I, 45'
  4282. ORDU: hakanın oturduğu şehir.I, 124
  4283. ORDU: sıçan, köstebek gibi yerde ya şayan hayvanların yuvası· I, 124
  4284. ORDU: başı hakanların döşeyicisi, yaygıcısı. I, 124
  4285. ORDULANMAK: başşehir edinmek· I, 296 bkz> ordulanmak
  4286. ORDUTAL: hamamotu. I, 124 bkz> arğutal, urdutal
  4287. ORDULANMAK: yurt tutmak, yerleşmek·II, 294 bkz> ordulanmak
  4288. ORGAK: orak· 1. 14, 119;II, 128, 244, 307;III, 45, 267
  4289. ORILAŞMAK: bağrışmak, çağrışmak.I, 239 bkz> orlaşmak, urılamak, urılaşmak, urlamak, yurlamak
  4290. ORLAŞMAK: bağrışmak, çağrışmak.I, 239 bkz>orılaşmak, urılaşmak, urlamak, urlaşmak, yurlamak
  4291. ORMAK: kesmek, biçmek, vurmak, urmak·I, 14, 172; III, 45
  4292. ORNAMAK: yerleşmek, yer tutmak, yer edinmek; (güneş) batmak, kaybolmak.I, 288
  4293. ORNATMAK: yerine koymak·I, 266
  4294. ORPATMAK: ürpertmek, saçını dağıtmak,I, 259, 260 bkz> örpeşmek, ürpekmek, ürpermek, ürpeşmek
  4295. ORTAK: ortak·I, 99, 439;III, 71
  4296. ORTAKLIK: ortaklık II, 90
  4297. ORTU: orta,I, 124,125 bkz> otra, otru, utru § ortu er; orta ya şlı adam·I,124 § kün ortu; ögle vakti.I, 124
  4298. ORTULAMAK: ortalamak, ortasına varmak, I, 316
  4299. ORU: şalgam, buğday ve buna benzer şeyleri saklamak için kazılan çukur,I, 87
  4300. ORULMAK: biçlmek I, 194, 195
  4301. ORUM: kesim·I, 75 § bi orum ot; bir orakta ç ıkarılan ot·I, 75
  4302. ORUN: yer, mekân, ınevki.II, 72, 177; III, 222, 430
  4303. ORUNÇ: rüşvet, gevik· III, 449 bkz> urunç
  4304. ORUNÇAK: emanet· I, 148, 149
  4305. OSRUK: osuruk· I, 99
  4306. OSRUŞMAK: osuruşmak· I, 234
  4307. OSUG: bir nesnenin bir nesneye de ğişmesi, bir nesnenin bir nesne ile kar; ılandırılması· I, 64 osuglamak hile ile kilit açmak· I, 306 bkz> üsüglemek
  4308. OSURGAN: osurgan, çok osuran· I, 156
  4309. OSURMAK: osurmak·I, 178
  4310. OT: ot, hayvan yemlerinin hepsi·I, 14, 35, 65,75, 169, 172, 195, 225, 255, 342, 415, 469; II, 79, 108, 133, 294, 330, 348, 351; III, 4, 47, 68, 122, 141, 200, 263, 277, 287, 374, 436, 442 § çivgin ot; hayvanları semirten ot· l, 443
  4311. OT: ilâç, em, zehir. I, 35, 47, 154, 514, 515;II, 72, 116, 127, 176, 315, 345;III, 224, 252
  4312. OT: ateş, duman,I, 43, 164, 176, 177, 183, 195, 200, 202, 208, 230, 332, 400, 499, 513, 514,522;II, 78, 100, 133, 144. 176, 245, 292, 293, 299, 302, 353, 358; III, 16, 23, 63, 65, 96. 97, 265, 341, 348, 430
  4313. OTAÇI: hekim, ilâç yapan,I, 35, 299
  4314. OTAG: otag·III, 208
  4315. OTAMAK: ısınmak, odun yakmak; ilâç yapmak·III, 252
  4316. OTGARMAK: otlatmak·I, 225
  4317. OTGUN: eğerin solunda kolanın geçirilerek dile bağlanan enli bir kayışı·I, 107
  4318. OT: karak gözün gören yeri·I, 382
  4319. OTLAMAK: otlamak,I, 285
  4320. OTLANMAK: ateşlenmek, ateş kesilmek, ateş gibi olmak; öfkelenmek·I, 297
  4321. OTLUG: otlu·I, 98
  4322. OTLUG: yemlik, ahır,I, 98
  4323. OTRA: orta, ortada, arada,I, 125, 188, 308;II, 89, 287 bkz> ortu, otru, utru
  4324. OTRAN: don, elbise,I, 108
  4325. OTRU: karşı, õn, ara, orta, ortasında·I, 68, 126, 494; II, 28, 145;III, 40, 156, 422 bkz> ortu, otra, utru
  4326. OTRUG: ada·I, 97
  4327. OTRULANMAK: yüz yüze gelmek·I, 296, 297 bkz> utrulanmak
  4328. OTRUNMAK: karşı koymak istemek·I, 251 bkz> utrunmak
  4329. OTRUŞMAK: karşı koymak, karşı gelmek, karşılaşmak·I, 232 bkz> utru;mak ottuz sayıda otuz·I, 142
  4330. OTULMAK: ekini bozan bitkiler keslimek, ba şi vurulmak.I, 193 bkz> utulmak
  4331. OTUÑ: odun·I, 14, 67, 70, 134, 272, 449;II, 238, 341;III, 153, 187, 246, 249, 252, 292, 351 otuñluk odunluk,I, 162 ot yem karabiber, klmyon glbi tohum ve baharlar,III, 5
  4332. OVRUG: kemiğin ek yerlerl, bel kemiğinln boyunla birleştiği yer; dagın yamacı ve bittiği yer,I, 118 bkz> ograg, ogrug
  4333. OVUNMAK: oğuşturmak,I, 202;II, 147 bkz> uvunmak
  4334. OY: yerdeki oyukluk, çukurluk·I, 49, 146
  4335. OY: at yagız at, I, 49
  4336. OYMA: çizme yapılacak Tnrkmen keçesi· II, 100, 207
  4337. OYMAK: oymak, yerleştirmek, sıkıştırmak, I, 174
  4338. OYNAGU: yér oynanacak yer,I, 121 oynak i şler oynak kadın·I, 120
  4339. OYNAMAK: oynamak.I, 225. 226, 240;II, 114, 226;III, 131, 377
  4340. OYNAŞ: oynaş, başka biriyle sevişen kadın,I, 120
  4341. OYNATMAK: oynatmak,I, 271
  4342. OY: obuz basık, düz yer·I, 54
  4343. OY: obuzlug yér sarp, engebeli yer·I, 146 bkz> oy opuzlug yér
  4344. OY: opuzlug yér sarp, engebeli yer·I,146 bkz> oy obuzlug yér
  4345. OYTURMAK: oydurmak, bastırmak, sıkı;tırmak· I, 269
  4346. OYUK: hayal, belge, bostan höyügü·I, 81, 85, 384
  4347. OYULMAK: oyulmak, çukurlaşmak, sıkıştırılınak· I, 268, 269 oyun oyun, yar ış,I, 85;II, 25
  4348. OYUŞMAK: oymakta ve basmaktä yardım ve yarış etmek· I, 268
  4349. OZGAN: at çok ileri giden, başkalarını geçenat· I, 470
  4350. OZITGAN: daima ileri sürüp geçerek kazanan·1, 155
  4351. OZITMAK: ileri sürmek·I, 155
  4352. OZMAK: başkasından lleri geçmek· I, 173 bkz uzmak
  4353. OZUK: at koşu ve benzerlerinde lleri glden ve ba şka atları geçen at·I, 66
  4354. ÖÇ: öç, hınç, kin, 111^111.I, 41, 43, 44, 50, 230; II, 103
  4355. ÖÇEŞ: yarış, t, 61
  4356. ÖÇEŞMEK: yarış etmek· I, 61, 181
  4357. ÖÇLÜG: öcü ve hıncı olan,II, 283
  4358. ÖÇRÜŞMEK: söndürmek, yatıştırmak.I, 233
  4359. ÖÇÜRMEK: söndürmek, yatiîtırmak, soluğunu kesmek·I, 176, 177, 522 bkz> üçürmek
  4360. ÖÇÜT: öç, I, 50
  4361. ÖD: duvarda ve ağaçta delik,I, 31 bkz> öt
  4362. ÖD: zaman, vakit; mevsim, hava· I, 44, 330, 353; II, 77, 101; III, 125 bkz> öd
  4363. ÖD: sığır, ôküz, I, 45, 346 bkz> ud, ud
  4364. ÖDÜRMEK: seçmek, üstün tutmak, III, 11 bkz>ad ırmak, edirmek, ödürmek, udurmak, üdürmek
  4365. ÖD: öz, kendi. f, 243 öd zaman, vakit· I, 245, 477; II, 68, 321;III, 190, 191
  4366. ÖD: dag arasındaki dere, geçit·I, 110 bkz> öz, özi
  4367. ÖDIK: sevgi· II, 144, 311 bkz> üdik
  4368. ÖDLEK: zaman, felek, I, 41, 82, 103;II, 196, 234, 304. 335;III, 41, 233, 425
  4369. ÖDRÜLMEK: ayrılmak, seçilmek·I, 247
  4370. ÖDRÜM: her şeyin seçilmişi.I, 107
  4371. ÖDRÜNDI: üründülenmiş, seçilmi;· I, 145
  4372. ÖDRÜŞ: birtakım şeyler arasında muhayyerlik, seçim· I, 96
  4373. ÖDRÜŞMEK: seçmekte yardım ve yarış etmek, I, 234
  4374. ÖDÜRGEN: her şeyi seçen, üyürtleyen. I, 157
  4375. ÖDÜRMEK: seçip ayırmak. I, 144, 370; III, 228 bkz> adırmak, edirmek, ödürmek udurmak, üdürmek,
  4376. ÖFKE: öfke· I, 195 bkz> öpke
  4377. ÖGDI: alkış,I, 515
  4378. ÖGE: çok akıllı, yaşlı kimse, ulusun büyüğü.I, II, 48, 90, 310, 356
  4379. ÖGELEMEK: öge demek, "öge" adı vermek I, 310 bkz> öklemek
  4380. ÖGE: tégit orta halli adamların büyüklerine ve hakan çocuklar ının küçüklerine verilen ungun, I, 356
  4381. ÖGEY: üvey· I, 123 § ögey ogul
  4382. ÖGMEK: ögmek, sena etmek·I, 174, 472; II, 38
  4383. ÖGRENMEK: 1
  4384. ÖGRETMEK: öğretmek· I, 261
  4385. ÖGREYÜK: görenek, âdet, I, 159, 160
  4386. ÖGSEMEK: öğmek istemek·I, 277, 278
  4387. ÖGTÜRMEK: öğdürmek I, 223
  4388. ÖGÜLMEK: öğülmek, ögünmek·I, 198; III, 343
  4389. ÖGÜNÇ: ögünç, öğünme.I, 132; III, 449
  4390. ÖGÜNGÜÇI: kendini öğen· I, 203
  4391. ÖGÜNMEK: kendini öğmek· I, 140, 203. 252, 309
  4392. ÖGÜR: koyun, geyik, bağırtlak ku;u, deve, cariye gibi şeylerín toplu bir halde bulunmas ı, bunların sürüsü, bölük· 1. 54, 236, 285, 389;II, 153;III, 6
  4393. ÖGÜRLENMEK: at sürüsü, aygıra sahip olmak,başka hayvahlar sürü ve bölük hallne gelmek·I, 292
  4394. ÖGÜRLÜG: er koyun ve benzerl hayvanlardan sürüsü bulunan adam·I, 152 § ögürlüg adg ır; kısrakları, eşleri bulunan aygır·I, 152
  4395. ÖGÜŞMEK: öğü;mek·I, 187
  4396. ÖGÜT: ögüt, vaaz· I, 51, 89, 102, 440;III, 46, 155, 440 bkz> ötlük, övüt
  4397. ÖGÜTLEMEK: ögüt vermek, öğütlemek I, 299
  4398. ÖK: akıl ve anlayış,I, 48, 96, 243 bkz> öksüz
  4399. ÖK: orta yaşı bulup büyümüş hayvan·I, 48 § ök at; dört ya şını geçmiş at·I, 48
  4400. ÖK: kendi·I, 71
  4401. ÖKIL: çok, J, 74
  4402. ÖKLEMEK: öge adı vermek· I, 310 bkz> ögelemek
  4403. ÖKLENMEK: dinlenmek; önceden anlamayıp sonradan anlamak; (çocuk) büyumek,I, 259, 298
  4404. ÖKLIMEK: aıtmak, çoğalmak; büyümek.I, 287, 362;II, 366
  4405. ÖKLITMEK: çoğaltmak II. 366
  4406. ÖKLÜNMEK: yığılmak.I, 258
  4407. ÖKLÜŞMEK: birbiri üzerine yığılmak, toplanmak·I, 241
  4408. ÖKLÜTMEK: çoğaltmak, arttırmak.I, 264
  4409. ÖKME: yığılan her ;ey,I, 130 bkz> ökmek § ökme toprak; y ığma toprak,I,130
  4410. ÖKMEK: yığmak, biriktirmek· I, 168
  4411. ÖKMEK: toplanmış olan her nesne· I, 105 bkz> ökme
  4412. ÖLSEMEK: ölmek istemek I, 278
  4413. ÖLŞEMEK: acıkıp gözleri kararmak, açlıktan bayılayazmak·I, 283 bkz> elşemek
  4414. ÖLŞETMEK: acıktırarak gözü görmez etmek·I, 262, 263 bkz> el şetmek
  4415. ÖLÜG: ölü,I, 15, 72, 463; II, 27, 110, 127, 128, 139, 179, 311, 324;III, 272, 309, 424
  4416. ÖLÜGSEMEK: ölmek istemek·I, 303
  4417. ÖLÜM: ölüm·I, 47, 75, 516;II, 74, 134;III, 327. 339
  4418. ÖLÜT: birbirini öldürme, öldürüşme·I, 52
  4419. ÖLÜTÇI: öldüren, katil·I, 52
  4420. ÖLÜT: er kuvvetten düşmüş, yaşlı kimse·I, 52
  4421. ÖLÜTLEMEK: çarpı;mak, aralarında ölüm olayazmak·I, 299
  4422. ÖMEK: düşündükten sonra anlamak.I, 11
  4423. ÖMGEN: şah damarının iki tarafında bulunan damar, I, 1·20
  4424. ÖMZÜK: eğerin ön ve arka tarafları, 11011.I, 105
  4425. ÖKMEK: kadınların kulaklarına taktıkları altın veya gümüşten yapılmış halka·I, 105
  4426. ÖKMEKLENMEK: küpelenmek, küpe sahibi olmak· I, 314
  4427. ÖKSEMEK: yıgmak istemek I, 278
  4428. ÖKSÜZ: öksüz; şaşkın, akılsız·I, 96 bkz> ök
  4429. ÖKTÜRMEK: yığdırmak·I, 223
  4430. ÖKÜLGEN: daima yığılan,I, 159
  4431. ÖKÜLMEK: yığılmak, toplanmak, I, 198, 437; II, 285
  4432. ÖKÜM: yığın. I, 75 bkz> ökün § öküm toprak; bir tarafa toplanm ış toprak· I, 78
  4433. ÖKÜN: para, gül ve buna benzer şeylerin yığını· I, 75, 78 bkz> öküm
  4434. ÖKÜNÇ: pişmanlık· I, 132;III, 449
  4435. ÖKÜNMEK: pişman olmak I, 132, 200, 203; III, 361
  4436. ÖKÜŞ: çok I 62, 89,167,233, 467, 477, 516; II,156; III, 373, 374
  4437. ÖKÜŞLENMEK: çok saymak; çok sanmak· I, 303
  4438. ÖKÜŞ: yılkı haşarı hayvan, harın at· I, 62 390, 438, 498, 501,
  4439. ÖKÜŞ: yılkı haşarı hayvan,
  4440. ÖKÜZ: ırmak, dere,I, 59, 513; III, 191, 341
  4441. ÖKÜZ: öküz&iiddot; I, 59, 446, 528; III, 421
  4442. ÖKÜZLENMEK: öküz sahibi olmak I, 293
  4443. ÖL: ıslak, yaş, nem,I, 48, 338
  4444. ÖLDECI: ölecek,I, 438;III, 267
  4445. ÖLDÜRMEK: öldürmek-I, 224, 522
  4446. ÖLIMEK: ıslanmak·II, 324;III, 256
  4447. ÖLIŞMEK: nemlenmek, yaşlık yayılmak·I, 189
  4448. ÖLITMEK: ısıtmak I, 213;II, 324
  4449. ÖLMEK: ölmek I, 15, 38, 41, 54, 115, 228;III, 47
  4450. ÖNDÜRMEK: (bitki) bitirmek, yetlştirmek; yöneltmek·I, 225
  4451. ÖNMEK: (bitki) bitmek, yetişmek, neşvünema bulmak; bitmek ,I, 35, 65, 169, 424; II, 21, 204, 328; 111. 359
  4452. ÖÑ: ön, önce, öndün.1, 40, 115
  4453. ÖÑ: renk, bir şeyin rengi,I, 41
  4454. ÖÑDÜN: öndün, önce·I, 40, 115
  4455. ÖÑDÜNKI: önceki, III, 14
  4456. ÖÑEYÜK: bir şeye, bir kimseye mahsus olan, ayr ılan, özel I, 162
  4457. ÖÑI: ba;ka, I, 135 bkz> öñin
  4458. ÖÑIK: kadınların takma olarak keçi kılından yaptıkları zülüf· I, 135 § öñik yörgeyek; ulanm ış zülüf·I, 135
  4459. ÖÑIKLENMEK: zülüflü olınak, takma saç (zülüf) takmak. I, 311, 312 bkz> oñ ıklanmak
  4460. ÖÑIN: başka, başkası·I, 94, 135 bkz>
  4461. ÖÑI: öñlenmek renklenmek, kızarmak, hastalıktan sonra rengi yerine gelmek·I, 289
  4462. ÖÑLÜG: renkli.I, 41
  4463. ÖÑMEK: delmek· I, 174 bkz> öñmek
  4464. ÖÑÜK: yastıkların uçlarına yapılan ipek Sal kımlar, saçaklar· I, 135
  4465. ÖPKE: akciğer, ciğer · I, 128;II, 144; III, 393
  4466. ÖPKE: öfke, kızgınlık· I, 125, 128, 158, 164,176, 233;III, 392, 428 bkz> öfke
  4467. ÖPKELEMEK: ciğerine vurmak; öfkelenmek,I, 317; III, 208 bkz> öpkilemek
  4468. ÖPKLIEMEK: öfkelenmek, kızdığı için yüz çevirmek· i, 317 bkz> öpkelemek
  4469. ÖPMEK: öpmek·I, 163, 280
  4470. ÖPMEK: içmek,I, 163; III, 122 bkz> opmak
  4471. ÖP: öp bir kimse çok öğünüp de dediğini tanıklayamazsa, o kimse için söylenir· I, 43
  4472. ÖPRÜLMEK: -içiilmek 1. 245, 246
  4473. ÖPRÜŞMEK: içişmek, höpürdetişmek, içmekte yardım ve yarış ^ş0^I, 232 bkz> opruş-mak
  4474. ÖPSEMEK: öpmek istemek·I, 275, 280
  4475. ÖPTÜRMEK: öptürmek I, 217
  4476. ÖPÜLMEK: öpülmek .. I, 193
  4477. ÖPÜM: yudum·I, 75
  4478. ÖPÜNMEK: içer gibl görünmek·I, 198
  4479. ÖPÜRGEN: daima, çok içiren I, 157
  4480. ÖPÜRMEK: içirmek I, 171, 176
  4481. ÖPÜRTMEK: içirtmek III, 427
  4482. ÖPÜŞ: öpüş (iki kişi arasında)·I, 60
  4483. ÖPÜŞMEK: õpüşmek·I, 180
  4484. ÖR: kaftanın koltuk altları· I, 45
  4485. ÖRÇÜK: örülmü; saç· I, 103 bkz> örgüf, örküç
  4486. ÖRDEK: ördek·I, 103, 104, 222, 528; II, 26; III, 17, 391
  4487. ÖREN: her şeyin kötüsü·I, 76
  4488. ÖRGEN: urgan,I, 108, 195
  4489. ÖRGÜÇ: kadınların başlannda bulunan saç ör-güsü, örülmü ş saç·I, 95, 103 bkz> örçük, örküç
  4490. ÖRGÜÇLENMEK: örgülü saç sahibi olmak·I, 312, 313
  4491. ÖRIMEK: içten çürümek·III, 252, 253 bkz> ürimek
  4492. ÖRK: yular; at tavlası, 1; 43
  4493. ÖRKLEMEK: örklemek, sıkı sıkıya bağlamak. III, 443
  4494. ÖRKÜ: örküç, hörküç,I, 129
  4495. ÖRKÜÇ: örülmüş saç,I, 103 bkz> örçük, örgüç
  4496. ÖRKÜÇ: dalga·I, 95
  4497. ÖRKÜÇ: sacayagı.I, 95
  4498. ÖRKÜÇLENMEK: dalgalanmak.I, 95, 312
  4499. ÖRKÜÇLENMEK: sacayaklanmak.I, 313
  4500. ÖRLENMEK: belirmek, çıkmak, yükselnìek.I, 257, 258 bkz> örmek
  4501. ÖRMEK: belirmek, çıkmak, kopmak, yükselmek (bulut).I, 139, 173, 257; III, 398 bkz>örlenmek
  4502. ÖRMEK: õrmek, I,II, 172, 173
  4503. ÖRME: saç õrme saç, I,II, 129
  4504. ÖRPEŞMEK: (tüy) ürpermek. I, 229, 230 bkz>orpatmak, ürpekmek, ürpermek, ürpe şmek
  4505. ÖRT: yangın, yanan nesne· I, 42
  4506. ÖRTELMEK: yakılmak. I, 245
  4507. ÖRTEMEK: yakmak. I, 129, 245, 272; III, 356
  4508. ÖRTENMEK: yanmak, tutuşmak, kızarmak· I, 251; II, 133
  4509. ÖRTEŞMEK: karşılıklı birbirini yakmak; saldırışmak .I, 231; II, 219
  4510. ÖRTETMEK: yaktırmak· I, 260 örtgün samanı ayrılmış harman, çeç· III, 412, 416 bkz> örtkün
  4511. ÖRTKÜN: harman, samanı ayrılmış harman, çeç; harman zamanı·I, 402, 526;II, 214; III, 412,416 bkz> örtgün
  4512. ÖRTRNEK: örtmek· II, 26; III, 425
  4513. ÖRTMEN: dam, satıh· III, 412
  4514. ÖRTÜK: bir şeyin örtüsü, eğer örtüsü· I, 103
  4515. ÖRTÜLMEK: örtülmek, kapalı kalmak; kanşmak·,I, 139, 244; II, 237
  4516. ÖRTÜNMEK: örtünmek· I, 250
  4517. ÖRTÜŞMEK: örtmek, örtmekte yardım etmek, birbírini örteyazmak· I, 230, 231; II, 97
  4518. ÖRÜK: örülmüş olan her nesne· I, 69
  4519. ÖRÜK: bir yerde bir müddet kalmak· I, 69
  4520. ÖRÜLEMEK: ayakta kesmek, boğazlamak, I, 309, 310
  4521. ÖRÜMÇEK: örümcek, I, 152
  4522. ÖRTIÑ: gençlerin tirnakları üzerinde bulunan aklık,I, 134 bkz> ak, ürüñ § tırñak örüñi; tırnak beyazlığı· I, 134
  4523. ÖRÜÑ: arpacıya (afsuncuya) verilen para· I, 134
  4524. ÖRÜŞMEK: belirmek, yükselmek. I, 186
  4525. ÖRÜŞMEK: örmekte yardım ve yarış etmek I, 183 örü tartmak birbirine yard ım etmek· III, 382
  4526. ÖSTIKMEK: özlemek, istek göstermek, I, 244 bkz> öztikmek
  4527. ÖŞERGEN: açlık ve benzerlerinden daima gözü kararan.I, 157
  4528. ÖŞERMEK: açlıktan göz kararmak. I, 178; III, 68
  4529. ÖT: acılık; öt kesesi·I, 43
  4530. ÖT: delik, çukur·I, 31, 43, 276; II, 119, 247; III, 263 bkz> öd
  4531. ÖTELMEK: çalışmak, yorulmak,I, 193
  4532. ÖTEMEK: ödemek, III, 251
  4533. ÖTGEN: çok öten.I, 473
  4534. ÖTGÜNMEK: yansılamak, takllt etmek ve bunda yar ış etmek,I, 254
  4535. ÖTGÜRMEK: ötüıtmek, sürdürmek; göndermek bir şeyi bir şeyin içinden öteye geçirtmek.I, 226, 227
  4536. ÖTGÜRÜŞMEK: bir şeyi bir şeye geçirmekte yardım ve yarış etmek; mektupla;nnak·I, 232 bkz> ötrü şmek
  4537. ÖTKI: ivaz, bedel, karşılık·I, 128
  4538. ÖTKÜNÇ: hikâye,I, 161 bkz> ötükünç
  4539. ÖTKÜNMEK: hikâye söylemek; hakana dilek sunmak· I, 161, 199 bkz> ötünmek
  4540. ÖTLEŞMEK: yağma zamanında eşya dellk deşik olmak. I, 238, 239
  4541. ÖTLEŞMEK: savaşmak, uğraîmak,I, 239
  4542. ÖTLÜG: delikli, delinmiş .III, 30
  4543. ÖTLÜK: ögüt,I, 102 bkz> ögüt, övüt
  4544. ÖTMEK: ötmek·I, 529;II, 290;III,178,194, 240, 384
  4545. ÖTMEK: bir şeye geçmek; delmek; boşalmak, (karın) sürmek, I, 171, 371, 424; II, 303
  4546. ÖTMEK: (yenecek) ekmek· II, 268, 276; III, 57
  4547. ÖTNÜ: ödünçI, 130 bkz> ötünç
  4548. ÖTRÜM: müshil, sürgün ilacı I, 106, 226
  4549. ÖTRÜŞMEK: göndermek, herhangi bir şeyde yardım ve yarış etmek·I, 232 bkz> ötgürüşmek
  4550. ÖTSEMEK: öte geçmek istemek, delip geçmek istemek I, 276
  4551. ÖTTÜRMEK: öttürmek·I, 217 bkz> ötürmek
  4552. ÖTUŞ: ötuş bir çeşit çocuk oyununda "arkada şını, yanındakini, it" anlamına söylenen söz·I, 61
  4553. ÖTÜG: kusma· I, 68
  4554. ÖTÜK: hikâye; hakana sunulan dilek· I, 68, 199
  4555. ÖTÜKÇI: ötüncü, hakan yanında şefaatçi .II, 144
  4556. ÖTÜGLÜK: kişi hakandan dileği olan kimse· I, 152 ,
  4557. ÖTÜKÜNÇ: hikaye.I, 161 bkz> ötkünç
  4558. ÖTÜNÇ: ödünç· I, 131;III, 448 bkz> ötnü
  4559. ÖTÜNMEK: büyüklerden bir dilek istemek·I, 376 bkz> ötkünmek ötünmek hikâye söylemek·I, 199 bkz> ötklinmek
  4560. ÖTÜRMEK: hatırlatmak· I, 267
  4561. ÖTÜRMEK: delmek, I, 176; II, 44
  4562. ÖTÜRMEK: hatırlatmak I, 176 bkz> öttürmek
  4563. ÖTÜŞ: bir çeşit çocuk oyunu; bu oyunda ütme, yutma· I, 60 bkz> ütü ş
  4564. ÖVÜT: öğüt, nasihat- I, 102 bkz> ögüt, ötlük
  4565. ÖV: ev· I, 81 bkz> ef, ev, ev, üv, üv
  4566. ÖVMEK: ufalamak I, 166 bkz> uvmak, uvmak
  4567. ÖYEZ: öyez, övez, bir çeşit sivrisinek I, 84
  4568. ÖYLE: öğle vakti· I, 113 bkz> özle
  4569. ÖZ: öz, kendi, nefs; can, ruh, gönül,I, 45, 46, 63, 154, 201, 202, 203, 206.210, 243, 251, 254, 296, 298, 300, 309, 384, 433. 464, 504,513;II,141,145,146,147 ,149,150,151, 155,157, 159, 238, 240, 241, 244, 245, 248, 249,252, 254, 313, 315;III, 5, 14, 33, 43,
  4570. ÖZ: yürek ve karnın içindeki nesne· I, 46
  4571. ÖZ: yağ· I, 36, 45
  4572. ÖZ: iki dağ arasında bulunan dere,I, 46 bkz> öğ, özi
  4573. ÖZ: ağaç özü·I, 46
  4574. ÖZ: sağır·I, 45 bkz> üz § öz kül; sağır adam· I, 45
  4575. ÖZEK: beliniç yanında bulunan damar·I, 71
  4576. ÖZEKLEMEK: ;ah damarını kesmek, şah damarına vurmak, I, 306
  4577. ÖZELMEK: özlemek III, 131
  4578. ÖZI: iki dağ arasındaki yol, geçit·I, 89 bkz> öd, öz
  4579. ÖZ: kişi hısım·I, 46 özle öğle vaktl·I, 114 bkz> öyle
  4580. ÖZLEMEK: külde plşlrmek, közleme yapmak, I, 286
  4581. ÖZLÜG: yağlı· I, 36, 45
  4582. ÖZLÜK: hususi, hususi at· III, 438
  4583. ÖZTIKMEK: õzlemek, istek gösternnek·I, 244 bkz> östlkmek
  4584. ÖZÜK: kadınlara verllen ungun·I, 71 § altun özük; alt ın gibi temiz ruhlu kadın,I, 71 § ertini özük; bedeni inci gibi temiz olan kad ın· I, 71
  4585. ÖZÜK: oyularak havuz yapılan her yer· I, 71
  4586. ÖZÜK: suv büyük derelerden ayrılan her çay,kol· I, 71
  4587. PAMUK: pamuk,I, 380;III, 346
  4588. PARS: yırtıcı bir hayvan; Türkler'in onikili y ıllarından 611-1.I, 344, 346 bkz> bars
  4589. PARTU: üste giyilen hırka, pardesü·I, 416 bkz>bertü
  4590. PAT: cibre, her nesnenin çöküntüsü.I, 319
  4591. PAT: ses ifade eden kelime· I, 319, 320
  4592. PATLAMAK: kolalamak, mayalı bir tortu ile tortulamak,III, 291 bkz> batlamak
  4593. PAT: tüşmek ağır bir şey düşerken ses çıkarmak· I, 320
  4594. PEKMES: pekmez, I, 448 bkz> bekmes
  4595. PERÇEM: alâmet, belge,I, 483 bkz> beçkem
  4596. PIŞIG: pişmiş.I, 372, 373, 379, 455;II,124; III, 23, 321 bkz> p ışık
  4597. PIŞIG: kerpiç pişmiş kerpiç, tuğla, kiremit· I, 373, 455
  4598. PIŞIGLAMAK: pişirmek· III, 335, 336
  4599. PIŞIK: pişmiş·I, 379;III, 23 bkz> pışıg
  4600. PIŞMAK: pişmek, olmak, kımız tulumıınu olması için sallamak.I, 169;II, 12,120; III, 321, 382
  4601. PIŞRILMAK: pişirilmek. III, 32
  4602. PIŞURMAK: pişirmek, II, 78
  4603. PIS: pis, dağar ve tulum gibi şeylerin dibinde kalan çöküntü, tortu· I, 328
  4604. PISTIK: egrilmek üzere hazırlanmı;, atılmış pamuk sümeği· I, 476 bkz> bistik
  4605. PISTIK: fitil· I, 476 bkz> bistik
  4606. PORSMUK: porsuk· III, 417 bkz> porsuk
  4607. PORSUK: porsuk·III, 417 bkz> porsmuk
  4608. POV: bayatsımak veya kokuşmak sonu ekmek üstünde beliren ye şillik. III, 129
  4609. PÖTÜRMEK: sağlam hale koymak ispat etmek· II, 72, 73 bkz> bütürmek
  4610. PUS: sis, duman· III, 124 pusarmak pusarmak, sislenmek· II, 78
  4611. PUS: bolmak puslanmak, duman |nmek· III, 124
  4612. PUSMAK: pusu kurmak, pusuya girmek, I, 434; II, 10 bkz> püsmek
  4613. PUSUG: pusu· I, 372, 407 bkz> püsüg
  4614. PUSUGLUG: pusu kuran· I, 496 § pusuglug yag ı; pusu kuran düşman· I, 496
  4615. PUSUKMAK: pusuya girmek, II, 116
  4616. PUSUŞMAK: birbirine pusu kurmak·II, 101
  4617. PUŞAK: kederli. I, 154, 378 bkz> buşak, buşgan
  4618. PUŞMAK: sıkılmak (can), usanmak· I, 373;II, 12, 145; III, 262 bkz> bu şmak
  4619. PUŞUG: can sıkıntısı· I, 373 bkz> buşug
  4620. PÜRÇEK: insanın kâkülü, perçeml, atın perçemi. I, 476
  4621. PÜRÇEKLENMEK: pürçeklenmek, yelesi çıkmak, kâkül (perçem) çıkmak· II, 276
  4622. PÜRKÜRMEK: bulutlanmak, bürünmek; püskürmek, f ışkırmak.II, 170, 171
  4623. PILRLENMEK: tomurcuklanmak, filizle^mek. II, 237, 238
  4624. PÜSMEK: pusu kurmak; çok dövmek, I, 385; II, 10 bkz> pusmak
  4625. PÜSTÜLI: karapazı denilen, yenilen bir ot·I, 451 bkz> büsteli
  4626. PÜSÜG: pusu,I, 385 bkz> pusug
  4627. PÜŞKEL: yufka, pide glbl ince ekmek, çörek·I, 481 bkz> büskeç
  4628. RAK: fazlalık bildiren edat·I, 7
  4629. RAPÇAT: angarya, beyin halkın gölüklerini alıp üzerine yük yükletmesi .I, 451-sa şart bildiren ek,III, 207
  4630. SA: sen anlamına bir kelime·III, 208
  4631. SABAN: sapan, çift ve çiftçi takım ve aygıtları; çifçilik·I, 402;II, 214; III, 216
  4632. SABANLAMAK: sapanla sürmek· III, 342 bkz> sapanlamak saç saç (ba ştaki)· I, 14, 42, 69, 172, 176, 246, 319, 321, 342, 354, 403, 488;II, 126, 145, 316, 358; III, 47, 84, 85, 207, 260, 386, 401
  4633. SAÇ: tava· III, 347
  4634. SAÇGAK: kişi malını saçan, israf eden kişi I, 470
  4635. SAÇGIRMAK: saçtırayazmak· II, 187 bkz> saçgurmak
  4636. SAÇGURMAK: saçtırayazmak· II, 187 bkz> saçgırmak
  4637. SAÇILMAK: saçılmak· I, 258; II, 122
  4638. SAÇINDI: nerig saçılan, yayılan şey· I, 449
  4639. SAÇINMAK: saçmayı iş edinmek· II, 150
  4640. SAÇITMAK: saçtırmak, dağıtmak, dağıtmayı emretmek.. II, 299
  4641. SAÇLANMAK: saçlanmak· II, 246
  4642. SAÇLAŞMAK: birbirinin saçlarını yakalamak. II, 215
  4643. SAÇLIG: saçlı· I, 464
  4644. SAÇMAK: saçmak· I, 79, 272; II, 4
  4645. SAÇRAMAK: sıçramak· II, 133
  4646. SAÇRATGU: bir çeşit kuş tuzağı· II, 331 bkz> saçrıtgu
  4647. SAÇRATMAK: istemeksizin sıçratmak· II, 331,332 bkz> saçrıtmak
  4648. SAÇRITGU: bir çeşit kuş tuzağı· II, 331 bkz> saçratgu
  4649. SAÇRITMAK: istemeksizin sıçratmak· II, 331,332 bkz> saçratmak
  4650. SAÇTAŞMAK: birbirinin saçlarını yakalamak· II,211
  4651. SAÇTURMAK: saçtırmak, II, 183, 184
  4652. SAÇU: elbise ve mendil saçağı, II, 219
  4653. SAÇUK: neñ saçık, saçılmış nesne· I, 381
  4654. SAÇULAMAK: saçaklamak, saçak yapmak· III, 323
  4655. SAFDIÇLANMAK: sepet sahibi olmak· II, 271
  4656. SAG: sağlık, esenlik· I, 89; III, 154 sag sa ğ, tatII, iyi, temiz, halis; sağ, sağlam; sıcak· III, 154 § sag yag; sade yag, sag ya ğ· III, 154, 159
  4657. SAG: akıl, zeyreklik, anlayı;· III, 153, 154
  4658. SAG: yün atmak ve kabartmak için kullan ılan "sağ" denen çubuklar· III, 154
  4659. SAGDIÇ: sagdıç, dost·I, 455;III, 374
  4660. SAGILMAK: sağılmak·II, 124, 163
  4661. SAGIM: sağış, sağım· I, 397 § bir sagım süt; bir sağışta sağılan süt· I, 397
  4662. SAGIN: sağmal·I, 499
  4663. SAGINLIG: sağmal sahibi, sağmalı olan·I, 499
  4664. SAGINMAK: sağar gõrünmek·II, 152
  4665. SAGINMAK: sanmak, zannetmek; sözle yardım etmek· II,
  4666. SAGIR: içerisine şarap konulan havana benzer söbü bir kap· I, 406
  4667. SAGIŞMAK: sağmakta yardım ve yarış etmek· II, 101
  4668. SAGIZ: sakız· I, 365 bkz> sakır, sakız
  4669. SAGIZLIG: sakızlı, sakızı olan· I, 495
  4670. SAGIZLIG: çamurlu yapışkan· I, 495
  4671. SAGIZ: toprak yapışkan toprak· I, 365
  4672. SAGLIG: sayılı olan her ;ey· I, 464
  4673. SAGLIK: dişi koyun; sağmal, sağılan hayvan· I, 471, 520; II, 22; III, 102
  4674. SAGLIKLANMAK: sağmal sahlbl olmak· II, 275
  4675. SAGMAK: sağmak. I, 389; II, 15, 37, 43. 50, 51, 61, 66; III, 325, 339
  4676. SAGNAGU: kurumu; kabak·I, 491
  4677. SAGRAK: sürahi, kâse, kap·I, 100, 468, 471
  4678. SAGRI: deri, her şeyin derisi· I, 421, 422;III, 350 § yer sagr ısı; yeryüzü·I, 422
  4679. SAGRILAMAK: kaba derlyi sertle{tirmek·III, 353
  4680. SAGTURMAK: sağdırmak·II, 185
  4681. SAGU: ölçek· III, 225, 418
  4682. SAGULAMAK: ölçeklemek, ölçekle ölçmek· III, 325
  4683. SAGURMAK: su içmek, suyu Içlrmek, suyu çektirmek, kurutmak, suyunu s ızdırarak keş haline getirmek; tükürmek· II, 18, 80, 81 bkz> sudmak, sutmak
  4684. SAG: yag sade yag· III, 154, 159 saht e ğerlere, kemerin ba;ına, tokalara işlenen altın veya gümüş l{leme· I, 107 bkz; üstem sak i'şte uyanık ve zeyrek olan·I, 333
  4685. SAKA: dağ yamacı·III, 226
  4686. SAKAK: çere·I, 282;II, 286
  4687. SAKAL: sakal·I, 230, 282, 390;II, 286;III, 228
  4688. SAKALDURUK: külahın başta durması ve yere düşmemesi için çene altından geçirilerek bağlanan ipekten örülmüş bir kaytan·I, 530
  4689. SAKALDURUKLANMAK: sakalduruğu bağlamak· III, 205
  4690. SAKIG: ılgın, yalgın, serap·I, 191; III, 268
  4691. SAKIMAK: hayal imiş gibi görünmek· III, 268, 269
  4692. SAKINÇ: sakınacak şey; sıkıntı, sakınma, kaygı·I, 69, 100, 142; III, 333, 374
  4693. SAKINMAK: sakınmak; sanrnak, düşünmek· I, 242,419;II,153,167;III,61, 361
  4694. SAKIR: elbiseye bulaşan meyve suyu veya hurma pekmezi gibi nesneler· I, 365 bkz> sag ız, sakız
  4695. SAKIRGAN: büyük sıçan, geme· I, 521 bkz> sıkırkan
  4696. SAKIRKU: kene, sakırga· I, 489
  4697. SAKIŞ: sayma, sayış, III, 247 bkz> sakmak, samak, sanamak, sanmak
  4698. SAKIZ: elbiseye bulaşan meyve suyu veya hurma pekmezi gibi şeyler· I, 365 bkz> sagız, sakır
  4699. SAKIZLIG: sakızlı, yapışkan şeyler yapışmış olan· I, 495
  4700. SAKLANMAK: saklanmak, çekinmek· II, 247
  4701. SAKLAŞMAK: saklaçmak, gizlennnek· II, 216 "
  4702. SAKLIK: uyanıklık·I, 471
  4703. SAKMAK: saymak, I, 85, 384 bkz> sakış, samak, sanamak, sanmak
  4704. SAK: sak nöbetçinin, bekçinin kaleyi ve at ı koruyablimek için uyanık olmasını emreden söz·I, 333
  4705. SAL: sal·III, 156
  4706. SAL: kaplardaki sır· III, 157
  4707. SALÇI: aşçı, mutfakta bulunan kimse· III, 442 § salç ı biçek; aşçı bıçağı, III, 442
  4708. SALGA: at gem alınaz, başı sert, çamış at· I, 425
  4709. SALI: sıva aygıtı, mala· III, 233
  4710. SALIMLAŞMAK: çarpışmak ve saldıri{mak· II, 258
  4711. SALINDI: atılan, çıkarılan; erkegin arkaya doğru salıverdiği saç· I, 449 bkz> sulındı § salındı otuñ; sellerin getirerek kıyıya attığı odun· I, 449
  4712. SALINMAK: sarkmak· II, 154
  4713. SALIÑULAMAK: yukandan aşağı sarkmak; taşlamak·III, 410
  4714. SALIŞMAK: sallaşmak, birbirini güreşte sallamak, silkişmek, birbirine sallamak; işaretleşmek, II, 109
  4715. SALMAK: átmak; bir ;eyle işaret etmek; göndermek, götürmek; toplamak, toplu hale getirmek· II, 24
  4716. SALÑU: çakıl taşı atılan sapan· III, 379
  4717. SALTURMAK: saldırtmak; sallatmak, sallamayı emretmek; çıkarıp atmayı emretmek II, 187 samak saymak, I, 281; III, 247, 250 bkz> sak ış, sakmak, sanamak, sanmak
  4718. SAMAN: saman, I, 415; II, 316
  4719. SAMANLIG: saman sahibi olan·I, 499, 500
  4720. SAMDA: ayağa glyilen sandal·I, 418
  4721. SAMDUY: ılık yemek· III, 240
  4722. SAMLAMAK: ilâç etmek; sağaltmak· III, 298 bkz> em sem, sem
  4723. SAMSITMAK: incitmek· II, 336
  4724. SAMURSAK: sarımsak, sarmısak· I, 527 bkz> sarmusak
  4725. SAMURTUG: ış içinden çıkılamayan karışık i;, I, 494
  4726. SAN: sayı, sayma, addü itibar, III, 157, 429
  4727. SANAÇ: dağarcık· I, 358 § sanaç kesürgü; k ırmızı dağarcık· I, 358
  4728. SANAMAK: saymak· III, 274 bkz> sakış,sakmak,samak, sanmak
  4729. SANÇIKMAK: yenilmek; vurulmak, sancılmak· II, 228
  4730. SANÇILMAK: saplanmak, sancılmak; (asker, ordu) yenilmek. II, 231
  4731. SANÇIŞMAK: birbirine hançer, bıçak gibi şeyler saplamak, birbirine sanc ımak; birbirlyle savaş yapmak· II, 217
  4732. SANÇMAK: sançmak, dürtmek, sokmak; yenmek· III, 420
  4733. SANDIRIŞ: kavga, çekişme· I, 402; II, 214;III, 416 bkz> sandr ış, sandruş
  4734. SANDIRIŞMAK: kavga etmeki saçmalamak·II, 214 bkz> sanr ışmak, sanruşmak
  4735. SANDRIMAK: saçmalamak· III, 281 bkz> sanrımak
  4736. SANDRIŞ: çekişme· III, 416 bkz> sandırış, sandruş
  4737. SANDRUŞ: çekişme· III, 416 bkz> sandırış, sandrış
  4738. SANDUVAÇ: bülbül·I, 529;III, 178, 311
  4739. SANGARMAK: bir şeyden saymak, bir şeye nispet etmek· II, 188, 189
  4740. SANMAK: saymak, sayılmak; sanmak,I, 68;II, 28 bkz> sak ış, sakmak, samak, sanamak
  4741. SANRIMAK: saçmalamak.III, 281 bkz> sandrımak
  4742. SANRIŞMAK: saçmalamak·II, 214 bkz> sandırışmak, sanruşmak
  4743. SANRUŞMAK: saçmalamak·II, 213 bkz> sandırışmak, sanrışmak
  4744. SAÑ: kuş pisliği·III, 357
  4745. SAÑA: sana·I, 391, 392, 423;II, 57, 78, 193; III ,156, 208, 272, 285, 313, 315, 322, 368, 372, 440
  4746. SAÑAN: tadı buruk olan· III, 376
  4747. SAÑLAMAK: kuş pislemek. III, 403
  4748. SAÑLATMAK: kuş pisletmek. II, 359
  4749. SAP: sap, kılıç veya bıçak sapı· I, 384; III, 145
  4750. SAP: bir söze verilecek cevapta s ıra, yanut; değirmende, su!amada ve gezekte sıra· III,145
  4751. SAPANLAMAK: sapanla sürmek, III, 342 bkz>sabanlamak
  4752. SAPIG: çadırın eteği· I, 374
  4753. SAPILMAK: saplanmak, birisi giderken yan ına takılmak, katılmak· II, 120
  4754. SAPIMAK: sallamak, hareket ettirmek· III, 256, 257
  4755. SAPINMAK: saplamayı üzerine almak, saplar gibi görünmek II, 150
  4756. SAPITGAN: daima sallayan·I, 513
  4757. SAPITMAK: sallamak, hareket ettirmek; sallatmak II, 298
  4758. SAPLAMAK: sap yapmak·III, 296
  4759. SAPLATMAK: saplatmak, sap taktırmak·II, 344
  4760. SAPLIK: saplık, kılıç ve bıçak gibi şeylere sap olmaya yarayan nesne·I, 470
  4761. SAPMAK: ipliği iğneye geçirmek, saplamak; bir şeyi sarmak, cinsinden eksik kalan bir şeyi başkasıyle tamannlamak· II, 3, 4
  4762. SAPTURMAK: ördürmek, yamatmak. II, 183
  4763. SARAGUÇ: kadın yaşmağı· I, 487
  4764. SARAGUÇLANMAK: başörtüsü örtmek· III, 205
  4765. SARAN: hasis, cimri, II, 250
  4766. SARANLAMAK: pinti saymak, pintilere nispet etmek· III, 345
  4767. SARANLIK: pintilik, cimrilik I, 504
  4768. SARGAN: çorak yerlerde biten bir ot·I, 438
  4769. SARGAN: kamış kamışı kurutan tepe·I, 439
  4770. SARGAN: yér "sargan"ın bittiği yer·I, 438
  4771. SARGARMAK: sararmak·I, 69, 486;II, 187, 188
  4772. SARIÇGA: çekirge, I, 489 bkz> sırıçga
  4773. SARIÇGA: er gevşek ve tembel adam· I, 489
  4774. SARIG: sarı, sarı renk· I, 329, 374, 395; III, 162, 224 § sap sarıg
  4775. SARIG: erük kayısı, zerdali·I, 69
  4776. SARIG: kezik sarılık hastalığı·I, 391
  4777. SARIGLAMAK: sarılamak, sarı yapmak· III, 336
  4778. SARIGLIG: sarılık hastalığı olan· I, 496, 500
  4779. SARIGLIK: sanlık· I, 503 sarıg surıg herhangi bir sarı renk· I, 374
  4780. SARIG: suv karında toplanan sarı su· I, 374
  4781. SARIG: turma havuç· I, 431 bkz> geşür, gezer, gizri
  4782. SARILMAK: kırmak, darılmak· II, 123 bkz; sarmak, sermek, sürmek
  4783. SARILMAK: sarılmak II, 123
  4784. SARIM: ibrik, testi glbi şeylerden içilecek olan nesnenin süzülmesi Için bu kaplar ın ağzına gerilen ipek kumaş parçası· I, 397
  4785. SARIÑULAMAK: buz ve benzeri ;eyler üstıinden kaymak. III, 409, 410 bkz> seriñülemek
  4786. SARINMAK: bir şeyi sarınmak, ôrtünmek; bir işe sanlmak· II, 151
  4787. SARIŞMAK: sarmakta yardım ve yarış etmek· II, 96
  4788. SARITMAK: sardırmak, sarmayı emretmek· II, 304 bkz> sarutmak
  4789. SARKAÇ: karamuk; yaban hindibasına benzer bir ot· I, 454; III, 240
  4790. SARKAÇLANMAK: yerde yaban hindibasına benzer bir ot bitmek, karamuk otu bitmek II, 271 bkz> surkuçlanmak
  4791. SARKANIK: hayvanlardaki "kırk bayır" denen işkembe·III, 179 bkz> sarkayık
  4792. SARKAYIK: hayvanlardaki "kırk bayır" denen işkembe· III, 179 bkz> sarkanık
  4793. SARKIM: soğuk günlerde kar glbi yağan çiğ·I, 485
  4794. SARKINDI: suv iri su damlası·I, 493
  4795. SARKIŞMAK: çok damlamak.II, 214, 215
  4796. SARKITMAK: damlatmak· II, 339
  4797. SARKMAK: akar şey sızıp damlamak; uyuşmak, III, 421
  4798. SARKURMAK: damlatmak· II, 189
  4799. SARLAMAK: sarmak,III, 296
  4800. SARLANMAK: sarınmak, sarılmak.II, 246
  4801. SARLAŞMAK: sarmakta yardım ve yarış etmek·II, 215
  4802. SARLATMAK: sardırmak, II, 346
  4803. SARMAÇUK: bir çeşit şehriye .I, 527
  4804. SARMAK: bir şeyi süzmek ve ayırmak; olgun hale gelmek,III, 167 bkz> sarmalmak, sarma şmak, sarmatmak, sermetmek
  4805. SARMAK: kızmak, çıkışmak, sertelmek, sert söz söylemek II, 38, 39;III, 181 bkz> sar ılmak, sermek,
  4806. SÜRMEK:
  4807. SARMALMAK: süzülmek,dolanmak II, 233, 237 bkz> sarma şmak, sarmatmak, sermetmek
  4808. SARMALMAK: sarılmak, dolanmak.II, 233, 237
  4809. SARMAŞ: sarmaş, bir şeyin bir ;eye sarılması.I, 460
  4810. SARMAŞ: bolmak halk birbirine kanşmak·I, 460
  4811. SARMAŞMAK: sarmakta yardım etmek·II, 216
  4812. SARMAŞMAK: karışmak; süzülmek; bir akarın içinden başka bir şey çıkmak, bunda yardım ve yarış etmek,II, 216, 217 bkz> sarmak, sarmalmak, sarmatmak, sermetmek
  4813. SARMATMAK: sardırmak. II, 349
  4814. SARMATMAK: bir şeyi sudan ayırıp çıkartmak, süzdürmek. II, 349 bkz> sarmak, sarmalmak, sarma şmak, sermetmek
  4815. SARMUSAK: sarmısak, sarımsak·I, 527 bkz> samursak
  4816. SARNIÇ: deve derisinden yapılan su tulumu; ağaçtan oyulmuş kap·I, 454
  4817. SARSAL: sansar, samura benzer bir hayvanc ık· I, 483
  4818. SARSIG: katı ve sert olan her şey·I, 464 § sarsıg söz; katı söz,I, 464
  4819. SARSITMAK: sert ve kaba muarnele yaptırmak, II. 336
  4820. SART: tacir, tecimen, satıcı,I, 66, 342;III, 13
  4821. SARTLAMAK: sart (tecimen, tacir) saymak· III, 444
  4822. SART: surt "zart zurt", "fart furt" gibi ses bildiren söz· I, 342
  4823. SART: surt kılmak "zart zurt", "fart furt" gibi ses ç ıkarmak· I, 342
  4824. SARUMAK: sarmak· III, 262
  4825. SARUTMAK: sardırmak, sarmayı emretmek· II, 304 bkz> sarıtmak
  4826. SASIG: kokmuş· I, 372
  4827. SASIG: barıg kokmuç, sası· I, 372
  4828. SASIK: saksı· I, 382
  4829. SASIMAK: sasımak, kokmak· III, 265
  4830. SAŞ: ürkek, III, 152
  4831. SAŞTURMAK: sayışmak, kesişmek· II, 185 bkz> sayışturmak
  4832. SAŞURMAK: arasını ayırmak· II, 79
  4833. SATA: mercan, III, 218
  4834. SATGALMAK: çiğnenmek; borç, takas yapılmak· II, 233
  4835. SATGAMAK: çiğnemek; bir yol bir yola çatılmak; uğramak; ödeşmek; kar;ılaştırmak· III, 288
  4836. SATGAN: satan, çok satan, II, 296
  4837. SATGAŞMAK: rastgelnnek, kavuşmak; sataşmak, saldırışmak; sayışmak, ödeşmek, II, 214
  4838. SATGUÇI: satıcı·II, 296
  4839. SATGULUK: satmaya hakkı olan·II, 297
  4840. SATIG: satış, satma·I, 374
  4841. SATIGLAMAK: satışmak·III, 336 bkz> satıglaşmak
  4842. SATIGLAŞMAK: satışmak·III, 336 bkz> satıglamak,
  4843. SATIGLI: satmak azminde olan·II, 297
  4844. SATIGLIK: satılık·I, 503
  4845. SATIGSAK: satmak isteyen·II, 296, 297
  4846. SATIGSAMAK: satmak Istennek·III, 333
  4847. SATILMAK: satılmak II, 121
  4848. SATINMAK: satar görünmek· II, 150
  4849. SATIR: piç, aslı belirsiz anlamına sövme .I,406
  4850. SATIŞGAN: alışgan daima alıp satan,I, 518, 519
  4851. SATIŞGAN: tavışgan daima satan ve tasarruf eden; daima alan satan· I, 519
  4852. SATIŞMAK: satmakta yardım ve yarış etmek, karşılıklı alış veriş etmek II, 89;III, 71
  4853. SATLANMAK: cesaret göstermek, cüret etmek, atılmak· II, 248
  4854. SATMA: kulübe, bağ bekçisinin geceleri barınmak için ağaç üzerinde yaptığı çardak· I, 433
  4855. SATMAK: satmak. I, 519; II, 193, 219, 294, 295, 296
  4856. SATSAMAK: satmak istemek· III, 284
  4857. SATTAÇI: satıcı· II, 296
  4858. SATTURMAK: sattirmak· II, 183
  4859. SATULAMAK: faydasız söz söylemek, gevezelik etmek· III, 194, 323
  4860. SATURMAK: saydırmak· III, 186, 187, 192
  4861. SAV: şöhret, san·III, 43
  4862. SAV: söz, haber, salık; mektup; risale; atalar sözü, darb ımesel; kıssa, hikâye, tarihsel şeyler,I, 97, 207, 362, 409, 471, 508, 523, 524; II, 20; III, 154, 155, 158, 441
  4863. SAVAŞMAK: sava;mak, çarpı;mak·II, 102
  4864. SAVÇI: elçi, peygamber; hısım ve dünürler ara sındaki elçi·III, 154, 441
  4865. SAVDIÇ: sepet, sele, I, 173, 455
  4866. SAVILMAK: savulmak; (güneş) inmek I, 106; II, 170 bkz> savulmak
  4867. SAVLAMAK: söylemek, atalar sözü söylemek· III, 297
  4868. SAVLANMAK: atalar sözu söylemek· III, 199
  4869. SAVLAŞMAK: birbirine sav söylemek; sal ık vermek; herhangi bir şey üzerine konuşmak, II, 215, 216
  4870. SAVRAMAK: savulmak; azalmak, seyrekleşmek, savsamak, gevşemek; savmak, sağalmak· III, 41, 278, 281 bkz> savrımak, sevremek
  4871. SAVRIMAK: azalmak, seyrekleşmek, III, 278 bkz> savramak, sevremek
  4872. SAVRUKMAK: savrulmak, akan su köpüre kö-püre dalgalanarak çalkalanmak, II, 172, 228
  4873. SAVRULMAK: savrulmak, saçılmak· II, 232
  4874. SAVRUŞMAK: savurmakta yardım etmek·II, 212, 213
  4875. SAVULMAK: bulunduğu halden ayrılmak, bir yana eğilmek, batmak; savulmak, gitmek II, 125, 163;III, 80 bkz> savılmak
  4876. SAVURMAK: savurmak, saçmak·I, 330;II, 82
  4877. SAVURTMAK: savurtmak III, 431
  4878. SAY: kara taşlık yer· III, 158
  4879. SAY: vücuda giyilen zırh, III, 158 § say yarık; demir göğüslük III, 15, 158
  4880. SAYGIRMAK: yer kara taşlı olayazmak. III, 193
  4881. SAYIKMAK: yer kara taşlı 0111^.III, 189, 190
  4882. SAYILGAN: étilgen birçok işlere giren çıkan· I, 158
  4883. SAYIŞ: ödenek· III, 126 bkz> seyş
  4884. SAYIŞTURMAK: sayışmak, kesişmek, II, 185 bkz> saşturmak
  4885. SAYPAMAK: israf etmek III, 310, 311
  4886. SAYPATMAK: israf ettirmek II, 357
  4887. SAYRAMAK: şakımak, ötüşmek; saçmalamak, hezeyan etmek,I, 467;III, 240, 311
  4888. SAYRAMLANMAK: su azalmak, sığ bir hal almak, su biraz çekilmek· III, 205
  4889. SAYRAM: suv topuktan yukarı çıkmayan sığ su II,.111, 176
  4890. SAYRATMAK: çok söyletmek II, 357
  4891. SAZINÇI: taşı alçı taşı· III, 375
  4892. SEÇE: serçe kuşu· III, 219
  4893. SEÇIŞMEK: saçmakta yardım ve yarış etmek·II, 92
  4894. SEDRETMEK: seyrek hale getirmek; seyretmek. II, 332
  4895. SEDREK(G): seyrek,I, 384, 477 § sedrek böz; seyrek bez·I, 477
  4896. SEDREK: kapug parmaklıklı kapı·I, 478
  4897. SEDREMEK: incelmek, seyremek, seyrekleşmek; elbise erpimek.III, 167, 277
  4898. SEDREŞMEK: seyrekleşmek. II, 211
  4899. SEFINÇ: memnun olma, sevinç· III, 377 bkz> sevinç
  4900. SEGIRTMEK: segirtmek, koşturmak II, 274; III, 429 bkz> sekirtmek
  4901. SEGREMEK: seğirtmek·I, 142 bkz> sekremek, sekrimek
  4902. SEGRIŞMEK: seğrişmek, koşuşmak, seğirtmekte yardım ve yarış etmek· I, 214; II, 225 bkz> sekrişmek
  4903. SEKIRTMEK: seğirtmek, koşturmak· II, 274; III, 429, 431, 432 bkz> segirtmek
  4904. SEKITMEK: sektirmek· II, 310
  4905. SEKIZ: sayıda sekiz·I, 365 bkz> sekkiz
  4906. SEKIZ: on sayıda seksen·I, 437 bkz> seksün
  4907. SEKKIZ: sayıda sekiz·I, 365 bkz> sekiz
  4908. SEKREMEK: seglrtmek,I, 142 bkz> segremek, sekrimek
  4909. SEKRIMEK: seğirtmek· I, 354; III, 281 bkz>.segremek, sekremek
  4910. SEKRIŞMEK: seğrişmek, koşuşmak, sejlrtmekte yardım ve yariş etmek I, 214; II, 225 bkz> segrişmek
  4911. SEKRITMEK: sıçratmak, atlatmak· II, 333
  4912. SEKSÜN: sayıda seksen·I, 437 bkz> sekiz on
  4913. SEKÜ: dükkân; seki·III, 230
  4914. SELÇÜK: sü-başı Selçuk hanlannın dedesi olan kişi-I, 478
  4915. SEM: ilâç·III, 157 bkz> em sem, samlamak
  4916. SEMIZ: semiz· I, 365 bkz> semüz
  4917. SEMIZLIK: semızlik. I, 507
  4918. SEMRIMEK: semirmek, yağlanmak· II, 365; III, 281
  4919. SEMRIŞMEK: semizleşmek II, 213
  4920. SEMRITMEK: semirtmek.II, 333
  4921. SEMÜRGÜK: bülbüle benzer bir kuş·II, 290
  4922. SEMÜZ: semiz·I, 285 bkz> semiz
  4923. SEN: sen·1, 36, 43, 74, 76, 79,87,110, 126, 134, 207, 281, 339, 353. 365, 391, 403, 412, 462, 529;II, 40, 42, 69, 167, 185, 204, 347; III, 26, 124,131,138,145,147,154,173,178,179. 207, 208, 214, 222, 233, 234, 256, 349, 357, 367, 440-
  4924. SENKEÇ: fındık küçüklüğünde akı ve kırmızısı olan bır çeşit tatlı elma.I, 455 bkz> señeç
  4925. SENLEMEK: sen diye aytamak, küçük say ılmak III, 298
  4926. SENLETMEK: sen ile aytatmak·II, 346, 347
  4927. SEÑEÇ: fındık gibi küçük ve tatlı bir elma·III, 381 bkz> senkeç
  4928. SEÑEK: su içilen testi; ağaçtan oyulmuş su kabı, III, 367
  4929. SEÑIL: insanın yüzünde çıkan siyil, ergenselik; yüzde olan çi ğit hastalığı· I, 483
  4930. SEÑIR: dağ çıkıntısı, dağ burnu; herhangi bir duvarın ucu .III, 360, 362
  4931. SEÑREGÜ: her zaman burnundan sümük akan çocu ğa sövmede kullanılan kelime·III, 387
  4932. SEÑREGÜ: at engi hastalığına tutulmuş olup burnundan irln gibi sümük akan at·III, 387
  4933. SEP: gelinin malı olan çeyiz·I, 319
  4934. SEPTÜRMEK: çeyizlemek, çeyizle güveyin evine gönderme ği enrıretmek· II, 182
  4935. SERGEK: sarhoşun, sarhoşluk yüzünden iki tarafa sallan ınası· II, 289
  4936. SERGEKLEMEK: yalpalanmak, iki yana sallanmak II, 289
  4937. SERILMEK: sarsılmak, sendelemek, yalpa ile dü şeyazmak· 1. 196; II, 123
  4938. SERINMEK: sabretmek,II, 167; III, 233
  4939. SERIÑÜLEMEK: buz ve benzeri şeyler üstünden kaymak· III, 400, 410 bkz> sar ıñulamak
  4940. SERK: saksı ve saksı kırıkları·I, 353
  4941. SERKER: haydut, yol kesen·I, 457
  4942. SERMEK: sabretmek·II, 7, 38
  4943. SERMEK: kızmak, çıkışmak, sertelmek, sert ve kaba söz söylemek,II, 38, 39;III, 181 bkz> sar ılmak, sarmak, sürmek
  4944. SERMETMEK: bir şeyi sudan åyırıp çıkartmak, süzdürmek. II, 349 bkz> sarmak, sarmalmak, sarma şmak, sarmatmak
  4945. SERÜ: evlerde üzerine eşya konan raf· III, 221
  4946. SESINMEK: niyetlenmek, hazırlanmak; (at) bağından çõzülmek üzere olmak· II, 152 bkz> se şilmek, seşlinmek, seşümek
  4947. SEŞILGEN: daima çözülen·I, 524, 525
  4948. SEŞILMEK: çözülmek, ayrılmak.II, 124; III, 102 bkz> sesinmek, se şlinmek, seşümek
  4949. SEŞLINMEK: çözülmek, bagından boşanmak. II, 247 bkz> sesinmek, seşilmek, seşümek
  4950. SEŞMEK: çözmek· II, 13, 14 bkz> şeşmek
  4951. SEŞTÜRMEK: çözdürmek, II, 184, 185, 187 bkz> şeştürmek
  4952. SEŞÜK: çözük, çözülmüş· I, 390
  4953. SEŞÜMEK: gevşemek, çözüleyazmak. III, 267· bkz> sesinmek, se şilmek, 'seşlinmek,
  4954. SEVINÇ: sevinç, I, 12; III, 373, 374 bkz> sefinç
  4955. SEVINMEK: sevinmek. I, 12. 100, 142, 285, 419; II, 167, 268; III, 87, 159 bkz> sevünmek
  4956. SEVIŞMEK: sevişmek· II, 102
  4957. SEVMEK: sevmek· II, 15; III, 175, 385
  4958. SEVREMEK: seyremek· I, 103 bkz> savramak, savrımak
  4959. SEVRITMEK: eşyayı boşaltmak, işi bitirmek ve işten vaz geçmek II, 332, 333, 335
  4960. SEVTIIRMEK: sevdirmek.II, 185
  4961. SEVÜK: sevgili, seviIen. I, 94, 390
  4962. SEVÜKLÜK: sevgi- II, 172
  4963. SEVÜKSÜZ: sevgisiz· II, 250
  4964. SEVÜNMEK: sevinmek. II, 153 bkz>
  4965. SEVINMEK: sey ; ödenek· III, 126 bkz> sayış
  4966. SEZINMEK: sezinmek, sanmak· I, 419; II, 152
  4967. SÉZIK: seziş, sezme· I, 408; II, 152
  4968. SÉZIKMEK: sezmek· II, 117
  4969. SIBIZGU: düdük, boru·I, 217, 246, 489 bkz> s ıbuzgu
  4970. SIBUZGU: düdük, boru·I, 176 bkz> sıbızgu
  4971. SIÇGAK: sıçırgan, sık sık sıçan· I, 470
  4972. SIÇGAN: sıçan, fare· I, 75, 345, 409, 438; II, 263; III, 263, 267. 282, 412
  4973. SIÇGAN: yılı Türkler'in onikili yıllarından biri· I, 345, 438
  4974. SIÇITMAK: sıçırtmak·II, 300
  4975. SIÇMAK: sıçmak,I, 343;II, 4
  4976. SIÇTURMAK: sıçtırmak .II, 184
  4977. SIDIRGAK: çatal tırnaklı olan sığır, geyik gibi hayvanların tırnakları· I, 502
  4978. SIDRIM: sırım.I, 485 bkz> sıdrım
  4979. SIDRIM: ışlıg er işlediği işi bitiren, başkasına bırakmayan adann·I, 485
  4980. SIDRIŞMAK: sıyırmakta, kar kürümekte yardım etmek II, 211 bkz> sıdrışmak
  4981. SIDIG: kaftanın göğse kadar olan iki eteğinden biri.I, 374, 389 bkz> sidig
  4982. SIDIG: diş etleri arasındaki a(iklık·I, 374 bkz> sıgzag
  4983. SIDIRGAN: sıyırmak yaratilışında olan, daima sıyıran·I, 517
  4984. SIDIRMAK: sıyırmak· I, 517
  4985. SIDRILMAK: sıyrılıp kaçmak, kaymak; bütün kıvrıntı ve büküntüleriyle yola bak ılmak ve düşünülmek. II, 231, 232
  4986. SIDRIM: sıyrım; sırım· I, 517 bkz> sıdrım
  4987. SIDRIŞMAK: sıyırmakta ve kar kürümekte yardım etmek· II, 211 bkz> sıdrışmak-sıg (·sig) isim sonuna getirilen benzetme eki, III, 128
  4988. SIGAN: saç sığanmış saç, kıvırcık olmayan saç· I, 403
  4989. SIGDATMAK: ağlatmak· II, 327 bkz> sıgtatmak, sıhtatmak
  4990. SIGINMAK: sığınmak· II, 152, 160
  4991. SIGIR: hanların halk ile beraber yaptığı sürgün avı- I, 364
  4992. SIGIR: sığır· I, 364; II, 79, 189 § suv
  4993. SIGIRI: ; manda· I, 368
  4994. SIGIRÇIK: sığırcık kuşu· I, 501 bkz> sıgırçuk
  4995. SIGIRÇUK: sığırcık kuşu·I, 505 bkz> sıgırçık
  4996. SIGIRLAMAK: sığırdan saymak, sığıra nispet etmek,III, 331
  4997. SIGIRLIG: sığırlı, sığır sahibi· I, 495
  4998. SIGIT: ağlama, ağlayı;·I, 356 bkz> sıhıt
  4999. SIGMAK: sığmak; tesir etmek, dokunmak, koymak·I, 183, 359, 397; II, 15
  5000. SIGRA: iki dağ arasındaki geniş dere·I, 422
  5001. SIGRUŞMAK: 51^5111-11^.II, 212
  5002. SIGTAMAK: ağlamak. III, 275, 355 bkz> sıhtamak
  5003. SIGTAŞMAK: ağlaşmak. II, 211 bkz> sıhtaşmak
  5004. SIGTATMAK: ağlatmak, II, 360 bkz> sıgdatmak,sıxtatmak
  5005. SIGTURMAK: sığdırmak· II, 185
  5006. SIGUN: yaban sığırı, dağ keçisi tekesi· I, 409
  5007. SIGUN: ot kökü insana benzeyen, çiftle;me kuvveti kalmayanlarca kullan ılıp erkeğl ve dişisi bulunan ve erkeği erkeğe, dişisi kadına verilen bir ot·I, 409
  5008. SIGURMAK: sığdırmak.II, 81
  5009. SIGZAG: dişlerin arasındaki açıklık,I, 464 bkz> sıdıg
  5010. SIGZALMAK: bir şeyi bir şeye sığdırmak, sıkıştırmak·II, 232, 233
  5011. SIGZAMAK: dişek ve hilâl ile diş kurcalamak; papuçta dikiş arasına parça koyarak sızgı yapmak, iki şeyin arasına bir şey sıkıştırıp koymak,III, 283
  5012. SIGZIG: mest ve ayakkabı gibi şeylerde iki dikiş arasına konulan sahtiyan·I, 464
  5013. SIGZIG: iki şeyi birleştiren kenet·I, 464
  5014. SIXIT: aglama·III, 275 bkz> sıgıt
  5015. SIXTAMAK: ağlamak.III, 275 bkz> sıgtamak
  5016. SIXTAŞMAK: aglaşmak·II, 211 bkz> sıgtaşmak
  5017. SIXTATMAK: aglatmak,II, 327 bkz> sıgdatmak, sıgtatmak
  5018. SIK: az,III, 130
  5019. SIKAMAK: el ile sığamak· III, 269
  5020. SIKILMAK: sıkılmak· II, 125
  5021. SIKIRKAN: büyük sıçan, geme, I, 521;II, 263 bkz> sak ırkan
  5022. SIKIRMAK: ıslık çalmak·II, 83
  5023. SIKIŞ: itişme, çarpışma·I, 368
  5024. SIKIŞMAK: sıkışmak, sıkmakta yardım ve yarış etmek·II, 104
  5025. SIKLIŞMAK: sıkışmak, sıkılmak.,II, 216
  5026. SIKMAK: sıkmak·II, 18
  5027. SIKMAN: üzüm sıkma zarnanı·I, 444
  5028. SIKRIŞMAK: birlikte ıslık çalmak,II, 213
  5029. SIKTURMAK: sıktırmak, sıkılnmak,II, 186
  5030. SIMAK: kırmak; bozmak; yenmek, galebe etmek, I, 282, 382, 473; III, 249
  5031. SIMSIMRAK: bir çeşit yemek· III, 136
  5032. SIN: boy, bos· III, 138
  5033. SIN: mezar·III, 65, 138
  5034. SINALMAK: sınanmak·II, 126
  5035. SINAMAK: denemek, sınamak· I, 242; III, 273
  5036. SINATMAK: sınatmak, tecrübe 0111^0^II, 312, 313
  5037. SINÇGAN: mugaylan dikeni, Lycium europeum· III, 146
  5038. SINDU: makas· I, 418
  5039. SINLIG: boylu poslu· III, 138
  5040. SINMAK: kırılmak, bozulmak, incitmek I, 254; II, 19, 29; III, 365
  5041. SINUK: sınık, kırılmı;· III, 365 bkz>
  5042. SIÑUK: sııîgar bir şeyin tarafı, yanı· III, 375
  5043. SIÑARLAMAK: yalnız ve yardımcısız bulduğu için zayıf görüp ôç almak· III, 409
  5044. SIÑARSUK: iki kişi bir ata bindiğinde ikincinin oturduğu yer, III, 388
  5045. SIÑILAMAK: soğuktan zırıncımak, donacak halde soğumak; çınlamak· III, 405
  5046. SIÑUK: sınık, kırılmış· III, 365 bkz> sınuk
  5047. SIP: iki yaşına girmiş olan tay· I, 207, 319;III, 158
  5048. SIP: akur hayvan torbası· I, 487 § sıp akurı; hayvan torbası; ikl yaşındaki tayın yem yedigi yer· I, 487
  5049. SIR: kendisiyle Çin kâseleri dlâlan ıp üzerine nakış yapılan macun, sır· I, 324
  5050. SIR: ağustos böceginin, kalem ve kaleme benzer şeylerin çıkardığı sesi anlatan bir kelime. I, 324
  5051. SIR: étmek (agustos böcegi) ötmek· I, 324
  5052. SIRIÇGA: sırça· I, 489
  5053. SIRIÇGA: çekirge· I, 489 bkz> sarıçga
  5054. SIRIÇGA: er gevşek ve tembel adam, I, 489
  5055. SIRILMAK: bulaşmak, yapı;mak· II, 123, 124
  5056. SIRIMAK: pislemek, siymek; sık dlkişle dlkmek· III, 262
  5057. SIRIŞMAK: sık dikmekte yardım etmek·II, 96
  5058. SIRITMAK: sık diktirmek·II, 304
  5059. SIRLAMAK: sırlamak, sır vurmak·III, 296
  5060. SIRLANMAK: (işe) hazırlanmak; sırlanmak·II, 246, 247
  5061. SIRLATMAK: sırlatmak·II, 346
  5062. SIRLIG: sırlı, nakışlı.I, 324 § sırlıg ayak; sırlı kâse·I, 324
  5063. SIRMAK: eşek palanındaki teyeltl·I, 471
  5064. SIRT: kıl, kalın kıl; bayır, yokuş, sırt, küçük dere· I, 342
  5065. SIRTIG: herhangi bir sözün izeridir kl hepsl de ğil bir parçası anla;ılabilır·I, 463 sırtıg bulmak sözün izerini bulmak·I, 463
  5066. SIRTLAMAK: kuyruğu iple bükmek; küçük bir dereden yukar ı çıkmak.III, 444
  5067. SIRUK: sırık, çadır direği. I. 381
  5068. SIRUKLUK: sırıklık,I, 503, 505
  5069. SIŞ: şiş, tutmaç şişi.I, 331;II, 15, 174; III, 125bkz> şış
  5070. SIŞ: şişmiş olan her nesne, yumru· III, 125, 184 bkz> s ışılmak, siş
  5071. SIŞILMAK: kabına sığmayacak kadar su ile şişmek, II, 124 bkz> sış, siş
  5072. SITGALMAK: sığanmak, sığanılmak II, 233
  5073. SITGAMAK: sığamak·I, 325; 111. 288
  5074. SITGANMAK: sığanmak·II, 245, 246
  5075. SITGAŞMAK: sıgaşmak, sığamakta yardım ve yarış etmek·II, 214
  5076. SITURMAK: kestirmek, kıydırmak, kırdırmak. III, 187
  5077. SIYUMAK: yenmek, bozmak, yarmak.I, 123, 128
  5078. SIZGURMAK: sızdırmak, eritm·ek; arıklatmlak, zayıflatmak· II, 188
  5079. SIZITMAK: sızdırmak, I, 374; II, 305, 306
  5080. SIZLAG: soğuk su içmekten veya buz çiğnemekten dişlerin üşüyerek uyuşması, I, 464
  5081. SIZLAMAK: sızlamak, ağrımak. III, 297
  5082. SIZLATMAK: sızlatmak, soğuktan ağrı veya 'sızı duyurmak· II, 346
  5083. SIZLATSI(-SI): sónu sâkin kelimelerde izafet edat ı· III, 209, 210
  5084. SIZMAK: sızmak, erimek; (güneş) belirmek, ucu görünmek; arıklamak, zayıflamak· II, 9, 10; III, 182
  5085. SIBEK: değirmen taşının üzerinde döndüğü demir.I, 389
  5086. SIBEK: sübek, çocuğun içine işemesi için beşiğe konan kamış,I, 389
  5087. SIBIZ: kişi alık, dalgın adam,I, 406
  5088. SIDÜK: sidik·I, 389 bkz> sidük
  5089. SIDIG: kaftanın iki yanından, sağ ve sol taraflarından birisi,I, 389 bkz> sıdıg
  5090. SIDITMEK: işetmek·II, 302
  5091. SIDMEK: işemek, siymek,II, 295;III, 321, 440 bkz> sitmek
  5092. SIDTÜRMEK: işetmek, siydirmek·II, 183 bkz> sittürmek
  5093. SIDÜK: sidik, III, 321 bkz> sidük
  5094. SIGIL: siyil·I, 394
  5095. SIGRIG: dağda atlamakla geçilen yer·I, 478 bkz> sikrig
  5096. SIK: sik,I, 201, 334
  5097. SIKILMEK: sikilmek II, 126
  5098. SIKIŞ: sikiş, I, 369
  5099. SIKIŞMEK: sikişmek· II, 107
  5100. SIKITMEK: düzdürmek, siktirmek II, 309
  5101. SIKKEN: her zaman siken·I, 401
  5102. SIKMEK: sikmek· I, 401; II, 22
  5103. SIKRIG: dağda atlamakla geçilen yer· I, 478 bkz> sigrig
  5104. SIKTÜRMEK: siktirmek II, 186
  5105. SIL: her yemekten tiksinen, bogazs ız insan; az yem yiyen hayvan· III, 134
  5106. SILIG: temiz, ince, yakışıklı, tatlı dilli. I, 390
  5107. SILKMEK: silkmek, III, 422, 423
  5108. SILKINMEK: silkinmek; ürpermek· II, 246
  5109. SIN: sen· III, 138
  5110. SINÇÜ: somunla yufka arası bir çeşit ekmek, pide. I, 417
  5111. SIÑ: çınlama, vızlama sesi· III, 358
  5112. SIÑDÜRMEK: sindirmek, hazmettirmek; saklamak· III, 397 bkz> siñirmek, singürmek
  5113. SIÑ: étmek çınlamak, vızlamak· III, 358
  5114. SIÑEK: sinek, sivrlsinek, karaslnek. II, 13, 352;III, 100, 367
  5115. SIÑI: içe sinen, hazmolunan, III, 368
  5116. SIÑIL: kocanın kendinden küçük kız kardeşi I,57;III, 7, 366
  5117. SIÑILLENMEK: kız kardeş edinmek.III, 408
  5118. SIÑIR: 51^1-.I, 520;III, 362
  5119. SIÑIRLEMEK: sinir sarmak·III, 409
  5120. SIÑIRLENMEK: sinirlenmek, siniri çoğalmak, sinir sarılmak.III, 407
  5121. SIÑIRMEK: sindirmek, emdirmek III, 392 bkz> siñdürmek, siñürmek
  5122. SIÑIŞMEK: çekilmek; başkasının parçaları arasına sinip sızmak (akarlar için) III, 394
  5123. SIÑMEK: sinmek, hazmedilmek; işlemek, girmek; saklanmak, sahibine sormadan bir yere girip sinmek III, 155. 391
  5124. SIÑÜRMEK: yutmak, hazmetmek. III, 392, 397bkz> siñdürmek, siñirmek
  5125. SIÑÜT: karşılığına bir şey verilmeyen ve geri gönderilmeyen arma ğan. III, 362 bkz> süñüt
  5126. SIPÜT: karabiber, kimyon gibi yemeğe katılan bir ot· I, 356
  5127. SIRKE: sirke,I, 191, 207, 209, 430;II, 30, 138, 295, 337; III, 121, 252, 284
  5128. SIRKE: bit yumurtası, sirke· I, 430
  5129. SIRKELEMEK: (bir şeye) sirke katmak; (baştan) sirke toplamak III, 353
  5130. SIRKELENMEK: sirkelenmek, (baş) bit yavrusu (sirke) ile dolmak·III, 202
  5131. SIŞ: şişmiş olan her nesne, yumru. bkz> sış, sışılmak
  5132. SITMEK: işemek II, 295 bkz> sidmek
  5133. SITTÜRMEK: işetmek, siydirmek·II, 183 bkz>sidtürmek
  5134. SIZ: siz, büyük ve sayılan kişilere "sen" yerinde aytanan sôz,I, 25, 339, 365. 376,407;II, 347; III, 124
  5135. SIZLEMEK: aytarken büyüklemek· III, 298
  5136. SIZLETMEK: siz diye aytatmak, hitap ettirmek II, 347
  5137. SOGAN: soğan, I, 409 bkz> sogun
  5138. SOGAN: yılan tulum gibi irl bir yılan· I, 409
  5139. SOGIMAK: soğumak. III, 268
  5140. SOGLIMAK: aramak için elini koynuna sokmak· III, 297 bkz> sogl ıtmak, sogratmak, sugratmak
  5141. SOGLITMAK: aramak için elini koynuna sokturmak II 346 bkz> sogl ımak, sogratmak, sugratmak
  5142. SOGMAK: elde etmek, edinmek· II, 15 bkz> sogratmak, sogurmak, sugratmak
  5143. SOGRAŞMAK: sormak, emmek,II, 212
  5144. SOGRATMAK: aratmak, aratarak her şeyi görmek·II, 332 bkz> soglımak, soglıtmak, sogmak, sogurmak, sugratmak ;
  5145. SOGUK: soguk·I, 503
  5146. SOGUKLANMAK: soguk bulmak veya soğuk saymak·II, 266, 267
  5147. SOGUKLUK: sogukluk için hazırlanmış·I, 503
  5148. SOGULGAN: daima çabuk soğulan, sızıp kaybolan. I, 520
  5149. SOGULMAK: (su) topraga sızıp kaybolmak, (su, süt) çekilmek, azalmak.II, 124, 125, 139, 163, 170
  5150. SOGUN: sogan. I, 409 bkz> sogan
  5151. SOGUNLUG: soğanlı, I, 499
  5152. SOGUNMAK: üşümek; sidikten ve benzerlerinden temizlenmek. II, 152
  5153. SOGUR: ada tavşanı, kelere benzer bir çeşit ada tavşanı.I, 363;II, 227 bkz> sugur
  5154. SOGURLUG: tavşanı çok ve bol olan·I, 494
  5155. SOGURMAK: elde etmek, edinmek·II, 15 bkz> sogmak, sogratmak, sugratmak
  5156. SOGUŞMAK: soğumağa yüz tutmak· II, 101
  5157. SOGUT: bumbar dolması, bumbar yemeği·I, 356 bkz> soktu
  5158. SOGUT: ekşi sütten yapılan peynir,I, 356
  5159. SOK: aç gözlü; alçak·III, 130 bkz> suk § sok er; aç gözlü; alçak adam· III, 130
  5160. SOKAR: boynuzsuz hayvan; başı saçsız adam, I, 411 § sokar koy; boynuzsuz koyun,I, 411
  5161. SOKIM: bir agaç parçasıdır ki çam kozası şeklinde kesilerek içi oyulur, üç taraf ından delinerek okun üzerine konur,I, 397
  5162. SOKKU: havan·III, 226 bkz> soku
  5163. SOKLUK: oburluk.I, 471
  5164. SOKLUNMAK: sokulmak·II, 247
  5165. SOKLUŞMAK: birbirine sokulmak ve yerleşmek II, 216
  5166. SOKMAK: sokmak, delmek, döverek inceltmek, toplamak I, 425;II,18; III, 142 bkz> sukmak
  5167. SOKRU: izinsiz, gizlice. I, 422
  5168. SOKTU: sucuk; karaciğer, et ve baharat karıştirılarak doldurulan ve pi;irildikten sonra yenen bağırsak dolması·I, 416 bkz> sogut
  5169. SOKTURMAK: sokturmak; bir nesneyi dövdü rerek inceltt ırmek.II, 185, 186
  5170. SOKU: havan. III, 226 bkz> sokku
  5171. SOKULMAK: bir şeyin içine sokulmak; dövülerek inceltilmek II, 125
  5172. SOKUŞMAK: döverek inceltmekte yardım ve yarış etmek,II, 104
  5173. SOL: sol.I, 72;III, 134
  5174. SOLAMUK: solak, I, 487
  5175. SOLUŞMAK: solmak; yaş meyve veya sebze tazeliğini kaybetmek. II, 109
  5176. SON': som, içi dolu madenden olan şey·III, 138
  5177. SOÑ: bir adamın çolugu çocuğu; her şeyin ve her işin sonu, sonra·III, 357
  5178. SOÑDAMAK: arkasından kovalamak.III, 400, 401
  5179. SOÑKUR: sonkur kuşu, yırtıcı kuşlardan biri. II, 95;III, 381
  5180. SOÑRAMAK: kabulde tembellik etmek ve sözü ikircimlemek III, 402
  5181. SOÑUK: son, bir şeyin sonu·III, 107
  5182. SORGU: hacamat aygıtı, kendlsiyle kan alınacak ve emilecek aygıt ve şişe·I, 16, 425; II, 69
  5183. SORIŞMAK: yüzü ek;inıek·II, 96
  5184. SORITMAK: emdirmek; buruşturmak, sorutmak,II, 304
  5185. SORMAK: emmek, sormak·I, 16; II, 70; III, 181
  5186. SORMAK: (sorgu) sormak, aramak. III, 181
  5187. SORTURMAK: sordurmak (sorgu) sordurmak; emdirmek II, 184
  5188. SORUG: sorma, soru, arama; kaybolan şey, aranan şey, I, 374; II, 184
  5189. SORUGÇI: sorucu, kaybolan şeyi arayıcı· III, 242
  5190. SORUKMAK: kaybolan ;eyin arandıktan sonra haberí alınmak, aranıp sorularak salık almak·II, 115
  5191. SORUŞMAK: (suyu veya teri) sormak II, 96
  5192. SOVUŞGAN: solucan yüzünden olan sarılık has talıgı·I, 519
  5193. SOYMAK: soymak; deri yıizmek.III, 244
  5194. SOYSUKMAK: soyguna uğramak·I, 21 bkz> soyukmak
  5195. SOYUKMAK: malı soyulınak· III, 189 bkz> soysukmak
  5196. SOYULMAK: açılmak, dağılmak, (deri veya elbise) soyulmak. III, 190
  5197. SOYUŞMAK: bir şeyi soymakta yardım etmek, III, 188
  5198. SÖBI: uzun veya sivri nesne (yuvarlak olmayan). III, 217 bkz> sub ı
  5199. SÖGE: turmak sövmekte devam etmek,III, 230
  5200. SÖGMEK: söğmek, sövmek I, 27;III, 184 bkz> sökmek
  5201. SÖGTÜRMEK: sövdürmek.II, 186 bkz> söktürmek
  5202. SÖGÜK: küfür, sövme. I, 27
  5203. SÖGÜŞ: sövme, sövüşme· I, 368
  5204. SÖGÜŞ: kebap etmeye yarar oğlak veya kuzu· I, 369
  5205. SÖGÜŞMEK: sövüşmek II, 89, 107
  5206. SÖGÜT: sögüt ağacı·I, 319, 356;III, 134, 168. 369 bkz> söküt § keyik
  5207. SÖGÜT: ; yaban söğüdü, III, 168
  5208. SÖGÜTLENMEK: söğütlük olmak, II, 266
  5209. SÖGÜTLÜG: söğüt sahibi olan, I, 506
  5210. SÖGÜTLÜK: söğütlük, sögüt ağacı biten yer, I, 506, 510
  5211. SÖKE: diz üstü çökmek, III, 230
  5212. SÖKEL: hasta, II, 10, 40, 216, 394; III, 181, 286, 395
  5213. SÖKE: olturmak diz çökerek oturrT>ak. II, 21; III, 230
  5214. SÖKE: turmak diz üstü oturmak III, 230
  5215. SÖKLÜNÇÜ: kebap,II, 309;III, 242
  5216. SÖKLÜNMEK: kebap edilmek, kebap etmek, kendi kendine et kebap etmek II, 248, 254
  5217. SÖKMEK: sövmek·I, 27 bkz> sögmek
  5218. SÖKMEK: sökmek, yarmak, yırtmak; diz çökmek,I, 444;II, 21, 22
  5219. SÖKMEN: yiğitlere verilen ungun· I, 444
  5220. SÖKMENLENMEK: kahramanlaşmak, kendini kahraman saymak· II, 278
  5221. SÖKTI: kepek, I, 416
  5222. SÖKTÜRMEK: sövdürmek II, 186 bkz> sögtürmek
  5223. SÖKTÜRMEK: sõktürmek. II, 186
  5224. SÖKÜLMEK: sõkülmek, bozulmak. II, 125, 126
  5225. SÖKÜLMEK: kızartılmak, kebap 0(^010^II, 126
  5226. SÖKÜNMEK: diz çökmek; söker görünmek II, 154
  5227. SÖKÜŞMEK: sökmekte ve yıkmakta yardım ve yarış etmek· II, 90, 107
  5228. SÖKÜT: söğüt ağacı· I, 319, 356; III, 134,168, 369 bkz> sögüt
  5229. SÖMRÜŞMEK: sömrüşmek ve bunda yarış et-mek, II, 213
  5230. SÖMÜRGEN: daima sömüren·I, 523, 525
  5231. SÖMÜRMEK: sömürmek,II, 85
  5232. SÖVLEMEK: söylemek, III, 278
  5233. SÖVLENMEK: fısıldamak,III, 278
  5234. SÖZ: söz,I, 35, 92, 96, 122, 156, 174, 197, 215, 216, 221, 223, 227, 228, 229, 230, 243, 246, 267, 268, 269, 270, 275, 277, 290, 305, 319, 374, 383, 428, 463, 464, 515, 525;II, 9, 15, 16, 17, 23, 73, 76, 84,86,112,117, 118, 130, 133,150, 218,247, 312,315,325,3
  5235. SÖZEÑRI: saçma sapan söyleyen·III, 389
  5236. SÖZKELI: söze,III, 145
  5237. SÖZKIYE: sözceğiz. III, 359
  5238. SÖZLEMEK: söylemek, konuşmak· I, 339, 402; III, 208, 296, 297
  5239. SÖZLENMEK: söylemek, sözü açıklamak· II, 247
  5240. SÖZLEŞMEK: söyleşmek, konuşnnak· II, 215;III, 104
  5241. SÖZLETMEK: söyletmek,II, 346
  5242. SUBI: uzun ve sivri nesne (yuvarlak olmayan)· III, 217 bkz> söbi
  5243. SUBILAMAK: enll şeyi söbü yapmak, ucunu sivriltmek, yanlar ını daraltmak· III, 323
  5244. SUBIMAK: uzamak, incelmek, söbüleşmek· III, 257
  5245. SUBITMAK: sivriltmek, söbütmek·II, 298
  5246. SUBURGAN: maşatlık·I, 516 bkz> subuzgan
  5247. SUBUZGAN: maşatlık .I, 516 bkz> suburgan
  5248. SUÇ: suç, cürüm, bir çeyin sapmasını bildirir.I,321
  5249. SUÇGURMAK: sıçrayayazmak· II, 187
  5250. SUÇIMAK: sıçramak. III, 258, 279 § suçımak burkımak; sıçramak· III, 279
  5251. SUÇITMAK: sıçratmak· II, 300
  5252. SUÇ: kılmak sapmak, kesmemek,I, 321
  5253. SUÇ: kılmak işl üzerine almaktan çekinmek. I, 321
  5254. SUÇLUNMAK: sıyrılmak, bir şey yerlnden çekilip çıkarılmak II, 246
  5255. SUÇLUŞMAK: bir şeyi dışarı çekip çıkarmakta yardım ve yarış etmek·II, 215
  5256. SUÇULMAK: (çiçek) açılmak, çıkmak; (elbise) çıkarmak, soyunmak; (koyun) yıizülmek. II, 122
  5257. SUÇUŞMAK: sıçraşmak, kalkı;mak· II, 92
  5258. SUDMAK: tükurmek, II, 81, 295; III, 132, 321, 439 bkz> sagurmak, sutmak
  5259. SUDTURMAK: tükürtmek II, 183 bkz> sutturmak
  5260. SUDUK: tükrük, I, 381;III, 102, 321
  5261. SUF: su, III, 427, 431 bkz> suv
  5262. SUF: yün ipliklerinden elie örülen ku şak,III, 129
  5263. SUFSAMAK: fısıldamak, okuyup üflemek·III, 286 bkz> suf şamak, şuvşaşmak, şuvşatmak
  5264. SUFŞAMAK: fısıldamak, okuyup üflemek·III, 286 bkz> sufsamak, şuvşaşmak, şuvşatmak
  5265. SUGDIÇ: kışın dostlar arasında sıra ile yapılan şölen·I, 455
  5266. SUGRATMAK: aratmak, aratarak her şeyi görmek·II, 332 bkz> soglımak, soglıtmak, sogmak, sogratmak, sogurmak
  5267. SUGUR: kelere benzer bir çeşit ada tavşanı.I, 363 bkz> sogur
  5268. SUK: aç gözlü; alçak,III,130 bkz> sok § suk er
  5269. SUKAK: sığın, geyik, be/az geyik· I, 214;II, 287
  5270. SUKAKLIG: geyikli, geyiği çok olan·I, 498
  5271. SUKARLAÇ: börk uzun külâh, börk,I, 493
  5272. SUK: erıñek işaret (şahadet) parnnağı·III, 130
  5273. SUKIMAK: parmağıyla gıdıklamak· III, 269
  5274. SUKINMAK: yıkanmak· II, 153, 154
  5275. SUKMAK: delmek· I, 425 bkz> sokmak
  5276. SUK: yalñus er kendine yardım eden bir kimsesi ve arkadaşı bulunmayan, yapyalnız adam· I, 333
  5277. SULAK: dalak· I, 411 bkz> talak
  5278. SULINDI: erkeğin arkaya doğru salıverdiği saç· I, 449 bkz> salındı
  5279. SULUK: sarık·III, 262 bkz> suvluk
  5280. SUMA: önce ıslatılıp sonra kurutularak öğüdülen ve bulamaç, ekmek gibi şeyler yapılan bugday, aynı suretle hazırlanıp şerbet hamurunda kullanılan arpa·III, 234
  5281. SUMAK: itaat etmek; bükülmek üzere sümek göndermek III, 248. 249
  5282. SUMLIM: Türkçe bilmeyen kimse.I, 486;II, 347
  5283. SUMLIMAK: Türkçe'den başka bir dille konuşmak,III, 298
  5284. SUMLIM: Tat hiç Türkçe bilmeyen Farslı·I, 486 sumlışmak yabancı dil konuşmak·II, 216 bkz> sumluşmak
  5285. SUMLITMAK: yabancı dil ile söyletmek,II, 347
  5286. SUMLUŞMAK: yabancı dil konuşmak.II, 216 bkz> sumlışmak
  5287. SUNDILAÇ: yund kuşu, çayır kuşu,I, 526, 529; III, 178
  5288. SUNDIRI: deniz· I, 492 bkz> sundurı
  5289. SUNDURI: deniz. I, 492 bkz> sundırı
  5290. SUNI: evin kirişleri .III, 236
  5291. SUN: kişi yumuşak huylu, yüreği selek adam· III, 138
  5292. SUNMAK: sunmak· II, 28
  5293. SUNU: çörek otu, Nigella sativa· III, 238
  5294. SUNUŞMAK: birbirine sunmak· II, 112
  5295. SUNZI: pire soyundan bir hayvan· I, 422
  5296. SURAMAK: kullanmak· I, 428
  5297. SURÇITMAK: sürçtürmek· II, 328 bkz> sürçitmek, silrçmek
  5298. SURKAÇ: lök agacı zamkı· I, 454 bkz> surkuç
  5299. SURKUÇ: lõk ağacı zamkı, I, 454 bkz> surkaç
  5300. SURKUÇLAMAK: lõk macunu ile sap peklştirmek· III, 350
  5301. SURKUÇLANMAK: lök macunu ile sıkiştırılmak, berkitilmek. II, 271
  5302. SURKUÇLANMAK: yerde yaban hindibasına ben-zer bir ot bitmek, karamuk otu bltmek· II, 271 bkz> sarkaçlanmak
  5303. SURPLAMAK: kur'a çekmek·III, 443, 444. 446 bkz> sürllemek
  5304. SUR: sur dudağın çıkardığı ses·III, 122
  5305. SUR: sur öpmek şarul şurul içmek· III, 122
  5306. SURUŞ: buğday başaklarındaki taneler sertleş-meden õnce başak alevde ütülür, sonra dövülerek yenir, ütme, firik I, 368
  5307. SURUŞLAMAK: başak ütmek, başak kavurmak·III, 335
  5308. SUSGAK: susak, kendisiyle su ve benzeri ;eyler dald ırılarak alınan nesne·I, 470
  5309. SUSIK: kova·I, 382
  5310. SUTMAK: tükürmek·II, 295 bkz> sagurmak, sudlmak
  5311. SUTTURMAK: tukürtmek,II, 183 bkz> suğturmak
  5312. SUVIK: sıvık, cıvık, sulu, durultularak akar haline getirilen her şey; ağaç ve kuyruk gibi şeylerin upuzun ve çırıl çıplak kalmış hali· III, 164 bkz> suvuk, suv ıglanmak § suvık kudruk; katır kuyruğu gibi kılsız ve uzun kuyruk·III, 164
  5313. SUVUK:
  5314. SUV: su· I, 15, 20, 31, 73, 75, 79, 95, 140, 144, 155, 164, 168, 172, 177, 179. 186, 191, 194, 212, 218, 222. 246 258, 276, 294, 312, 314. 315, 325, 369, 374, 375, 379, 387, 389, 396, 401, 424. 440, 443, 449. 450, 459, 560, 492, 493, 520, 525, 528;II, 3, 4, 5
  5315. SUVALMAK: sulanmak, su verilmek, su saç ıltnak· II, 125, 162; III, 240
  5316. SUVALMAK: (çamur vb.) sıvanmak. II, 125
  5317. SUVARMAK: sulamak, suvarmak· I, 498
  5318. SUVAŞMAK: (çamur vb.) sıvamakta yardım veyarış etmek, II, 102
  5319. SUVGARDAÇI: sulayan, sulayıcı· II, 256
  5320. SUVGARGUÇI: sulayan, sulayıcı, su veren· II,50, 256
  5321. SAVGARGULUK: sulamak hakkı olan· II, 256
  5322. SUVGARIGLI: sulayan· II, 257
  5323. SUVGARIGSAK: sulamak dileğind·e, azminde olan, II, 257
  5324. SUVGARIMSINMAK: sular görünmek, suvarır gôrünmek. II, 202, 261
  5325. SUVGARIŞMAK: sulamakta yardım etmek·II, 201
  5326. SUVGARMAK: sulamak, su vermek.II, 44, 188, 199, 255 bkz> suvrarmak
  5327. SUVGARTMAK: sulatmak, sulatmak için birini göndermek· II, 256
  5328. SUVGARUNMAK: sular görünmek II, 202
  5329. SUVIGLANMAK: sulu bulmak,II, 267 bkz> suvık, suvuk
  5330. SUVIŞMAK: sıvıklaşmak, cıvıkla;mak·II, 102
  5331. SUV: katlışmak su kollarının kavşıtında su birbirine karışmak·I, 460
  5332. SUVLAG: hayvan sulanacak yer, yalak,I, 464
  5333. SUVLAMAK: sulanmak, su içmek; sulandırmak, su koymak·III, 297 bkz>
  5334. MAK:
  5335. SUVLAÑ: dalı budağı olmayan ağaç; kıvırcık olmayıp düz olan saç,III, 386
  5336. SUVLANMAK: sulanmak, sulu olmak II, 247
  5337. SUVLATMAK: sulatmak·II, 346
  5338. SUVLUK: sarık, mendil ve benzerleri.·I, 201, 471; II, 96, 151, 215, 246, 304, 346; III, 296, 323 bkz> suluk
  5339. SUVRARMAK: sulatmak .II, 199, 200 bkz> suvgarmak
  5340. SUVSAMAK: susamak· I, 281; tII, 284
  5341. SUVSATMAK: susatmak· II, 336
  5342. SUV: sıgırı manda, dombay· I, 364, 368
  5343. SUVSIMAK: sùlanmak, sulu olmak· I, 282; III, 284
  5344. SUVSUŞ: buğdayın kuvveti gittikten sonra al ınan son suyu; üzerine su kat ılmış ayran, I, 460
  5345. SUV: tirkeşi dere kolları suyunun toplandığı yer· I, 460
  5346. SUVULMAK: bkz> suvlamak
  5347. SUYAGU: horozun ayağındaki mahmuz·III, 174
  5348. SUYRAN: minare ve buna benzer şeyler gibi uzun olan her nesne, I, 436
  5349. SÜ: asker I, 69,144,195, 249, 307, 321, 353, 371, 399, 443, 490, 516, 521; II, 5, 7, 19, 29, 190, 209, 231. 239, 245. 274, 312;III, 59, 77, 78, 81, 94, 104, 105, 114, 180, 192,208, 249, 260, 292, 305, 339
  5350. SÜCINMEK: tadını bulmak, mahzuz olmak·II, 150 bkz> süçünmek
  5351. SÜÇIK: tatlı; içilecek şey, şarap· I, 154,157, 211, 282, 338, 373, 408; III, 164,166, 397, 427 bkz> süçük § kızıl
  5352. SÜÇIK: şarap·I, 408
  5353. SÜÇIMEK: tatlılanmak ve güzelleşmek III, 258
  5354. SÜÇIRMEK: tatlılaşmak, tatlanmak·II, 75
  5355. SÜÇIŞMEK: tatlılanmak,II, 92 bkz> süçüşmek
  5356. SÜÇITMEK: iyileştirmek, tatlılandırmak·II, 299, 300
  5357. SÜÇÜK: şarap·II, 190 bkz> süçlk
  5358. SÜÇÜNMEK: tadını bulmak, mahzuz olmak, II, 150 bkz> süçinmek
  5359. SÜÇÜŞMEK: tatlılanmakII, 92 bkz> süçişmek·
  5360. SÜGLIN: sülün,I, 444 bkz> süvlin
  5361. SÜGRÜG: kadının avret yeri·I, 478
  5362. SÜKEN: eşek yükünün bir tarafında olan sepet, sele gibi şeyler, seklem·I, 403
  5363. SÜKNEGÜ: et ile tirnak arasında çıkan sivilce I, 491
  5364. SILKNEMEK: siğile ilãç yapmak, sağaltmak·III, 301, 302
  5365. SÜKSÜK: dağdağan denilen bir agaç, Kaloxylon ammodendron· I, 486
  5366. SÜKÜL: siğil· III, 301 sül ette ve ağaçta olan yaşlık ve tazelik· I, 1, 356; III, 134, 369
  5367. SÜLEMEK: düşmana karşı asker göndermek, savaş yapmak,III, 271, 272
  5368. SÜLLÜG: çiğ, pişmemiş. III, 134
  5369. SÜMSÜÇIK: tap tatlı, pek tatlı nesne·I, 338
  5370. SÜÑIŞ: savaşta saldırma ve süngü durtme·III, 365 bkz> süñü ş
  5371. SÜÑÜ: süngü, mızrak, kargı·I, 349, 441, 497; II, 264; III, 337, 368
  5372. SÜÑÜK(G): kemik. I, 178, 235, 247, 380;II, 85, 224;III, 52, 297, 367
  5373. SÜÑÜKLENMEK: kemiklenmek, büyümek.III, 408
  5374. SÜÑÜLEMEK: süngülemek, süngü ile dürtmek III, 405, 406
  5375. SÜÑÜŞ: savaşta saldırma ve süngü dürtme·III, 365 bkz> süñi ş
  5376. SÜÑÜŞMEK: çarpmak, süngüleşmek, savaşta süngüleşmek·III, 393, 394
  5377. SÜÑÜT: karşılıgına bir şey verilmeyen ve geri gönderilmeyen arma ğan .III, 362 bkz> siñüt
  5378. SÜPRÜK: süprüntü; bir adama kızıldığında sõğme olarak kullanılır·II, 231
  5379. SÜPRÜLMEK: süpürülmek. II, 231
  5380. SÜPRÜNDI: sıiprıintıi.I, 493
  5381. SÜPÜRGÜ: süpürge,I, 490
  5382. SÜPÜRMEK: süpürmek·II, 85
  5383. SÜRÇEK: gece toplantısı, müsamere·I, 478 bkz>sürçük
  5384. SÜRÇITMEK: sürçtürmek·II, 328 bkz> surçıtmak, sürçmek
  5385. SÜRÇMEK: sürçmek, ayak kaymak·III, 420 bkz>surç ıtmak, sürçitmek
  5386. SÜRÇÜK: gece toplantısı, müsamere·I, 478 bkz>sürçek
  5387. SÜRGÜCI: sürücü·II, 51
  5388. SÜRILEMEK: kur'a çekmek, III, 443, 444,446 bkz>surplamak
  5389. SÜRK: soğuktan donma, katıla;ma,I, 353
  5390. SÜRKILEMEK: kovalamak, sürmek, kovalayıp sürerek üzerine saldırmak.III, 353 bkz> sürkülemek
  5391. SÜRKÜLEMEK: kovalamak, sürmek, kovalayıp sürerek üzerine saldırmak,III, 353 bkz> sürkilemek
  5392. SÜRMEK: sürmek, kovmak, sürgün etmek; devam etmek·II, 7, 39, 51, 90,177; III, 217 bkz> sar ılmak, sarmak, sermek
  5393. SÜRSEMEK: sürmek istemek III, 284
  5394. SÜRTMEK: sürtmek; sürmek,III, 426, 427
  5395. SÜRTÜK: ezilen, sürüştürülen her şey·I, 477 § sürtük işler; sürüştüren, kendis!ne sürüştürülen kadın; sevici kadın·I, 477
  5396. SÜRTÜLMEK: sürtülmek, dövülmek; ezilmek II, 231; III, 303
  5397. SÜRTÜNMEK: sürtünmek, 3111-11^6^ II, 245
  5398. SÜRTÜRMEK: sürdürmek, sürttürmek·II, 184
  5399. SÜRTÜŞMEK: sürmek ve sürtmekte yardım ve yariş etmek· II, 210, 211
  5400. SÜRÜG: sürü, I, 389; III, 102
  5401. SÜRÜLGEN: her zaman, her yerden sürülen· I, 523, 525
  5402. SÜRÜLMEK: sürülmek; ezllmek, II, 123
  5403. SÜRÜNDI: er her yerden sürülen, sürüntü adam· I, 449
  5404. SÜRÜNMEK: kendini kaşımak; sert bir şey dövülerek ezilmek·II, 151
  5405. SÜRÜŞMEK: (aygır aşmak Istediğinde kısrağı) dişleyerek sürüklemek; itiçmek; borcu alacakla ödemek II, 96, 97
  5406. SÜSGEN: (süsegen) çok süsen· III, 364
  5407. SÜSGIRMEK: süsmek istemek, süsmeğe saldırmak· II, 189 bkz> süsgürmek
  5408. SÜŞGÜRMEK: süsmek istemek, süsmeğe saldırmak· II, 189 bkz> süsgirmek
  5409. SÜSMEK: süsmek·II, 293 süst(irmek süstürmek, tos yapt ırmak,II, 184 süslinmek (başını) vurur gibi görünmek· II, 152
  5410. SÜSILŞMEK: süsüşmek, II, 101
  5411. SÜT: süt·I, 157, 180, 181. 193, 218, 397. 398, 449, 468. 523;II,13, 37. 43, 51, 61. 66, 72. 85,101, 124, 139;III, 102, 120, 129, 167, 181, 195, 197. 198, 264
  5412. SÜTGERMEK: süt gibl sulu, duru yapmak,II, 189
  5413. SÜT: ötrüm mercimeğe benzer ishal veren bir ot·I, 107
  5414. SÜVÜN: sülün· I, 444, 447; III, 11 bkz> sügün
  5415. SÜVRI: sivri·I, 422
  5416. SÜVRITMEK: sivriltmek·II, 332
  5417. SÜZGÜN: rengi kara, dikenli bir dağ ağacı·I, 443
  5418. SÜZLÜNMEK: süzülmek·II, 247
  5419. SÜZLÜŞMEK: süzülmek·II, 215
  5420. SÜZME: keş denilen yağsız kuru peynlr, ayran süzmesi· I, 433
  5421. SÜZMEK: süzmek,I, 450;II, 9
  5422. SÜZTÜRMEK: süzdürmek·II, 184
  5423. SÜZUK: süzük, süzülmü;· I, 389
  5424. SÜZÜLMEK: süzülnnek· II, 124, 139
  5425. SÜZÜNDI: suv süzülmüş su· I, 449, 450
  5426. SÜZÜNMEK: süzülür glbi görünmek· 11. 151152
  5427. ŞA: alacalı bir kuş, III, 211 § erdemsiz şa
  5428. ŞAGILAMAK: çağlamak· III, 324 bkz> çagılamak, , jagılamak
  5429. ŞALAŞU: bir çeşit Çin dokuması· I, 446.
  5430. ŞAMUŞA: yenilen bir ot, poy otu· I, 446
  5431. ŞAP: şap vurmada çıkan ses, yemekte ağızda çıkan şapırtı, III, 145, 146
  5432. ŞAR: şar yağrnurun sağnak halinde yağmasından çıkan ses, herhangi bir akarın çıkardığı ses· I, 324 bkz> çar çar
  5433. ŞAT: cüret, cesaret· I, 320 ·
  5434. ŞAV: üç'ta biten ve elbise temizlenen çöven gibi bir ot· III, 155
  5435. ŞEBENG: demirden yapılmış baston, cop·III, 354 bkz> şebing
  5436. ŞEBIÑ: küçük demir çomak, demir baston, III, 369 bkz> şebeñ
  5437. ŞEBÜK: çabuk·I, 147
  5438. ŞEKIRTÜK: fıstık, I, 507
  5439. ŞEL: şül udumsuz, yöntemsiz· I, 336
  5440. ŞENBUY: ba;ka bir davetten sonra geceleyin gidilen içki ziyaføti· lil, 239
  5441. ŞEP: ivmeyi, aceleyi anlatan bir edat· I, 319
  5442. ŞEP: kelmek çabuk gelmek,I, 319
  5443. ŞEŞMEK: çözmek·II, 293 bkz> seşmek
  5444. ŞEŞTILRMEK: çözdürmek·II,187 bkz> se;tilrmek
  5445. ŞIN: taht; sedir, III, .140
  5446. ŞIŞ: şiş, tutmaç yedikleri ş1ş.II, 179, 282 bkz> sış
  5447. ŞI: Çin hakanlarının selâmlandığı bir kelime. III, 211
  5448. ŞÖPIK: meyve yenildlkten sonra atılan şey, çör çöp,I, 390 bkz> çöpik
  5449. ŞU: emir ve nehiyde sona gelerek pekitme bildiren "çu" yerine kullan ılan bir kelıme.III, 211 bkz> çu, çü, şü
  5450. ŞUGLU: tilki üzümü, Solanum nigrum·I, 431
  5451. ŞUTI: kırkayak, örümcek, çıyan glbi bir böcek, III, 218
  5452. ŞUVŞAŞMAK: gizli söz fısıldaşmak· II, 350 bkz> sufsamak, sufşamak, şuvşatmak
  5453. ŞUVŞATMAK: fısıldatmak, II, 337 bkz> sufsamak, suf şamak, ;uvşaşmak
  5454. ŞÜ: emir ve nehiyde sona gelerek pekitme bildiren "çü" yerine kullan ılan bir kellme· III, 211 bkz> çu, çü, şu
  5455. ŞÜK: susturma edati· I, 335
  5456. ŞÜK: turmak sükut etmek, I, 335
  5457. ŞÜNÜK: çınar ağacı· I, 390 bkz> çarun, çünük
  5458. ŞÜÑLE: Argu diyarında biten ve kökü yenen bir ot, III, 379
  5459. ŞÜT: soy, asıl· III, 120
  5460. ŞILTÜK: sığır boynuzundan yapılan divit·I, 390 şütük sakal köse sakal,I, 390
  5461. TABA: yan, taraf, cihet; "...e, ...e dogru.. ..e yan ına" aniamlarına ve Arapça "ila" ve "rağmen" karşılığında bir edat ve kelime·I, 94, 214. 425, 445; II, 103, 312; lil, 23, 216, 235, 272
  5462. TABALAMAK: kınamak, ayıplamak· III, 322, 327
  5463. TABAN: taban; deve tabanı· I, 400, 405
  5464. TABANLAMAK: (deve) tepmek, III, 342
  5465. TABANLIG: tabanlı,I, 499
  5466. TABARU: ...ya dogru, „.ya karşı anlamına edat· I, 445;III, 69, 440 tabızmak bilmece söylemek ve sormak·II, 164 bkz> tabuzmak, tapuzmak
  5467. TABLAG: rıza, muvafakat· I, 462 bkz> taplag
  5468. TABUZGU(NEÑ): bilmece.l, 489 bkz> tabuzguk, tapzug, tapzuguk
  5469. TABUZGUK: bilmece· I, 502; II, 164 bkz> tabuzgu, tapzug, tapzuguk
  5470. TABUZMAK: bilmece söylemek veya sormak, I, 462; II, 86 bkz> tab ızmak, tapuzmak
  5471. TADA: on adımdan görülebilen yer parçası· III, 220 bkz> tata
  5472. TADGUN: Fırat ve ona benzer akan dere· I, 438
  5473. TADU: insanın tab'ı ve tabiatı· III, 220
  5474. TADUN: bir yaşındaki buzağı, III, 171
  5475. TADUN: tosuñ, iki yaşında olan sığır I, 400
  5476. TAFARÇI: yük taşıyan·III, 149
  5477. TAFRAK: çabuk, acele, kıvrak, çalı;kan·I, 468 bkz> tavrak, tofrak § tafrak i şçi; kıvrak, çalışkan işçi·I, 468
  5478. TAG: dag,I,89,100,148.156, 160,169, 173, 179. 185, 186, 190, 212, 224, 256, 277, 278, 292, 297, 312, 325, 398, 424, 451, 466, 494, 495, 498, 499;II, 43, 50, 61, 67, 68, 77, 103, 130, 157, 238, 275, 278, 283, 288, 294, 296, 355, 357; III, 18, 106, 124. 153, 195
  5479. TAGAR: çuval, dağarcık, içerisine buğday ve başka şeyler konan nesne, harar· I, 17, 244, 411; II, 147, 306
  5480. TAGAY: dayı·III, 238
  5481. TAGIKMAK: dağa çıkmak, daga kaçmak, yozlaşmak·I, 192;II, 117
  5482. TAGILMAK: (bıçak gibi keskin ;eyler) körle şmek·II, 129 bkz> tıgmak, tigmek
  5483. TAGLAMAK: dağlamak· III, 294 tàglatmak daglatmak· II, 344
  5484. TAGNA: yava kasnı ağacı püsresi olup yogurtla kariştırılarak tutmaca katilan ve ona renk veren bir deva·I, 434
  5485. TAGUZMAK: er etine dolgun, bodur ki;i·I, 504 bkz> takuzmak
  5486. TAHÇEK: bir çeçit Çin ipeği.'I, 476 bkz> taxtu
  5487. TAH: tah salındıktan sonra doğanı veya ;ahini çagırmak için bir nida·I, 9;III, 117, 118
  5488. TAXTU: eğrilmeıniş ham ipek, I, 416 bkz> tahçek
  5489. TAKAGU: tavuk (cins adı)· I, 217, 447; III,II, 97 bkz> takuk § t ışı takagu; tavuk· I, 447
  5490. TAKAGU: yılı Türkler'in on ikili yıllarından biri I, 346, 447
  5491. TAKI: dahi. I, 73, 274, 412, 456, 468, 494;II, 110, 118, 177, 195, 263, 335, 356; III, 188, 226, 278, 378, 398 bkz> dakı
  5492. TAKILMAK: takılmak, dizilmek·II, 129 takır takır ses blldiren bir kellme, I, 361 bkz> tíkir tíkir
  5493. TAKMAK: takmak· II, 16, 17
  5494. TAKTURMAK: taktırmak, dizdirmek· II, 174
  5495. TAKUK: horoz, tavuk· II, 286; III, 114 bkz> takagu § takuk yal ıgı
  5496. TAKUKLUG: tavuklu,I, 497
  5497. TAKUZMAK: er etlne dolgun, bodur kişi·I, 504 bkz> taguzmak
  5498. TAL: dal, yaş dal,I, 412; 11. 105; III. 156
  5499. TALAGU: çabuk õldüren ağı; iç ağrısı·I, 447
  5500. TALAK: dalak·I, 411 bkz> sulak
  5501. TALAS: at yarı;ında, top ve çevgen oyununda çizilmi ş sınır ve gerilmiş ip·I, 366, 392 bkz> tasal
  5502. TALBINMAK: (kuş) dalbınmak, çırpınmak·II, 239, 240 bkz> talpınmak, talpırmak, talpışmak
  5503. TAL: bodlug boyu düzgünce kişi; (en çok) ince uzun cariyeler için kullan ılır·III, 156
  5504. TALGAG: Insanı öldürecek derecede şiddetli tipi, II, 288
  5505. TALGAN: ig sara, tutarık, I, 438
  5506. TALGIRMAK: kar tipisi kopmak· II, 179 bkz> talgurmak
  5507. TALGUÇ: hayvan sırtına yükletilen yükü sıkiştirmak için kullanılan agaç, I, 453
  5508. TALGUK: baltanın sapını sıkıştırmak Içln çakılan çivi· I, 469
  5509. TALGURMAK: kar tipisi kopmak·II, 179 bkz> talg ırmak
  5510. TALGURMAK: (mide, iç) bulanmak, karışnrtak· II, 178, 179
  5511. TALIG: tat, lezzet·I, 408
  5512. TALKA: koruk·I, 179, 427 bkz> tarka
  5513. TALKALANMAK: koruklanmak, salkım koruk olmak, III, 201 talkan kavut, kavrulmu; dövülmü ş arpa·I, 440;II, 89, 154, 189, 190
  5514. TALKIG: dağların çatıçtığı yer· I, 463
  5515. TALKIG: işleri sürüncemede bırakma· I, 463
  5516. TALKILMAK: itilmek, kakılmak, defedilmek, savulmak· II, 230
  5517. TALKIMAK: ayıp sayılnnak. II, 304
  5518. TALKIŞMAK: dürmekte ve bükmekte yardım etmek, II, 207
  5519. TALKITMAK: işi geciktirmek; yükü çarpıtmak, çarpık yapmak; yükle ip arasına bir ağaç parçası koyarak yükü düzeltmek için bük türmek, II, 339 bkz> t ılkatmak
  5520. TALKMAK: (talkamak) zarar vermek· I, 506
  5521. TALKU: eğrilmiş, bükülmü; nesne· I, 427 § talku y ışıg
  5522. TALPINMAK: (kuş) dalbınmak, çırpınmak· II, 239, 240 bkz> talbınmak, talpırmak, talpışmak
  5523. TALPIRMAK: kanat çırpmak, dalbınmak· II, 173 bkz> talbınmak, talpınmak, talpışmak
  5524. TALPIŞMAK: kanat çırpışmak, dalpışmak, dalgalanmak.II, 204, 205 bkz> talb ınmak, talpınmak, talpırmak
  5525. TALU: seçme· III, 232 talulamak seçmek· III, 326, 347
  5526. TALVIR: keklik- II, 173 tam duvar, dam, kale· I, 153, 172, 176, 214, 270, 307, 348, 398;II, 13, 22, 44, 108, 146, 147, 152, 174, 177, 231, 232, 242. 325, 354; III, 32, 54, 57, 74, 81, 82, 89, 93,111,137,157, 267, 306 § tam ul ı
  5527. TAMAK: boğaz, I, 33 bkz> tamgak tamar damar· l„362; III, 201 bkz> tam ır, tamur
  5528. TAMA: tama damlaya damlaya· III, 360
  5529. TAMÇIRMAK: damlamak, serpilmek· II, 201 bkz> tamçurmak
  5530. TAMÇURMAK: sepelemek· II, 175 bkz> tamçırmak
  5531. TAMDU: kuvvetli, alevli ateş, tuturuk· I, 418 bkz> tamduk
  5532. TAMDUK: kuvvetli, alevli ate;, tuturuk·I, 418 bkz> tamdu
  5533. TAMDURMAK: yaktışmak. II, 176 bkz> tamturmak
  5534. TAMGA: denize ,göle veya dereye dökülen suyun bir kolu; gemilerin demlr att ıkları ìskele veya liman·I, 424
  5535. TAMGA: damga, hakanın ve başkalarının damgası, 1. 424
  5536. TAMGAK: boğaz, damak·I, 33; 467, 469 bkz> tamak
  5537. TAMGAKLAMAK: boğaza vurmak III, 351
  5538. TAMGALAMAK: hakanın damgasını (turasını) vurmak, III, 353
  5539. TAMGALIG: blr kişilik sofra; küçük ibrik; hakan ın damgası bulunan eşya· I, 527 bkz> tamgalık
  5540. TAMGALIK: küçük ibrlk; bir kişilik sofra; hakanın damgası bulunan eşya·I, 527 bkz> tamgalıg
  5541. TAMGIRMAK: dannlayayaznıak·II,179 bkz> tamgurmak
  5542. TAMGURMAK: damlayayazmak. II, 179 bkz> tamgırmak
  5543. TAMINDI: sıv su damlası, I, 450
  5544. TAMINMAK: yağ çıkarmak, taktir etmek· II, 149
  5545. TAMIR: damar, sinir ,I, 495 bkz> tamar, tamur
  5546. TAMIRLIG: damarlı·I, 495
  5547. TAMIŞMAK: damlaşmak·II, 110, 111
  5548. TAMITMAK: damlatmak· II, 311
  5549. TAMMAK: damlamak· I, 60, 376; II, 26. 87; III, 123, 360
  5550. TAMTURMAK: damlattirmak, damzııtmak. II, 175
  5551. TAMTURMAK: yaktırmak· II, 176 bkz> tamdurmak
  5552. TAMU: cehennem· III, 234
  5553. TAMU: hele, cümlenln anlamını pekitme için gelen bir edat· I, 420
  5554. TAMULAMAK: sıkılamak, sıkıştırmak, pekitmek· III, 327
  5555. TAMUR: damar· I, 362 bkz> tamar, tamır
  5556. TAMURGAN: her zaman kanayan, damlayan· I, 518, 524 bkz> yamurgan
  5557. TAMURMAK: (burun) kanamak, damlamak. II, 85 bkz> yamurmak
  5558. TAMUZMAK: damlatmak, damzırmak· II, 86, 164
  5559. TAN: sabah, ak;am esen serin esinti· III, 157
  5560. TANÇAMAK: bozulmak, çürümek· III, 303 bkz> tançgamak, tanç ımak, tınçamak, tınçımak,tunçımak
  5561. TANÇGAMAK: bozulmak, çürümek· III, 303 bkz>tançamak, tanç ımak, tınçımak, tunçımak
  5562. TANÇIMAK: bozulmak, çürümekIII, 303 bkz> tançamak, tançgamak t ınçamak, tınçımak, tunçımak
  5563. TANÇIŞMAK: bozulup kokuşmak II, 217
  5564. TANÇU: lokma, tıkım, III, 392 bkz> tunçu
  5565. TANÇULAMAK: (ağızda) çiğnemek, III, 352
  5566. TANIŞMAK: birbirine karşı borçlarını inkâr etmek· II, 112
  5567. TANMAK: inkâr etmek·III, 184
  5568. TANTURMAK: inkâr ettirmek· II, 176
  5569. TANUK: şahit, tanık, I, 18, 380; II, 37; III, 166
  5570. TANUKLUK: şahitlik, tanıklık; tutak· I, 503
  5571. TANULMAK: söz söylenmek, söz geçilmek; i şaret edilmek II, 130
  5572. TANUMAK: danışmak; işaret etmek; söylemek, emretmek; tavsiye etmek· II, 112; III, 273 bkz> tanıışmak tanuşmak
  5573. TANUTMAK: başkasına söz eriştirmeyi tavsiye ve emretmek· II, 312
  5574. TAÑ: şaşacak, şaşılacak nesne, danılacak şey, acayip şey, I, 62; III, 355
  5575. TAÑ: tan, sabah vakti. I, 170, 251;III, 355, 356 tañ eski zamanlardan kalm ış olan yapı·III,356
  5576. TAÑ: elek,III, 355
  5577. TAÑ: atmak tan yeri ağarmak.III, 356
  5578. TAÑILMAK: iple sarılmak.III, 395
  5579. TAÑINMAK: bir sargı ile sarmak; bir işi başlı başına yapmak.III, 395
  5580. TAÑIZMAK: şişmek.III, 392, 393
  5581. TAÑLAMAK: danlamak, taaccüp etmek III, 403
  5582. TAÑLAŞMAK: şaşmak, taaccüp etmek,I, 395; III, 398
  5583. TAÑLATMAK: danlatmak, şaşırtmak·II, 350, 359
  5584. TAÑMAK: bir şey ile sarmak,III, 390
  5585. TAÑSUK: şaşılacak, acayip; nefis·III, 382
  5586. TAÑ: tuñ étmek "tan tan" diye ses vermek· III, 357 bkz> dañ duñ étmek
  5587. TAÑUK: hakanlara sefer ve benzeri zamanlarda yemek ve ipek kuma ş gibi şeylerden verilen armağan·III, 365
  5588. TAÑUK: çevgen oyünunda topu gerilen ipten geçirebilene verilen ipek kuma ş·III, 365
  5589. TAÑUK: savaşta mızrakların ve bayrakların uçlarına takılan ipek kuma;·III, 365 tap elverir, yeter,I, 318
  5590. TAP: yaralama veya dövme izleri .III, 145
  5591. TAP: bolmak elvermek, yetmek· I, 318
  5592. TAPÇAN: erişilemeyen üzüm salkımlarını kesmek için toplayının üzerlne çıktığı sofra biçiminde üç ayaklı bir nesne· I, 435 bkz> tapçañ
  5593. TAPÇAÑ: eri;ilemeyen üzüm salkımlarını kesmek için toplayanın üzerlne çıktığı sofra biçiminde üç ayaklı bir nesne· III, 385 bkz> tapçan
  5594. TAPÇURMAK: tapşırmak, ulaştırmak, teslim etmek· II, 175 bkz> tapşurmak
  5595. TAPI: bir şeye razı olma· III, 216
  5596. TAPI: ne uzun ne kısa, orta· III, 216
  5597. TAPINDAÇI: tapan, tapınan· II, 168
  5598. TAPINGAN: tapınan, daima tapan, II, 168
  5599. TAPINGUÇI: tapan, tapınan, II, 168
  5600. TAPINGULUK: tapınmaya hakkı olan· II, 169
  5601. TAPINIGLI: tapan, tapınan. II, 169
  5602. TAPINMAK: tapmak, tapınmak, hizmet etmek· II, 140, 160, 161, 167, 168
  5603. TAPIŞ: iki kişinin işlerini birbirine tapşırması, vekilleşme, yekeleşme· I, 367
  5604. TAPLAG: rıza, muvafakat· I, 462 bkz> tablag
  5605. TAPLAMAK: kabul etmek, razı olmak· III, 293
  5606. TAPLAŞMAK: bir işe razı olmak, uzlaşmak II, 206 bkz> tepleşmek
  5607. TAPLATMAK: razı etmek·II, 341
  5608. TAPLUK: yer yarıkları· I, 467
  5609. TAPMAK: tapmak, hizmet etmek; bulmak, sezmek· I,425; II, 3; III, 222
  5610. TAPRAŞMAK: sıçraşmak (yalnız deve için ).II, 217
  5611. TAPRIMAK: sıçramak (yalnız deve için)III, 277
  5612. TAPŞURMAK: tapşırmak, ulaştırmak, teslim etmek,II, 175 bkz> tapçurmak
  5613. TAP: tap çabuk çabuk· III, 145
  5614. TAPUG: hizmet, tapma, tapı· I, 373, 376; II, 168; III, 58, 251
  5615. TAPUGÇI: hizmetçi· I, 376
  5616. TAPUGLUG: devamlı hizmeti olan· I, 495
  5617. TAPUGSAK: hizmet eden, hizmet etmeyl seven· II, 168; III, 377
  5618. TAPULMAK: (kaybolan şey) bulunmak, II, 119
  5619. TAPUZMAK: bilmece sormak ve säylemek·I, 462 bkz> tab ızmak, tabuzmak
  5620. TAPZUG: bilmece·I, 462 bkz> tabuzgu, tabuzguk, tapzuguk
  5621. TAPZUGUK: halkın birbirini sınamaya çektikleri bilmece·I, 462, bkz> tabuzgu, tabuzguk, tapzug
  5622. TAR: dar·III, 97, 148. 259
  5623. TAR: kelek, (ırmaklarda) sal, III, 148, 157
  5624. TAR: yağ tortusu· III, 148
  5625. TARALMAK: taranmak, II, 126
  5626. TARAMAK: taramak, dağıtılmak,I, 14
  5627. TARANMAK: taranmak, kendini yardımsız taramak. II, 145
  5628. TARASLAMAK: bir şeyi kuvvet ile dağitmak· III, 332
  5629. TARGAK: tarak, I, 14, 467
  5630. TARGIL: (attan ba;ka her hayvan için) alaca· I, 15, 482 § targ ıl yılkı; alaca hayvan·I, 482
  5631. TARHAN: islamlık'tan önce verilmi; olan bir addır, "bey" demektir.I, 436
  5632. TANDAÇI: çiftçi·II, 51 bkz> tarıgçı
  5633. TARIG: ekin, bitki, arpa, buğday, tane, tohum, zahire.I, 19, 140, 154, 165, 168, 187, 193. 194, 198,203. 208, 212, 213, 223, 256, 293. 302, 320, 373, 499, 509, 514;II, 49, 74, 81, 82, 106, 124, 125. 126, 145, 159. 162, 204, 212, 219,232,238,240, 259,263,307,319,
  5634. TARIG: biti tahıla düşen ufak hayvan· I, 320
  5635. TARIGÇI: çiftçi, ekinci. II, 49. 51; III, 242 bkz> tar ıdaçı
  5636. TARIGLAG: tohum ekilecek yer, tarla, ekerge· I, 496, 500
  5637. TARIGLANMAK: ekin sahibi olmak· Il, 269
  5638. TARIGLIG: ek!n bulunan yer, ambar· I, 496 § tar ıglıg ev; buğdaylı ev· I, 501
  5639. TARIGLIG: yér ambar·I, 496, 501
  5640. TARIGLIK: ambar·I, 503
  5641. TARIKMAK: daralmak·II, 115
  5642. TARILMAK: (bir nesne, õtekisi içine) da ğılmak, yayılmak; ayrtlmak· I, 15; II, 126. 209; III, 6
  5643. TARILMAK: ekilmek· II, 126 tarım tekinlere ve Afrasyab soyundan olan hatunlara ve bunlar ın çocuklarına karşı söylenen bir kelime, Hakanlı hanları oğullarından başkasına söylenmez·I,396 § altun ta rım; büyük kadınların ungunu·I, 396
  5644. TARIM: göllere, kumluklara dökülen çay kollar ı·I, 396
  5645. TARIMAK: (ekin) ekmek·III, 262
  5646. TARIMLAMAK: ırmağı bir adadan öbür adaya atlamak suretiyle geçmek·III, 341
  5647. TARIMSINMAK: ekin eker görünmek· II, 259
  5648. TARINMAK: yalnız başına ekmek; ekin eker görünmek II, 145, 159
  5649. TARIRKU: otları birbirine karışmamı; olan yer, otu az yer· I, 489
  5650. TARITGAN: ekincilik eden· I, 514;II, 319
  5651. TARITGU: (ekin) ekecek· II, 321
  5652. TARITIGLI: çiftçllik etmek üzere olan· II, 320
  5653. TARITIGLIK: çiftçllik yapmak hakkı olan· II, 320
  5654. TARITIGSAK: çiftçiliğe düşkün olan· II, 319
  5655. TARITMAK: eklncilik etmek, ektirmek·I, 514
  5656. TARKA: koruk- I, 427 bkz> talka
  5657. TARMAK: dağıtmak, yaymak, ayırmak·I, 399; III, 180, 260 bkz> taramak
  5658. TARMAK: yırtıcı hayvanların pençesi.I, 467
  5659. TARMAKLANMAK: kol kol kuş pençesi glbl akın etmek; pençe sahibi olmak (ku ş); kol kol olmak (su)·II, 274 bkz> tarmutlanmak
  5660. TARMAMAK: tirmalamak·II, 364
  5661. TARMAŞMAK: tirmalaşmak, birlikte kaşınmak·II, 207 bkz> tırmaşmak
  5662. TARMATMAK: tırmalatmak·II, 349, 364
  5663. TARMAZ: ;en hıyarı·I, 457 bkz> turmuz
  5664. TARMUT: dağların tepelerl, derelerl,I, 451
  5665. TARMUTLANMAK: (su) kollara ayrılmak· II, 270 bkz> tarmaklanmak
  5666. TARTAR: kumruya benzer bir kuş· I, 485
  5667. TARTIG: yük ipi, denk sargısı; blr iş çıkması üzerine hakanın adamlarını çağırması·I, 462
  5668. TARTIGÇI: davetçi·I, 462
  5669. TARTILMAK: tartılmak; gerllemek vé çekilmek· II. 229, 237
  5670. TARTIN: ylyecek, başka bir yerden getirilen zahire·I, 435;III, 426
  5671. TARTINMAK: 6zlemek; acınmak; götürür görünmek,II, 240
  5672. TARTIŞMAK: tartışmak, taıtmada yardım etmek; germekte yardım etmek; birblrinl cezbetmekte ve çekmekte ve kurmakta yardımetmek; sızlamak,I, 230;II, 205;III, 255
  5673. TARTMAK: tartmak; cezbetmek; çekmek, uzatmak, germek; getirmek, almak, ç ıkarmak, III, 426
  5674. TARUMAK: daralmak·III,261 262
  5675. TARUNMAK: canı sıkılmak, usannnak, sıkılmak· II, 145
  5676. TARUS: evin çatısı· I, 366; II, 105
  5677. TARUSLAMAK: çatı yapmak, III, 332
  5678. TARUTMAK: darla;tırmak·II, 302 ·
  5679. TAS: her nesnenin kötüsü, bayağısı,I, 329
  5680. TASAL: çevgen oyununda çlzilmlş sınır·I, 392 bkz> talas
  5681. TASGAMAK: tokatlamak·III, 287, 288
  5682. TASGAŞMAK: tokatlaşmak; tokatlamakta yardım ve yarış etmek,II, 220 bkz> yasgaşmak
  5683. TASGATMAK: tokatlatmak,II, 338
  5684. TÀŞ: taş, kaya,I,135,163, 254, 256, 276, 517;II, 7, 14, 23, 129, 133.184, 234; III, 58,152,187, 280. 282 286, 372, 375. 426 435, 447, 448
  5685. TAŞ: dış, taşra, gurbet; geniş açıklık; yazı; yabancı yer·I, 91, 435;II, 74;III, 152
  5686. TAŞAK: erkeklik aygıtı.I, 380, 438;III, 267
  5687. TAŞAKLIG: taşaklı·I, 497
  5688. TAŞGURN: -ıak taşayazmak,II, 178, 201
  5689. TAŞIKMAK: dışarı çıkmak· II, 116 bkz> çıkmak,tışıkmak
  5690. TAŞIRKAN: közlüg patlak gözlü, lokma gözlü· I, 521
  5691. TAŞIRMAK: tafirmak· I, 521
  5692. TAŞITGAN: daima taşıtan, taşınan· I, 514
  5693. TAŞITMAK: taşitmak· II, 307
  5694. TAŞLAMAK: taşlamak; gurbete gitmek, dışarılıklı olmak, III, 294
  5695. TAŞLATMAK: taşlatmak; taşràya yollamak. II, 343
  5696. TAŞMAK: taşmak·II, 12
  5697. TAŞRA: dışarı·I, 424
  5698. TAŞUG: taşınabilen mal, eşya, menkul mal·I, 411
  5699. TAŞUMAK: taşımak; çıkarıp atmak, kovmak· I, 102; III, 266
  5700. TAŞURGAN: daima ta;ıran· I, 518
  5701. TAŞURMAK: taşırmak, II, 78
  5702. TAŞUTMAK: taşitmak·I, 210
  5703. TAT: tat, yabancı; müslüman olmayan; üygur, Farslı, Acem, Farsça konuşan·I, 36, 349, 454, 483, 486;II, 3, 216, 280, 281, 294
  5704. TAT: kılıç ve benzeri îeylerin üzerine çöken pas· II, 281 bkz> tut
  5705. TATA: on adımdan görülebilecek yer parças ı, III, 220 bkz> tada
  5706. TATGANMAK: tatlı bulmak, tat almak·II, 241
  5707. TATIG: tat, lezzet·I, 408
  5708. TATIGLANMAK: tatlanmak· II, 265
  5709. TATIGLIG: tatlı· I, 495, 496
  5710. TATIGMAK: tat, lezzet· I, 408
  5711. TATIGSAMAK: canı tatlı istemek, I, 279; III, 332, 333
  5712. TATIG: talıg tat, lezzet, I, 408
  5713. TATIKMAK: Tatlaşmak; Farslaşmak· II, 116, 281
  5714. TATIKMAK: paslannnak· II, 281 bkz> tutukmak
  5715. TATILMAK: tadılmak, tadına bakılmak, II, 120
  5716. TATIMAK: tat vermek· III, 257
  5717. TATINDI: süt bol süt· I, 449
  5718. TATINMAK: tadar görünnnek·II, 158
  5719. TATIRGA: tirşe denen sepilenmiş beyaz deri· I, 489
  5720. TATIRLIG: yér toprağı düz ve sert olan yer, bozkır, I, 494
  5721. TATIR: yér kıraç yer, I, 361 tatıtmak tadılmak, tadına tesir etmek, tat vermek, II, 299
  5722. TATLAMAK: Fars, vé Farslı saymak· III, 293
  5723. TATLAŞMAK: Farsça veya üygurca konuşmak, II, 206, 207ı
  5724. TATLIG: tatlı· I, 45, 529; III, 178, 194
  5725. TATRUŞMAK: birbirine tattırmak· II, 217
  5726. TAT: Tavgaç üygur ve Çinli; Farslı ve Türk· I, 454;II, 280
  5727. TATURGAN: daima tattıran·I, 515, 516;II, 74
  5728. TATURMAK: tattırmak·II, 73;III, 186
  5729. TAVAR: mal, davar·I, 79, 234, 235, 238, 264, 265, 300. 303, 362;III, 310, 334, 338, 419, 420, 445, 447 bkz> tavar
  5730. TAVUŞ: duygu ve kımıldanma· III, 165 bkz> tavış,tavuf
  5731. TAVAR: mal, mülk, eîya· I, 22. 79, 86, 114, 189, 210, 238, 255, 261, 264, 284, 291, 295, 362, 411, 498, 514;II, 17, 19, 29, 50, 55. 58, 61, 81, 87, 89. 93, 101, 112, 113, 121, 125, 136, 153, 154, 155, 156, 158. 183 189, 224, 237, 249, 250, 253, 295, 296, 297, 3
  5732. TAVARLIG: mallı, mal sahibi. I, 495
  5733. TAVARLUK: mal konan yer, hazine. I, 503
  5734. TAVARSAK: mal sever· II, 56
  5735. TAVGAÇ: edi Araplar'ın "Âd ulusunun izeri" dedikleri büyük ve eski yap ılara verilen ad· I, 454
  5736. TAVGAÇLARMAK: Maçinli saymak·III, 350
  5737. TAVGAÇLANMAK: Maçin halkı kılığına girmek II, 271
  5738. TAVGAÇ: yudası susam çiçeğinin (urfağının) yaprağına benzer yaprakları bulunup ilaç için kullan ılan bir
  5739. AĞAÇ·: I, 454
  5740. TAVILGUÇ: tabarhun; innap dediklerl meyve; k ızıl ağaç; bakam ağacı; tarhun denen sebze; kızıl sõğüt, I, 488, 489 bkz> tavılku
  5741. TAVILKU: tabarhun· I, 489 bkz> tavılguç
  5742. TAVIŞ: duygu ve kımıldanma. III, 165 bkz> tavuş, tavuş
  5743. TAVIŞGAN: tavşan·I, 513, 525
  5744. TAVIŞGANLAŞMAK: öndül olarak tavşan koyup yarış (bahis) etmek· II, 226
  5745. TAVIŞGAN: yılı Türkler'in on ikili yıllarından biri.I, 346, 513
  5746. TAVMAK: tasarruf etmek,I, 519
  5747. TAVRAK: çabuk, acele, kıvrak, çalışkan, çabukluk· I, 156, 468, 520; III, 46, 69, 258 bkz> tafrak
  5748. TAVRAMAK: davranmak; büyümek, kuvyetlenmek,I, 103; III, 41, 279 bkz> tuvramak
  5749. TAVRAN: şalvar uçkuru ve sapan kolu yapmak için örülmü ş ip,I, 436
  5750. TAVRANMAK: davranmak·II, 240
  5751. TAVRATASI: davrandıracak·II, 362 § tavratası yér; davrandıracak yer·II, 362
  5752. TAVRATGAN: daima acele ettiren, daima davrand ıran·II, 360
  5753. TAVRATGU: davranılacak.II, 362 § tavratgu ogur; davran ılacak zaman·II, 362
  5754. TAVRATGUÇI: acele ettiren, davrandıran.II, 360
  5755. TAVRATIGLI: acele ettiren ve işe başlatmak üzere olan·II, 361
  5756. TAVRATIGLIK: davrandırma, acele ettirme hakkı olan, II, 361
  5757. TAVRATIGSAK: acele ettirmek, davrandırmak isteyen II, 360, 361
  5758. TAVRATIGSI: davrandırına, acele ettirme hakkı olan. II, 361
  5759. TAVRATIŞMAK: ivmekte ve yürüyüşte yarış etmek, II, 363
  5760. TAVRATMA: davrandırrria. II, 360
  5761. TAVRATMAK: acele etmek, acele ettirmek, davrand ırmak; (ip) eğirmek· II, 330, 335, 336, 360 tavratmış kıvratılmış. II, 362 § tavratmış yıp; kıvratılmış ip, II, 362
  5762. TAVRATTAÇI: acele ettiren, davrandıran· II, 360
  5763. TAVUŞ: duygu ve kımıldanma· I, 367 bkz> tavuş, tavış
  5764. TAVUŞLAMAK: kımıldanma, duyu ve hareket belirtmek III, 335
  5765. TAY: tay,I, 206, 207, 313; III, 71, 158
  5766. TAYAGU: taş ve tezek parçası· III, 174
  5767. TAYAK: dayak, dayangaç·I, 417; III, 166
  5768. TAYAKLANMAK: dayak, baston sahibi olan III, 197 ,198
  5769. TAYAMAK: dayak koymak, dayak dikmek, dayamak, III, 274
  5770. TAYANMAK: dayanmak, III, 161, 190, 191, 380
  5771. TAYAÑU: mabeyinci, perdeci· III, 380
  5772. TAYGAN: tazı, av köpeği. I, 421; II, 15, 343; III, 174, 175
  5773. TAYIG: kaygın· III, 165
  5774. TAYIŞMAK: kaymakta yarış etmek· III, 188
  5775. TAYITMAK: kaydırmak· II, 325, 326 bkz> tayturmak
  5776. TAYLAÑ: er ince, kibar, güzel, boylu boslu, rengi parlak, elbisesi temiz adam (en çok gençlerde kullanılır)· III, 386 bkz> tayuk § taylañ yigit; dalyan (daylan) gibi genç, III, 386
  5777. TAYMAK: kaymak· III, 166, 243, 244
  5778. TAYTURMAK: kaydırmak, 2iyındırmak· III, 192 bkz> tayıtmak
  5779. TAYUK: er ince, kibar genç· III, 166 bkz> taylañ
  5780. TAYUKLANMAK: dayılanmak, kibarlanmak. III, 197, 198
  5781. TAZ: kel, daz, boynuzsuz, bitkisiz, çorak· I, 26, 313; II, 41, 52; III, 148, 149 § taz koy; kel koyun, boynuzsuz koyun, III, 148 § taz yér; bitkisi az olan çorak yer, kel toprak·III, 148
  5782. TAZARMAK: kelle;mek· II, 77 bkz> tazgarmak, tazg ırmak
  5783. TAZ: at alacalı at· III, 148
  5784. TAZGARMAK: kelleşmek, dazlaşmak, II, 178 bkz> tazarmak, tazgırmak
  5785. TAZGIRMAK: dazlaşmak, kelle;mek· II, 178 bkz> tazarmak, tazgarmak
  5786. TAZLAMAK: birine kel demek, birini kel saymak. III, 293
  5787. TEBIZ: çorak yer; haset eden· I, 19, 365;II, 208
  5788. TEBIZLIK(G): çekememezlik, haset·I, 506
  5789. TEF: dek, al, hile·I, 332 bkz> tev
  5790. TEFÇITMEK: sıkıca geçmeli olarak diktlrmek· II, 329 bkz> tevçimek
  5791. TEGDEG: sebep,I, 160 bkz> tıldag
  5792. TEGDI: ziyaretçi.III, 230 bkz> teki
  5793. TEGILMEK: şaşıla;mak, tek gözlü olmak,II, 130
  5794. TEGIN: değin I, 349
  5795. TEGINMEK: bir büyük adamın yanına gelmek veya oradan gitmek. II, 143
  5796. TEGIÑ: tekin, samur·III, 370
  5797. TEGIR: değer, kıymet·I, 352;II, 82
  5798. TEGIRME: çörek, değirmen taşı, para gibi değirmi olan her nesne·I, 490
  5799. TEGIRMEK: yaklaştırmak·II, 148
  5800. TEGIRMEK: deve üzerine ikl taraflı atılarak içerisine bìnilen sepetle, sepete benzer nesne· I, 506 bkz> ügürmek
  5801. TEGIRMEN: değirmen, değirmen taşı· I, 369; II, 128; III, 266. 267, 282, 355
  5802. TEGIŞ: değişme. I, 368
  5803. TEGIŞMEK: muhakeme olmak; (bir yere) değmek; dürüm dürüşmek. II, 105, 106
  5804. TEGME: değme, her, her bir, türlü türlü·I, 157, 241, 296, 433, 434, 437, 523;II, 156, 285; III, 26 tegmek değmek, dokunmak, ermek, erişmek, varmak, yakalamak, dü;mek; hücum etmek· I, 48, 104, 167, 319, 363, 375, 410, 429, 471, 472, 522;II,19, 20,91 ,129;III,44,4
  5805. TEGRE: etraf, çevre, daire, değre,I, 310, 421, 424; II, 13, 45, 137; III, 285, 401, 422
  5806. TEGREK(G): herhangi bir şeyin halkası, değresi· I, 477
  5807. TEGÜ: kadar, dek,III, 237
  5808. TEGÜL: değil.I, 329, 393;II, 57, 68;III, 153 bkz>dag, dag ol, dag
  5809. TEGÜRGEN: daima degiren, eriştiren . I, 522
  5810. TEGÜRMEK: eriştirmek, dokundurmak, değirmek· I, 207, 335, 376; II, 84; III, 134, 158
  5811. TEJIK: Tacık, Farslı· I, 387
  5812. TEJIKLEMEK: Farslı saymak, Farslılığa nispet etmek,III, 340
  5813. TEK: tek, sadece, bir şey dilemeyerek; gibi, benzetme edat ı,I, 334, 353, 354, 490, 497;III, 155
  5814. TEKE: teke, boynuzundan yay yapılan' erkek geyik· III, 102, 228 § teke sakal; teke sakall ı, köse adam· III, 228
  5815. TEKI: ziyaretçi· III, 230 bkz> tegdi
  5816. TEKIŞ: her şeyin sonu, bitimi.I, 368
  5817. TEKNE: tekne·I, 434
  5818. TEKŞÜT: değişit, karşılık, bedel·I, 451
  5819. TEK: turmak susmak· I, 334
  5820. TEKÜZ: atın alnındaki akıtma,I, 507 bkz> tüküz
  5821. TEKÜZLIG: akıtmalı.I, 507
  5822. TELGEMEK: sıkmak, can sıkmak,III, 291
  5823. TELGENMEK: kızmak, içlenmek· II, 242
  5824. TELIK: delik· I, 388
  5825. TELIM: çok, pek çok, bol, fazla, daima, hep, pek· I, 44, 73, 110, 132, 156, 157, 166, 167, 200, 235, 249, 255, 397, 427, 467, 514, 515, 520, 521, 522, 523;II, 38, 179, 241, 260, 315, 342; III, 20, 52, 159, 194, 297, 311, 323, 404
  5826. TELINMEK: delinmek· II, 147, 148
  5827. TELIŞMEK: delmekte yardırn ve yarış etmek, II, 108
  5828. TELMEK: delmek; sıirüye katmak· II, 22
  5829. TELMIRMEK: sağa sola bakınmak (bir şey istemek için).II, 179, 180
  5830. TELTÜRMEK: deldirmek. II, 174, 175
  5831. TELÜ: deli,çılgın III, 156, 232 bkz> telve
  5832. TELVE: deli, I, 426 bkz> telü
  5833. TEM: tırkaz· I, 337
  5834. TEMEN: büyük iğne, çuvaldız, I, 402; III, 35, 367 bkz> tümen § temen yiñne; büyük i ğne, çuvaldız· I, 402 § temen yigne; büyük igne, çuvald ız, III, 35
  5835. TEMLEMEK: tırkazlamak· I, 337
  5836. TEMREGÜ: temregi· I, 491
  5837. TEMÜR: demir. I, 42, 187, 361, 520; II,II, 21; III, 253
  5838. TEMIIRÇI: demirci· III, 268
  5839. TEMÜRGEN: ok temreni .I, 522 bkz> temürken
  5840. TEMÜR: kazñuk kutup yıldızı; demir kazık·III, 383 bkz> temür kazuk (kazuñuk)
  5841. TEMÜR: kazuk kutup yıldızı; demir kazık,III, 40 bkz> temür kazñuk
  5842. TEMÜRKEN: ok tenıreni·I, 522 bkz> temürgen
  5843. TEMÜRLÜG: demir sahibi·I, 506
  5844. TEMÜRLÜK: demir eritllen ve süzülen yer·I, 506
  5845. TEN: vücut·II, 307
  5846. TENÇMEK: ısırmak, kötüleşmek, yoksullaşmak· II, 281;III, 303 bkz> yençimek, yunç ımak
  5847. TENE: tane; susam, mışmiş gibi şeyler·III, 44, 236
  5848. TENRIMEK: uyuyamamaktan baş dönmek,III, 282
  5849. TEÑĞ: imkân, fırsat, sıra·II, 103; III, 355 terig gõl, batakl ık·I, 528
  5850. TEÑ: denk, ögür, akran·III, 355 § teñ
  5851. TUŞ: denk, eş, küfüv·III, 355
  5852. TEÑEK: hava·III, 366
  5853. TEÑELGÜÇ: dölengeç kuşu·III, 388 bkz> terigelgün
  5854. TEÑELGÜN: dölengeç kuşu·III, 388 bkz> teñelgüç
  5855. TEÑERMEK: iki şeyi birbirine denklemek, denkle ştirmek·III, 398
  5856. TEÑEŞMEK: denkleşmek, ikl şey birbirine denk olmak III, 393
  5857. TEÑIL: ön ayakları çizgili·III, 366
  5858. TEÑIRGEN: Tanrıya tapınan bilgin.III, 389 bkz> Teñrigen
  5859. TEÑITMEK: havaya doğru yükseltmek·III, 396 bkz> tüñitmek
  5860. TEÑIZ: deniz·I, 100; II, 45; III, 136, 363, 370
  5861. TEÑLEMEK: Iki şeyi birblrine denklemek, denk etmek, denkle ştirmek. I, 427, III, 403
  5862. TEÑLENMEK: işi düşünmek, çare düşünmek· III, 400
  5863. TEÑLEŞMEK: iki şey birbirine denkle;mek, III, 398
  5864. TEÑMEK: havalanmak, havaya yükşelmek, göz-den kaybolmak, III, 390
  5865. TEÑRI: gök, sema· III, 377
  5866. TEÑRI: büyük bir dağ, büyük bir ağaç gibi göze ulu görünen Her şey· III, 377
  5867. TEÑRI: Tanrı. I, 53, 68, 150, 171, 206. 212, 225, 266, 280, 300, 301, 304, 373, 416, 461, 472, 475;II, 3, 77, 140, 152, 160, 161, 162, 167, 169, 173, 179, 185, 192, 200, 201, 288, 294, 303, 315, 316, 324, 325, 347, 356,III, 52, 53, 84, 95, 137, 271, 273, 290, 34
  5868. TEÑRIGEN: Tanrı'ya tapınan bilgin, bilgin kimse· III, 377, 389 bkz> Teñirgen
  5869. TEÑRIGERÜ: Tanrı'ya doğru, Tanrı'ya yõnelerek, III, 251 bkz> Teñrikeri
  5870. TEÑRIKERI: Tanrı'ya doğru, Tanrı'ya yônelerek. III, 251 bkz> Teñrigerü
  5871. TEÑTÜRMEK: elindekini havaya doğru saldırmak, yükseltmek, III, 397
  5872. TEÑÜÇ: saçayağı gibi yarım arşın yüksekliğinde olan her şey· III, 381
  5873. TEÑÜRMEK: havaya doğru yükselip kaybolmak, yükselen bir ;eyl sal ıvermek. III, 392
  5874. TEPIK: tepiş, tepme· I, 27, 386
  5875. TEPILMEK: tepilmek· II, 119
  5876. TEPINMEK: tepmek, bir şeyi ayakla kımıldatmak· II, 140
  5877. TEPIŞMEK: tepişmek, II, 87, 113
  5878. TEPLEŞMEK: bir işe razı olmak, uzlaşmak· II, 206 bkz> taplaşmak
  5879. TEPMEK: dövmek, vurmak, tepmek, I, 27, 178, 386, 526; II, 3, 33, 113
  5880. TEPREMEK: tepremek, kımıldamak III, 277
  5881. TEPRENMEK: teprenmek,II, 240
  5882. TEPREŞMEK: oynamak, tepreşmek, kaynaşmak· I, 88;II, 204
  5883. TEPRETESI: tepretilecek.II, 362 § tepretesi yér; tepretilecek yer·II, 362
  5884. TEPRETGEN: çok tepreten·II, 360
  5885. TEPRETGÜ: tepretilecek,II, 362 § tepretgü ogur
  5886. TEPRETGÜÇI: tepreten,II, 360
  5887. TEPRETÍGLIK: tepretme hakkı olan·II, 361
  5888. TEPRETIGSEK: tepretmek dlleğinde olan· II, 360. 361
  5889. TEPRETIGSI: tepretmek hakkı olan ve tepretmekte acele eden· II, 362
  5890. TEPRETIŞMEK: tepretmekte yardım ve yarış etmek· II, 363
  5891. TEPRETME: teprendirme. II, 360
  5892. TEPRETMEK: tepretmek, teprendirmek, kımıldatmak, saldırmak; (yalnız deve için) sıçratmak, II, 329, 330, 360
  5893. TEPRETMIŞ: tepretilmiş, II, 362 § tepretmiş neñ
  5894. TEPRETTECI: tepreten· II, 360
  5895. TEPSEMEK: haset etmek, günülemek, çekememek· I, 463; III, 283 bkz> tepzemek
  5896. TEPSETMEK: haset ettirmek· II, 336 bkz> tepzetmek
  5897. TEPÜK: kurşun eritilerek iğ ağırşağı şeklinde dökülür, üzerine keçi kılı veya başka bir şey sarılır,
  5898. ÇOCUKLAR: bunu teperek oynarlar· I, 386
  5899. TEPZEMEK: haset etmek, günülemek, çekememek, I, 19; III, 283 bkz> tepsemek
  5900. TEPZEŞMEK: hasetleşmek· II, 206 tepzetmek haset ettirnşek, II, 335, 336, bkz> tepsetmek
  5901. TER: ter, I, 181, 322, 466; 11. 96, 273, 279, 303, 336;III, 148, 196
  5902. TER: ücret, çalışana verilen para· III, 148, 212
  5903. TER: atmak beden teri dışarı atrnak·II, 303
  5904. TERITMEK: teri ötmek
  5905. TER: bolmak terlemek, utanmak, mahcup olmak·I, 322
  5906. TERÇI: ücretle çalışan, ırgat·I, 417; III, 148
  5907. TERGÜŞI: deren, toplayan·II, 51
  5908. TERI: deri, I, 70, 165, 306; II, 149, 229, 231, 303, 354; III, 188, 190, 221, 244, 392
  5909. TERIGSEK: dermeyi, toplamayı dileyen· II, 55
  5910. TERINÇEK: iki parçadan yapılan kadın carı· I, 510
  5911. TERIÑ: (yalnız su için) engin, geniş, derin, her derin ve çok şey· III, 370
  5912. TERINGÜKLENMEK: (su) derlnlemek, ;oğalmak· III, 411
  5913. TERI: ötmek ter derlden geçmek,II, 303 bkz> ter atmak, teritmek
  5914. TERITMEK: terlemek·II, 303, 304 bkz> ter atmak, teri ötmek
  5915. TERK: tez, çabuk,I, 350, 441 bkz> terkin
  5916. TERKEN: egemen, hükümdar, mellk; vilâyet üzerine vali olan kimseye kar şı hakanlann aytası; "kendisine itaat edilen" anlam ına I, 376, 441, 442; 11. 209
  5917. TERKIN: toplu olan, toplanmiî olan her şey· I. 442, 443;II, 209
  5918. TERKIN: tez, çabuk,I, 441 bkz> terk
  5919. TERK: kelmek tez gelmek· I, 350
  5920. TERK: kılmak çabuk olmak· I, 350
  5921. TERKLEMEK: ivmek, acele etmek· III, 445
  5922. TERLEMEK: terlemek; kaşağılamak, gebrelemek, silmek· III, 293
  5923. TERLENMEK: terlemek, II, 242, 254
  5924. TERLETMEK: terletmek· II, 342
  5925. TERLIK: teri çekmek için eğerln veya palanın altına konulan keçe·I, 476
  5926. TERÑEK: su sızıntısı, su blrikintísi; kaynak, II, 291, 328 bkz> terñük
  5927. TERÑÜK: kaynak· II, 6 bkz> terñek
  5928. TERS: güç olan her nesne· I, 348
  5929. TERSINMEK: terslemek, kızmak; (yara kapandıktan sonra) azmak· II, 240, 241
  5930. TERS: ters urmak her yanından, her yanına vurmak· I, 348
  5931. TES: obanma edatı·I, 328 § tesdegirme; des- değirmi·I, 328
  5932. TEŞIK: obur, karnı dolduğu halde gözü dolmayan kişi·I, 387 bkz> teşüklemek
  5933. TEŞILMEK: yarılmak, değilmek II, 127, 128
  5934. TEŞRÜM: eğrilmiş ip yumağı· I, 485 bkz> tüşrüm
  5935. TEŞÜK: taşagı yarık; deşik, yarık, I, 387
  5936. TEŞÜKLEMEK: obur, aç gözlü saymak, III, 340 bkz> te şik
  5937. TETIK: akıllL III, 33 bkz> teytik
  5938. TETRÜ: her şeyin tersine dönüşü· I, 420
  5939. TETRÜLMEK: çevrilmek, ters olmak, kötü olmak, kötüle şmek·II, 229, 230
  5940. TEVE: deve·III, 139 bkz> deve, devey, tevey, teve, tevey, tevi, tévi, tivi
  5941. TEVEY: deve· III, 314, 342,447 bkz> deve, devey, teve, tevey, tevi, tévi, tivi
  5942. TEV: al, hile, aldatma,I, 332 bkz> tef
  5943. TEVÇIMEK: oyulkamak, seyrekçe dikmek·III, 276 bkz> tefçitmek
  5944. TEVE: deve·II, 181 bkz> deve, devey, teve, tevey, tevey, tevl, tévi, tivi
  5945. TEVEY: deve, I, 31; II, 84, 195, 206, 217, 255, 256, 329, 351;III, 49, 60, 67, 113, 136, 140, 168, 186, 200, 225, 309 bkz> deve, devey teve, tevey, teve, tevi, tévi, tivi
  5946. TEVGEN: her zaman 0126^I, 401
  5947. TEVI: deve· 1. 127, 385, 485;II, 21, 75, 246, 252, 338; III, 139, 277. 287 bkz> deve, devey, teve, tevey, teve, tevey, tévi, tivi
  5948. TEVINMEK: tasalanmak, utanmak, sıkılmak, II, 147
  5949. TEVIŞMEK: şişe et dizmekte yardım ve yarış etmek· II, 102 bkz> tüvi;mek
  5950. TEVLÜG: alcı, aldatıcı· I, 477; III, 33 bkz> tevlük
  5951. TEVLÜGLENMEK: kendini hileci saymak, hileci olmak, II, 277 bkz> tevlüklenmek
  5952. TEVLÜK: alcı, hileci, aldatıcı, III, 33 bkz; tevlüg
  5953. TEVLÜKLENMEK: kendini hileci saymak, hileci olmak, II, 277 bkz> tevlüglenmek
  5954. TEVMEK: eti şişe saplamak, dizmek. I, 401; II, 15
  5955. TEVSI: tepsi, sofra· I, 423; III, 50
  5956. TEVŞELMEK: ufalanmak; karışmak. II, 235, 236 bkz> tevşülmek
  5957. TEVŞEMEK: karı;mak, dolaşmak (ip), III, 286
  5958. TEVŞETMEK: karıştırmak, dolaştırmak (ip); birinin terini burçaklat ıncaya kadar yormak, II, 336
  5959. TEVŞINMEK: çalışmak, çırpınmak. II, 241 bkz> tevşünmek
  5960. TEVŞÜLMEK: karışmak· II, 236 bkz> tevşelmek
  5961. TEVŞÜNMEK: çalışmak, çırpınmak· II, 241 bkz> tevşinmek
  5962. TEVÜRGEN: her zaman çeviren·I, 521 § evürgen tevilrgen; her zaman evirlp çeviren· I, 521
  5963. TEVÜRMEK: çevirmek·II, 82 § evürdi tevürdi; evirip çevirdi, alt üst etti; tasarruf etti· II, 81
  5964. TEYITILMEK: akıllanmak, zekile;mek· II, 121
  5965. TEYTIK: akıllı, zeki· III, 33 bkz> tetik
  5966. TEZEK: tezek, at gübresi· I, 386
  5967. TEZEKLEMEK: pislemek. III, 340
  5968. TEZGEK: (er) işten ve işe benzer şeylerden kaçan, çekingen· II, 289 bkz> tezik
  5969. TEZGI: düşman gelmesi yüzünden halk arasında olan ürkuntü, panik· I, 429 bkz> tezik
  5970. TEZGI: bolmak düşman gelmesi yüzünden ürküntü meydana gelmek, I, 429
  5971. TEZGINÇ: dağ dönemeci, dağ büklümü· III, 387 bkz> yörgenç
  5972. TEZGINÇ: yol büküntülü, kıvrımlı yol- III, 387
  5973. TEZGINMEK: dönmek, tavaf etmek; çevrilmek· II, 241, 255, 303, 312
  5974. TEZIK: halk arasında ürküntü, panik, I, 387 bkz> tezgi
  5975. TÈZIK: (kişi) işten kaçan kimse· I, 387 bkz>tezgek
  5976. TEZINMEK: kaçar görünmek.II, 146
  5977. TEZIŞMEK: blrbirinden kaçışmak, II, 99
  5978. TEZITMEK: kaçırmak, II, 305
  5979. TEZMEK: kaçmak, tezlkrnek· II, 8
  5980. TÉGIN: aslında "köle" anlamına; sonraları hakan okullarına verilen ungun· I, 355, 357, 413; III, 368 bkz> tigin § kümüş tégin; rengi gümüş gibi saf köle· I, 413 § alp tégin; yi ğit köle I, 413 § kutlug tégin; uğurlu köle. I, 413
  5981. TÉGIT: tegin kelimesinin çoğul şekli.I, 355, 356
  5982. TÉMEK: demek, söylemek·I, 43, 74, 79, 87, 127, 178, 403;II, 287; III, 214, 215, 233. 245, 247, 259 bkz> timek
  5983. TÉMIN: demin·I, 409
  5984. TÉRGELIR: dermek, toplamak üzere o1an· II, 67
  5985. TÉRGEŞMEK: arka arkaya gelerek derleşmek· II, 206 bkz> tirkeşmek
  5986. TÉRGI: sofra, I, 429; II, 54 bkz> térgü
  5987. TÉRGÜ: sofra üzerindeki çeîitli yemek; s ıra, dizi·I, 428 bkz> térgi
  5988. TÉRIG: derme, derl{; dernek, derge,I, 388; II, 41 bkz> tirik
  5989. TÉRILGEN: her zaman derilen, toplanan·I, 521, 523
  5990. TÉRILMEK: derilmek, toplanmak· II, 127; III, 6
  5991. TÉRIMSINMEK: derer gibi görünmek· II, 261
  5992. TÉRINMEK: kendisine dermek, II, 146
  5993. TÉRIŞMEK: toplanmak, toplamakta ve dermekte yard ım ve yarış etmek· I, 107; II, 95, 96
  5994. TÉRKEK: bohça· II, 21
  5995. TÉRMEK: dermek, toplamak· II, 39, 44, 62, 66, 83; III, 181
  5996. TÉRNEK: dernek, işlerini konuşmak için ulusun toplandığı yer· I, 477
  5997. TÉTÜRMEK: söyletmek, dedirtmek. III, 186
  5998. TÉVI: deve· I, 389,499 bkz> deve, devey, teve, tevey, teve, tevey, tevi, tivi
  5999. TIDIŞ: engellik, engel oluş· I, 407
  6000. TIDIGLIG: neñ kendisine varılması yasak edilmiş nesne· I, 496
  6001. TIDIGMAK: bir şeyden alıkoyma, engel o1ma· I, 373
  6002. TIDILMAK: kaçınmak, çekinmek, alıkoymak, engel olmäk·II, 126 bkz> t ıdınmak
  6003. TIDIN: vakit bildiren bir kelime· III, 171
  6004. TIDINDI: nerig esirgenen, yasak edilen şey·I, 449
  6005. TIDINMAK: kaçınmak, esirgenmek, yasak edilmek I, 449;II, 144, 145 bkz> t ıdılmak
  6006. TIDIŞMAK: engel olmakta, alıkoymakta yarış etmek· II, 93
  6007. TIDLINMAK: kaçınmak, tıyınmak; söz söylerken duraklamak. II, 242
  6008. TIDMAK: geri koymak, men etmek· II, 292; III, 244, 439 bkz> t ıtmak, tıymak
  6009. TIG: al ile doru arası at rengi, konur al· III, 127
  6010. TIGDAMAK: diğrek, sert, katı olmak III, 278 bkz> tıgramak, yavramak
  6011. TIGMAK: eğmek; değmek; bir yere değerek keskinliği gitmek, körleşmek I, 307;II, 14, 83;III, 231 bkz> tagılmak, tigmek
  6012. TIGRAK: yılmaz; yiğit, bahadır· I, 468; II, 212
  6013. TIGRAK: elçi, haberci, postacı· III, 65
  6014. TIGRAKLANMAK: yiğitlik göstermek, yiğitlenmek· II, 274
  6015. TIGRAMAK: diğrek, katı, sert olmak· III, 277, 278 bkz> tıgdamak, yavramak
  6016. TIGRAŞMAK: gürbüzleşnıek, bahadırlaşmak. II, 212
  6017. TIGRATMAK: sıkıştırmak; becerikli, tıgrak yapmak, II, 330
  6018. TIKILAMAK: tık diye ses vermek· III, 326 bkz> tiki, tíkilemek
  6019. TIKITMAK: tıkılmak, sıkışmak,II, 129
  6020. TIKINMAK: teperek tıkmak, doldurmak, fazla yemek· II, 147
  6021. TIKIŞMAK: tikılmak, sıkı;mak· II, 104
  6022. TIKITMAK: tıktırmak, sıkı;tırmak· II, 308
  6023. TIKMA: (üzüm) sıkışık, birbirine girmiş (üzürn)· II, 16
  6024. TIKMAK: tıkmak, doldurmak·II, 16
  6025. TIKTURMAK: tıktırmak, bastırmak· II, 174
  6026. TIL: dil, söz, lûgat·I, 107, 335, 336, 429;II, 20; III, 43, 133, 134, 161
  6027. TIL: durumunu öğrenmek için düşmandan yakalanan tutsak, çaşıt, casus· I, 336; III, 134
  6028. TILAK: kadının kadınlık aygıtı, avret yeri,I, 335, 411
  6029. TILDAG: bahane, I, 160, 462 bkz> tegdeg
  6030. TILIKMAK: konuşmak, haber vermek; dile düşmek· II, 116, 117
  6031. TILKATMAK: işi geciktirmek; yükü çarpitmak, çarp ık yapmak; yükle ip arasına ağaç parçası koyarak yükü düzeltmek için büktürmek. II, 339 bkz> talk ıtmak
  6032. TILLIG: dilli· III, 313
  6033. TIL: tegürmek dil uzatmak, söz dökundurmak, dille (sözle) incitmek.I, 336
  6034. TIL: tutmak düşmanın durumunu õğrenmek üzere blr adam yakalamak·I, 336;III, 134
  6035. TIN: ruh, nefes, soluk· I, 164, 177. 179 192, 249, 339;II, 118, 283 bkz> t ınıg
  6036. TIN: dinmiş; haylaz, işslz; tembelleşmiş, harın- lafmış III, 138
  6037. TINÇAMAK: bozulmak, çürümek, III, 303 bkz>tançamak, tançgamak, tanç ımak, tınçımak, tunçımak
  6038. TINÇIMAK: bozulmak, çürümek, III, 276, 303 bkz> tançamak, tançgamak, tanç ımak, tınçamak, tunçımak
  6039. TINDURMAK: rahatettirmek, dinlendirmek,11,176
  6040. TINIG: nefes alma, soluk alma· II, 40 bkz> t ın
  6041. TINILMAK: dinlenilmek, rahat edilmek. II, 130, 131
  6042. TINMA: susma· II, 28
  6043. TINMAK: dinlenmek, solumak, nefes almak; dinmek, sonu gelmek,I, 206, 207, 529; II. 28, 40, 176, 204, 316;III, 158 tın
  6044. TIIT: sus·II, 28
  6045. TIÑILAMAK: agır bir şey yere düşerek ses vermek,III, 404 bkz> tiñilemek
  6046. TIÑLAMAK: dinlemek·III, 403 bkz> tlñlemek
  6047. TIÑLAŞMAK: dinlemekte yarış etmek·III, 398
  6048. TIÑLATMAK: dinletmek-II, 359
  6049. TIRMALMAK: tırmalamak II, 230
  6050. TIRMAŞMAK: tırmaşmak, kaşınmak·II, 207 bkz> tarmaşmak
  6051. TIRÑAK: tırnak.I, 134, 177;III, 382
  6052. TIRT: tekrarlanarak "cart" diye ses vermek·I, 341
  6053. TIŞ: diş,I, 464;II, 20, 97, 110,III, 209, 311, 334; III, 25, 73, 125, 216, 254, 270, 272, 280, 283, 297
  6054. TIŞ: sapan demiri·III, 125
  6055. TIŞ: alın akıntisı gözü önüne varıp kulaklarına çıkmayan ve burnuna inmeyen ikìsi ortas ı kalan at·III, 125
  6056. TIŞI: dişi, her hayvanın dişisi; kadın· I, 396, 400, 447, 529; II, 102; III, 6, 178, 224, 229 bkz>tí şi tışıkmak dışarı çıkmak·II, 116 bkz> çıkmak, taşıkmak
  6057. TIŞI: takagu tavuk·I, 447
  6058. TIŞLATMAK: dişletmek.II, 343, 344
  6059. TIT: dağda biten çam fıstığı ağacı, Pinuslarix. III, 120
  6060. TITILMAK: didilmek II, 120
  6061. TITIŞMAK: ditmekte yardım etmek, yırtılmak· II, 89 bkz> titişmek
  6062. TITLANMAK: çamlanmak, çam sahibi olmak· III, 199
  6063. TITMAK: geri koymak men etmek· II, 292 bkz> tıdmak, tıymak
  6064. TITMAK: ditmek, ziyadesiyle parçalanmak, II, 292
  6065. TIYMAK: men etmek· III, 244 bkz> tıdmak, tıtmak
  6066. TIGIN: aslında "köle" anlamına iken sonra hakan oğullarına verilen ungun· I, 355 ,357, 413; III, 368 bkz> tégin
  6067. TIGMEK: egmek, III, 231 bkz> tagılmak, tıgmak
  6068. TIGRETMEK: ses çıkartarak, hışıldatarak yürütmek,II, 330, 331 bkz> tikretmek
  6069. TIKEMEK: dikmege gücü yetmek· I, 117
  6070. TIKEN: diken·I, 204, 400;II, 215, 280;III, 44 bkz> tikken
  6071. TIKI: geceleri işitilen ses,III, 230 bkz> tıkılamak,tikilemek
  6072. TIKIGLIG: dikilmiş (elbise),I, 509 bkz> tikiklig
  6073. TIKIKLIG: dikilmiş.I, 509 bkz> tikiglig
  6074. TIKILEMEK: ses, hışırtı çıkarmak,III, 326 bkz> tıkılamak, tiki
  6075. TIKILMEK: dikilmek, (ağaç) dikilmek, bir şeyi dikine koymak,II, 130
  6076. TIKIM: parça, I, 396 bkz> tikkü, tikü tikir
  6077. TIKIR: at nalının çıkardığı sesi bildiren bir kelime. I, 361 bkz> tak ır takır
  6078. TIKIŞMEK: (agaç, elbise) dikmekte yardım etmek, II, 106, 113
  6079. TIKKEN: diken, I, 401 bkz> tiken
  6080. TIKKÜ: parça, lokma· III, 229 bkz> tlkim, tikü
  6081. TIKLINMEK: (ağaç ve benzeri) dikilmek. II, 244
  6082. TIKLIŞMEK: (ağaç ve benzeri) dikilrnek. II, 207
  6083. TIKME: (neıíğ) dikilmiş (nesne), I, 433
  6084. TIKMEK: bir şeyi delmek, dürtmek, sokmak, (ağaç) dikmek, bir şeyi dikey hale getirmek; (diki ş) dikmek. I, 195, 201; II, 20; III, 25, 367 § tikmeginçe; dikilmedikçe· II, 21
  6085. TIKREMEK: ses vermek; gelişmek, yeti;mek. II, 280
  6086. TIKREŞMEK: ses vermek; büyüyüp serpilmek. II, 209
  6087. TIKRETMEK: ses çıkartmak, hışıldatarak yürümek·II, 330, 331 bkz> tigretmek
  6088. TIKTÜRMEK: (dikiş) diktirmek· II, 174
  6089. TIKÜ: parça, lokma·III, 229 bkz> tikim, tikkü
  6090. TIKÜÇ: ekmekçilerin ekmek üzerine nak ış yapmak için kullandıkları nesne, kuş yeleği·I, 358
  6091. TIKÜLEMEK: lokma lokma vermek; rüşvet vermek·III, 326
  6092. TILDÜRMEK: dildirmek· 11.176 bkz> tiltürmek
  6093. TILEK: dilek,I, 412;II, 148; III, 90
  6094. TILEMEK: dilemek, istemek; beklemek, aramak·I, 21, 36, 51, 126, 252, 459;II, 8, 112, 260, 262; III, 87, 90, 143, 271
  6095. TILEMSINMEK: diler, ister gibi görünmek·II, 259, 261
  6096. TILENMEK: aranmak, dilenmek· I, 407; III, 43
  6097. TILEŞMEK: dilemekte yanş etmek·II, 108
  6098. TILETMEK: istetmek, diletmek. II, 310
  6099. TILGE: dilim, uzunlamasına kesilen her şey·I, 429 bkz> tilim
  6100. TILI: ok temreni üzerine sarılan sırım,III, 233
  6101. TILIM: dilim.I, 397 bkz> tílge
  6102. TILIMSINMEK: dilim yapar görünmek·II, 262
  6103. TILINMEK: uzunlamasına dilinmek·II, 149
  6104. TILLŞMEK: dilmekte yardım ve yarış etmek· II, 108
  6105. TILKI: tilki· II, 343 bkz> tilkü
  6106. TILKÜ: tilki.I, 54, 421, 429; II, 15; III, 5, 175, 244 bkz> tilki
  6107. TILKÜLENMEK: tilkilik etmek, yaltaklanmak· III, 202
  6108. TILMEK: dilmek, uzunluğuna yarmak veya kesmek, II, 23
  6109. TILTÜRMEK: dildirmek. II, 175 bkz> tildürmek
  6110. TIM: şarap dolu tulum; şarap satan, III, 136
  6111. TIMCI: şarap satan, meyhaneci·III, 136
  6112. TIMEK: demek· III, 231 bkz> témek
  6113. TIN: yular I, 339;III, 138 § tin tizgin; yular dizgin· I, 339
  6114. TIÑ: dik- III, 356
  6115. TIÑILEMEK: ağır bir şey yere düşerek ses vermek· III, 404 bkz> tıñılamak ,
  6116. TIÑLEMEK: dinlemek .I, 96 bkz> tıñlamak
  6117. TIÑ: turmak dik durmak·I, 356
  6118. TIREGÜ: direk, kendisine bir ;ey dayan ılan ve kendisiyle bir şey durdurulan her nesne, direcen ve buna benzer şeyler,I, 447
  6119. TIREK: direk; kavak·I, 387, 412
  6120. TIREKLIG: direk sahibi. I, 509
  6121. TIREKLIK: direklik ağaç yetişen yer, kavaklık; direklik· I, 509, 511
  6122. TIREMEK: dayak veya direk dikmek· III, 262
  6123. TIRENMEK: dayanmak; direnmek, çekinmek· II, 14S, 146;III, 233
  6124. TIREŞMEK: direşmek, çekinmek, diremek, şıkıntidan yürümez olmak (hayvan); çeki şmek· I, 414; II, 95, 96
  6125. TIRGÜRMEK: diriltmek II, 179, 200, 324; III, 424
  6126. TIRIG: diri, canlı, yaîayan· I, 14, 62, 386; III, 333 § tirigle; diri iken, hayatta iken. III, 257
  6127. TIRIK: derme, deriş; dernek, derge· I, 388 bkz> térig
  6128. TIRILGEN: her zaman yaşayan· I, 523, 524
  6129. TIRILMEK: dirilmek, yaşamak· I, 14; II, 127, 139, 200, 324; III, 6, 65
  6130. TIRIÑ: kulağın tınlamasına benzer sesi bildiren kelime. III, 370
  6131. TIRIÑ: étmek tın etmek· III, 370
  6132. TIRIÑ: éttürmek tın etmek III, 370
  6133. TIRKEŞ: yığlışma; kalabalık yüzünden yürümekte güçlük·I, 460 § suv tirke şi; dere kollarının suyunun toplandığı yer·I, 460
  6134. TIRKEŞMEK: toplanmak, toplaşmak, derleşmek·I,149,459; III, 65 bkz> térgeşmek
  6135. TIRSGEK: göz kapaklarında çıkan sivilce, it dirseği, arpacı·k. III, 424
  6136. TIRSGEK: dirsek· III, 424
  6137. TIŞEK: şişek, iki yaşını bitirerek üçüne basmış olan koyun· I, 387
  6138. TIŞELMEK: bilenmek, di;enmek· II, 128
  6139. TIŞEMEK: dişemek· III, 266, 267
  6140. TIŞETMEK: dişetnnek, II, 307
  6141. TIŞI: dişi, her hayvanın dişisi; kadın·I, 396, 400,447, 529;II, 102; III, 6, 178, 224. 229 bkz> t ışı
  6142. TIŞLEMEK: dişlemek, dişle ısırmak· III, 294
  6143. TIŞLENMEK: dişlenmek; dişenmek, bilenmek II, 244
  6144. TITIG: (yara, ağrı) acıma, acıyı;·I, 386
  6145. TITIK: çamur·I, 386, 506;III, 297 § oçakl ık
  6146. TITIK: çamur ve çamura benzer ocak yapılacak her nesne·I, 150
  6147. TITINMEK: dayanmak, direnmek, dik bakmak· II, 144
  6148. TÍTINÜ: bakmak dik, keskin bakmak, II, 144
  6149. TITIR: dişi deve·I, 361; III, 291
  6150. TITIŞMEK: ditmekte yardım ve yarış etmek; yırtılmak.II, 89 bkz> tıtışmak
  6151. TITIZ: tadı hel;le glbi kekremsi olan·I, 365
  6152. TITIZLIK: kek^elik.I, 506
  6153. TITMEK: (yara) acımak·I, 386
  6154. TITMEK: direnmek, karşı koymak; dik bakmak·II, 292
  6155. TITREŞMEK: titreşmek II, 217, 218
  6156. TITRÜ: bakmak dik bakmak, keskin gözle bakmak, II, 292; III, 272
  6157. TIVI: deve,III, 139 bkz> deve, devey, teve, tevey, teve, tevey, tevi, tévi
  6158. TIZ: yüksek yer· II, 344; III, 123 § tar ıg art tiz; Kaşgar'a yakın bir yayla· III, 123
  6159. TÍZ: diz,III, 123
  6160. TIZGIN: dizgin, I, 339, 424
  6161. TIZIG: (tizik) sıra, saf, dizi. I, 214, 387
  6162. TIZILDÜRÜK: çedik ve mest gibi çeylerin ucuna tak ılan pullar·I, 529
  6163. TIZILMEK: dizilmek·I, 233, 331;II, 127;III, 131
  6164. TIZIM: dizi· I, 396
  6165. TIZINMEK: dizinmek. II, 146
  6166. TIZIŞMEK: dizmekte yardım ve yarış etmek·II, 100
  6167. TIZLEMEK: dizle ezmek, çiğnemek III, 293, 294
  6168. TIZLETMEK: dizletmek, dizle teptirmek·II, 342
  6169. TIZLINMEK: dizilmek·II, 243
  6170. TIZME: alvarın uçkurluğu, torbanın bağı ve buna benzer nesneler·I, 433
  6171. TIZMEK: dizmek·II, 9, 31
  6172. TO: bulamaç gibi pişirllen blr un· III, 207
  6173. TODUNMAK: doyar gibi gõrünmek· II, 144 tod toy ku şu· III, 142 bkz> toh, toy
  6174. TODGURDAÇI: doyuran, doyurucu· II, 256
  6175. TODGURGAN: her zaman doyuran· I, 517; II, 256 bkz> todurgan
  6176. TODGURÇI: doyuran· II, 256 todgurguluk doyurmak hakk ı olan,II, 256
  6177. TODGURMAK: doyurmak, bıktırmak·I, 261; II, 76, 176, 177, 255, 324; III, 424 bkz> to ğurmak
  6178. TODGURMIŞ: doyurulmu;· II, 257
  6179. TODGURTMAK: doyurtmak. II, 256
  6180. TODGURUGLI: doyuran·II, 257
  6181. TODGURUMSINMAK: doyurur görünmek·II, 263 bkz> todgurunmak
  6182. TODGURUNMAK: doyurur görünmek.II, 202 bkz> todgurums ınmak
  6183. TODGURUŞMAK: doyurmada yarış etmek·II, 201
  6184. TODMAK: doymak.I, 32;II, 324;III, 244, 439 bkz> toymak
  6185. TODURGAN: her zaman doyuran·I, 517;II, 256 bkz> todgurgan
  6186. TODURMAK: doyurmak·II, 76;III, 68 bkz> todgurmak
  6187. TOG: at ayaklarının kazdıgı çukurlardan çıkan toz, toz,III, 127
  6188. TOGA: hastalık, iç ağırlIğı. III, 224
  6189. TOGMAK: doğmak, meydana çıkmak, belirmek; yükselmek, havalanmak, gö ğe ağmak· I, 65, 96, 301, 332, 340, 429, 456;II, 14, 80, 128; III, 183,194, 247, 282, 333, 378 § kün togs ıg dogu·I, 463
  6190. TOGRADAÇI: dograyan, dograyıcı. III, 314 bkz> tograguçı
  6191. TOGRAGAN: daima dograyan·III, 314
  6192. TOGRAGI: doğrama· III, 317
  6193. TOGRAGLI: doğramayı düşünen. III, 315
  6194. TOGRAGLIK: dogramak hakkı olan·III, 315 bkz; tograksık
  6195. TOGRAGSAK: dogramak isteyen,III, 314
  6196. TOGRAGSIK: dogramak hakkı olan·III, 315 bkz> tograglık
  6197. TOGRAGU: doğranacak· III, 317
  6198. TOGRAGUÇI: dograyan, dograyıcı.III, 314 bkz> togradaçı
  6199. TOGRAK: kavak agacı· I, 468
  6200. TOGRALMAK: doğranmak, parçalanmak, (ayakta ve dokumada) yar ıklar peyda olmak· II, 230
  6201. TOGRAMA: dograına. III, 311
  6202. TOGRAMADAÇI: doğramayıcı. III, 316
  6203. TOGRAMAGLI: dograyan. III, 316
  6204. TOGRAMAK: dogramak· I, 125; II, 278; III, 277, 278, 311, 312, 313, 316
  6205. TOGRAMIŞ: doğranmış,III, 316
  6206. TOGRANMAK: dograr görünmek. II, 240
  6207. TOGRAŞMAK: doğramakta yardım etmek, parçalanmak ve yarılmak.II, 211, 212
  6208. TOGRATMAK: dogratmak,II, 330
  6209. TOGRIL: yırtıcı ku;lardan bir kuş, bin kaz öldürür, bir tanesini yer; erkek ad ı da olur· I, 482;III, 381
  6210. TOGRIL: et ve baharatla doldurulan ba ğırsak, bumbar dolması,I, 482
  6211. TOGRUMAK: doğrulmak, yönelmek.II, 80
  6212. TOGRUŞMAK: yola duruşmak, yürümekte yariş etmek,II, 212
  6213. TOGTURMAK: dogurtmak· II, 173 bkz> togurtturmak
  6214. TOGURMAK: doğurmak· II, 80
  6215. TOGURTTURMAK: doğurtmak·II, 173 bkz> togturmak
  6216. TOH: toy kuşu, III, 142 bkz> tod, toy
  6217. TOK: tok, aç olmayan; saçsız insan; boynuzsuz hayvan,I, 79, 332, 358, 387;III, 239 § tok er; başında Türkler gibi saçı olmayan, Türkler gibi saç bırakmayan·I, 332, 358 § tok yılkı; boynuzsuz hayvan·I, 332
  6218. TOKILMAK: dövülmek, dokunmak, adam dövülmek I, 21; II, 129 bkz> tokulmak
  6219. TOKIMAK: (insan) dövmek, (demir) dövmek, vurmak, çarpmak; dokumak; dokunmak; götürmek ve batirmak· I, 12. 21; III, 268
  6220. TOKIMAK: tokmak, çamaşır tokmaêı·III, 177
  6221. TOKINMAK: (insan) dövülmek; çarpmak; dövülerek sertle ştirmek; dokunmak·II, 147; III, 12
  6222. TOKIŞ: savaş, cenk· I, 367; III, 172 bkz> toku ş
  6223. TOKIŞMAK: çarpışmak, harp etmek,I, 359; II, 103; III, 183 bkz> toku şmak
  6224. TOKITMAK: vurdurmak, dövdürmek; dokutmak, II, 308
  6225. TOKLI: toklu, altı aylık kuzu· I, 106, 431
  6226. TOKLUK: tokluk; insanın ba;ı saçsız ve hayvanın başı boynuzsuz olması·I, 469
  6227. TOKSUN: sayıda doksan·I, 437 bkz> tokuz on
  6228. TOK: tok bolmak arada geçimsizlik olmak· I, 333
  6229. TOK: tok étmek taşın taşa vurmasından çıkan ses gibl ses çıkarmak·I, 332
  6230. TOKU: toka, kemer tokası,III, 226
  6231. TOKUÇ: çörek·I, 358
  6232. TOKULAMAK: toka yapmak,III, 325, 326
  6233. TOKULMAK: dövülmek, dokunmak; adam dövülmek,II, 129 bkz> tok ılmak
  6234. TOKUM: boğazlanacak, kesilecek hayvan; bo ğazlanan, kesilen hayvanın derisi. I, 396, 472; II, 147 bkz> tugum
  6235. TOKUNMAK: hayvan kesmek, boğazlanmak·II, 147
  6236. TOKURKA: ibrik ve benzeri şeylerin emzigi· I, 489 bkz> tütek
  6237. TOKUŞ: savaş, II, 83 bkz> tokış
  6238. TOKUŞGAN: her zaman çarpışan, kavgacı· I, 519
  6239. TOKUŞMAK: vuruşmak, ;arpı;mak, harp etmek· I, 170, 183; 11. 103 bkz> tok ışmak
  6240. TOKUŞMAK: yayılmak, bulaşmak·III, 74 bkz>yukuşmak
  6241. TOKUZ: sayıda dokuz·III, 127
  6242. TOKUZ: on sayıda doksan· I, 437 bkz> toksun
  6243. TOLARSUK: ayak ökçesi I, 502
  6244. TOLGAG: kadın küpesi·II, 288
  6245. TOLGAG: sıkıntı, kulunç ve iç ağrısı·II, 288
  6246. TOLGAMAK: takınmak, dolamak; ağrı tutmak, iç bulanmak, burulmak.II, 288;III, 289
  6247. TOLGANMAK: dolanmak, kendine dolamak, içi bulan ıp kusma gelmek·II, 241
  6248. TOLGAŞMAK: dolaşmak, dolamakta ve bükmek-te yanş etmek, burulmak· II, 220, 221
  6249. TOLI: gökten yağan dolu·I, 139, 354; III, 233
  6250. TOLMAK: 811-010^I, 431
  6251. TOLTURMAK: 00^1-1113^II, 175
  6252. TOLU: dolu, boş olmayan· I, 100; III, 232, 357
  6253. TOLUM: silah·I, 183, 215, 359, 397;II, 30
  6254. TOLUMLANMAK: silahlanmak II, 266
  6255. TOLUMLUG: silahlı I, 498
  6256. TOLUN: ayın on dördü, dolun·I, 82, 288, 402; III, 33 § tolun ay; ay ın on dördü.I, 402
  6257. TOMRUM: yıgaç ağaçtonnruğu üzerinde pabuçla-rın sahtiyan ve gön gibi şeyleri kesilen ağaç kütük·I, 485
  6258. TOMRUŞMAK: tomruk yapmakta yardım ve yarış etmek·II, 213
  6259. TOMŞUK: kuş gagası·I, 469
  6260. TOMURMAK: tomruk yapmak, kesmek·II, 85; III, 69 bkz> yamurmak, yemilrmek
  6261. TON: elbise·I, 19, 37, 41, 45, 48, 118, 129, 152, 181, 204, 213, 228 ,231, 261, 268, 271, 273, 294, 305, 320,323,338,341,358,383,449,495, 509, 524; 11. 4, 20, 23, 24, 76, 77, 88, 89, 93, 96,106,107,113,117,119, 120, 122, 125,134, 136,138,154,161,163,165,171,17
  6262. TONATMAK: giydirmek, donatmak, II, 312 bkz> ton ıdmak
  6263. TONIĞMAK: elbise göndermek, donatmak,II, 312 bkz> tonatmak
  6264. TONLUK: elbiselik· II, 11
  6265. TOÑ: içi boş olmayan, sonn olan, III, 356
  6266. TOÑ: (soğuktan) donmuş, don· III, 356
  6267. TOÑA: bebür, kaplan cinsinden bir hayvan; ki şi adı· III, 368
  6268. TOÑALAMAK: yiğit ve kuvvetlilerin yaptığı işi yapmak· III, 405
  6269. TOÑ: kamış halfa, kandıra otu· III, 356
  6270. TOÑMAK: soğuktan donmak· III, 390, 391
  6271. TOÑ: tuñ étmek katı blr şey sert blr şey üzerine düşerek ses vermek· ·III, 353
  6272. TOÑUŞMAK: gözlerini dikerek bir şeye saldırmak; bir işi kabulden çekinmek; emreden ki şiye, gözlerlni dikerek, iğrenerek, bakmak· III, 394 bkz> töñü şmek
  6273. TOÑUZ: domuz·I, 304, 346;II, 343;III, 363, 394 § toñuz merdegi; domuz yavrusu·I, 480
  6274. TOÑUZ: yılı Türkler'in on ikili yıllarından biri.I, 346; 363
  6275. TOP: buğday su ile kaynatılır, arpa hamuru ile yoğrularak bir keçeye sarılır, sıcak bir yere bırakılır, eridikten sonra yenir.I, 318
  6276. TOP: top· I, 318;III, 119 bkz> topık
  6277. TOPIK: topuk; top, çevgenle vurulan top, topaç· I, 190, 318, 380; 11. 22, 88, 113; III, 61, 74, 80, 96, 112, 119, 306 bkz> top
  6278. TOPIK: süñük topuk kemiğinden yapılan yemek, paça·I, 380
  6279. TOPRAK: toprak,I, 15, 185, 198, 267, 278, 467, 514;II, 305; III, 19, 22, 80, 183, 434 §ag ız toprak
  6280. TOPRAMAK: kurumak- III, 277
  6281. TOPRAŞMAK: kuruyup tozlaşmık, toz olayazmak· II, 206
  6282. TOPRATMAK: (hayvan) yeri kurutasıya dek otunu yemek· II, 330 bkz> töpretmek
  6283. TOPULGAK: kulunç· I, 502
  6284. TOPULGAK: yaraya konulan bir ot, topalak otu, Cyperus· I, 502
  6285. TOPURGAN: ayak basıldıgında tozıyan yumuşak toprak· I, 516 § topurgan yér; ayak bas ıldığında tozıyan yumuşak toprak·I, 516
  6286. TOPUZ: yük üzerinde durulamayan, üstüne binilemeyen hayvan yükü· I, 365
  6287. TOR: tuzak, ağ· III, 39, 57, 121
  6288. TORIG: at doru renkli at· I, 374 bkz> torug
  6289. TORKU: ipek kumaş· I, 18, 427; III, 72, 380 bkz> turku
  6290. TORUG: at rengi, doru renk·I, 373 bkz> tor ıg § tüm torug at; düz, tamamlyle doru at· I, 338
  6291. TORUM: torum, deve yavrusu,I, 396 § tışı torum; dişi torum·I, 396
  6292. TORUMLUG: torumlu,I, 498
  6293. TOSUN: haşarı (atlar içın), tosun tay·II, 30;III, 429
  6294. TOŞGURMAK: taşarak doldurmak·II, 178;III, 32
  6295. TOVIL: davul, avda doğan kuşu íçin çalınan davul, III, 165
  6296. TOY: ordu kuragı, I, 522; III, 141
  6297. TOY: ilâç yapılan bir ot·III, 141
  6298. TOY: çanak yapılan çamur.III, 141 § toy eşiç; toprak tencere·III, 142
  6299. TOY: toy kuşu,III, 142 bkz> tod ,toh
  6300. TOYIN: toyın, (islâm olmayan Türkler'de) Buda dininin, din ulusu·I, 274;III, 84, 169, 377
  6301. TOYMAK: doymak, III, 244 bkz> todmak
  6302. TOZ: toz· I, 296; III, 123, 186 bkz> tör
  6303. TOZ: yaylara sarıtan sırım.III, 123
  6304. TOZARMAK: tozacmak, toz yükselmek. III, 186 bkz> tozmak
  6305. TOZGIRMAK: tozarmak, toz kalkar gibi olmak· II, 178
  6306. TOZITGAN: çok tozutan,I, 514
  6307. TOZITMAK: tozutmak· II, 305
  6308. TOZLUG: tozlu, III, 16
  6309. TOZMAK: tozarmak, toz ynkselmek. III, 186 bkz> tozarmak
  6310. TÖGI: darının kabuğu çıkarıldıktan sonra kalan oz, III, 229
  6311. TÖGMEK: döğmek, dövmek, inceltmek III, 184
  6312. TÖGÜN: dağ, dağlama, dögün.I, 414 bkz> tükün
  6313. TÖGÜŞMEK: döğmekte yardım ve yarış etmek· II, 106 bkz> töküşmek
  6314. TÖKLEŞMEK: dökülüp akmak, II, 207
  6315. TÖKLÜNMEK: dökülmek, II, 244
  6316. TÖKMEK: dökmek·II, 19
  6317. TÖKTÜRMEK: döktürmek, II, 174
  6318. TÖKÜGLÜG: dökölmüş. I, 509 bkz> töküklüg
  6319. TÖKÜKLÜG: dökülmüş.I, 509 bkz> töküglüg
  6320. TÖKÜLMEK: dökülmek.II, 129
  6321. TÖKÜŞMEK: döğmekte ve dökmekte yardım ve yarış etmek, II, 106, 107 bkz> tögüşmek
  6322. TÖL: yavrulama zamanı, yavru, döl.III, 133
  6323. TÖLEK: dölek, gönlıi sakin kişi·I, 387
  6324. TÖLEMEK: döllenmek, kuzulamak,III, 271 bkz> tülemek
  6325. TÖNMEK: dönmek. III, 184
  6326. TÖÑDERMEK: döndermek, altını üstüne getirmek, III, 397
  6327. TÖÑÜLMEK: ümidini kesmek, vaz geçmek,I, 74;III, 395
  6328. TÖÑÜŞMEK: gözlerini dikerek bir şeye saldırmak; işi kabulden çekinmek; emreden ki şiye, gözlerini dikerek, igrenerek bakmak,III, 394 bkz> toñu şmak
  6329. TÖPRETMEK: (hayvan) yeri kurutasıya dek otunu yemek,II, 330 bkz> topratmak
  6330. TÖR: evin veya odanın en lyi, en önemli yeri, sediri·III, 121 bkz> töre
  6331. TÖR: toz·I, 301, 456 bkz> toz
  6332. TÖRE: evin önemli yeri ve sediri III, 221 bkz> tör
  6333. TÖRPIG: törpü, keser·I, 476 bkz> törplgü
  6334. TÖRPIGÜ: agaç yontacak keser,I, 476, 491 bkz> törpig
  6335. TÖRPIMEK: yontmak, törpülemek· III, 275
  6336. TÖRPITMEK: törpülettirmek. II, 327
  6337. TÖRPÜLMEK: yontulmak, törpülenmek· II, 229
  6338. TÖRPÜŞMEK: törpülemekte yardım ve yarış etmek· II, 204
  6339. TÖRT: sayıda döıt·I, 132, 341; III, 449
  6340. TÖRTGÜL: (törtgil) dört köşeli, murabba· III, 417
  6341. TÖRTÜNÇ: sayıda dördüncü·I, 132; III, 449
  6342. TÖRÜ: düzen, nizam, görenek, âdet· I, 106;II, 18, 25;III, 120, 121
  6343. TÖRÜMEK: yaratılmak·III, 262
  6344. TÖRÜTMEK: yaratmak; bir şey takdlr veya ıslah edilmek·II, 303 bkz> türütmek
  6345. TÖŞ: döş, göğsün başı,III, 125, 346
  6346. TÖŞEK: döşek. I, 387, 511; II, 128, 147, 162, 307; III, 49, 50, 70, 93, 266, 305
  6347. TÖŞEKLIG: döşeli, döşennıi;·I, 511
  6348. TÖŞEKLIG: döşekli, döşek sahibi.I, 509
  6349. TÖŞEKLIK: döşeklik, döşek ve benzeri şeyleri yapmak üzere hazırlanıp ayrılmış olan·I, 509, 511 § töşeklik barçın
  6350. TÖŞELMEK:
  6351. TÖŞEMEK: döşemek·III, 266
  6352. TÖŞENMEK: döşenmek, kendi kendine döşemek. II, 147
  6353. TÖŞETMEK: döşetmek· II, 307
  6354. TÖŞLEMEK: döşe, göğse vurmak. III, 346
  6355. TÖŞLETMEK: döşüne vurdurmak, II, 342
  6356. TÖZMEK: soğuktan acıkmak· III, 182
  6357. TUBLU: mezar· I, 430, 431 bkz> tuplu
  6358. TUBULGAN: her zaman yarıp yırtan, delen·I, 519 § kök tubulgan; bir ku ş adı, I, 519
  6359. TUBULMAK:
  6360. TUBUN: yemekte bulunan çör çöp parçalar ı; bugday kesmigi.I, 400, 405 bkz> tupun,tübün tubunlug
  6361. TARIG: kesmikli buğday, 1. 499 bkz> tupunlug tarıg
  6362. TUÇ: tunç·II, 353;III, 120
  6363. TUDRIÇ: fışkı· I, 453
  6364. TUDUN: kõyün büyüğü, tanınmışı, köylülere kaynaktan Içme su/u da ğıtan adam, su beyi·I. 400;III, 171
  6365. TUG: hakan yanında çalınan kös ve davul, nöbet davulu; tu ğ; bayrak, sancak· I, 194; III, 127 tug herhangi bir nesnenin tıkacı, kapağı; su bendi, büvet, germeç III, 127
  6366. TUGAKLIK: süzgeç yapılacak ağaç· I, 503 bkz> tukaklık
  6367. TUGLAMAK: suyun gedigini, yarığını kapatmak, III, 294
  6368. TUGLUG: bayraklı, sancaklı· III, 127
  6369. TUGRAG: tuğra·I, 462
  6370. TUGRAG: dõnüşte geri alınmak üzere savaş zamanında askerin binmesi için hakan taraf ından verilen at·I, 462 bkz> tugzag
  6371. TUGRAGLANMAK: alay ve biniş günlerinde han tarafından sonra alınmak üzere at verilmek, atlandırmak; tuğra ile mühürlenmek II, 272, 273 bkz> tugzaglanmak
  6372. TUGRU: parazvana, kılıç, bıçak, hançer gibi şeylerin saplarının içlerlne geçirilen ince demir· I, 421
  6373. TUGSAK: dul kadın, I, 468 bkz> tul
  6374. TUGUM: kesilecek hayvan· III, 59 bkz> tokum
  6375. TUGZAG: dönüşte geri alınmak üzere savaş za-manında askerin binmesi için hakan taraf ından verilen at·I, 462 bkz> tugrag
  6376. TUGZAGLANMAK: alay ve biniş günlerinde han tarafından sonra geri alınmak üzere at veril-mek, atlandırmak; tuğra ile mühürlenmek· II, 272, 273 bkz> tugraglanmak
  6377. TUKAKLIK: süzgeç yapılacak ağaç, süzeklik·I, 505 bkz> tugakl ık§ tukaklık yıgaç; süzek yapmak içln ayrılmış ağaç·I, 505
  6378. TUL: dul,III,133 bkz> tugsak § tul tugsak; dul kad ın·I, 468
  6379. TULDRAMAK: herhangi bir şey her yanından dağılmak·III, 447
  6380. TULDURMAK: çarpmak,II, 175
  6381. TULKUK: tulum, örülmüş ve şişirilmiş tuluk· II, 289
  6382. TULKUKLANMAK: tulum gibi şişmek, II, 351
  6383. TULMAK: topa vurmak, II, 22, 23
  6384. TULUN: kulakla ağız arasındaki kemlk; gemin iki yanında bulunan parçalar, I, 401 bkz>
  6385. TULUÑ: tuluñ dulun, kulak altı; gemde kulak altında bulunan bir halka· III, 371 bkz> tulun tuluñlamak duluna, kulak altına vurmak· III, 409
  6386. TUM: soğuk· I, 338, 463 bkz> tumlıg, tumlug
  6387. TUMA: buhsun küpte bulunan darı şarabının köpüren, fışkıran kısmı·III, 234
  6388. TUMAGU: nezle, ingi, dumağı·I, 447
  6389. TUMAK: kapatmak, tıkamak·III, 247
  6390. TUMAN: duman, sis·I, 139, 236, 414;II, 6
  6391. TUMLIG: soğuk·I, 463;II, 8, 217, 221 bkz> tum, tumlug
  6392. TUMLIMAK: soğumak.III, 294, 295
  6393. TUMLITMAK: akarları soğutmak·II, 344 bkz> tumlutmak;
  6394. TUMLUG: soğuk, soğuk nesne·I, 119, 211, 338, 463; II, 54, 301, 302, 305, 350;III, 107,182, 302, 400, 439 bkz> tum, tumlıg
  6395. TUMLUGLANMAK: soğuk bulmak; soğuk davranmak, surat asnnak· II, 273
  6396. TUMLUTMAK: sogutmak, II, 344 bkz> tumlıtmak
  6397. TUN: dinlenme, dölenme· III, 137
  6398. TUN: kadının ilk çocuğu; kadının ilk kocası· III, 137
  6399. TUNÇIMAK: kokmak, bozulmak. II, 281 bkz> tançamak, tançgamak, tanç ımak, tınçamak, tınçımak
  6400. TUNÇU: tıkım, lokma .I, 417 bkz> tànçu
  6401. TUNÇUKMAK: kaygıdan soluyamaz olmak; hayvan kış için inlne girip bahara dek ç ıkamamak.II, 227, 228
  6402. TUNMAK: kapanmak, tıkanmak; bulutlanmak.II, 27
  6403. TUNTURMAK: kapatmak, örtmek·II, 176
  6404. TUNGRA: bedendeki kir· III, 378
  6405. TUÑRA: tüşmek yüz üstü düşmek, III, 378 bkz> uñra yatmak tuñu sa ğır· III, 368
  6406. TUPLU: mezar· I, 430, 431 bkz> tublu
  6407. TUPLUNMAK: delinmek. II, 242 bkz> tubulmak, tupulmak
  6408. TUPULGAN: her zaman yarıp yırtan, delen· I, 519 § kök
  6409. TUPULGAN: blr kuş adı· I, 519
  6410. TUPULMAK: delinmek· I, 520 bkz> tubulmak, tuplunmak
  6411. TUPUN: buğday kesmiği. I, 499 bkz> tubun, tübün
  6412. TUPUNLUG: tarıg buğdaylı· I,499 bkz> tubunlug tarıg
  6413. TURA: kalkan, siper; düşmandan gizlenmek için kullanılan şey· II, 356; III, 106, 221
  6414. TURAG: sığnak·II, 152
  6415. TURASI: duracak· I, 33; II, 68 § turası yér; duracak yer,I, 33
  6416. TURBI: yardımcı, yaver, uyuntu; tosun·I, 415
  6417. TURBINLAMAK: araştirmak, kıyas etmek, ölçümlemek· I, 435 bkz> turbunlanmak
  6418. TURBUN: araştırma, ölçme, kıyas etme·I, 435
  6419. TURBUNLANMAK: bir şeş hakkında araştirmalarda bulunmak·II, 278 bkz> turbınlamak
  6420. TURDAÇI: durucu, duran·II, 32, 48, 49 bkz> turguç ı
  6421. TURDUKI: durduğu, kalktıgı· Jl, 42 § turdukı turmadukı bir; kalktığı, kalkmadıgı bir· II, 42
  6422. TURGU: duracak·I, 16. 33, 420;II, 68;III, 211 § turgu ogur; duracak zaman· II, 33
  6423. TURGUÇI: durucu, duran· II, 49 bkz> turdaç ı
  6424. TURGULUK: durmak hakkı olan,durmayı dileyen· II, 56 bkz> turıgsak
  6425. TURGURMAK: durdurmak; kaldırmak, dikmek, yapmak, inşa etmek; zayıflatmak, yordurmak, durgunlaştırmak· I, 486; II, 177, 178, 198; III, 295, 355
  6426. TURIGA: turga kuşu, bir çeşit serçe· III, 174
  6427. TURIGSAK: durmayı seven, durınak dileğinde olan, II, 55 bkz> turguluk
  6428. TURK: bir cismin uzunluğu, boyu, I, 349
  6429. TURKIGLANMAK: üstelemekten çekinmek, gocunmak, sayg ı göstermek· II, 272 bkz> turkuglanmak
  6430. TURKINMAK: utanmak, sıkılmak, çekinnıek·II, 241 bkz> turkunmak
  6431. TURKLAMAK: ölçmek III, 445
  6432. TURKU: ipek kumaş·I, 18, 427; III, 72, 380 bkz>torku
  6433. TURKUG: hayâ, utatnma. I, 462
  6434. TURKUG: bolmak utanır olmak, I, 462
  6435. TURKUGLANMAK: üstelemekten çekinmek, gocunmak, sayg ı göstermek. II, 272 bkz> turkıglanmak
  6436. TURKUN: durgun, I, 440
  6437. TURKUNMAK: utanmak; duraklamak· II, 255 bkz> turk ınmak
  6438. TURLAK: zayıf, her hayvanın arığı, insanın ihtiyarlayışında zayıflıgı· I, 467
  6439. TURMA: turp, I, 366, 431
  6440. TURMAK: toplanmak· I, 139 bkz> türümek
  6441. TURMAK: durmak; çıkmak, yükselmek; ayakta durmak, kalkmak, kalk ımak; zayıflamak· I, 20, 73, 139,149, 214, 236, 334, 335, 361,455, 494;II, 6, 7, 31, 32, 35, 36, 38, 42, 43, , 49, 55, 58, 61,64, 65, 67, 170,198, 206, 297; III, 26, 180, 181, 219, 230, 231, 233, 25
  6442. TURMUZ: bir çeşit hıyar· I, 343 bkz> tarmaz
  6443. TURNA: durna, turna kuşu· III, 239
  6444. TURPLAMAK: örnegini yapmak, ölçümlemek III, 443
  6445. TURŞU: turşu eşegi durdurınak için söylenen kelimeler·III, 224 bkz> tu şu tuşu
  6446. TURUÇI: durucu, durmayı iş edlnen,II, 52
  6447. TURUGI: durıuşu,II, 52
  6448. TURUG: dağlarda sığınılacak yer·I, 373
  6449. TURUGLAG: durulan, durulacak yer·I, 496, 500
  6450. TURUGLI: durmayı düşünen, tasarlayan·II, 57
  6451. TURUGSAK: durmayı seven, durmak dileğinde olan·II, 57
  6452. TURUGSAMAK: durmak istemek·III, 333, 334
  6453. TURUK: zayıf,I, 380
  6454. TURUKLAMAK: durgunlaştırmak, arık saymak· III, 337
  6455. TURUKLANMAK: durgun, argın saymak.II, 265, 266
  6456. TURUKLUK: durgunluk, cılızlık I, 503, 505
  6457. TURIIKMAK: durmak; toplanmak·I, 192; II, 115
  6458. TURULMAK: usanmak, bıkmak· II, 126
  6459. TURUM: durum, birinin boyu kadarınca olan uzunluk· I, 396
  6460. TURUMLAMAK: suyun derinliğini boyu lle ölçmek· III, 341
  6461. TURUMSINMAK: kalkar görünmek· II, 260
  6462. TURUMTAY: yırtıcı bir ku;; erkek adı· II, 110; III, 243
  6463. TURUNMAK: dayatmak, durup direnmek; arıklaşmak; duruklamak.II, 145, 146
  6464. TURUR: -dır, mazisi ve mastarı olmayan bir fiil. III, 180, 181, 316
  6465. TURUŞGAN: daima karşı koyan·I, 182, 518;II, 95 turuşmak ayaga kalkışmak, duru;mak, karşı durmak,I, 20;II, 95
  6466. TUS: tus keçe ve elbise gibi her yumu;ak şeye vurmaktan çıkan ses·I, 329;III, 124
  6467. TUS: tus urmak tıp tıp vurmak.I, 329
  6468. TUSU: menfaat; ;ifa·III, 224
  6469. TUSU: bolmak yaramak, fayda vermek·II, 127 bkz> tusulmak
  6470. TUSUKMAK: iyi gelmek, faydası olmak, yaraşmak, II, 116
  6471. TUSULMAK: yaramak, fayda Yermek· II, 127 bkz> tusu bolmak
  6472. TUŞ: denk, öğür, benzer·III, 125
  6473. TUŞ: karşı, bir şeyin kar;ısı, III, 125
  6474. TUŞ: kemer kayışları ucuna takılan altın veya gümüş toka,III, 125
  6475. TUŞAG: köstek, at ayagına vurulan bukagı·I, 411 bkz> tuşagu
  6476. TUŞAGU: köstek·I, 446 bkz> tuşag
  6477. TUŞALMAK: dolaşmak, , kösteklenmek·II, 146 bkz> tu şanmak
  6478. TUŞANMAK: dolaşmak, kõsteklenmek·II, 146, 147 bkz> tu şalmak
  6479. TUŞGURMAK: kavuşturmak·II, 178 bkz> tuşmak, tuşurmak
  6480. TUŞGUTLANMAK: çırak, çömez sahibi olmak· II, 270 bkz> bu şgutlanmak
  6481. TUŞIAMAK: hizasına, karşısına durmak
  6482. TUŞ: kılmak kavuşmak, inmek· III, 17 bkz> tüş kılmak, tüşlenmek
  6483. TUŞLANMAK: yönelmek, karşılaşmak· II, 243, 344
  6484. TUŞLATMAK: karşısına gelecek surette durdurmak, II, 342, 343
  6485. TUŞMAK: kavuşmak, rastlamak, yetişmek· I, 26; II, 12, 13 bkz> tuşgurmak, tuşurmak
  6486. TUŞNAMAK: karşılaşmak, harekete geçmek, I, 236
  6487. TUŞURMAK: kavuşturmak· II, 78, 178 bkz> tuşgurmak, tuşmak
  6488. TUŞU: tuşu eşeği durdurmak için söylenen kelimeler· III, 224 bkz> tur şu turşu
  6489. TUT: kılıç ve benzeri şeylerin üzerine çöken pas, II, 281 bkz> tat
  6490. TUTAŞI: yakın, komşu; her zaman, daima, muttasıl, I, 423 bkz> tutçı, tutşı
  6491. TUTÇI: daima, her vakit, durmadan; komşu, yakın· I, 159, 376, 423, 515, 518, 520, 521, 523, 524; III, 53, 54, 55, 378 bkz> tutaşı,tutşı
  6492. TUTGAK: geceleyin düşmanın gözcülerini ve ileri karakollar ını yakalamak için çıkanlan atlı bölük·I, 467
  6493. TUTGAN: daima tııtan·II, 296
  6494. TUTGUÇ: kahvaltı, bir parça yemek·I, 453
  6495. TUTGUÇI: tutucu,II, 296 bkz> tuttacı
  6496. TUTGULUK: tutmak hakkı, isteği olan·II, 297
  6497. TUTGUN: tutgun, yakalanan, esir, tutsak·I, 194, 205, 438; II, 219
  6498. TUTMA: aç tutmaç I, 453 bkz> tutmaç
  6499. TUTMAÇ: herkesçe bilinen bir Türk yeme ği.I, 452;II, 233, 349;III, 119, 289 bkz> tutma aç
  6500. TUTMAK: tutmak, yakalamak· I, 37, 45, 63, 68, 81, 93, 125, 133, 195, 230, 325, 333, 336, 341, 372, 376, 399, 421, 428, 452, 504;II, 12, 24, 28. 33, 68, 74, 97, 118, 172, 289, 291, 292, 296; III,11, 12, 15, 39, 71, 118, 133, 134, 156, 359, 412, 429
  6501. TUTRUG: vasiyet·I, 79 bkz> tutsug
  6502. TUTSUG: vasiyet·I, 462 bkz> tutrug
  6503. TUTSUKMAK: tutulmak, yakalanmak·II, 227
  6504. TUTŞI: yakın, komşu·I, 423 bkz> tutaşı, tutçı
  6505. TUTTACI: tutucu·II, 296 bkz> tutguçı
  6506. TUTTURMAK: tutturmak, yakalatmak·II, 174
  6507. TUTUG: efsun, büyü tutması· I, 373
  6508. TUTUG: rehin, tutu· I, 373; III, 63
  6509. TUTUGLI: tutmaya azmeden· II, 297
  6510. TUTUGLUG: yér tekln olmayan yer, cin çarpan yer, I, 496
  6511. TUTUGSAK: tutmak isteyen· II, 296, 297
  6512. TUTUK: enenmlş, iğdi; edllmiş·I, 380
  6513. TUTUKLAMAK: enemek, enenmişliğe nispet etmek,III, 337
  6514. TUTUKLANMAK: hadım köle sahibi olmak·II, 265
  6515. TUTUKMAK: paslanmak,II, 116, 281 bkz> tatıkmak
  6516. TUTULMAK: tutulmak, yakalanma'<· II, 120
  6517. TUTUNÇU: ogul evlâtlığa alınmış çocuk· III, 375
  6518. TUTUNMAK: tutulmak, edinmek, tutmak, yalnız başına tutmak, tutuşnìak· II, 23, 143, ,144 bkz> tütünmek
  6519. TUTURGU: buyrulması ve tutulması haklı olan şey,I, 489
  6520. TUTURKAN: pirinç, döğü·I, 521
  6521. TUTUŞ: çıkışma, çekişme· I, 367
  6522. TUTUŞMAK: tutuşmak·I,170; II, 88 bkz> tütüşmek
  6523. TUTUZMAK: emretmek· I, 462; II, 86
  6524. TUVIRMAK: kulak dikmek, kulak kabartmak· II, 73 bkz> tuvurmak
  6525. TUVRAMAK: davranmak; büyümek, kuvvetlenmek I, 103; III, 279 bkz> tavramak
  6526. TUVURMAK: kulak dlkmek, kulak kabartmnak. II, 73, 162 bkz> tuv ırmak
  6527. TUVUZ: büyük, iri III, 279
  6528. TUY: halk·III, 447
  6529. TUYAG: at tırnağı, hayvan tırnagı, tuynak·II, 96;III, 165
  6530. TUYAGLI: tırnaklı III, 178
  6531. TUYIN: pinti; sıkıntılı III, 169
  6532. TUYMAK: duymak. I, 44; III, 244
  6533. TUYSUKMAK: duyar gibi olmak· III, 195
  6534. TUYTURMAK: duyurmak; anlatmak, III, 192
  6535. TUYUK: sisli, puslu, kapalı; canı sıkılmış III, 166, 167
  6536. TUZ: tuz· II, 18, 104, 106. 299; III, 31, 123, 184. 359
  6537. TUZ: güzellik. I, 296
  6538. TUZAK: tuzak· I, 380
  6539. TUZAK: sevgili, sevgi için söylenen sö ı· I, 380 bkz> tuzakı
  6540. TUZAKI: sevgili. I, 380 bkz> tuzak
  6541. TUZAMAK: tuzlamak, I, 206, 358, 380, 425; II, 234; III, 304 bkz> tuzlamak
  6542. TUZGU: yoldan geçen hısımlara veya tanıdıklara armağan olarak çıkarılan yemek·I, 424
  6543. TUZGULANMAK: yemek hediye etmek·III, 201
  6544. TUZGUN: armağan·I, 419
  6545. TUZKIYA: sevgili, güzel III, 359
  6546. TUZLAMAK: tuzlamak· III, 263, 293 bkz> tuzamak
  6547. TUZLANMAK: tuzlanmak· II, 243
  6548. TUZLATMAK: tuzlatmak. II, 342
  6549. TUZLUG: tuzlu· I, 209
  6550. TÜ: tüy, kıl, saç; renk, at tonu· I, 406; II, 24; III, 207
  6551. TÜB: dip, asıl, kõk· I, 52, 73 bkz> tüp
  6552. TÜBLÜG: asaletli III, 40
  6553. TÜBILN: yemekte bulunan çör çöp parçalar ı; buğday kesmiği· I, 400, 405 bkz> tubun, tupun
  6554. TÜBÜTLEMEK: Tibet'li saymak, Tibet'e nispet etmek, III, 330
  6555. TÜBÜTLENMEK: Tibet'li kılığına girmek, II, 265
  6556. TÜDEŞ: birbirine benzeyen, aynı renkte olan, I, 406, 407; III, 207
  6557. TÜGE: düğe, iki yaşına girmiş olan buzağı, III, 229
  6558. TÜGLÜNMEK: düğümlenmek, düğülmek II, 244
  6559. TÜGLÜŞMEK: birbiriyle düğümlenmek II, 207
  6560. TÜGME: düğme .I, 433
  6561. TÜGMEK: düğmek, düğümlemek, bağlamak·I, 472;II, 20, 243
  6562. TÜGMELENMEK: düğmelenmek, ilikleri ilikle mek·III, 202, 203
  6563. TÜGSIN: dört köşeli düğümlenen bir çeşit düğüm .I, 436, 437;II, 285
  6564. TÜĞÜLGEN: her zaman duğülen, her zaman can sıkıntısından kaşıgözü düğülen, çatılan·I, 524
  6565. TÜGÜLMEK: düğülmek, dügümlenmek; yemek boğazda kalmak.I, 198, 437; II, 130, 162, 285; III, 215
  6566. TÜGÜN: düğüm· I, 400, 437, 524, 525;II, 20,106, 124, 130, 134, 142, 143, 162, 180, 184, 187, 210, 285, 293, 307; III, 59, 73, 78, 95, 105, 110,III, 112, 266, 267, 270
  6567. TÜGÜNMEK: kendi başına düğüm yapmak, II, 143
  6568. TÜGÜŞMEK: düğüm düğmekte yardım ve yanş etmek· II, 106
  6569. TÜKEK: halka, yük yükletilirken yükü s ıkıştırmaya yarayan ve Ipe takılan halka· II, 287
  6570. TÜKEL: tamamen, büsbütün· I, 60, 214, 456; II, 24, 223, 228;III, 147
  6571. TÜKEMEK: tükenmek, bitmek; yetmek, kifâyet etmek, III, 270
  6572. TÜKETMEK: tüketmek, bitirmek II, 309
  6573. TÜKLÜG: kör·I, 477
  6574. TÜKNEMEK: yara dağlamak·III, 301
  6575. TÜKSIN: halktan olup handan üç kat a şağı bulunan kişi,I, 437
  6576. TÜKÜN: dağlama, dağ döğün·I, 414 bkz> tögün
  6577. TÜKÜ: tükü kõpek enlğlni çağırmak için kullanılan kelime, III, 229
  6578. TÜKÜZ: atın alnındaki akıtma· I, 367 bkz> teküz § tilküz at; aln ında bir parça beyaz olan at· I, 365
  6579. TÜLEK(G): dört ayaklı hayvanların tüylerlnl atıp dõktükleri sıra, koyun kırkımı I, 387 § tülek yılkı; tüliyen, kış tüyünü dõken hayvan, I, 412
  6580. TÜLEMEK: tüyünü dökmek· III, 270, 271
  6581. TÜLEMEK: döllemek, kuzulamak·III, 271 bkz> tölemek
  6582. TÜLETMEK: kuzulatmak, doğurtmak· II, 310
  6583. TÜLFIR: kumaştan ve ipekten yapılan örtü ve perde, I, 457 bkz> tülvir
  6584. TÜLÜG: tüylü· I, 406; III, 207 § tülüg yad ım; tüylü yaygı, halı· III, 19
  6585. TÜLÜG: erük feftali·I, 69, 318;II, 282
  6586. TÜLÜG: yadım tüylü yaygı, halı,III, 19
  6587. TÜLVIR: gelin odası tülleri .III, 100 bkz> tülfir
  6588. TÜM: at tonlannda düz renk· I, 338
  6589. TÜMEN: tümen tümen, pek çok· I, 233, 402 § tilmen mi ıíg; bin kere bin, I, 402
  6590. TÜMEN: büyük iğne· III, 367 bkz> temen
  6591. TÜMILEMEK: timbildemek, sekerek koşmak· III, 326, 327, 330 bkz> tümilenmek
  6592. TÜMILENMEK: timbildemek, sekerek koşmak· III, 327 bkz> tümilemek
  6593. TÜMRÜK: dümrük, def, I, 478
  6594. TÜMSE: minber· I, 423
  6595. TÜN: gece· I, 82, 100, 245, 331, 339, 423; 11. 77, 97, 232, 303;III, 247, 258, 288, 377
  6596. TÜNEK: hapishane, zından,I, 408
  6597. TÜNEMEK: gecelemek.III, 273
  6598. TÜNERMEK: karanlık olmak, kararmak, gece olmak-II, 86
  6599. TÜNERIK: karanlık; mezar,I, 488
  6600. TÜNETMEK: geceletmek·II, 312
  6601. TÜNLE: geceleyin.I, 251, 339, 434; II, 5; 111. 87
  6602. TÜÑITMEK: eğmek·II, 326 bkz> tüñütmek,
  6603. TÜÑITMEK: yukarıya doğru yükseltmek·II, 326 bkz; teñitmek
  6604. TÜÑLÜK: pencere, ocak, baca gibi evdekl delikler,II, 18;III, 120, 127, 383
  6605. TÜÑŞÜ: şamdan. III, 378
  6606. TÜÑÜR: dünür, karının hısımları· II, 110;III, 362, 372
  6607. TÜÑÜRLEMEK: birinl· kendlne dünür saymak, dünürlü ğe nispet etmek,III, 408
  6608. TÜÑÜRLENMEK: kendini birine dünür salmak· III, 407
  6609. TÜÑÜŞMEK: baş eğmek-III, 393, 394 bkz>tüñütmek, tüñütmek
  6610. TÜÑÜTMEK: eğmek-III, 396 bkz> tüñitmek, tüñüşmek
  6611. TÜP: asıl, kök, dip, temel, herhangi bir şeyin aslı, kõkü, insanın aslı·I, 52, 73;II, 280;III, 119, 123 bkz> tüb
  6612. TÜPÇIL: tipisi çok olan yer, III, 56
  6613. TÜPI: tipi· I, 219;II, 4, 71; III, 57, 97, 216, 217, 324
  6614. TÜPIRMEK: rüzgâr eserek toprağı savurtnnak· II, 71 bkz> tüpürmek
  6615. TÜPKERMEK: araştırmak, izine düşmek. II, 179
  6616. TÜPLEMEK: diplemek, kökten aramak, III, 293
  6617. TÜPLENMEK: kökleşmek; zenginle;mek· II, 242
  6618. TÜPLEŞMEK: aslını araştırmak· II, 206
  6619. TÜPLETMEK: aratmak, II, 342
  6620. TÜPLÜG: asaletli III, 40, 119 § tüplüg y ıldızlıg; asaletli, köklü· III, 40
  6621. TÜPÜ: tepe, insanın başının üst tarafı· I, 309; II, 79; III, 216
  6622. TÜPÜLEMEK: tepelemek, tepesine vurmak·III, 322, 323, 327
  6623. TÜPÜRMEK: rüzgâr eserek toprağı savurtmak. II, 71 bkz> tüpirmek
  6624. TÜRÇIMEK: başlamak. III, 275, 276
  6625. TÜRÇITMEK: başlatmak. II, 329
  6626. TÜRGEK: bohça- II, 289 bkz> türkek
  6627. TÜRI: tadı kekre olan; huyu sert olan·I, 47; III, 220 bkz> türü
  6628. TÜRK: vakit anlamına gelen bir kelime·I, 353 § türk kuya ş ödi; gün ortası·I, 353 § türk üzüm ödi; üzümün olgunluk vakti· I, 353 § türk yigit; gençlik ça ğının ortasında olan genç·I, 353
  6629. TÜRKEK: türkeklenmek dürülmek, bohçaya sarılmak·II, 351
  6630. TÜRKLEMEK: Türkler'den saymak (Araplar'a gôre) Acem, yani Arap'tan ba şka, saymak· III, 446 türkün oymakların, hısımlann toplandığı yer; ana baba evi·I, 441, 442; II, 209
  6631. TÜRKÜNLENMEK: kendini bir yerden saymak ve o yerì kendinin say ıp oturmak· II, 278
  6632. TÜRLÜG: türlü.I, 119, 296, 402, 476, 477;II, 122
  6633. TÜRLÜNMEK: dürülmek, bükülmek· II, 243
  6634. TÜRMEK: dürmek· II, 7, 39
  6635. TÜRMEK: kadınbudu denllen yemek, dürüm. I, 396, 477; II, 106
  6636. TÜRMEKLENMEK: dürüm yapılmak· II, 276
  6637. TÜRTMEK: sürtmek, sıvamak, çalmak· III, 425, 426
  6638. TÜRTÜLMEK: sürulmek· I, 486; II, 229
  6639. TÜRTÜNMEK: (yag) sürünrnek, sürünür görünmek, II, 240
  6640. TÜRTÜŞMEK: (yağ) sürmekte yanş etmek·II, 205
  6641. TÜRÜ: tadı kekre olan, buruşturan·I, 47 bkz>türi
  6642. TÜRÜLMEK: dürülmek.II, 127
  6643. TÜRÜMEK: toplanmak·I, 139 bkz> turmak
  6644. TÜRÜNMEK: kendi başına dürmek. II, 145
  6645. TÜRÜŞMEK: dürmekte yardım ve yarış etmek,II, 95
  6646. TÜRÜTMEK: yaratmak; blr ;ey takdir veya ıslah edilmek,II, 303 bkz> törütmek
  6647. TÜŞ: eğlek, durak, yolculukta dinlenilecek yer ve konulacak zaman,I, 330
  6648. TÜŞ: düş, rüya, düş azması, ihtilam,III, 18, 125, 266
  6649. TÜŞEMEK: düş görmek, ihtilam olmak, düşü azmak- III, 266
  6650. TÜŞ: kılmak inmek, toplanmak .III, 17 bkz> tuş kılmak, tilşlenmek
  6651. TÜŞKÜN: dikenli kitre ağaçcığı·I, 443 bkz> tüşürkün
  6652. TÜŞKÜNLENMEK: dağda kitre ağacı çoğalmakII, 278
  6653. TÜŞLENMEK: inmek, toplanmak,I, 222;II, 242 bkz> tu ş kılmak, tüş kılmak
  6654. TÜŞLÜK: konulacak yer·I, 477
  6655. TÜŞLÜK: ödi dinlenmek için yolcuların gece yarısından sonraki konak vakltleri·I, 477
  6656. TÜŞMEK: düşmek; inmek I, 320, 456;II, 13, 81, 137; III, 5, 14, 65, 122, 129, 132, 378, 439
  6657. TÜŞ: ödi konulacak zaman, kuşluk vakti· I, 330; III, 125
  6658. TÜŞRÜM: eğrilmlş ip yumağı·I, 485 bkz> teşrüm
  6659. TÜŞÜK: işten güçten kalan, haylaz, dü şkün.I, 387
  6660. TÜŞÜRGÜ: çayın ırmağa karışan agzı, degirmenin blr ırmağa olan savağı·I, 490
  6661. TÜŞÜRKÜN: kitre ağaçcığı·I, 522 bkz> tüşkün
  6662. TÜŞÜRMEK: düşürmek, indirmek·II, 78, 79, 316
  6663. TÜTEK: ibrik ve benzeri şeylerin emziği I, 386 bkz> tokurga
  6664. TÜTETMEK: tütütmek·II, 299 bkz> tütitmek
  6665. TÜTITMEK: tütütmek·II, 299 bkz> tütetmek
  6666. TÜTKÜRMEK: saldııtmak, kışkırtmak·II, 73 bkz> tütürmek
  6667. TÜTSÜK: kinci .I, 476 § tütsük kişi; kinci adam, yaman düşman·I, 476
  6668. TÜTÜ: türlü·I, 179; II, 283
  6669. TÜTÜN: duman I, 400;II, 72, 299; III. 16
  6670. TÜT(Ü)NMEK: duman tütmek, II, 23 bkz> tutunmak
  6671. TÜTÜRMEK: saldırtmak, kışkırtmak II, 73 bkz> tütkürmek
  6672. TÜTÜŞMEK: kavga etmek, tutuşmak, çekişmek, avı yakalamağa yardım ve yarış etmek,II, 71, 88, 89 bkz> tutuşmak
  6673. TÜVEK: patlangıç·I, 388
  6674. TÜVEKLIK: patlangıç için oyulan ağaç dalı·I, 508
  6675. TÜVIŞMEK: şişe et dizmekte yardım ve yarış etmek·II, 102 bkz> tevişmek
  6676. TÜVŞEMEK: ter, tane tane olmal<· III, 286
  6677. TÜZ: halk, reayâ· III, 123
  6678. TÜZ: asıl, kök, soy sop, III, 123
  6679. TÜZ: düz· I, 60, 121, 325, 376, 433; III, 123
  6680. TÜZERMEK: düzelmek· II, 77
  6681. TÜZEŞMEK: düzlemekte yardım ve yariş etmek· II, 99, 100 bkz> tüzüşmek
  6682. TÜZGERMEK: armağan vermek, II, 179 bkz> tüzgürmek
  6683. TÜZGÜRMEK: amnağan vermek·II, 179 bkz> tilzgermek
  6684. TÜZLINMEK: düzelmek, rnüsavileşmek· I, 349 bkz> tüzlünmek, tüzülmek
  6685. TÜZLÜNMEK: düzeltmek· II, 243 bkz> tüzlinmek, tüzülmek
  6686. TÜZMEK: düzmek, düzeltmek· II, 9
  6687. TÜZÜLMEK: düzelmek, tertip ve tanzim edilmek.II, 71, 127, 243;III, 131 bkz> tüzlinmek, tüzlünmek
  6688. TILZÜN: yumuşak huylu·I, 221, 414
  6689. TÜZÜNLÜG: yumuşaklık.III, 188 bkz> tüzünlük
  6690. TÜZÜNLÜK: yumuşaklık II, 250 bkz> tüzünlüg
  6691. TÜZÜŞMEK: düzlemekte yardım ve yarış etmek· II, 99 bkz> tüzeşmek
  6692. U: uyku·III, 247 bkz> ud, udu
  6693. UBANMAK: gizlenmek·I, 198
  6694. UÇ: Türkler'in kalem yaptıkları bir ağaç· I, 35
  6695. UÇ: bir nesnenin tükenmesi, bitmesi; uç, kenar· I, 44, 319; III, 426 § uç él; s ınır, sınırdaki il·I, 44
  6696. UÇA: sırt, arka, uca· I, 87
  6697. UÇAN: iki yelkenli gemi· I, 122
  6698. UÇGUK: uçuk, ingi, dumagu· I, 98
  6699. UÇLANMAK: uç peyda etmek, I, 257
  6700. UÇMAK: uçmak, cennet· I, 118, 119; III, 374
  6701. UÇMAK: uçmak· I, 163, 164, 483; II, 45, 324; III, 240
  6702. UÇRUŞMAK: uçurmakta yardım ve yarış etmek I, 233, 529;III, 178
  6703. UÇUKMAK: sonuna varmak·I, 191
  6704. UÇUN: sebep bildiren bir edat, için· I, 76, 86; II, 290; III, 358
  6705. UÇURGAN: çok uçuran· I, 156
  6706. UÇURMAK: uçurmak; düşürmek I, 176; II, 199, 324
  6707. UÇURSAMAK: uçurmak istemek· I, 280; III, 247
  6708. UÇUZ: ucuz, hor ve alçak, değersiz· I, 54
  6709. UÇUZLAMAK: hor ve alçak görmek, hakaret etmek·I, 54, 301
  6710. UÇUZLANMAK: ucuz bulmak, ucuz saymak· I, 292
  6711. UÇUZLUK: değersizlik, küçüklük, ucuzluk· I, 149
  6712. UD: sığır, öküz·I, 45, 346 bkz> öd, ud
  6713. UDUKLUK: insanın bir ;eyden gafleti ve dalg ınlığı,I, 149 bkz> udugluk
  6714. UD: yılı Türkler'in on ikili yıllarından biri· I, 45, 346
  6715. UD: uyku, I, 46, 200 bkz> u, udu
  6716. UD: sığır, öküz· II, 358
  6717. UDGARMAK: uyandırmak, uyarmak·I, 46 bkz> udgurmak, uygurmak
  6718. UDGIRMI: uyanmış·II, 257
  6719. UDGURGAN: daima uyandıran·II, 256
  6720. UDGURGUÇI: uyandıran·II, 50
  6721. UDGURMAK: uyandırmak, uyarmak·I, 46, 225, 260;II, 44, 193, 255 bkz> udgarmak, uygurmak
  6722. UDIK: er uyuklayan kişi·I, 65
  6723. UDIKLAMAK: uyuklamak·III, 349 bkz> uduklamak
  6724. UDIM: arkası sıra, ard, arka, müteaklp·III, 401 bkz> udu
  6725. UDIMAK: uyumak I, 39;III, 259, 260 bkz> udumak
  6726. UDINMAK: sönmek,III, 26 bkz> odunmak, udunmak
  6727. UDIŞMAK: uyumakta yarış etmek; uyuşmak, katılaşmak,-pıhtılaşmak.I, 181, 182 bkz> uduşmak
  6728. UDITGAN: çok uyutan, hep uyutan·I, 154
  6729. UDITMA: yaş peynir, taze peynir,I, 143
  6730. UDITMAK: uyutmak; katilaştirmak, peynlr yapmak; sõndürmnek. I, 207, 208
  6731. UDLAŞMAK: birbiri ardınca yürümek·I, 239 bkz> üdleşmek
  6732. UDLATMAK: uydurmak, arkasına düşürmek I, 264, 265
  6733. UDLUK: sığır glbl hayvanların ahırda yattığı yer, I, 98
  6734. UDMAK: uyan, çırak, şâkirt; uşak, ırgat·I, 99
  6735. UDMAKLANMAK: uşak ve ırgat sahlbl olmak·I, 313
  6736. UDU: uyku· I, 39; II, 193; III, 247 bkz> u, ud
  6737. UDU: art, arka, arkası sıra, müteaklp, arkasında; yüzünden, dolayı· I, 87, 110, 167, 272, 399; II, 17, 303; III, 80, 231, 309. 401 bkz> ud ım
  6738. UDU: tepe, I, 87 § kum
  6739. UDU: kum yığını· I, 87
  6740. UDUG: uyanık, I, 63 § udug köñüllilg er;uyan ık gõnüllü, anlayışlı adam· I, 63
  6741. UDUGLUK: işlere karşı (^111^1^I, 149 bkz> udukluk
  6742. UDUKLAMAK: uyuklamak, III, 339 bkz> udıklamak
  6743. UDUKMAK: ardına dü;mek, kovalatmak· III, 231
  6744. UDULAMAK: uymak· I, 308
  6745. UDUMAK: uyumak· I, 39 bkz> udımak
  6746. UDUNMAK: uyanmak. I, 200; III, 194
  6747. UDUNMAK: uyanmak I, 200 bkz> odunmak, udınmak
  6748. UDURMAK: seçip ayırmak·I, 370;III, 228 bkz> adırmak, edirmek, ödürmek, ödürmek, üdürmek
  6749. UDUŞMAK: uyumakta yarış etmek; uyuşmak, katılaçmak, pıhtila;mak·I,181 bkz> udışmak
  6750. UDUZ: uyuş I, 54, 55;II, 300; 111. 5, 63, 74
  6751. UDUZLAMAK: uyuzuna ilâç yapmak·I, 301
  6752. UDUZLUG: uyuzlu·I, 146
  6753. UFUT: hayâ, utanma, ut· I, 309 bkz> uvut, uvut
  6754. UFUT: bolmak utanmak, I, 309; III, 208 ,231
  6755. UG: çadırın üst yanındaki köşelerden her biri I, 48
  6756. UGAN: her şeye gıicü yeten, kadir, I, 77 § ugan Teñri; gücü yeten Tanr ı· I, 77
  6757. UGANÇA: gücü yetinceye kadar· I, 44
  6758. UGARAT: alnındaakı olanat· I, 53
  6759. UGLI: Kaşgar'da yetişen ve yenen beyaz ve tatlı bir havuç· I, 129
  6760. UGRAKLANMAK: Ograk kılığına girmek, I, 313 bkz> Ograklanmak
  6761. UGUT: içki yapılan bir çeşit hamur· I, 50
  6762. UXAK: kaysı, erik gibi meyvelarin sıkılmış suyu· I, 122
  6763. UJLAÑ: kaya keleri, I, 116
  6764. UKIMAK: kusmak, III, 254
  6765. UKMAK: anlamak .I, 168; II, 228; III, 20, 46
  6766. UKRUK: kement· I, 100; III, 215
  6767. UKSAMAK: anlamak istemek· I, 277
  6768. UKTURMAK: anlatmak I, 223
  6769. UKULMAK: bilinmek, anlaşılmak ,I, 197
  6770. UKU: anlayı;· I, 62
  6771. UKUŞLUG: anlayı;lı· I, 62, 147
  6772. UKUŞMAK: anlamak· I, 186 ul duvar temeli· I, 48
  6773. ULA: kırda belge, alâmet· I, 92
  6774. ULAG: ulak, beyin emriyle koşa koşa giden postacının başka bir ata erişip bininceye değin bindiği at· I, 122
  6775. ULAG: yama, elbise yaması· I, 122
  6776. ULAGA: savaş atı, III, 172
  6777. ULAGU: neriğ kendisiyle bir şey ulanan nesne·I, 136
  6778. ULAMAK: ulamak, eklemek; ulaşmak ve buluşmak III, 255
  6779. ULANMAK: ulanmak, vasıta olmak,I, 64, 204
  6780. ULAR: erkek keklik·I, 122; II, 213
  6781. ULARLIG: kekliği çok olan· I, 148
  6782. ULAS: köz süzgün ve yakışıklı göz· I, 59, 60
  6783. ULAŞMAK: ulaşmak, bitişmek· I, 189
  6784. ULATMAK: ulatmak· I, 213
  6785. ULATU: burun temizlemek için koyunda ta şınan ipek kumaş parçası· I, 136
  6786. ULDAÑ: pabuç altı, tabanı, mestin alt yanı,I, 116 bkz> oldañ
  6787. ULDIMAK: yalın ayak, nalsız kalmak; ayağı ya-ralanmak, ayağı aşınmak·I, 104, 273
  6788. ULDUK: nalsız, yalın ayak· I, 101 bkz> olduk
  6789. ULGADMAK: büyümek, ulu olmak, I, 263, 505; II, 268; III, 87 bkz> ulgatmak
  6790. ULGATMAK: büyümek· I, 263; II, 366 bkz> ulgadmak
  6791. ULIÇ: erkek çocuklara sevgi bildirmek içln söylenen bir kelime I, 52; II, 250
  6792. ULIGU: uluyacak zaman· I, 136
  6793. ULIMAK: ulumak·III, 255
  6794. ULINÇ: yol kıvrımlı yol, iğri, büğrü, büküntülü yol, düz olmayan yol·I, 133;III, 450
  6795. ULINMAK: usanmak, bıkmak; kıvrılmak, dolanmak,I, 204, 205;II, 241 bkz> ulunmak
  6796. ULIŞMAK: ulaşmak I, 189
  6797. ULITGAN: çok ulutan·I, 156
  6798. ULITMAK: ulutmak·I, 213
  6799. ULITMAK: eğdirmek, büktürmek·I, 213
  6800. ULMA: testi, çanak çömlek·I, 130, 371; II, 234; III, 182 bkz> olma
  6801. ULMAK: erpimek, eriyecek ve dağılacak halegelmek, eskiyerek y ıpranıp yırtılmak. I, 169
  6802. ULNATMAK: altını üstüne getirerek düzelttirmek, çevirtmek.I, 267
  6803. ULTURMAK: erpitmek, yıpratmak·I, 223, 224
  6804. ULUG: ulu, büyük, yüce, büyüklük, ululuk·I, 51,64, 301, 304, 324, 347, 348, 367; 11. 19, 28, 40. 54 95, 328; III, 69, 70, 175
  6805. ULUG: ay senenin "ulug oglak ay"dan sonra gelen parças ı, yaz ortası·I, 348
  6806. ULUGLAMAK: yüceltmek·I, 304
  6807. ULUGLUK: büyükluk, ululuk, Irilik; ya şça kocalık·I, 64, 150, 352, 505; II, 91
  6808. ULUG: oglak ay senenin "oglak ay"dan sonra gelen ve o ğlakların büyüduğü parçası·I, 347 bkz> oglak ay
  6809. ULUGSAMAK: bir şeyin büyüğünü istemek,I, 302, 303
  6810. ULUK: atın onnuzbaşı·I, 68
  6811. ULUK: (ton) eskimiş, yıpranmış (elblse)·I, 67 ulun temrensiz ok,I, 78 ulunlug (er) temrensiz, yeleksiz okları bulunan (kişi)·I, 148
  6812. ULUNMAK: usanmak, bıkmak; kıvrılmak, dolanmak· I, 204 bkz> ulınmak
  6813. ULUŞ: köy, şehir, I, 62
  6814. ULYAN: kokulu bir bitklnin köküdür ki yenllir·I, 121
  6815. UM: karın şişkinliği, kursak bozukluğu, I, 49
  6816. UMA: ana· I, 92
  6817. UMA: eve gelen konuk· I, 92, 93, 106; II, 316
  6818. UMAK: geciktirmek,I, 93
  6819. UMAK: kudreti olmak, gücü yetmek·I,44, 77
  6820. UMAY: son, kadın doğurduktan sonra karnından çıkan sonu·I, 123
  6821. UM: bolmak kursak bozulmak, çok yemekten kursak bozulmak, bulanmak· I, 49
  6822. UMDU: istek, dilek; tamah· I, 125
  6823. UMDUÇI: dilençi. I, 125, 141
  6824. UMDURMAK: umdurmak· II, 54
  6825. UMMAK: ummak· I, 169
  6826. UMUNÇ: umma, umut etme· I, 133; III, 450
  6827. UMUNÇLUG: umulan, umutlu· I, 155
  6828. UMUNMAK: umunmak, umutlanmak, unnmak·I, 206; III, 429
  6829. UN: un, I, 49, 174, 238, 250, 255, 264, 268, 269,284, 286;II, 15, 16, 71, 81, 102, 129, 174;III, 40, 102, 107, 340, 436
  6830. UNAMAK: razı olmak, kabul etmek, I, 215; III, 256
  6831. UNAŞMAK: uyuşmak, kabullenmek· I, 190 bkz>onaşmak
  6832. UNATMAK: razı etmek, I, 125
  6833. UNITGAN: çok unutan· I, 156, 525
  6834. UNITMAK: unutmak, I, 215; II, 325 bkz> unutmak
  6835. UNUTMAK: unutmak·I, 215 bkz> unıtmak
  6836. UNUTMIŞ: unutulmuş· I, 228
  6837. UÑAMUK: (er) solak (adam)· I, 162
  6838. UÑRA: yatmak sırt üstü yatmak·III, 378 bkz> tuñra tü şmek
  6839. URAGAN: daima uran·I, 33 bkz> uran
  6840. URAGUN: Hindistan'dan gelir bir ilaç·I, 138
  6841. URAGUT: kadın, avrat· I, 138, 153, 178, 180, 201,250, 253, 255, 257, 259, 275, 302, 306, 308,311, 314, 401, 509;II, 9, 22, 56, 80, 107, 121,126, 141, 142, 146, 151, 153, 155, 156, 233,239, 254, 265, 278, 302, 304, 307, 309, 317,330, 355; III, 36, 50, 58, 64, 85,
  6842. URAN: daima uran· I, 33 bkz> uragan
  6843. URDI: tokıdı vurdu, dövdü· III, 268
  6844. URDUTAL: hamamotu· I, 124 bkz> ardutal, ordutal
  6845. URGA: büyük ağaç· I, 128
  6846. URGU: kendisiyle bir şeye vurulacak nesne veya ayg ıt. I, 13; II, 69
  6847. URI: ses, gürültü· I, 87, 88
  6848. URI: erkek evlât· I, 88, 251 § urı oglan; erkek çocuk· I, 88
  6849. URI: dere, yol, III, 370 § teriñ urı; geniş dere ve yol· III, 370
  6850. URI: kıkı gürültü, haykırı;· III, 227 bkz> kıkı
  6851. URILAMAK: bağırmak, sesini ynkseltmek. I, 309 bkz> or ılaşmak, orlaşmak, urılaşmak, urlamak, yurlamak
  6852. URILAMAK: kendini õvmek, kendini övmekte ileri gitmek I, 309
  6853. URILAŞMAK: bağrışmak, çağrışmak·I, 239 bkz>orılaşmak, orlaşmak, urılamak, urlaşmak, yurlamak
  6854. URIŞMAK: vuruşmak·I, 367 bkz> uruşmak
  6855. URK: ip, urgan,I, 42, 258 bkz> uruk
  6856. URLAMAK: bağırmak, ulumak·I, 189 bkz> orılaşmak, orlaşmak, urılamak, urlaşmak, yurlamak urlaşmak bağrışmak, çağrışmak· I, 239 bkz>orılaşmak, orlaşmak, urılaşmak, urlamak, yurlamak
  6857. URMAK: urmak, vurmak, dövmek; koymak, yapmak; takmak, I, 12, 13. 20, 27, 93, 164,165, 177, 213. 242, 320, 329, 333, 334, 348,386, 407, 483;II, 54, 61, 138, 152, 174, 191,358; III, 120, 124, 127, 145, 260 bkz> ürimek
  6858. URRA: erkeklerde olan kasık yarıklığı, kavlıç· I, 39
  6859. URSAMAK: vurmak istemek, I, 276
  6860. URSUKMAK: dövmede, dövüşte yenilmek, dövülmek. I, 242, 243
  6861. URT: ìğne deüği, iğne yurdu· I, 42
  6862. URUG: tane, tohum, evin· I, 53, 64, 449
  6863. URUG: dövüş, vuruş· I, 27, 386
  6864. URUGLAMAK: çekirdeğini çıkarmak, çekirdekten ayırmak· I, 303, 304; III, 346
  6865. URUGLANMAK: tane tutmak· I, 293
  6866. URUGLUG: (altun) para olarak kesilmiş, urulmuş (altın)· I, 147
  6867. URUGLUK: (buğday) tohumluk için saklanmış (buğday)· I, 146
  6868. URUG: turıg hısımlar·I, 64
  6869. URUK: ip, urgan·I, 42, 66, 209, 221; II, 136, 205; III, 110, 330 bkz> urk
  6870. URUKLUG: (kova) ipli (kova)· I, 147
  6871. URUKLUK: (yüñ) ip yapmak için hazırlanmış(yün)· I, 150
  6872. URULMAK: vurulmak, dövülmek; kurulmak· I, 194, 195; II, 138
  6873. URULMAK: (ip ve benzeri) örülmek I, 195
  6874. URUMDAY: kendisiyle ağının zararı giderilen bir taş· I, 159
  6875. URUNÇ: rüşvet, gevik, I, 132, 354; III, 217, 449 bkz> orunç
  6876. URUNMAK: pişman olup vurunmak, dövünmek;sarınmak, örtünmek I, 201
  6877. URUNMAK: dikilmek, kalkmak· I, 201
  6878. URUŞ: urma, sava;, vuruş, vuruşma·I, 61, 221, 414; II, 83
  6879. URUŞMAK: vuru;mak· I, 20, 182;II, 89 bkz>uruşmak
  6880. URUŞ: tokuş uğraşma ve savaşma·I, 12
  6881. URUT: kuru (geçen yıldan kalma ot için). II, 79 bkz> ar ııt
  6882. URU: yazmak vurayazmak, döveyazmak· III,59
  6883. US: hayır ve şerri ayırt ediş, I, 36
  6884. US: kerkes kuşu, I, 36, 228; III, 46
  6885. USAL: kişi gafil, iş bilmeyen·I, 122
  6886. USAYUK: (er) gafil (adam)· I, 160
  6887. USITGAN: çok susatan, I, 155
  6888. USITMAK: susatmak· I, 209
  6889. USLAMAK: anlamak, hayrı şerden ayırt etmek·I, 286
  6890. USLAYU: kerkes kuşu gibi, II, 17
  6891. USMAK: susamak; sanmak· I, 166; II, 165
  6892. USNATMAK: benzetmek, I, 267 bkz> üsnemek
  6893. USRIK: uyuklayan adam. I, 99
  6894. USUKMAK: susamak· I, 191; II, 165
  6895. USUZ: uykusuz, I, 122
  6896. UŞ: şimdi, işte, §161.I, 36;II, 45, 128
  6897. UŞ: agaç, dal, boynuz gibi şeylerin özü· I, 36 §müñüz uşı; boynuz özü·I, 36
  6898. UŞAK: küçük, ufak,I, 67;III, 279 § u şak oglan; küçük çocuk·I, 67 § u şak otuñ
  6899. UŞAK: koğuculuk, koğu, dedikodu, kogucu· I,122; II, 20 § u şak söz; kogu olarak söylenen söz· I, 122
  6900. UŞAKLAMAK: koğlamak· I, 305
  6901. UŞAKLIK: işte gösterilen çocukluk·I, 150
  6902. UŞALMAK: ufalanmak· I, 197 bkz> uşatmak, uvşatmak, üşelmek, üşetmek
  6903. UŞATMAK: ufalatmak· I, 211, 262 bkz> uşalmak, uvşatmak, üşelmek, üşetmek
  6904. UŞGUN: ekşi bir çeşit ot, poy otu·I, 440 bkz>kuşgun
  6905. UŞUN: omuz başı, çigin başı·I, 77
  6906. UŞ: uş öküzü suvarmak için söylenen 502.I, 36
  6907. UTAMAK: yapraklarını, başağını kesrnek, ekin biçilmek, budamak·III, 250, 251
  6908. UTANÇ: (ış) utanılacak (1;).III, 448 bkz> utunç
  6909. UTANMAK: utanmak,I, 199, 291 bkz> uvutlanmak
  6910. UTMAK: oyunda yutmak, oyunda ütmek I,170, 200; II, 103
  6911. UTRU: önce; karşı, orta I, 68, 494; II, 145; III, 40 bkz> ortu, otra, otru
  6912. UTRULANMAK: yüz ytize gelmek· I, 296, 297 bkz> otrulanmak
  6913. UTRULMAK: kesilmek, kırkılmak, kısaltılmak.I, 246, 247
  6914. UTRUNMAK: dayatmak ve karşı koymak istemek; yönelmek. I, 251 bkz> otrunmak
  6915. UTRUŞMAK: karşı koymak, kaı·şi gelmek, karşılaşmak.I, 232 bkz> otruşmak
  6916. UTRUŞMAK: makasla kesmekte yardım etmek· I, 233
  6917. UTSUKMAK: oyunda yutulmak·I, 242
  6918. UTULMAK: (ekini bozan bitkiler) kesilmek, ba şı vurulmak I, 193 bkz> otulmak
  6919. UTUN: degersiz, alçak, küstah· I, 123, 414
  6920. UTUNÇ: (ış) utanılacak (iş)· I, 131; III, 448 bkz>utanç
  6921. UTURMAK: (saç ve elbise) kesmek· I, 176
  6922. UTUŞMAK: oyunda yutu;mak· I, 180
  6923. UVA: çagıran kişiye cevap için "ne buyuruyorsun?" anlam ında bir edat· I, 40
  6924. UVA: içine şeker ufalanan bir çeşit yemek· I,II bkz> uva
  6925. UVMAK: ufalamak, I, 11 bkz> övmek, uvmak
  6926. UVUT: ut, hayâ, ar· I, 83 bkz> ufut, uvut
  6927. UVA: soğukluk olarak yenen bir çeşit şekerli pirinç yem'egi· I, 90 bkz> uva
  6928. UVMAK: ufalamak·I, 166 bkz> övmek, uvmak
  6929. UVŞATMAK: ufalatmak· I, 262 bkz> uşalmak,uşatmak, üşelmek, üşetmek
  6930. UVULMAK: ufalanmak, ezilmek· I, 197;II, 6
  6931. UVUNMAK: kendi kendine ufalamak,I, 202
  6932. UVUNMAK: ovuşturmak.I, 202;II, 147 bkz>ovunmak
  6933. UVURGARMAK: utandırmak· I, 290
  6934. UVUŞ: ufalanmış nesne· I, 61
  6935. UVUŞ: etmek ufalanmış ekmek·I, 61
  6936. UVUŞMAK: ufalamakta yardım ve yariş etmek,I, 185
  6937. UVUT: utanma, hayâ, ut, ar· I, 51, 83, 116, 131,469 bkz> ufut, uvut
  6938. UVUT: yemege veya beyin yanına çağırma, davet·I, 51
  6939. UVUTLANMAK: utahmak· I, 291 bkz> utanmak
  6940. UVUTLUG: utanan, utangaç· I, 146
  6941. UYA: kuş yuvası, I, 85
  6942. UYA: hısım, kardeş, I, 85, 86
  6943. UYADSILIK: utanan, utangaç· I, 160
  6944. UYADMAK: utanmak· I, 55, 216 bkz> uyatmak
  6945. UYALAMAK: yuva yapmak,III, 328
  6946. UYALMAK: çekinmek, utanmak·I, 269
  6947. UYATMAK: utanmak·I, 216 bkz> uyadmak
  6948. UYGURMAK: uyarmak,I, 269, 270 bkz> udgarmak, udgurmak
  6949. UYMAK: uymak, birine bağlı olmak·III, 146
  6950. UYUGLUG: kemerli. III, 50
  6951. UZ: usta, mahir·I, 46 § uz kişi; eli uz, eli işe yaraşıklı, udumlu kişi I, 46
  6952. UZA: geçmiş zaman,I, 88, 89, 385
  6953. UZAK: uzun; eski, uzak·I, 66, 380 § uzak ış;uzayan bitmeyen iş·I, 66
  6954. UZAKLIK: işte ağırlık.I, 150
  6955. UZATMAK: uzatmak; geciktirmek I, 209;II, 234 bkz> uzutmak
  6956. UZLANMAK: ustalaşmak·I, 297
  6957. UZLUK: sanat·I, 253
  6958. UZMAK: başkasından ileri geçmek·I, 88 bkz> ozmak
  6959. UZSAMAK: koparmak istemek,I, 276, 277 bkz> üzsemek
  6960. UZUN: uzun,I, 77, 448;II,'11, 78; III, 36, 89,121
  6961. UZUTGAN: her zaman uzatan· I, 155
  6962. UZUTMAK: uzatmak·I, 155 bkz> uzatmak
  6963. ÜBGÜK: ibibik kuşu·I, 78, 110 bkz> übüp
  6964. ÜBÜP: ibibik kuşu, I, 78 bkz> übgük ,
  6965. ÜÇ: sayıda üç·I, 35;II, 283
  6966. ÜÇGIL: müselles, üçgen, üç köşeli şe/·I, 105
  6967. ÜÇGÜL: müselles, üçgen, üç köşeli şey,I, 105
  6968. ÜÇLENMEK: üç olmak, üçlenmek·I, 256
  6969. ÜÇLÜÇ: başları bir demirle birleştirilerek üç çubukla yapılan tavşan tuzağı·I, 95
  6970. ÜÇÜKMEK: sesi, soluğu, nefesi kesilmek·I, 192; II, 118
  6971. ÜÇÜNÇ: sayıda üçüncü· I, 131; III, 448
  6972. ÜÇÜRGEN: çok söndüren, I, 522
  6973. ÜÇÜRMEK: söndürmek· I, 176, 177 bkz> öçürmek
  6974. ÜDÜRMEK: seçmek, üstün tutmak, III, 11 bkz> a ğırmak, edirmek, ödürmek, ödürmek, udurmak
  6975. ÜDERMEK: uymak, izince gitmek· I, 178
  6976. ÜDIK: aşk ve sevgi coşması, sevda, hasret· I, 69, 212; II, 144, 188, 311; III, 258 bkz> ödik
  6977. ÜDLENMEK: kösnemek, erkek istemek· I, 257
  6978. ÜDLEŞMEK: birbiri ardınca yürü;mek· I, 239 bkz> udlaşmäk
  6979. ÜDREK: artan, az iken artan şey,I, 103
  6980. ÜDREMEK: üremek, çoğalmak ,I, 273
  6981. ÜDREŞMEK: artmak·I, 232
  6982. ÜDRETMEK: üretmek, çoğaltmak·I, 261
  6983. ÜGI: baykuş· I, 9, 161;III, 118, 238 bkz> ühi, yabakülak
  6984. ÜGIMEK: öğütmek· III, 254
  6985. ÜGIT: buğday ve benzeri şeyleri öğütme. I, 51
  6986. ÜGITÇI: un öğüten kimse· I, 51
  6987. ÜGITMEK: öğüttürmek· I, 213
  6988. ÜGITSEMEK: öğütmek istemek·I, 302
  6989. ÜGRE: tutmaca benzer ve ondan daha sulu şehriye çorbası, erişte.I, 127; III, 173
  6990. ÜGRILMEK: sallanmak· I, 248
  6991. ÜGRIMEK: sallanmak, kımıldatmak; birisine karşı yaltaklanarak hilesini saklamak, I, 275, 354
  6992. ÜGRIŞMEK: sallamakta yardınn etmek, I, 236
  6993. ÜGRITMEK: sallatmak, I, 261
  6994. ÜGRÜK: çocugun beşigini sallama·I, 105
  6995. ÜGÜR: darı.I, 54;II,121; III, 9 bkz> yügür § yag ügüri; susam· I, 54
  6996. ÜGÜRLÜG: darı sahibi olan· I, 152
  6997. ÜGÜRLÜK: dan konulan yer·I, 152
  6998. ÜGÜRMEK: deve üzerine iki taraflı yükletilerek içerisine binilen sepet ve benzeri ;ey· I, 507 bkz> tegirmek
  6999. ÜGÜŞMEK: öğütmekte yardım ve yarış etmek· I, 187
  7000. ÜHI: baykuş ,I, 9, 161; III, 118, 238 bkz> ügi, yabakulak
  7001. ÜJME: dut ağacı· I, 130
  7002. ÜJÜK: hece, harf, I, 71, 72
  7003. ÜJÜKLEMEK: hecelemek, I, 71
  7004. ÜJÜMLENMEK: dutlanmak, dut vermek,I, 297
  7005. ÜKEK: tabut, sandık·I, 78
  7006. ÜKEK: şehrin etrafında savaş için hazırlanmış olan burç·I, 78
  7007. ÜKEKLEMEK: burç yapmak; sandık yapmak·I, 307
  7008. ÜKEKLIG: tam burçları bulunan kale·I, 153
  7009. ÜKEKLIK: sandık yapmak için ayrılan ağaç· I, 153
  7010. ÜLEMEK: dağıtmak, yaymak, üleştirmek· I, 51;III, 255
  7011. ÜLEŞMEK: paylaşmak, üleşmek I, 189
  7012. ÜLETMEK: paylaştırmak, dagıtmak, I, 214
  7013. ÜLIKE: ökse otu·I, 137
  7014. ÜLKER: Ülker yıldızı, Süreyya yıldızı.I, 95; III, 40
  7015. ÜLKER: çerig harp usulünde bir hile tarzı·I, 95 ,
  7016. ÜLKÜ: ahit, peyman.I, 129
  7017. ÜLÜG: pay, nasip, hlsse,I, 62, 72 bkz> ülük, ülü ş
  7018. ÜLÜGLÜG: üleştirilmiş, pay edilmiş, dağıtılmı;· I, 511
  7019. ÜLÜK: pay, naslp, hisse· I, 62, 72 bkz> ülüg, ülü ş
  7020. ÜLÜ: pay, halk arasında taksim, hisse· I, 62 bkz> ülüg, ülük
  7021. ÜM: şalvar, don· I, 38, 117, 203
  7022. ÜMGLIK: imik, çocukların tepesinde bulunan yumuşak yer I, 110
  7023. ÜMLEŞMEK: şalvarını ortaya koyarak kumar oynamak· I, 242
  7024. ÜNLÜG: şalvarlı,I, 224
  7025. ÜN: ses; ün, san·I, 38, 49. 219;II, 294;III, 194, 240, 402
  7026. ÜNDEMEK: ünlemek, çagırmak.I, 273;III, 69
  7027. ÜNDEŞMEK: çağırı;mak·I, 231
  7028. ÜÑMEK: delmek· I, 174 bkz> öñmek
  7029. ÜÑTÜRMEK: deldirmek I, 290
  7030. ÜÑÜJIN: çölde insanı öidüren umacı, gulyabani·I, 145
  7031. ÜÑÜLMEK: oyulmak III, 395
  7032. ÜÑÜR: in, mağara·I, 94
  7033. ÜP: renkte pekitme edatı·I, 34 § üpürüng; apak·I, 34
  7034. ÜPLELMEK: yağma edilmek·I, 295
  7035. ÜPLEMEK: yağma etmek·I, 284
  7036. ÜPLENMEK: yağmalanmak·I, 255;III, 90
  7037. ÜPLEŞMEK: yağma edişmek, yağmalaşmak.I,238
  7038. ÜPLETMEK: yağma edilmek I, 264
  7039. ÜRIMEK: takmak, urmak,III, 120 bkz> urmak
  7040. ÜRIMEK: içten çürümek III, 252, 253 bkz> örimek
  7041. ÜRKMEK: ürkmek,III, 420
  7042. ÜRKÜLMEK: ürkülmek·I, 250
  7043. ÜRKÜNÇ: ürküntü, kargaşalık,I, 250 bkz> ürkünmek
  7044. ÜRKÜNÇE: üfleyeceğine,I, 337
  7045. ÜRKÜNMEK: düşman yüzünden ulus arasına düşen ürküntü, telâşla kalelere ve sığınaklara kaşışma·I, 108 bkz> ürkünç
  7046. ÜRKÜŞMEK: ürküşmek,I, 155
  7047. ÜRKÜTMEK: ürkütmek I, 263, 264
  7048. ÜRMEK: üflemek; ürmek,'havlamak·I, 55, 164, 337; III, 5
  7049. ÜRÑEK: kireç· I, 121
  7050. ÜRÑERMEK: ağarmak· I, 289
  7051. ÜRPEK: tüyleri ürpermiş insan ve hayvan·I,103
  7052. ÜRPEKMEK: (tüy) ürpermek. I, 229, 230 bkz> orpatmak, örpe şmek, ürpermek, ürpeşmek ürpermek (tüy) ürpermek I, 217 bkz> orpatmak, örpeşmek, ürpekmek, ürpeşmek ürpeşmek birbirine karşı kabarmak, I, 229, 230 bkz> orpatmak, örpe şmek, ürpekmek, ürpermek
  7053. ÜRÜLGEN: her zaman şişen, kabaran· I, 158
  7054. ÜRÜLMEK: şişmek, kabarmak, üflenmek, şişirilmek I, 195
  7055. ÜRÜÑ: ak olan nesne, ak, beyaz, gençlerin t ırnakları üzerinde bulunan aklık· I, 134, 330,382;II, 12 bkz> ak, örüñ § tırñgak ürüñ; tırnak beyazlığı. I, 134
  7056. ÜRÜÑ: karak göz akı, I, 382
  7057. ÜRÜÑ: kuş akdoğan· I, 331
  7058. ÜRÜŞMEK: üflemekte yardım ve yarış etmek I, 183
  7059. ÜSKE(N-T)EÇ: kuru üzüm· I, 159
  7060. ÜSNEMEK: benzemek· I, 288; II, 223; III, 147 bkz> usnatmak
  7061. ÜSTEK: üstelik, ziyadelik.I, 120
  7062. ÜSTELMEK: artmak, çoğalmak, artırılmak.I, 246
  7063. ÜSTEM: eğerlere, kemerin başına, tokalara işlenen altın ve gümüş·I, 107 bkz> saxt
  7064. ÜSTERMEK: üstün gelmek için yarış etmek; inkâr etmek I, 221
  7065. ÜSTÜN: üstün· I, 108 § andan üstün; ondan üstün·I, 108
  7066. ÜSÜGLEMEK: hile ile kilit açmak.I, 306 bkz>osuglamak
  7067. ÜŞELMEK: arannìak· I, 197
  7068. ÜŞELMEK: ufalanmak, II, 235 bkz> uşalmak, uşatmak, uvşatmak, üşetmek
  7069. ÜŞEMEK: yer ve benzeri şeyleri aramak üzere eşmek III, 253
  7070. ÜŞERIG: (taş) düz (kaya), I, 135 bkz> yüşeırg
  7071. ÜŞETMEK: araştırmak.I, 211 bkz> eşltmek
  7072. ÜŞETMEK: ufalatmak·I, 211 bkz> uşalmak, uşatmak, uvşatmak, üşelmek
  7073. ÜŞGÜRMEK: üşürmek, kışkırtmak; ıslık çalmak· I, 228 bkz> üşkürmek
  7074. ÜŞIK: yemişleri kavurarak büyümekten alıkoyan soğuk·I, 72
  7075. ÜŞIKLEMEK: üşümüşken yakalamak·I, 306, 307
  7076. ÜŞIMEK: soğuktan üşümek II, 137; III, 254 bkz> üşümek
  7077. ÜŞKÜRMEK: üşürnnek, kışkırtmak; ıslık çalmak· I, 228 bkz> üşgürmek
  7078. ÜŞKÜRMEK: hatırlamak· I, 228, 229
  7079. ÜŞKÜRTMEK: hatırlatmak.I, 229 bkz> üşkürtürmek
  7080. ÜŞKÜRTÜRMEK: hatırlatmak.I, 229 bkz> üşkürtmek
  7081. ÜŞMEK: üşmek, üşüşmek, toplanmak; delgiç ile delmek,I, 166
  7082. ÜŞTÜRMEK: deldirmek, delik delmeyi emretmek, dar deli ği genişletmek·I, 222
  7083. ÜŞÜMEK: üşümek,I, 463 bkz> üşimek
  7084. ÜŞÜTMEK: üşütmek, soğutmak için soğuğa koymak·I, 211
  7085. ÜTIMEK: (kıl) ütülemek· III, 252
  7086. ÜTMEK: (kıl) yakmak, ütmek·I, 171
  7087. ÜTRÜK: hileci, ütücü adam,I, 101
  7088. ÜTÜG: kusma,I, 68 bkz> ütük
  7089. ÜTÜK: ütü,I, 68
  7090. ÜTÜK: kusma·I, 68 bkz> ütüg
  7091. ÜTÜLMEK: yanmak, (kıl) ütülenmek,I, 193
  7092. ÜTÜŞ: bir çeşit çocuk oyunu; bu oyunda utme, yutma·I, 60, 61 bkz> ötü ş
  7093. ÜY: ev, I, 81 bkz> ef, ev, ev, öv, üv
  7094. ÜV: ev·I, 81 bkz> ef, ev, ev, öv, üv
  7095. ÜYÜK: tepe gibi yüksek olan yerler·I, 85
  7096. ÜYÜK: (yér) sulu ve buna benzer yerlerde ayak bas ıldığı zaman kaybolan ve ayağı çıkarması güç olan kumluk (yer)·I, 85
  7097. ÜYÜKMEK: (ayak) gömülmek, incinmek, burkulmak·I, 268
  7098. ÜZ: sağır·I, 45 bkz> öz § üz kişi; sağır adam· I, 45
  7099. ÜZE: üstünde, üzerinde, üzere, üzerine, üzerindeki .I, 44, 66, 149, 197, 219, 237, 241, 244, 258, 331, 343. 456, 461, 468, 469;II, 23, 72, 192, 249, 288, 303, 328, 331, 356; III, 131, 161 üzelmek yorulmak, sıkılmak, ögüç işe düşmek·I, 196, 233
  7100. ÜZITMEK: çok söylemekten kulak sa ğır (ağır) olmak; sirke küpten ekşiliğinden dolayı sızmak· I, 209
  7101. ÜZLENMEK: yemekte yağ üste çıkmak, kabarmak· I, 258
  7102. ÜZLÜNMEK: (ip) üzülmek, kopmak· I, 258
  7103. ÜZLÜŞMEK: üzüşmek, kopmak; (kan, koca) ayrılmak; alacaklı borçludan ilişilgi kesmek, I, 240 üzmek (ip ve benzeri şeyleri) kesmek· I, 165, 522
  7104. ÜZNEMEK: kar;ı koymak, söz dinlememek·I, 288
  7105. ÜZSEMEK: koparmak 1510^6^I, 276, 277 bkz>uzsamak
  7106. ÜZTÜRMEK: üzdürmek, kopartmak·I, 220
  7107. ÜZÜKLÜK: kesilme·I, 152
  7108. ÜZÜLGEN: daima üzülen·I, 158
  7109. ÜZÜLMEK: üzülmek, kesilmek·I, 196
  7110. ÜZÜM: üzüm. I, 75, 88, 180, 184, 282, 289. 353.360, 514;II, 16, 18, 104, 125. 186, 265;III, 8, 119, 201, 265, 331, 410
  7111. ÜZÜMLENMEK: üzümlenmek.I, 295
  7112. ÜZÜŞMEK: üzüm toplamakta yardım ve yarı; etmek; ip ve beñzeri şeyleri kesmekte ve üzmekte yardım ve yarış etmek·I, 184
  7113. ÜZÜTLEMEK: birini pinti görnıek·I, 299
  7114. ÜZÜTLÜK: bir şeyde pintilik·I, 150
  7115. VA: vay anlamına söz söyleyen veya emreden kimsenin emrini inkâr yerine bir söz,III, 215 bkz> ya
  7116. YA: va edatı gibi "vay" anlamına inkâr edatı III, 215 bkz> va
  7117. YA: ok, yay· I, 280, 496, 500, 501;II, 7, 37, 5059, 61, 65, 66, 67, 68, 97, 98, 114, 134, 138,190, 198, 205; III, 16, 50, 59, 73, 78, 215, 219, 239, 318, 331, 370, 407, 409 § ya bagr ı; yayın orta yeri· I, 360,
  7118. YABA: yaş ve ıslak olan herhangi bir ;ey· III, 24
  7119. YABAKU: yün ve yapağı yoluntusu· III, 36
  7120. YABAKU: bolmak baştaki saç keçelenmek· III,36
  7121. YABAKULAK: baykuş· III, 56 bkz> ügí, ühi
  7122. YABI: eğerin üstüne ve altına konan keçe, eğer yastığı· III, 24
  7123. YABITAK: çıplak, egersiz· III, 48, 177 bkz> yap ıtak
  7124. YAÇANMAK: utanmak, ocunmak, sıkılmak· III, 83
  7125. YADAG: yayan, yaya· III, 28 bkz> yadag
  7126. YADIÑ: yere yayılmış olan az şey· III, 372
  7127. YADAG: yaya, yayan· I, 381 bkz> yadag
  7128. YADAGLIK: yayalık, yaya yürüyüş· III, 51
  7129. YADIGLIG: yayılı, yayılmış· III, 49, 50
  7130. YADILMAK: yayılmak, dağılmak, ayrılmak·I, 442;III, 77, 148, 159, 192 bkz> yay ılmak
  7131. YADIM: döşek, yaygı, sergi. I, 15, 119; III, 19
  7132. YADINMAK: yayılmak. III, 83
  7133. YADIŞMAK: yaymakta yardım ve yarı; etmek· III, 70
  7134. YADLIŞMAK: dağılışmak, yayılı;mak· III, 104, 105
  7135. YADMAK: döşemek, yaymak, sermek· I, 15, 45; II, 313, 314; III, 434 bkz> yatmak
  7136. YADSAMAK: yaymak ve dağıtmak istemek· III, 305
  7137. YADTURMAK: yaydırmak, III, 93 bkz> yaturmak
  7138. YADTURMAK: bir şeyi bohça veya benzeri içinde saklatmak· III, 94 bkz> yatturmak, yittürmek
  7139. YAFA: kolgan dikeni· III, 24 bkz> yava, yava
  7140. YAFA: sıcak, kuytu (yer)· III, 24, 27 bkz> yava,yava
  7141. YAFAŞ: yavaş, yumuşak huylu· III, 12 bkz> yavaş
  7142. YAFGU: halktan olup hakandan iki derece a şağı bulunan kişiye verilen ungun· III, 32
  7143. YAFIŞGU: kızılcık veya "güren" denen dağ yemi;l· III, 48 bkz> yumuşga
  7144. YAFUZ: her şeyin kötüsü, fenası· III, 10 bkz> yavuz
  7145. YAG: yağ, iç yagı·I,182, 208, 227, 326;II, 9, 89. 123, 149, 154. 188, 189. 190, 197, 198, 205. 210, 229, 231, 240, 245. 293, 305, 354; III, 63, 77, 119, 157,182. 223, 252, 307, 319, 392, 425, 426, 435 § kara yag
  7146. YAGAK: ceviz.I, 90, 267, 417;III, 8, 29
  7147. YAGAKLIG: cevizli·III, 50
  7148. YAGAKLIK: cevizlik, ceviz biten yer·III, 51
  7149. YAGAN: fil· III, 29 bkz> yañan, § Yagan Tégin
  7150. YAGANLIK: filli olan, filci· III, 50
  7151. YAGI: düşmün I, 41, 88. 168, 205, 206, 215, 234, 251, 273, 305. 336 397, 441, 456, 496, 516, 517, 520, 522;II, 6, 10, 29, 74. 83, 116, 165, 204, 227, 228, 329; III, 24, 44, 134, 237, 271, 272. 301 322, 328, 339, 395, 400, 420
  7152. YAGIKMAK: düşmanlaşmak· III, 76
  7153. YAGILAMAK: düşmanlık etmek, düşmanla savaşmak, çarpişmak· III, 325, 328 bkz'
  7154. YAGILMAK: yağdırılmak.III, 79
  7155. YAG(I)R: at, katır ve eçek gibi hayvanların sır-tında semer, eger ve yük vurmasından meydana gelen yara, yagır·I, 58, 370;III, 9
  7156. YAGIRLAMAK: yağırı sağaltmak, iyi etmek·III, 342
  7157. YAGIRLANMAK: yağırlanmak, yağırı çoğalmak, yağırdan kaşınmak·III, 113, 114
  7158. YAGIRLIG: yağırlı, sırtı yaralı·II, 9;III, 9, 49
  7159. YAGIŞ: putlara kesilen kurban·III, 10
  7160. YAGITGAN: her zaıpan yağdıran·III, 53
  7161. YAGITGAN: her zaman dü;manlık eden·III, 53
  7162. YAGITMAK: yağdırmak·II, 316
  7163. YAGITMAK: düşmanlık etmek, III, 53 bkz> yagılamak, yaguşmak
  7164. YAGIZ: yağız, kızıl ile kara arası renk· III, 10
  7165. YAGKU: yağmurluk· III, 25, 227 bkz> yaku
  7166. YAGLAMAK: yağlamak· III, 308, 319
  7167. YAGLANMAK: yağlanmak· III, 111
  7168. YAGLATMAK: yağlatmak· II, 355
  7169. YAGLIG: yağlı· I, 70; II, 309; III, 121, 156, 306. 392
  7170. YAGMAK: yağmak,I, 139, 376, 457, 494;II,122; III, 60, 61
  7171. YAGMALANMAK: Yağma kılığına girmek, onların huyu ile huylanmak· III, 203
  7172. YAGMUR: yağmur. I, 16, 272, 354; Il, 28, 122,175, 316, 352; III, 38, 39, 53, 79, 93, 95, 380, 436 bkz> yamgur
  7173. YAGMURÇIL: yağmuru çok olan (yer)· III, 56
  7174. YAGRIMAK: yağır olmak, I, 104 yagrınlamak yarnına, sırta, vurmak· III, 343 bkz> yarınlamak yagrıtmak
  7175. YAGRU: çevre, yakı^lık. III, 13 bkz> yakru
  7176. YAGSAMAK: yağ istemek. III, 305, 306 bkz> yags ımak
  7177. YAGSIMAK: yağ tadını almak, III, 305, 306 bkz> yagsamak
  7178. YAGTURMAK: yağdırmak· III, 95
  7179. YAGUK: yakın, 1113101.I, 433;III, 23, 29, 76, 255 § yak yaguk; (115101^1-.III, 29 § yaguk yér; yak ın yer·III, 29
  7180. YAGUMAK: yaklaşmak·II, 148; III, 89 bkz> yaguşmak
  7181. YAGUŞMAK: düşmanlık etmek· II, 90 bkz> yagılamak, yagıtmak
  7182. YAGUŞMAK: birbirine yakla;mak· III, 73 bkz> yagumak
  7183. YAGUTGAN: daima yaklaştıran· III, 52
  7184. YAGUTMAK: yaklaştırn-ıak. II, 316
  7185. YAG: ügüri susam· I, 54
  7186. YAH: evet, peki anlamına bir kelime· III, 118 bkz> yeh
  7187. YAXSINMAK: kollarını yenlerine sokmadan, belini iliklemeden, elbiseyi e ğinine (sırtına) almak, III, 109
  7188. YAHŞI: iyi; güzel, her şeyin güzeli I, 64; III, 32
  7189. YAK: çanak ve kap bulaşığı· III, 4 bkz> yak yuk, yok, yok yak, yuk, yuk yak
  7190. YAKA: yaka, elbise yakası·I, 189, 253; III, 24, 307
  7191. YAKIG: (şişkinlik ve benzeri şeylere yakılan) yakı· I, 407;III, 13, 62, 74, 96
  7192. YAKILMAK: dokunulmak, yaklaşılmak· III, 81
  7193. YAKIN: yakın. III, 22, 23
  7194. YAKIŞMAK: yaklaşmak, dokunmak, yakına gelmek; yakı yakmakta yardım etmek I, 170, 383; II, 103; III, 74
  7195. YAKI: yukı (er) alçak gönüllü ve yaltaklan ıcı (adam)· III, 25
  7196. YAKMAK: yaklaşmak, dokunmak; yakmak·I, 456;II, 69;III, 22, 62, 63
  7197. YAKRI: yağ, iç yağı, yağlı· 11.105; III, 31, 32, 204; 306
  7198. YAKRIKAN: fındık büyüklüğünde kırmızı meyvesi olan bir bitki·III, 56
  7199. YAKRIKAN: buz yağı·III, 56
  7200. YAKRILANMAK: yağlanmak·III, 203, 204
  7201. YAKRU: çevre, yakınltk.III, 31 bkz> yagru
  7202. YAKTURMAK: dokundurmak; (yakı) yaktırmak; (ateş) yaktırmak· ÌII, 96
  7203. YAKU: yağmurluk. III, 25, 226 bkz> yagku
  7204. YAKURMAK: yaklaştirmak· III, 68
  7205. YAKURMAK: sık sık solumak, yüksek bir solumaya tutulmak, III, 68
  7206. YAK: yuk kaptaki 611^. III, 143, 160 bkz> yak, yok, yok yak, yuk, yuk yok
  7207. YAL: at yelesi·III, 13, 160 bkz> yal ıg, yıl
  7208. YALA: töhmet, itham, birl hakkında kötü sanıda bulunma. III, 25, 82
  7209. YALAÇI: insanı her şeyde çarçabuk suçlu gibi gören, itham eden, III, 36
  7210. YALAÇI: (yuga) bir çeşit ince katmerli (ekmek, yufka)· III, 25, 35
  7211. YALAFAR: insanlar arasında elçi, hakanın gönderdiği elçi II, 288; III. 47
  7212. YALALMAK: tõhmetlenmek, itham edilmek,III,82
  7213. YALAMAK: töhmetlennek·III, 89
  7214. YALAVAÇ: elçi, peygamber·I, 66, 83, 97;III, 47, 266, 438 bkz> yalavaç
  7215. YALAVAÇ: elçi, peygamber·I, 83;III, 47 bkz>yalavaç
  7216. YALBI: yassı, enli, derinliğl olmayan·III, 30
  7217. YALDRAMAK: az ışımak, az parlamak·III, 437 bkz> yaldrımak
  7218. YALDRIMAK: az ışımak, az parlamak·III, 437 bkz> yaldramak
  7219. YALDR(I-U)K: cilâlı, parlak, süslü·III, 432 bkz> yoldruk, yuldruk
  7220. YALFATMAK: yalatmak·II, 354 bkz> yalgatmak
  7221. YALGAMAK: yalamak.I, 253;III, 306, 307 bkz> yalvamak
  7222. YALGAN: yalan·III, 37
  7223. YALGANDURMAK: yalanlamak·III, 116
  7224. YALGANMAK: yalanmak· III, 109, 110
  7225. YALGAŞMAK: yalaşmak· III, 103
  7226. YALGATMAK: yalatmak ve yutturmak. II, 354 bkz> yalfatmak
  7227. YALGIL: yelesi ak, ak yeleli· III, 228
  7228. YALGU: ahmak, beyinslz adam· III, 33
  7229. YALIG: at yelesi; ibik; eğer kaşı, II, 327; III, 13, 14 bkz> yal, y ıl
  7230. YALIGLANMAK: horoz ıbiklenmek; at yelelenmek· III, 114
  7231. YALIM: sarp, dik, yalçın, III, 19, 20
  7232. YALIMAN: dağınık şekilde yapılan çapul·III, 38 bkz> yélimen
  7233. YALIN: alev·III, 23
  7234. YALINÇGA: (aş) tadı, tuzu, yağı olmayan yemek, III, 433 bkz> yılınçga
  7235. YALINDAK: çıplak,III, 51
  7236. YALINMAK: soyunmak III, 85
  7237. YALIÑ: çıplak, kından çıkmış veya kınından çıkarılmış III, 373
  7238. YALIÑUK: insan I, 44, 195, 230, 395;II, 303, 315, 335; III, 65, 141, 222, 262, 384, 385 bkz> yalñuk
  7239. YALIÑULAMAK: iple, salıncakla, oynamak, III, 411 bkz> yalñu
  7240. YALIŞMAK: töhmetlemek, itham etmek· III, 75 bkz> yılışmak
  7241. YALKMAK: kanmak, bıkmak, yağlı yemekten bıkmak· III, 435, 447
  7242. YALMA: kaftan, kalın kaftan, yağmurluk. III, 34
  7243. YALMAK: yalınmak, alevlenmek; (yara) iltihaplanmak; güne ş yüzü yalıyarak çalıp karartmak- III, 63
  7244. YALMAK: yanmak· III, 65 bkz> yandurmak, yanmak, yundurmak, yunmak
  7245. YALÑU: cariyelerin oynadığı bir oyun, salıncak oyunu· III, 380 bkz> yalñulamak
  7246. YALÑUK: insan kişi, insanlara verilen genel ad, âdem; Âdem atam ız·I, 44, 195, 230, 395; II, 303, 315, 335;III, 65, 141, 222, 262, 384, 385 bkz> yal ıñuk
  7247. YALÑUK: cariye· III, 385
  7248. YALÑUS: yalnız, kimsesiz. I, 333; II, 133, 384
  7249. YALPATMAK: (ot, saman ve yem) ıslatmak, II, 351, 352 bkz> yelpetmek, yélpetmek
  7250. YALRATMAK: parlatmak, yalabıtmak. II, 353 bkz> yalrıtmak, yolratmak, yolrıtmak
  7251. YALRITMAK: parlatmak, yalabıtmak· II, 353 bkz> yalratmak, yolratmak, yolr ıtmak
  7252. YALT: yalçın, sert· III, 7
  7253. YALTGA: bir şeyle alay etme· III, 432 bkz> yoltga, yultga
  7254. YALTGA: kılmak alay etmek, maskanaya almak, III, 432
  7255. YALTURMAK: ateşi alevlendirmek· III, 97
  7256. YALU: tayları bağlamak için kullanılan ip, örk, III, 26
  7257. YALVAMAK: yalamak, III, 307 bkz> yalgamak
  7258. YALVANMAK: dilini çıkarmak, dili ağız içinde dolaştırmak. III, 110
  7259. YALVARMAK: yalvarmak, dileğinin yapılmasını istemek I. 494, 498;III, 99, 100
  7260. YALVI: büyü, sihir. III, 33, 359 bkz> yelvi
  7261. YALVIÇI: büyücü, sihirbaz· III, 33
  7262. YALVIRMAK: yelpimek, III, 100 bkz> yélvirmek
  7263. YAM: çör çöp, pislik, çapak, göze ve ba;ka yere kaçan çör çöp· III, 5, 160
  7264. YAMAG: yama· II, 21; III, 28
  7265. YAMAGLIG: yamalı, yaması olan· III, 49
  7266. YAMAGLIK: yamalık, yama olmak üzere hazılanmış .III, 51
  7267. YAMAGU: yamanması gerekli· III, 36
  7268. YAMALMAK: yamanmak. III, 82
  7269. YAMAMAK: yanıannak·III, 91
  7270. YAMAN: kötü, her şeyin kötüsü·III, 30 § yamanig; yaman hastallk, miskinlik hastal ığı·III, 30
  7271. YAMANMAK: kendi kendine yamamak·III, 85
  7272. YAMAŞMAK: yamamakta yardım ve yarış etmek, III, 75
  7273. YAMAŞMAK: tembelliğinden yere yapı;ıp kalmak, buyurulan işi yapmaktan çekinmek· III, 189 bkz> mayışmak
  7274. YAMATA: yağlı tavuk veya yağlı et kızartılacağı zaman yağın dışarı sızmaması içln içine sarılan kadayıf hamuru gibi ince bir hamur· I, 445
  7275. YAMDU: kasık· III, 31
  7276. YAMGUR: yağmur, III, 38 bkz> yagmur
  7277. YAMIZ: kasığın iki tarafı, kalçanın ıç yandan uçları.III, 10
  7278. YAMLAMAK: silmek, süpürmek· III, 84, 310
  7279. YAMLAN: bir çeşit sıçan, geme,III, 37
  7280. YAMLAŞMAK: süpürmekte yardım etmek,III, 105
  7281. YAMLATMAK: sıipürtmek. II, 356
  7282. YAMLIG: (·köz) içerisine çör çöp kaçmış olan (göz)· III, 42
  7283. YAMRAŞMAK: kuzular anaları ile karışmak. III, 102, 103
  7284. YAMU: fiilin anlamında pekitme yapan bir edat, III, 236 bkz> yanu
  7285. YAMURGAN: her zaman damlayan, kanayan· I, 524 bkz> tamurgan
  7286. YAMURMAK: damlamak; kanamak. II, 85 bkz> tamurmak
  7287. YAMURMAK: tomruk yapmak, kesrnek, III, 69 bkz> tomurmak, yemürmek
  7288. YAN: yan· II, 19
  7289. YAN: uca kemiği, uca kemlğinin başı· III, 160
  7290. YANA: gene, yine, tekrar, ikinci defa olarak; geri dönme bildiren edat·I, 60, 119, 144, 441, 472, 508;II, 285;III, 6, 26, 170
  7291. YANÇIK: torba, kese,II, 250 bkz> yançuk
  7292. YANÇILMAK: incinmek, ezilmek·I, 188;II, 287; III,107
  7293. YANÇUK: torba, kese (para-tütün). II, 6; III, 45 bkz> yanç ık
  7294. YANDAK: çeker havadan çiğ gibi yagan kudret helvası· III, 44
  7295. YANDAK: tiken geven dikeni· III, 44
  7296. YANDIK: soysuz, III, 44
  7297. YANDRU: tekrar, III, 406
  7298. YANDRUMAK: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98, 99 bkz> yalmak, yanmak, yundurmak, yunmak
  7299. YANIG: kusma; korkutma, tehdit· III, 14
  7300. YANLIK: çoban çantası· III, 45
  7301. YANMAK: dönmek, döndürmek; korkutmak,tehdit etmek; kusmak; yanrnak· III, 14, 64, 65, 98 bkz> yalmak, yandurmak, yundurmak, yunmak
  7302. YANU: fiilin sonuna gelip anlamında pekitme yapan bir edat· III, 236 bkz> yamu
  7303. YANULMAK: ele sürtülerek bilenmek· III, 82
  7304. YANUMAK: bilemek, el üzerlnde kılağılamak· III, 91
  7305. YANUT: karşılık, bedel, ıvaz, cevap· III, 8, 28
  7306. YANUTMAK: biIetmek, bilemeği veya el üzerlnde kılağılamayı emretmek, II, 317 bkz>yıtıtmak
  7307. YAÑ: bir şeyin merkezi; kalıbı. III, 361
  7308. YAÑA: herhangi bir ırmağın, bir yanı, geçesi.III, 369
  7309. YAÑAK: yan, taraf· I, 241, 434
  7310. YAÑAK: ağzın iki yanında dişlerin oturduğu kemik; kapı söğesi; her şeyin yanı, III, 376
  7311. YAÑALDURUK: kukuleta, başlık, kepenek arkasına dikilen blr keçe parças ı, III, 389
  7312. YAÑAN: alaca karga, yalnız başı ak olan karga·III, 240, 376
  7313. YAÑAN: fiL II, 210; III, 295, 376 bkz> yagan,
  7314. YAÑI: yeni· I, 376; III, 369 bkz> yengi
  7315. YAÑILA: yeniden, tekrar, ikinci defa· III, 381
  7316. YAÑILAMAK: yenilemek. III, 407
  7317. YAÑILGAN: her zaman yanılan, unutan· III, 388
  7318. YAÑILMAK: yanılmak· III, 59, 380
  7319. YAÑKU: sesin geri gelmesi, yankı, aksi savt, aksi seda· III, 379, 380
  7320. YAÑKULAMAK: ses vermek, yankılamak, ses gelmek, III, 410, 411
  7321. YAÑKURMAK: ses duymuş gibi sağına soluna bakmak, III, 400
  7322. YAÑLUK: işte, sözde ve benzeri şeylerde ve yerlerde yapılan yanlışlık· III, 385
  7323. YAÑRAK: dağ kıvrımı ve büküntüsü·III, 384
  7324. YAÑRAMAK: saklanması gerekenl açığa vurmak, söylemek·III, 404 bkz> yañzatmak
  7325. YAÑŞAK: yanşak, geveze·I, 467;III, 384
  7326. YAÑŞATMAK: bir klmsenin ba;ını çok sözle, yanşaklıkla ağrıtmak·II, 359
  7327. YAÑZATMAK: saklanması gerekeni söyletmek, ikrar ettirmek·II, 359 bkz> yañramak
  7328. YAP: değirmi olan herhangi bir şey·III, 3 § yap yarmak; değirmi para, sağ para,III, 3
  7329. YAP: yapağı·III, 3 § yung yap; yün yapağı·III, 3
  7330. YAP: hile, al·III, 142, 159 bkz> al, yup
  7331. YAPÇAN: yavşan otu· III, 37 bkz> yavçan
  7332. YAPÇINMAK: yapıştırılmak· III, 108 bkz> yapçunmak, yapçurmak, yap şunmak, yapşurmak, yavçunmak, yavçurmak
  7333. YAPÇUNMAK: yapı;tırılmak,III, 108 bkz> yapçınmak, yapçurmak, yapşunmak, yapşurmak, yavçunmak, yavçurmak
  7334. YAPÇURMAK: yapıştırmak·III, 97, 98 bkz>yapçınmak, yapçunmak, yapşunmak, yapşurmak, yavçunmak, yavçurmak
  7335. YAPGAK: kuş avlanan blr çeşit tuzak·III, 42
  7336. YAPGUÇ: eşek ve benzeri hayvanları sürmekte kullanılan değnek,III, 39
  7337. YAPGUT: yün veya kıl d!dintilerl doldurulmuş minder ve benzerl şeyler·III, 38
  7338. YAPIGLIK: kapalı, kapanmı;·III, 49
  7339. YAPINMAK: örtünmek, kendl başına kapamak·III, 82, 83
  7340. YAPIŞMAK: yapişmak· IH, 70 bkz> yapuşmak
  7341. YAPITAK: çıplak, eğersiz·III, 177 bkz> yabıtak
  7342. YAPMAK: örtmek, kapamak; kurmak, yapmak, I, 348, 374; III, 33, 57
  7343. YAPRATMAK: at, blr ;eyden korktuğu veya bir çeye tekme atacağı zaman kulağını dikmek·II, 352
  7344. YAPRI: düz ve enli (yer); sarkık (kulak), III, 31
  7345. YAPRULMAK: yapışmak; yıpranmak· III, 107
  7346. YAPRUŞMAK: yer düzlennekte yardım etmek, III, 101
  7347. YAPSAMAK: (örtmek, kapamak, yapmak) istemek· I, 463; II, 172; III, 304
  7348. YAPŞUNMAK: yapı;tirılmak· III, 109 bkz> yapçınmak, yapçunmak, yapçurmak, yapşurmak, yavçunmak, yavçurmak
  7349. YAPŞURMAK: yapıştırmak· III, 99 bkz> yapçınmak, yapçunmak, yapçurmak, yapşunmak, yavçunmak, yavçurmak
  7350. YAPTAÇ: yağmur ve karda çobanların giydiği küçük bir kepenek, kebe· III, 38 yapturmak kapatmak; yaptırmak· III, 93 yapulmak kapanmak, örtulmek· III, 76
  7351. YAPURGAK: yaprak (agaç, bjtki, kltap)·III, 51
  7352. YAPURGAN: daima gizleyen, saklayan·III, 53 yapurmak parlatmak, süpürtmek; gizlemek·III, 67 yapurtmak
  7353. YAPUŞGAK: dikenli bir ot, pitrak; her söylenen i şe karışan kimse· 1)1, 51 bkz> koru
  7354. YAPUŞGAN: daima yapışan, yapışkan·III, 53
  7355. YAPUŞMAK: yapışmak·III, 53 bkz> yapışmak
  7356. YAP: yup hile, al ("yup" kelimesi yaln ız kullanılmaz, her zaman "yap" ile birlikte gelir)·III, 142, 159, 328
  7357. YAP: yup kılmak hile kılmak, al etmek·III, 159 bkz> yubılamak, yuplamak
  7358. YAR: yar, suların açtığı uçurum· I, 375; III, 34, 142, 152, 355
  7359. YAR: salya·II, 81; III, 3
  7360. YARAG: yarık, gedik·III, 294
  7361. YARAG: fırsat, imkân, tav·I, 300;II, 90, 234; III, 13,28, 355
  7362. YARAGLIG: mümkün .III, 49
  7363. YARAGLIG: zırhlı, cebeli·III, 49
  7364. YARAMAK: yaramak, uygun gelmek, yaraşmak· III, 38, 87 § yol yarasın
  7365. YARAMAK: yarmak·II, 356
  7366. YARAMAK: karşı koymak, uzaklaşmak·III, 422 bkz> yıramak
  7367. YARAMSINMAK: dalkavukluk etmek,II, 263
  7368. YARANMAK: yaranmak, yaltaklık etmek; koşakta koşturularak alıştırılmak,I, 394;III, 20, 83
  7369. YARAŞMAK: uyuşmak, anlaşmak, yaraşmak·II, 105;III, 11. 71, 72
  7370. YARATGAN: yaratan· III, 52
  7371. YARATMAK: yaratmak, oranlamak, oranlayıp yapmak, kendinden uydurmak· I, 330; II, 315
  7372. YARIGSAMAK: yarlıganmak istemek· III, 333
  7373. YARIK: oylukların çenetlere bitiştiği yer, oyluk kemikleri başı· III, 15
  7374. YARIK: zırh, zırh ve kalkana verilen genel ad, III, 15,158, 217 § say yar ık; demirgögüslük. III, 15,158
  7375. YARIKLANMAK: zırhlanmak· III, 114, 115
  7376. YARIKLAŞMAK: zırh õndül koyarak bahse girmek, II, 258
  7377. YARILMAK: yarılmak, yirilmek, açılmak·I, 119; III, 15, 77, 78
  7378. YARIM: yarım, bir şeyin yarısı, herhangi bir şeyin ikiye ayrılmış olan parçalardan her birisi III, 19
  7379. YARIMLAMAK: yarılamak· III, 343
  7380. YARIMLANMAK: yarımlanmak. III, 115
  7381. YARIN: yarın· II, 250
  7382. YARIN: kürek kemigi, çigin kemlğl· III, 21
  7383. YARINDAK: kayı;, sırım, Türk sırımı· II, 23, 108, 175, 262; III, 51
  7384. YARINLAMAK: yarnına, sırta vurmak·III, 343 bkz> yagrınlamak
  7385. YARINMAK: kendi kendine yarmak, yarınmak· III, 83, 84
  7386. YARISA: yarasa·III, 433 bkz> aya yersgil
  7387. YARIŞ: yarı;, at yarişi·II, 191; III, 10
  7388. YARIŞ: iki adam arasında mal üleşme·III, 10
  7389. YARIŞMAK: yarışmak, yariş etmek, at yarişi yapmak; yarı yarıya üleşmek I, 367, 474; II, 226;III, 10, 72
  7390. YARLAMAK: tükürmek III, 308 bkz> yarsıtmak, yarsudmak
  7391. YARLIG: emir, hakanın mektubu, fermanı, buyruğu·I, 87;III, 42
  7392. YARLIG: fakir, yoksul, acınan, yarlıganmış.I, 93;III, 42
  7393. YARMA: uzunlamasına yarılan herhangi bir ;ey· III, 34
  7394. YARMAK: yarmak, bir şeyl keserek zorla yarmak, parçalamak; yere s ınır çizmek,I, 399, 437;III, 33, 57. 58
  7395. YARMAK: para·I, 20. 22 35, 75, 130, 131, 142,143, 168, 175, 180, 214, 219, 223, 242, 281, 297, 298, 303, 321, 322, 334. 341 377 397,398, 402;II, 22, 39, 41, 44, 51, 62, 66, 67, 78, 92. 122, 127, 131, 103, 229, 237. 249, 250, 260;III, 3. 43 67 80, 84. 94, 121
  7396. YARMAKAN: armağan·I, 140 bkz> amuç, armagan
  7397. YARMAKLANMAK: para sahibi olmak· II, 279;III, 116
  7398. YARMANMAK: tırmanmak.III, 111
  7399. YARMAŞ: iri ögüdülmüş bulgur ve buna benzer şeyler·III, 40 § yarmaş un; ince un,III, 40
  7400. YARMA: (yuga) blr çeşit katmer·III, 34
  7401. YARP: sağlam·III, 6
  7402. YARP: insan sevinince yüzüne gelen parlakl ık, yalabıklık·III, 6
  7403. YARPADMAK: iyileşmek, ayağa kalkmak, serpilip büyümek·II, 351 bkz> yarpatmak
  7404. YARPATMAK: iyileşmek, ayağa kalkmak; serpilip büyümek,II, 351 bkz> yarpadmak
  7405. YARPUZ: güzel kokulu b!r ot, kır nanesl, Majoran,III, 39
  7406. YARPUZ: yılan yiyen bir hayvan, firavun s ıçanı,ichneumon·III, 39, 40
  7407. YARSGAG: dagda ve başka yerde ayağın kayabilecegl yer·III, 433
  7408. YARSIKMAK: birbirinden ayrı dü;mek,III, 105. 106
  7409. YARSIMAK: murdar bulmak ve iğrenmek, III,305
  7410. YARSINÇIG: murdar, pis iğrenç· III, 56
  7411. YARSITMAK: tiksindirmek II, 353 bkz> yorlamak, yars ğumak
  7412. YARSUDMAK: tiksindiği şey yüzünden tükürmek· II, 353 bkz> yarlamak, yars ıtmak
  7413. YARŞI: bir şeyi yarıya bõlen kimse; bir ;eyin yar ısı, yarı yarıya ortak·III, 32
  7414. YARŞIM: bir yarışlık yer·III, 47
  7415. YART: su içilen bardak,I, 341 bkz> bart
  7416. YARTIM: ayrılmiş· III, 46
  7417. YARTMAK: para· III, 432 bkz> yarmak
  7418. YARTU: yonga, talaş, III, 30
  7419. YARTU: üzerine bir şey yazılan levha, tahta· III, 30
  7420. YARTURMAK: yardırmak· III, 94, 95
  7421. YART: yurt tutmak ansızın her yandan yakalanmak· I, 341 bkz> bart burt tutmak
  7422. YARUK: yerde, duvarda, dağda, sırçada ve benzer şeylerde yarık· III, 15
  7423. YARUK: ışık, aydınlık, parlak·I, 46, 96;III, 15, 194 § yapyaruk; çok ayd ınlık. III, 15
  7424. YARUKLUK: nur, ışık, aydınlık; rahatlık· II, 316; III, 51. 194
  7425. YARUK: yélim balık tutkalı· III, 20 bkz> yaru yélim
  7426. YARUK: yulduzı tan yıldızı· I, 96
  7427. YARUMAK: ışımak· I, 96; III, 86, 87, 89
  7428. YARUMAK: yaşumak keyiflenmek. sevinmek· III, 89
  7429. YARUTGAN: her zaman aydınlatan· III, 52
  7430. YARUTMAK: aydınlatmak· III, 52
  7431. YARU: yélim balık tutkalı· III, 24 bkz> yaruk yélim
  7432. YAS: zarar, 2iyan· III, 159
  7433. YAS: ölüm, helâk· III, 159
  7434. YASGAÇ: yastıgaç, hamur tahtası· III, 38 bkz> yası yıgaç
  7435. YASGAŞMAK: tokatlaşmak ve bunda yardım ve yarış etmek· II, 220 bkz> tasgamak, tasga şmak
  7436. YASI: yassı, enli· III, 24 bkz> yasul
  7437. YASIÇ: yassı ve uzun temren, III, 8
  7438. YASIGLIG: gedeleçli· III, 50
  7439. YASIK: gedeleç· III, 16 bkz> kurman
  7440. YASILAMAK: yassılamak, yaymak; sözü açık,geniş ve kinayesiz söylemek· III, 328
  7441. YASILMAK: dağılmak; terk olunmak, bırakılmak· III, 78, 79
  7442. YASIMAN: su boşaltilırken boğazı "gır gır" eden testi, III, 38
  7443. YASI: yıgaç yastıgaç, hamur tahtası· III, 38 bkz> yasgaş
  7444. YASMAK: dağıtıp yaymak, çõzmek· III, 59, 60
  7445. YASTALMAK: dayanmış olmak; amacın bir yanına ilmek· III, 107
  7446. YASTAMAK: yastık dayamak, yaslanmak; söz dokundurmak· III, 302, 303, 320
  7447. YASTUK: yastık, III, 43, 107, 302, 320
  7448. YASUL: yassı, yayvan, yassı ve engln olan her yer· III, 18, 19 bkz> yas ı
  7449. YAŞ: yaş, taze nesne, zerzevat, sebze, ye şillik; yaş (gözden gelen); yaş (insanın yaşadığı).I, 316; II, 109, 172. 228, 232; III, 4, 47, 83, 84,159,433 §ya şot
  7450. YAŞAGU: yaşamağa haklı· III, 36
  7451. YAŞAMAK: yaşamak· III, 89
  7452. YAŞAÑURMAK: (göz) yaşarmak, yaşlı olmak·III, 407
  7453. YAŞARMAK: yeşermek· II, 79; III, 18, 68
  7454. YAŞARTMAK: ye;ertmek· III, 436
  7455. YAŞIKMAK: (göz) yaçlanmak, kamaşmak·III, 76
  7456. YAŞIL: yeşil. I, 41, 330, 394, 395; III, 19. 20,143, 162 § yapya şıl
  7457. YAŞIL: yuşul yeşil meşil· III, 19
  7458. YAŞIN: şimşek,I, 236;II, 356;III, 22, 310, 319
  7459. YAŞINLIG: şimşekli· III, 50
  7460. YAŞLAMAK: yaş ot yemek· III, 308
  7461. YAŞLIG: yaşlı, genç olmayan· III, 42
  7462. YAŞLIG: yaşlı, yaşı olan (gõz)· III, 42
  7463. YAŞMAK: gizlemek, saklamak· I, 425; III, 60, 208
  7464. YAŞNAMAK: şimşek çakmak, parlamak· I, 236; III, 310, 319
  7465. YAŞNATMAK: şimçek çaktırmak, parlatmak·II, 356
  7466. YAŞRU: gizli·III, 31
  7467. YAŞRUŞMAK: gizlemekte birlefmek· III, 101
  7468. YAŞSAMAK: gizlemek istemek·III, 305
  7469. YAŞUK: demir başlık, tulga·I, 67 bkz> aşuk,yışıklıg
  7470. YAŞUMAK: keylflenmek, sevinmek,III, 89
  7471. YAŞURGAN: her zaman gizleyen·III, 53
  7472. YAŞURMAK: örtmek, örtülmek, gizIemek.II,79;III, 68
  7473. YAŞUT: gizli·II, 228;III, 8 bkz> beküt
  7474. YAT: yabancı-I,433;III, 43, 148, 159 bkz> baz
  7475. YAT: taşlarla yagmur ve rüzgâr için yapılan kamlık, yadataşı ile yapılan bir türlü kamlık, kâhinlik. III, 3, 159
  7476. YAT: baz yabancı· III, 148, 159
  7477. YATÇI: ;aman· III, 307
  7478. YATGAK: hakanın ve ülkenin koruyucusu, muhaf ızı· III, 42
  7479. YATGAŞMAK: yatışmak, birlikte yatmak. III, 103
  7480. YATGAŞUK: bir yerde başkası ile yatan· III, 55
  7481. YATGAŞUK: ogrı yatsı, yatma 2amanı. III, 55
  7482. YATGURMAK: yatırmak, uyutmak· III, 99
  7483. YATIG: uyku; yatılacak yer· III, 12 bkz> yatık
  7484. YATIK: uyku; yatacak yer· III, 15 bkz> yat ıg
  7485. YATIKMAK: yabancılaşmak, yadlaşmak·III, 76
  7486. YATLAMAK: yada taşı ile afsun yapmak; yabancı saymak·III, 307, 308
  7487. YATLATMAK: yada taşı ile okutmak·II, 355
  7488. YATMAK: yatmak·I, 36, 233, 243, 386;II, 313; III, 42, 378
  7489. YATMAK: yaymak, sermek, II, 313 bkz> yadmak
  7490. YATSAMAK: yatmak veyä uyumak istemek III,304
  7491. YATTURMAK: yaydırmak·III, 93, 94 bkz> yadturmak, yittürmek
  7492. YATUK: atılan, unutulan her şey; tembel; şehirlerden· çıkmayan bir kısım Oğuzlar·III,14
  7493. YATUK: iki cins iplikten (erişi yünden, argacı pamuktan) dokunan bir dokuma· III, 14
  7494. YATURMAK: yaydırmak, III, 93 bkz> yadturmak
  7495. YAVA: kolgan dikeni; hint ayvas ı; suyu tutmaca renk veren bir bitki I, 84;III, 26 bkz> yafa, yava
  7496. YAVA: sıcak, kuytu (yer)·III, 27 bkz> yafa, yava
  7497. YAVA: kolgan dikeni; hint ayvas ı; suyu tutmaca renk veren bir bitki I, 84;III, 27 bkz> yafa, yava
  7498. YAVA: sıcak, kuytu (yer),III, 27 bkz> yafa, yava
  7499. YAVALMAK: yavaşlamak,I, 397
  7500. YAVA: ; yavaş, yumuşak huylu·III, 10, 11 bkz> yafa ş
  7501. YAVAŞLANMAK: yavaşlanmak, dölekleşmek, yumuşak huylu olmak· III, 114
  7502. YAVÇAN: yavşan 0111.III, 37 bkz> yapçan
  7503. YAVÇUNMAK: yapıştırılmak·III, 109 bkz> yapçınmak, yapçunmak, yapçurmak, yapşunmak, yapşurmak, yavçurmak
  7504. YAVÇURMAK: yapıştımak. III, 98 bkz> yapçınmak, yapçunmak, yapçurmak, yapşunmak, yapşıırmak, yavçurmak
  7505. YAVGAN: yavan. III, 37
  7506. YAVGANLANMAK: yavan bulmak· III, 116, 117
  7507. YAVLAK: kötü, fena, değersiz, yavuz, dü;kün, her şeyin kötüsü· I, 177, 432, 516, 519;II, 74, 204;III, 43, 44, 133 § yavlak kişi
  7508. YAVRAMAK: digrek, sert, kati olmak, III, 278 bkz> t ıgdamak, tıgramak
  7509. YAVRIMAK: hali kötüleşmek, yoksulluk veya hastal ık yüzünden arıklamak· III, 304
  7510. YAVRITMAK: kõtületmek, zayıflatmak, arıklatmak, I, 139; II, 352, 353
  7511. YAVSAMAK: gönül almak istemek, III, 306 bkz> yüvsemek
  7512. YAVUG: sel suyunun yüksekten yuvarlad ığı kaya parçası· III, 13
  7513. YAVUZ: kötü, fena·I, 84, 85, 103, 227, 248. 439, 483 bkz> yafuz
  7514. YAVUZLAMAK: kötü bulmak·III, 342
  7515. YAVUZLANMAK: kötü bulmak·III, 114
  7516. YAY: ilkbahar, yaz, I, 13. 82, 96, 170, 463; II, 97; III, 160, 161, 188
  7517. YAYA: insanın kuyruk sokumu bölgesl, kıçı (yalnız insanlarda)· III, 26, 170
  7518. YAYGARU: yaza doğru, III, 278
  7519. YAYGUK: kısrağın meme uçları, III, 27 bkz> yazguk
  7520. YAYIG: huyu dönek· III, 23 bkz> yayık
  7521. YAYIK: huyu dönek· III, 23 bkz> yayıg
  7522. YAYIKMAK: yaz olmak, baharla;mak· III, 191
  7523. YAYILGAN: yayılan, durmayan· III, 55 § yayılgan kişi; bir kararda durmayan, bir işte sebat etmeyen kimse· III, 55
  7524. YAYILMAK: ırgalanmak, yayılmak, salınmak· I, 412; III, 108, 191,192bkz>yad ılmak,yazılmak
  7525. YAYINMAK: kendi kendıne yaymak· III, 86
  7526. YAYKALMAK: çalkanrnak; her ;eye gönlü meyil göstermek· III, 108
  7527. YAYLAG: yayla, yaylak, yazlanan yer, I, 13, 214; II, 355; III, 47, 265
  7528. YAYLAMAK: yaylamak· III, 311
  7529. YAYLATMAK: yaylatmak. II, 357
  7530. YAYMAK: çalkamak, kımıldatmak, sallamak, meyletmek, meylettirmek III, 245, 246, 247
  7531. YAYSAMAK: haset etmek, çekememek,I, 155
  7532. YAYTURMAK: çırptırmak, kımıldatmak.III, 100
  7533. YAZ: ilk yaz, yaz· II, 172, 285; III, 159, 285
  7534. YAZAK: otlak,III, 16
  7535. YAZAMAK: yazlamak, yazı geçirmek· III, 88
  7536. YAZGUK: kısrağın meme uçlan· III, 28 bkz> yayguk
  7537. YAZI: kır, ova, yazı, boş ve açık yer, boşluk,açıklık, alan·I, 94, 135, 329, 447; III,II, 24,255 yaz ıkçı yazıcı, hısımlar arasında mektup getirip götüren elçi· III, 55
  7538. YAZIGLIG: çözülmüş, bağından çözülmüş· III,49, 50 bkz> yazuk
  7539. YAZIKMAK: yaz olmak III, 76 bkz> yayıkmak
  7540. YAZILMAK: açılmak, yayılmak; yalabımak, güzelleşmek; çözülmek·I, 195, 233, 409; II, 285; III, 6, 78,112 bkz> yadılmak, yayılmak
  7541. YAZINMAK: kendi kendine çõzmek, çözünmek, çözülmek III. 84, 112
  7542. YAZIŞMAK: (çözmekte ve yaydan kirlşi çıkarmakta) yardım ve yarış etmek, III, 73
  7543. YAZLATMAK: yazlatmak, yazı geçirtmek, yaylatmak·II, 355
  7544. YAZLINMAK: çôzülmek·III, 110, 112, 228
  7545. YAZLIŞMAK: çözülmek III, 105
  7546. YAZMAK: şaşmak, yanılmak; çözmek; yazmak· I, 92; II, 20; IIl, 59, 111
  7547. YAZMAS: şaşmayan, yanılmayan· III, 59, 379
  7548. YAZOK: et pastırma· III, 16,
  7549. YAZSAMAK: çözmek istemek, III, 305
  7550. YAZTURMAK: çõzdürmek; yanıltmak· III, 95
  7551. YAZUK: boşanmış, bağından çözülmü;· III, 16bkz> yazıglıg
  7552. YAZUK: günah, suç· I, 16, 203, 220, 521; II, 75,135, 143, 169, 222, 261; III, 16
  7553. YAZUKLAMAK: suçu yüzünden yakalamak·III, 342, 343
  7554. YAZUKLUG: günahlı,III, 50
  7555. YAZUKSUZ: günahsız·I, 400;III, 16
  7556. YEBEÑ: kumlu, batak· III, 372
  7557. YEH: evet· III, 26, 118 bkz> yah
  7558. YEH: mü "tamam mı" anlamına bir kelime·III,26 bkz> ye mü?
  7559. YEK: şeytan·I, 267;II, 236, 338;III, 156, 160
  7560. YEL: cin; cin çarpması· III, 144, 163
  7561. YELIM: tutkal, kendisiyle tüy ve tüye benzer şeyler yapıştırılan tutkal· III, 20, 70, 99, 108bkz> yélim,
  7562. YILIM: yelimlenmek tutkallanmak· III, 115 bkz> yélimlenmek
  7563. YELKIN: yelici, koşucu; misafir, yolcu, konuk·I· 31; III, 33, 37, 288, 309 bkz> elkin, yélkin
  7564. YELNEMEK: memesi dolup sarkmak· III, 310, 319 bkz> yélnemek
  7565. YELPETMEK: (ot, saman ve yem) ıslatmak, II, 351, 352 bkz> yalpatmak, yélpetmek
  7566. YELPETMEK: yelpazeletmek· II, 352 bkz> yélpetmek
  7567. YELPIRMEK: rüzgâr esmek, cin tutmuş gibi sağa sola sallanmak; nemlenmek, yeri ıslatmak·III, 93
  7568. YELVI: büyü, sihir, III, 33, 359 bkz> yalv ı
  7569. YELVLÇI: büyücü, sihirbaz III, 33
  7570. YEM: baharat· Itl, 5 ("yem" kellmesl yaln ız kullanılmaz, "ot" ile birlikte gelir)·
  7571. YEME: hep, bütün, tamamiyle; yine, dahi, I, 47,106,144, 459; II, 75,118; III, 41, 278. 366 435 yemeçük buğday taşınan küçük çuval· III,48
  7572. YEMEK: yemek, yeylp telef etmek,I, 55, 66, 79, 88, 116, 318, 323, 342, 343, 504;II, 69,70. 311; III, 9, 16, 31, 67, 146, 159, 220, 222, 249
  7573. YEMET: evet· I, 51;III, 8 bkz> emet, evet,evet
  7574. YEMIŞ: meyve,I, 251, 263 bkz> yémiş
  7575. YEMRÜ: ;mek ağaç sökmekte yardım etmek· III, 103
  7576. YE: mü "bu sôzü kabul ettin mi? söyledi ğimi yapmak için kafana koydun mu?" anlam ına bir kelime.III, 26 bkz> yehmü?
  7577. YEMÜRGEN: dalma söken, koparan,III, 54
  7578. YEMÜRMEK: kesmek·III, 54 bkz> tomurmak,
  7579. YAMURMAK: yençimek ısırmak, kötüleîmek·III, 303 bkz> tençmek, yençmek, yunç ımak
  7580. YENÇMEK: ısırmak, yere vurup ayağıyle ezmek, dişle ısırarak parçaları birbirine katmak, kõtüleşmek·III, 303. 435 bkz> tençmek,yençimek, yunç ımak
  7581. YENIG: yeğni, hafif·III, 92 bkz> yénik
  7582. YENIGÜ: doğurmak üzere olan,III, 36
  7583. YENIMEK: doğurmak (yalnız kadın için),III,91, 92
  7584. YENITMEK: doğurtrnak· II, 317
  7585. YEÑEÇ: yengeç· III, 384
  7586. YEÑEK: heybe, bohça· III, 70 bkz> yetgek
  7587. YEÑGE: yenge, büyük kardeşin karısı· III, 380
  7588. YEÑI: yenl· I, 376;III, 369 bkz> yangi
  7589. YEÑMEK: yenmek, alt etmek·III, 391
  7590. YEÑŞÜRMEK: sıcağa soğuk karı;tirarak ılıştırmak, III, 400 bkz> yiñşürmek
  7591. YERÇÜ: sın, mezar· III, 30
  7592. YERDE: hemşeri. I, 407; III, 40
  7593. YER: kırtışı yeryüzü· I, 461
  7594. YERKÜÇ: tahtadan yapılmış kılıç gibi uzunca,enli bir ağaç parçasıdır, fırındaki ekmeği çevirmek için kullanılır·I, 452
  7595. YERMEK: yirmek, yaf bir şeyi demirle kesmeksizin uzunlamas ına yirmek, kolayca yarmak·III, 58 bkz> yırmak, yirmek
  7596. YER: sagrısı yeryüzü; yer yaygısı·I, 422
  7597. YERTÜRMEK: yirdirmek.III, 95
  7598. YERÜK: yirilmiş, uzunlamasına yirilmiş ve güzelligi gitmiş olan her şey, yirik, gedik· III, 18 bkz> yirük
  7599. YETEN: ok atılan tahta yay; atımcı yayı, hallaç yayı·III, 21 bkz> yeteñ
  7600. YETEÑ: yün atılıp kabartılan atımcı yayı· III, 372 bkz> yeten
  7601. YETGEK: heybe, bohça· III, 70, 77, 344 bkz> yerigek
  7602. YETIGEN: yedi kardeşler adı verilen yıldız, III, 37, 40, 247 bkz> yetiken
  7603. YETIKEN: yedi kardeşler adı verilen yıldız, III, 247 bkz> yetigen
  7604. YETILMEK: güdülmek, yedilmek. I, 106 bkz> yétilmek
  7605. YET(I)ŞMEK: yetişmek, erişmek. III, 183 bkz·
  7606. YETIZ: enli, enine geniş şey· III, 10
  7607. YETIZLIK: genişlik, bir şeyin eni· III, 52
  7608. YETMEK: yetişmek, erişmek II, 314 bkz> çétmek, yétmek
  7609. YETMEK: yetmek, yedeğinde götürmek· II, 314
  7610. YETMIŞ: kapanmış, iyileşmiş (yara)· I, 245 bkz>bütmiş
  7611. YETRÜLMEK: eriştirilmek; ilhak edilmek.III,107 bkz> yétrülmek
  7612. YETRÜM: bırakılmış, salınmış·III, 47
  7613. YETRÜM: saç bırakılmış, salınmış saç·III, 47 bkz> yetüt saç
  7614. YETRÜŞMEK: birbirine erişmekte yardım etmek III, 101 bkz> yétrüşmek
  7615. YETTI: sayıda yedi· III, 27 bkz> yéti
  7616. YETÜT: askere imdat .II, 287
  7617. YETÜT: saç sonradan bırakılan saç,II, 287 bkz> yetrüm saç
  7618. YEVTILMEK: erişmek; olgı^nlaşmak.III, 81, 356 bkz> yıgılmak, yuvulmak
  7619. YEZEK: asker öncüsü, III, 88 bkz> yizek
  7620. YEZEMEK: aramak üzere dolaşmak, III, 88, 89
  7621. YEZNE: büyük kız kardeşin kocası· III, 35
  7622. YÉDIŞMEK: kenar dikmekte yardım etmek·III, 70, 71 bkz> yédilmek, yédmek, yidmek
  7623. YÉDILMEK: dikilmek ve içine eşya konulmak· III, 77 bkz> yédişmek, yédmek, yidmek
  7624. YÉDMEK: bohça veya heybeyi toparlamak, uçlar ını birleştirmek III, 434 bkz> yédişmek, yédilmek, yidmek
  7625. YÉG: yeğ, üst, üstün, daha lyl, lyl, hay ırlı·I, 59, 337, 384;III, 43, 133, 144, 160
  7626. YÉL: yel, rüzgâr, esinti· I, 95, 251. 319, 354;II, 4,154.192,229, 298; III, 93, 98, 108,144,161, 226, 247. 268, 360
  7627. YÉLDIRMEK: estirmek, ësmek·III, 98
  7628. YÉLIM: tutkal, kendlsiyle tüy ve tüye benzer şeyler yapı;tırılan tutkal, ökse·III, 20, 70, 99, 108 bkz> yelim, yilim
  7629. YÉLIMEN: dağınık şeklide yapılan çapul·III, 38 bkz> yalıman
  7630. YÉLIMLEMEK: yelek yapıştırmak; yolu araştırmak III, 343
  7631. YÉLIMLENMEK: tutkallanmak,III, 115 bkz> yelimlenmek
  7632. YÉLIN: kısrak memesi, tırnaklı hayvan memesi·III, 23
  7633. YÉLIÑ: yeli çok olan, III, 373
  7634. YÉLKIN: yelic!, ko;ucu; müafir, 'yolcu, konuk·I, 31;III, 33, 37, 288, 309 bkz> elkin, yikin
  7635. YÉLMEK: koşmak,III, 64
  7636. YÉLMEK: (aş, yemek) yenmek, yenilmek·III, 64, 185
  7637. YÉLNEMEK: memesi dolup sarkmak· III, 310, 319 bkz> yelnemek
  7638. YÉLPETMEK: (ot, saman ve yem) ıslatmak, II, 351, 352 bkz> yalpatmak, yelpetmek
  7639. YÉLPETMEK: yelpazeletmek· II, 352 bkz> yelpetmek
  7640. YÉLPIK: cin ve yel çarpması· III, 46
  7641. YÉLPINMEK: yele, cine çarpılmak, yel çarpmak, cin çarpmak; yelpazelenmek· III, 108, 144
  7642. YÉLPIŞMEK: nem çekmek, nem almak, taneler yaşlıktan yapışmak; yelpazelemekte yardım etmek· III, 100, 101
  7643. YÉLVIRMEK: yelpimek· III, 100 bkz> yalvırmak
  7644. YÉM: azık, yemek, taam· I, 468, 480; III, 144
  7645. YÉMIŞ: meyve·I, 251, 263;II, 12, 95, 146, 254; III, 12 bkz> yemi ş
  7646. YÉMIŞLENMEK: yemi;lenmek, yemiş, meyve vermek, meyvelenmek.II, 269;III, 114, 197
  7647. YÉMSINMEK: yenneksizin yer gibl göriınınek. III, 109
  7648. YÉMŞEN: Kıpçak ülkeslnde blten blr k ır yemişi· III, 37
  7649. YÉNIK: yeğni, hafif·III, 18 bkz> yenig
  7650. YÉN: giyen, elbise; yenì.II, 109, 187, 233; III, 362
  7651. YÉR: yer, yeryüzü, toprak· I, 15, 16, 33, 75, 97,107, 119, 139, 146, 147, 150, 164, 219. 234, 247, 265, 268,287.288,292,296.301,309,313,325. 361, 364. 416 422, 423, 429, 438, 439,461, 465, 466, 468. 469, 488. 489, 494, 495, 496, 498, 509, 510, 517. 523, 525;I
  7652. YÉR: kumaşın veya ağacın bir yüzü. III, 142
  7653. YÉRE: yöre, çevre· III, 24 bkz> yöre, yüre
  7654. YÉRETMEK: yerinmek, tembellik etmek· II, 315, 316
  7655. YÉRGÜ: hakir, yerilmiş.II, 29
  7656. YÉRMEK: yermek, beğenmemek, iğrenmek,zemmetmek, hakir görmek·I, 149, 419;III, 185
  7657. YÉRSINMEK: bir yeri yurt 001111110^III, 109
  7658. YÉTI: sayıda yedi· III, 227 bkz> yetti
  7659. YÉTIK: işlerinde becerikII, güç işleri başaran·III, 18
  7660. YÉTILMEK: erişilmek, yetişilmek III, 77
  7661. YÉTILMEK: güdülmek, yedilmek·I, 106 bkz>yetilmek
  7662. YÉT(I)ŞMEK: yetişmek, erişmek .III, 183 bkz> yet(i)şmek
  7663. YÉTMEK: yetişmek, erişmek· I, 192, 421, 424; II, 274, 314; III, 406 bkz> çétmek, yetmek
  7664. YÉTRÜLMEK: eriştirilmek; ihkak edilmek III, 107 bkz> yetrülmek
  7665. YÉTRÜŞMEK: birbirine érişmekte yardım etmek III, 101 bkz> yetrüşmek
  7666. YÉTSEMEK: yetişeyazmak· III, 304
  7667. YÉTSIKMEK: erişilmek; ya;lanmak, kocalıp düşkünle;mek· I, 21; III, 106
  7668. YÉYSEMEK: yemek istemek· I, 20; III, 304
  7669. YIDIŞMAK: bir şeyin parçaları birbiri içinde çürüşmek, yıpraşmak. III, 70
  7670. YID: koku· III, 48 bkz> yid
  7671. YIDIG: kötü kokan her şey, III, 12
  7672. YIDIGLIK: kokmuşluk, yıpranmışlık· III, 51
  7673. YIDIG: ot üzerlik otu, III, 12 bkz> eldrük, ilrük, yüzerük
  7674. YIDIMAK: kötü, fena kokmak, bozulmak· III, 86, 260
  7675. YIDLAMAK: koklamak, III, 308
  7676. YIDLANMAK: kokmak, bozulmak· III, 110
  7677. YIDLAŞMAK: koklaşmak· III, 104
  7678. YIGAÇ: ağaç, ağaç parçası; erkegin erkeklik aygıtı; fersah (eskl bir yer ölçüsü)· I, 14, 18, 152, 174, 198, 219, 244, 249, 251, 254, 260, 263, 271, 283, 290, 294, 297, 312, 319, 439, 485, 502, 503, 505, 511; 11.II, 20, 24, 29, 37, 69, 70, 80, 85, 91, 101, 122, 1
  7679. YIGAÇLANMAK: ağaçlanmak· III, 113
  7680. YIGAÇLIK: ağaçlık, ağaçlı olan yer, kereste bulunan yer, III, 51
  7681. YIGDAÇI: yığan, toplayan; engel· olan, al ıkoyan· III, 106
  7682. YIGILGAN: daima yığılan· III, 54
  7683. YIGILMAK: toplanmak; çeklnmek, kaçınnìak· III, 79, 80
  7684. YIGILMAK: erişmek, olgunlaşmak· III, 81 bkz>yevülmek, yuvulmak
  7685. YIGIM: yığılmı;· III, 19 bkz> yıgın
  7686. YIGIN: yığın, küme, yığılmış·I, 15; III, 19, 22 bkz> yıgım
  7687. YIGINMAK: kendi kendine yığınmak· III, 84
  7688. YIGIŞMAK: yığışmak, yığmakta yardım ve yarış etmek· III, 73
  7689. YIGLAMAK: ağlamak I, 272, 504;II, 232;III, 258, 309, 321 bkz> ıglamak
  7690. YIGLAŞMAK: ağlaşmak· III, 322 bkz> ıglaşmak
  7691. YIGLATMAK: ağlatmak· II, 355
  7692. YIGLIŞMAK: toplaşmak· III, 105
  7693. YIGMAK: yığmak, toplamak; bir şeye engel olmak, alıkoymak. I, 15, 399, 504; III, 61
  7694. YIGRILMAK: kötüleşmek, büzülmek, titremek I, 248;III, 107, 108
  7695. YIGTURMAK: yıgdırmak; bir şeyden alıkoydurmak· III, 95, 96
  7696. YIKILGAN: daima yıkılan, yıkılgan· III, 54
  7697. YIKILMAK: yıkılmak·I, 348;III, 81, 82
  7698. YIKIŞMAK: yıkmakta yardım etmek· III, 74
  7699. YIKMAK: yıkmak, yıkılmak· I, 85, 343, 384;III, 20, 63
  7700. YIKSAMAK: yıkmak istennek· III, 306
  7701. YIKTURMAK: yıktırmak· III, 97
  7702. YIL: yıl, sene· I, 345, 346, 349, 447, 513; II, 118, 331; III, 5, 7, 69,76, 131, 162
  7703. YIL: at yelesi· III, 13 bkz> yal, yal ıg
  7704. YILAN: yılan· I. 17, 228;II, 18; 20, 275, 279;III,29, 39, 367 § nek y ılan; ejderha·III, 155 § ok yılan; kendini insan ve başka şeyler üzerine atan bir yılan·I, 37;III, 29 § sogan yılan; tulum gibi iri bir yılan·I, 409
  7705. YILAN: yılı Türkler'in on ikili yıllarından biri ,I, 346;III, 30
  7706. YILDIZ: ağacın kökü, damarı,III, 40
  7707. YILDIZLANMAK: köklenmek, bir yere yerleşmek, soylanmak·III, 116
  7708. YILDIZLIG: köklü· III, 40 § tüplilg
  7709. YILDIZLIG: asaletli, köklü, III, 40
  7710. YILGIN: ılgın, ılgın ağacı, Tamariska· III, 37
  7711. YILGINLANMAK: ılgın ağacına sahip olmak, III, 117
  7712. YILIG: ılık, sıcakla soğuk arası, I, 31, 64; III, 14, 51 bkz> ılıg
  7713. YILIMAK: ılımak· III, 91
  7714. YILINÇGA: (aş) tadı, tuzu, yağı olmayan yemek, III, 433 bkz> yalınçga
  7715. YILIRMAK: ılımak, az ışınmak·I, 179; II, 283
  7716. YILIŞMAK: ılıçmak, ılıklaşmak· III, 74, 75
  7717. YILIŞMAK: birbirini töhmetlemek, itham etmek· III, 75 bkz> yal ışmak
  7718. YILITMAK: sıtma tutmak, sıtınadan vücudu ısınmak; ılıtmak, II, 316, 317
  7719. YILKI: hayvan, yılkı, hayvan sürüsü, dört ayakl ı hayvanlara verilen genel ad· I, 21, 91, 241, 257, 285, 330, 332, 412, 461, 481, 482;II, 96; III, 34, 76, 90, 104, 131, 178, 292, 300
  7720. YIMIRTGA: damarsız olan her türlü yeşillik; hıyar gibi gevşek olan her nesne· III, 433
  7721. YIN: in· III, 6 bkz> in, yin
  7722. YINÇGE: ince· III, 380 bkz> yinçge
  7723. YIP: ip, tel kendisiyle at bağlanan uzun örk· I,158, 165, 178, 185, 213, 220, 236, 253, 302,414, 523, 524;II, 8, 9, 98, 120, 132, 180, 189,194, 207, 227, 236, 244, 330, 334, 354, 362; III, 3, 104, 255, 286, 388, 426, 428, 444
  7724. YIPAR: misk I, 327;II, 4, 6, 122; III, 7, 28, 48, 96. 180, 308 bkz> yipar
  7725. YIPARLIG: misk kokan, miski, anberi olan· III, 48, 50
  7726. YIPLAMAK: ip üzerinde oynamak, cambazlık etmek, III, 308
  7727. YIPLAMAK: iple kıl aldırmak· III, 307
  7728. YIPLAŞMAK: iple birbirinden kıl yolu;mak· III, 104
  7729. YIPLATMAK: ipletmek, iple kıl yoldurmak· II, 355
  7730. YIR: koşma, türkü, hava, ır, musikide ırlama, gazel· II, 14, 135;III, 3, 131, 143
  7731. YIRAGU: çalgıcı, şarkıcı, çağırıcı· III, 36
  7732. YIRAK: uzak, ırak· I, 97, 309, 456; III, 28, 29
  7733. YIRAKLANMAK: uzak bulmak· III, 115
  7734. YIRAKLIK: uzaklık, ıraklık· III, 51
  7735. YIRAMAK: uzakla;mak, ırak olnnak·III, 88, 366, 422 bkz> yaramak
  7736. YIRATMAK: uzaklaştirmak·II, 315
  7737. YIRLAMAK: şarkı, gazel söylemek, ırlamak III, 3, 308
  7738. YIRMAK: yirmek·III, 58 bkz> yermek, yirmek
  7739. YIRTILMAK: yırtılmak.I, 41; III, 106, 107
  7740. YIRTINMAK: yırtar görünmek.III, 108
  7741. YIRTIŞMAK: yırtmakta yardım etmek,III, 101
  7742. YIRTMAK: yırtmak·I, 323, 341; III, 435
  7743. YIŞ: sıkışma· III, 4 bkz> yuş
  7744. YIŞ: iniş, yokuş· III, 4, 143 § art
  7745. YIŞ: yokuş iniş· III, 4
  7746. YIŞ: bolmak sıkı;mak· III, 4
  7747. YIŞIG: ip; kayıştan örülmüş bağ; boyundurukkayışı·I, 126, 158, 165, 183, 196, 209, 276,427;II, 123, 216, 349; III. 13
  7748. YIŞIGLIG: ipli, ipi olan· III, 49
  7749. YIŞIKLIG: tulgalı, tulga giymi;· III, 50 bkz> aşuk,yaşuk
  7750. YITITMAK: biletmek· II, 317 bkz> yanutmak
  7751. YI: sık ve birbirine girmiş; elbisenin yivi, dikişi, dikiş, pabuç diki;l; dağ yivi; diş ve ağaçların birbirine girınesi.III, 25, 216, 229, 283 bkz> cigi, yigi
  7752. YIÇI: terziII, 3;III, 216
  7753. YID: koku,III, 48 bkz> yıd
  7754. YIDMEK: bohça veya heybeyi toparlamak, uçlar ını birleştirmek III,443 bkz> yédişmek, yédilmek, yédmek
  7755. YIG: iğ,I, 48, 85 bkz> ig, ik, yik
  7756. YIG: gemin damağa gelen parçası·III, 144
  7757. YIG: çiğ, pişmemiş. I, 338; III, 144 bkz> yik
  7758. YIGDE: iğde· I, 31; III, 31, 147 bkz> yikte
  7759. YIGI: sık, birbirine girmiş, sıralanrnış, (dikişte)sağlam. III, 25, 216, 229 bkz> cigi, yi
  7760. YIGIRME: sayıda yirmi. III, 48 bkz> yigirmi
  7761. YIGIRMI: sayıda yirmi· III, 48 bkz> yigirme
  7762. YIGIRMINÇ: sayıda yirminci. I, 132;III, 449
  7763. YIGIT: yiğit, genç, her şeyln genci·I, 25, 263, 400;II, 113; III, 8, 16, 917, 356, 386. 420
  7764. YIGITLIK: yiğitlik, gençlik,I, 143, 511; III, 51
  7765. YIGNE: ìgne,II, 3, 120, 150;III, 35
  7766. YIGRENMEK: tüyü ürperrnek, iğrenmek III, 109
  7767. YIGTÜRMEK: bir şeyle iyilik etmek, III, 96 bkz> yiktürmek, yüftürmek, yüvmek
  7768. YIGTÜRMEK: incitmek III, 97
  7769. YIK: iğ·III, 144 bkz> ig, ik, yig
  7770. YIK: çiğ, pişmemiş·I, 338 bkz> yig
  7771. YIKEN: hasır yapılan kovalak otu·III, 23
  7772. YIKLEMEK: çiğnemek·III, 309, 310 bkz> egleşmek, iklemek, ikleşmek
  7773. YIKTE: iğde, I, 31 bkz> yigde
  7774. YIKTÜRMEK: bir şeyle iyilik etmek·III, 96 bkz>yigtürmek, yüftürmek, yüvmek
  7775. YILIK: ilik·I, 72, 119 bkz> ilik
  7776. YILIKLIG: ilikli, iliği olan, III, 52
  7777. YILIM: tutkal II, 20, 70, 99, 108 bkz> yelim,yélim
  7778. YILMIRMEK: ılımak, ılır gibi olmak·III, 100
  7779. YIMLEMEK: gözle işaret etmek, III, 310 bkz>imlemek
  7780. YIN: beden, vücut, insan bedeni· I, 179, 261, 275; II, 151; III,92, 145, 154, 278
  7781. YIN: tüy, £101-1.I, 167, 217, 315; III, 109
  7782. YIN: koyun pisliği, davar tersi, hayvan pisli ği· I, 49; III, 5 bkz> in § koy yini; koyun 101-51. III, 5
  7783. YIN: in, hayvan ini·I, 49;III, 5 bkz> in, y ın
  7784. YINCÜ: inci·I, 31 bkz> cinçü, yinçü, yünçü
  7785. YINÇGE: ince·III, 380 bkz> yınçge § yinçge turku; ince ipek kunìa ş·III, 380
  7786. YINÇGE: kız odalık kız·III, 380 bkz> yinçke kız
  7787. YINÇGE: kişi Tanrı'ya ibadet eden, tapan·III, 380
  7788. YINÇGELEMEK: ince saymak, inceltilek III, 411
  7789. YINÇGELENMEK: alçak gönüllülük etmek; odal ık edinmek; Tanrı'ya karşı küçüklük göstermek, tapmak, ibadet etmek· III, 450
  7790. YINÇKE: kız yatağa alınacak, yetişkin cariye ve kız, kız oğlan kız· I, 326 bkz> yinçge kız
  7791. YINÇÜ: inci; cariye· I, 31, 273, 387, 390. 396,419;II, 9, 31, 79, 100, 122, 127, 146, 154, 243, 288; III, 30, 229, 289 bkz> cincü, yincü, yünçü
  7792. YINDMEK: aramak, sormak· III, 66· bkz> yinmek
  7793. YINDÜRMEK: kayıbı arattırmak. III, 99
  7794. YINEDMEK: sağalmak; yeğnilmek· II, 317 bkz>yinetmek
  7795. YINETMEK: sağalmak; yeğnilınek· II, 317 bkz>yinedmek
  7796. YINMEK: arannak, sormak- III, 66 bkz> yindmèk
  7797. YIÑ: sümük· II, 326; III, 362
  7798. YIÑ: atmak sümkürmek· II, 326 bkz> yiñitmek
  7799. YIÑDEGÜ: sümüklü (çocuklara bununla sövülür)· III, 387
  7800. YIÑITMEK: sümkürmek II, 326 bkz> yiñ atmak
  7801. YIÑŞÜRMEK: sıcağa soğuk karı;tırarak ıliştırmak, III, 400 bkz> yeñşürmek
  7802. YIPAR: misk·I, 327; 11; 4. 6, 122;III, 7, 28.48, 96, 180, 308 bkz> y ıpar
  7803. YIPIN: koyu kırmızı, kızıl·III, 21 bkz> bayın, yipkil, yipkin
  7804. YIPKIL: erguvan renginde olan· III, 46, 47 bkz> bay ın, yipin, yipkln,
  7805. YIPKIN: menekşe rengi, erguvan renginde olan, konur, koyu k ırmızı·I, 395;III, 37, 47 bkz> bayın, yipln, yipkil
  7806. YIRILGEN: daima çatlayan, yarılan, yirilen.III, 55
  7807. YIRIŞMEK: yirişmek, ylrilmek, ayrılmak; gülümsemek; kuvvetsizleşmek·III, 72, 73
  7808. YIRMEK: yirmek,III, 58 bkz> yermek, yırmak
  7809. YIRÜK: yirilmiş, uzunlamasına ylrilmiş ve güzelliği gitmiş olan her ;ey, yirik, gedik·III,18 bkz> yerük
  7810. YIŞILMEK: eli işe yatışmak, udumlaşmak· III 79 bkz> işilmek, yuşılmak, yuşulmak,yüşilmek, yüşülmek
  7811. YIŞIM: soğukta dizlere giyilen nesne, bir çe şit çakşır·III, 19
  7812. YIŞIMLENMEK: yişim giynnek, tozluk giymek·III, 115
  7813. YITIK: keskin, bilenmiş·I, 384;III, 18
  7814. YITIK: yitik şey,kaybolan şey, II, 182 bkz> tiyül, yitük
  7815. YİTIKLEMEK: kaybolanı aramak, III, 343
  7816. YITIM: keten tohumıı· III, 24
  7817. YITMEK: kaybolmak, yitmek. I, 467; II, 314
  7818. YITTILRMEK: kaybettirmek,' bìr şeyi bohça ve bohçaya benzer şeylerde saklatmak· III, 94 bkz> yağturmak, yatturmak ;
  7819. YITÜK: kaybolan şey, yıtik. II, 115, 182;III, 18, 181 bkz> yitík
  7820. YITÜKLIG: bir şey yitiren, kaybeden,III, 18
  7821. YITÜRMEK: kaybetmek, yitirmek. III, 67
  7822. YIZ: sele otu, çiğ otu, sele sazı, Artemlsìa abrotonon (kamı;tan daha ince ve yumuşak olup göçebelerce çadır örtüsü yapılır)·III, 135, 143
  7823. YIZEK: askerin önde giden bölüğü, öncül· III, 18 bkz> yezek
  7824. YODLUŞMAK: silinmek III, 105
  7825. YOĞMAK: silmek, bozmak, mahvetnnek· III, 434
  7826. YOĞSAMAK: silmek Istemek· III, 305
  7827. YODTURMAK: sildirmek III, 94 bkz> yutturmak
  7828. YODULMAK: silinmek, yok edilmek·III, 77
  7829. YODUNMAK: sllinmek·III, 83
  7830. YODUŞMAK: (leke, kitapta yanlı; vb.) silmek ve gidermek işinde yardım etmek,III, 70
  7831. YOG: matem, yas, ölü gömülmesinden sonra üç veya yedi güne kadar verilen yemek.III, 143
  7832. YOG: basan ölü gömüldükten sonra verilen yemek·I, 399
  7833. YOGDU: devenin çenesi altındaki uzun tüyler III, 30 bkz> cugdu, yogru, yogruy, yugdu
  7834. YOGLAMAK: ölü için yemek vermek.III, 309
  7835. YOGRI: çanak,III, 31, 32
  7836. YOGRU: deve tüyünün uzunları .III, 31 bkz> cugdu, yogdu, yogruy, yugdu
  7837. YOGRULMAK: yogrulmak. I, 248; III, 107
  7838. YOGRUM: bir defada yoğrulacak kadar olan· III, 47
  7839. YOGRUŞMAK: yogruşmak, yoğrulmak, yoğurmakta yardım etmek·II, 122;III, 102
  7840. YOGRUY: deve tüyünün uzun olanları .III, 31 bkz> cugdu, yogdu, yogru, yugdu
  7841. YOGUN: yogun, şişkin, kalın·III, 29
  7842. YOGURGUÇ: şehriye ve benzeri şeylerin açılmasında kullanılan oklağı·I, 493
  7843. YOGURKAN: yorgan·I, 197, 210;II, 137, 141; III, 54, 110, 253
  7844. YOGURMAK: yogurmak·II, 102
  7845. YOGURT: yogurt, I, 182, 208;II, 189, 295;III, 164, 190
  7846. YOGURTMAK: yogurtmak·III, 436
  7847. YOK: çanak bulaşıgı,III, 4 bkz> yak, yak yuk, yok yak, yuk, yuk yak
  7848. YOK: yok·I, 68, 70, 323, 360, 368, 420;II, 28; III, 3, 143, 147, 151, 154, 239
  7849. YOKADMAK: yok olmak,III, 384
  7850. YOKAR: yukarı·I, 142, 320 bkz> yokaru, yukaru
  7851. YOKARU: yukarı· II, 4, 6, 35, 81, 198, 260;III, 285 bkz> yokar, yukaru
  7852. YOKLAMAK: yükselmek, çıkmak·III, 212, 221
  7853. YOKLATMAK: yükseltmek, dağa çıkartmak·II, 355
  7854. YOK: yak çanak bulaşıgı·III, 4 bkz> yak, yak yuk, yok, yuk, yuk yak
  7855. YOK: yér yokuş yer·III, 4
  7856. YOL: yol, sefer, ani yola çıkma·I, 53, 63, 66, 92,155, 173, 196, 204, 208. 247, 292, 332, 342, 458;II, 8, 29, 98, 176, 197, 212, 214, 232; III, 64, 87, 144, 187, 288, 292, 343, 387, 423, 450
  7857. YOLAK: çay· I, 222; III, 17 bkz> yul, yulak
  7858. YOLAK: çıgır, çılga, kırlardaki küçük yol; yol yol çizgili olan her ;ey· III, 17 § yolak barç ın; yol yol çizgileri bulunan ipek kumaş· III, 17
  7859. YOLDRAMAK: (maden ve cevher) parlamak· III, 437 bkz> yoldr ımak yoldrımak (maden ve cevher) parlamak· III, 437 bkz> yöldramak
  7860. YOLDRUGA: kılıç gibi uzunca bir bitki, III, 433 bkz> yoldurga
  7861. YOLDRUK: cilâlı, parlak, süslü, III, 432 bkz> yaldruk, yuldruk
  7862. YOLDURGA: kılıç glbi uzunca blr bltki· III, 433 bkz> yoldruga
  7863. YOLGIRMAK: yolda rastlamak· II, 193
  7864. YOLIÇ: keçi kıllarrnın diplerinde bulunan yumuşak ince yün·III, 27 bkz> yovl ıç, yulıç
  7865. YOLITMAK: yagma ettirmek·II, 316 bkz> yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak,yuluşmak, yulutmak yolkaşmak
  7866. YOLKMAK: sıyırmak; çatlatmak; yolmak, bir şeyden herhangi bir şeyi çıkarmak, soymak; faydalanmak, elde etmek,III, 435, 436
  7867. YOLKUNMAK: sıyrılmak,III, 110
  7868. YOLKUŞMAK: birbirinden kâr veya fayda elde etmek,III, 103, 10
  7869. YOLMAK: yolmak, yolmak için kaynar suya b ırakmak; kurtarmak, bırakmak, salıvermek; istinsah etmek,II, 24;III, 63, 64
  7870. YOLRATMAK: parlatmak·II, 353 bkz> yalratmak, yalr ıtmak, yolrıtmak
  7871. YOLRITMAK: alevlernek, parlatmak·II, 353 bkz> yalratmak, yalr ıtmak, yolratmak
  7872. YOLSUZ: yolunu azıtan kimse·III, 40
  7873. YOLTGA: bir ;eyle alay etme·III, 432 bkz> yaltga, yultga
  7874. YOLTGA: kılmak alay etmek, maskaraya almak· III, 432
  7875. YOLTURMAK: para verdirèrek köleyi azat ettirmek; yoldurmak.III, 97
  7876. YOLUG: fidye, feda, kurban·I, 210, 243, 399; III, 13, 333
  7877. YOLUGLUG: fidyeli, fidyesi verilmiî olan· III, 49
  7878. YOLUNMAK: yolunmak; azat edllmek, bırakılmak, bo;anmak·III, 85
  7879. YOLUŞMAK: yağnıala{mak·III, 75 bkz> yolıtmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak yuluşmak, yulutmak
  7880. YOLUTMAK: yağma ettirrnek·II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yulıtmak, yulumak, yuluşmak, yulutmak
  7881. YONAK: hayvanların sennerleri altına konan şey,çul çuval parçası III, 29
  7882. YONINDI: yonuntu, talaş,III, 30
  7883. YONINMAK: yonar göstermek,III, 86 bkz> yo-nunmak
  7884. YONULMAK: yonulmak,III, 82
  7885. YONUMAK: yonmak I, 384
  7886. YONUNMAK: yonar göstermek·III, 86 bkz> yonınmak
  7887. YONUŞ: yontmakta yardım ve yarış etmek· III, 75
  7888. YOÑAG: beye birini geçme, gammazlık etme·III, 376
  7889. YOÑAMAK: beye birini geçmek, gammazlık etmek, yanılmak, şikâyet etmek III, 397
  7890. YOÑATMAK: koğulamak,II, 326, 327
  7891. YORÇI: usta kılavuz,III, 30
  7892. YORIDAÇI: hısımlar, dünürler arasında gelip giden adam·II, 51
  7893. YORIGA: yorga yürüyen (at için)· III, 174
  7894. YORIGÇI: hısımlar, dunürler arasında gelip giden adam· II, 51
  7895. YORIGLI: yürümeyi düşünen· I, 326
  7896. YORIGU: yürünecek yer ve zarnan· III, 36
  7897. YORIK: akma, yürüme, gidiş, huy· I, 378; II, 40; III, 15 bkz> bor ık, yoruk
  7898. YORIK: tabir (rüya vb.) sözün gidişi, anlaşılışı III, 18 bkz> yormak, yörük
  7899. YORIK: uz dilli· III, 15
  7900. YORIK: tıl fasih dil III, 15
  7901. YORIMAK: yürümek, gitmek, varmak; ismi varıp yayılmak; yürüyüp yorulmak· I, 167; II, 41; III, 31, 87, 219, 375 bkz> yormak
  7902. YORINÇA: yonca·III, 375 bkz> yorınçga
  7903. YORINÇGA: yonca·I, 431; III, 433 bkz> yorınça
  7904. YORIŞMAK: yürüşmek; yol yol olmak, yıpramak· III, 72
  7905. YORITMAK: yürütmek, (ilâç) içini sürdürmek I, 115; III, 315
  7906. YORMAK: tabir etmek, yorrnak· III, 125 bkz> yor ık, yör(ik
  7907. YORMAK: yürümek. I, 456; III, 87 bkz> yorımak
  7908. YORTMAK: dört nala koşturmak, bir işe başlamak üzere yürümek, III, 356, 435
  7909. YORTUG: savaş gününde veya bir yere giderken hakan ın yanında bulunan kimseler· III, 42
  7910. YORTUŞMAK: at yürütmekte yarış etmek· III, 101
  7911. YORUK: gidiş, huy,I, 27 bkz> borık, yorık
  7912. YORULMAK: çözülmek.III, 78 bkz> yörmek
  7913. YORUTGAN: çok osuran, osurgan·III, 52
  7914. YORUTMAK: osurmak,III, 52
  7915. YOTTURMAK: sildirmek·III, 94 bkz> yoddurmak
  7916. YOVLIÇ: keçl kıllarının diplerindeki yumuşak ince yün·III, 27 bkz> yol ıç, yulıç
  7917. YOZAMAK: (kısraktan başka hayvan) kısır kalmak·III, 88 bkz> kısır bolmak
  7918. YOZMAK: çok aknnak·I, 192 bkz> yilzmek
  7919. YÖK: kuş tüyü, kuş yeleği, ok yelegi. 111 143 bkz> yüg, yük, yüñ
  7920. YÖKLETMEK: oka yelek taktırmak.II, 356 bkz> yükletmek
  7921. YÖRE: yöre, çevre, bir ;eyin etrafı·III, 24 bkz> yére, yüre
  7922. YÖRGEK: örtü·II, 289
  7923. YÖRGEK: bolmak örtülmek, gök kara dumanla örtülmek II, 289
  7924. YÖRGEMEÇ: işkembe ve bağırsağın incecik kıyılarak bağırsak içinde kızartılması veya pişirilmesi suretiyle yapılan yemek·III, 55
  7925. YÖRGEMEK: sarmak,III, 307
  7926. YÖRGENÇ: dağ dönemed, dağ büklümü, buküntülü, kıvrık·III, 387 bkz> tezginç
  7927. YÖRGENÇ: ağaçlara sarılıp onları kurutan bir çeşit bitki, sarmaşık·III, 387
  7928. YÖRGENÇÜ: sargı, dolak·II, 346; 111. 296
  7929. YÖRGENMEK: örtülmek, sarılmak.I, 331; II, 303; III, 110 bkz> yörkenmek, yürgenmek
  7930. YÖRGEŞMEK: sarılmak, birbirlne girmek, dolaşmak, karışmak.I, 395, 437;II, 285;III, 104 bkz> yörke şmek, yürgeşmek ;
  7931. YÖRGETMEK: sardırmak· II, 354
  7932. YÖRGEYEK: ulanmış, I, 135
  7933. YÖRKENMEK: örtülmek, sarılmak. I, 331; II, 303; III, 110 bkz> yörgenmek, yürgenmek
  7934. YÖRKEŞMEK: sarılmak, birbirine girmek, dolaşmak, karışmak.I, 395, 437;II, 285;III, 104 bkz> yörge şmek, yürgeşmek ;
  7935. YÖRMEK: çözmek III, 58,185 bkz> yorulmak
  7936. YÖRÜK: tabir (rüya vb.) sözün gıdişi, anlaşılışı· III, 18 bkz> yorık, yormak
  7937. YU: kadınların bir şeyden utandıkları zaman söyledikleri bir kelime· III, 215
  7938. YUBAGU: üzerinde durulmayan, yapılmaması gereken, III, 36
  7939. YUBAKULAK: sıtmadan titreme· III, 56
  7940. YUBALMAK: ihmal edilmek, yüzüstü bırakılmak, üzerinde durulnnamak· III, 76
  7941. YUBALMAK: karışmak· III, 76 bkz> burbàşmak, yubanmak
  7942. YUBAMAK: ihmal etmek, yüzüstü bırakmak, üstüne düşmemek. III, 86 bkz> burbamak, buybamak
  7943. YUBANMAK: karışnnak· III, 83 bkz> burbaşmak, yubalmak
  7944. YUBANMAK: çekinmek, bırakmak· III, 83
  7945. YUBATMAK: savsaklatmak, savsaklamay ı emretmek· Asıl anlamı burbatmak, yap yup kılmak, yubılamak, yuplamak,
  7946. YUBILAMAK: aldatmak, hile yapmak, al etmek., II, 315; III, 327, 328 bkz> burbatmak, yap yup k ılmak, yubatmak, yuplamak
  7947. YUDKI: karanlık, ekşi· II, 250
  7948. YUDRUKLANMAK: elini yumruk yapmak· III, 116
  7949. YUDRUK: yumruk.III, 42, 43
  7950. YUDUG: başkasının suçu yüzünden kendine sötgelen kimse-III, 12
  7951. YUDUG: çocuklara sövülen bir kelime· III, 13bkz> yud ııt
  7952. YUDURMAK: almak, yükleırıek· I, 371 bkz> yüdürmek
  7953. YUDUT: hayırsız, kendine hayrı olmayan; bir çeşit küfür (sövme)·III, 8, 13 bkz> yud ııg
  7954. YUDUTMAK: soğukta dondurarak öldürmek· II, 302 bkz> budutmak
  7955. YUFGA: ogulluk, oğulluğa alınmış· lll; 32
  7956. YUFGADMAK: yozlaşmak, dik ba;lı olmak· II, 354 bkz> yufgatmak, yuvgalanmak
  7957. YUFGATMAK: yozlaşmak, dik başlı olmak II, 354 bkz> yufgadmak, yuvgalanmak
  7958. YUFKA: ince, yufka, ucuz, II, 294, 350; III, 34, 204, 302 bkz> yupka, yuvga
  7959. YUFKALANMAK: yaltaklanmak, yavuncımak· III, 203, 204
  7960. YUFLUŞMAK: yuvarlanmak. III, 105 bkz> yuvluşmak
  7961. YUFUŞMAK: yardımlaşmak, birbiriyle dost olmak,III, 73 bkz> yüfü şmek
  7962. YUGA: katmer, yuka, yufka·III, 27, 34, 35 bkz> yuvga § katma yuga; ya ğda pişirilen ufalanmış ekmek I, 433
  7963. YUGAÇ: bir dere veya ırmagın karşı tarafı·III, 8, 9 bkz> yuguç
  7964. YUGAK: su kuşu·I, 222;III, 17
  7965. YUGÇI: yuyucu, yıkayıcı· II, 171
  7966. YUGDU: devenin uzamış olan tüyleri .I, 31;III, 30 bkz> cugdu, yogdu, yogru, yogruy
  7967. YUGRUŞ: Türkler'ce halktan vezirlik derecesine ç ıkan adann, hakandan bir derece a şağıdır,yalnız Türkler'e özgedir·III, 41
  7968. YUGUÇ: ırmak ve derenin arkası· I, 18 bkz> yugaç
  7969. YUK: çanak bulaşığı, kaptaki bulaşık· III, 4, 143 bkz> yak, yak yuk, yok, yok yak, yuk yak yukaru yukarı· III, 180 bkz> yokar, yokaru
  7970. YUKMAK: bulaşmak, sıvanmak, sirayet etmek· III, 63
  7971. YUKTURMAK: sürdürmek, bulaştırmak,III, 96
  7972. YUKULMAK: bulaşmak, sıvanmak·III, 81
  7973. YUKUŞMAK: bulaşmak, yayılmak·III, 24, 74 bkz> tokuşmak
  7974. YUK: yak çanak bulaşiğı, kaptaki bulaşık·III, 4 bkz> yak, yak yuk, yok, yok yak, yuk
  7975. YUL: kaynak, çay, pınar, su pınarı, kaynağı, gözü·111, 4, 144 bkz> yolak, yulak § yul yulakî küçük küçük bir çok su p ınarları. III, 17
  7976. YULA: kandil· I, 200; III, 25, 26
  7977. YULAK: küçük küçük birçok su p ınarları. III, 17 bkz> yolak, yul
  7978. YULAKLANMAK: pınarlanmak, pınarlar çogalmak, III, 115
  7979. YULAR: at yuları. III, 9, 28 yularlamak yularlarnak, baglamak. III, 9
  7980. YULARLANMAK: yularlanmak, yular takılmak. III, 114
  7981. YULARLIG: yularlı, yularlanmış· III, 49
  7982. YULDRUK: cilâlı, parlak, süslü· III, 432 bkz> yaldruk, yoldruk
  7983. YULDUZ: yıldız, yıldızların genel adı· I, 96; II, 303; III, 40, 149, 378
  7984. YULIÇ: keçi kıllarının diplerlnde bulunan yumuşak ince yün· III, 27 bkz> yol ıç, yovlıç
  7985. YULITMAK: yagma ettirmek II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulumak, yuluşmak, yulutmak
  7986. YULKUNMAK: sıyrılmak·III, 110 bkz> yolkunmak
  7987. YULTGA: bir şeyle alay etme·III, 432 bkz> yaltga, yoltga
  7988. YULTGA: kılmak alay etmek, maskaraya almak. III, 432
  7989. YULUMAK: birine yardım etmek; birini yağma etmek,III, 90, 91 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yuluşmak,yulutmak
  7990. YULUN: murdar ilik, kokar ilik ,III, 23
  7991. YULUŞMAK: yağmalaşmak·III, 75 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak, yulutmak
  7992. YULUTMAK: yağma ettirmek·II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak, yuluşmak
  7993. YUL: yulak küçük küçük birçok su p ınarlan III, 17
  7994. YUMAK: yıkamak.III, 45, 66, 157, 249
  7995. YUMDARMAK: toplamak· III, 98
  7996. YUMGAK: yumak, yuvarlanan ve yuvarlak olan her şey, III, 44 § yumgak tene; yuvarlak tane, ki şniş. III, 44
  7997. YUMGAKLANMAK: yumak, yuvarlak yapılmak· III, 116
  7998. YUMGI: toplu, çok,III, 35
  7999. YUMGIN: toplu olarak, toptan, hep birden,bütün·II, 294;III, 240
  8000. YUMINMAK: yumar gibi görünmek III, 86 bkz> yumunmak
  8001. YUMITGAN: daima toplanan·III, 53
  8002. YUMITMAK: toplanmak·I, 69;II, 312, 317 bkz> yumutmak
  8003. YUMIZ: (er) etli, tiknaz (adam), III, 10 bkz> yumuz er
  8004. YUMLUŞMAK: yumulmak· III, 105
  8005. YUMMAK: yummak· III, 64 bkz> yümmek
  8006. YUMŞAK: yumuşak· II, 74, 295; III, 44, 276, 320
  8007. YUMŞAKLANMAK: yumıışamak, yaltaklannnak· III, 116
  8008. YUMŞAMAK: yumuşamak, I, 110, 441; III, 306, 320
  8009. YUMŞATMAK: sepiletmek, yumuşatmak, sözü veya kitabı çabuk çabuk söylemek ve okumak· II, 354
  8010. YUMULGAN: daima yumulan, III, 55
  8011. YUMULMAK: yumulmak· III, 55 bkz> yümülmek
  8012. YUMUNMAK: yumar gibi görünmek III, 86 bkz> yumınmak
  8013. YUMUR: hayvanların göden bağırsağı.III, 9
  8014. YUMURLAMAK: yumru yapmak, toplarrıak·I, 389
  8015. YUMURLANMAK: toplanmak,II, 270;III, 114
  8016. YUMURTGA: yumurta, bütün kuşların yumurtaları, insanların ve hayvanların taşakları. II, 313; III, 433
  8017. YUMUŞ: hizmet, vazife, elçilik, iki ve ikiden art ık kimse arasında elçilik I, 484;III, 12
  8018. YUMUŞÇI: melek, III, 12
  8019. YUMUŞGA: kızılcık veya "güren" denilen dag yemi şi· III, 48 bkz> yafışgu
  8020. YUMUTMAK: toplanmak· I, 214 bkz> yumıtmak
  8021. YUMUZ: (er) etli, tıknaz (adam)· III, 10 bkz> yumız er
  8022. YUNÇIG: kederlenmiş, bitap, düşkün, kötü, zayıf, cılız, arık, hali fena çürüklüğünden ele alınamayan.I, 93
  8023. YUNÇIMAK: kötüleşmek, yoksullaşmak, yoksulluktan kötüleşmek; ısırmak·II, 281; III, 303 bkz> tençmek, yençimek, yençmek
  8024. YUNÇIRMAK: kötülemek· III, 98
  8025. YUNÇITMAK: incitmek. II, 352 bkz> yunçutmak, yünçitmek, yilnçiltmek
  8026. YUNÇUTMAK: incitmek· II, 352 bkz> yunçıtmak, yünçitmek, yünçütmek
  8027. YUND: at (cins adı), atlar, at sürüsü .I, 235, 292, 389;II, 153; III, 7, 9, 223
  8028. YUNDAK: at fışkısı, at gübresi, III, 44, 168
  8029. YUNDI: yemek yendikten sonra kabın yıkantısı· III, 31
  8030. YUNDURMAK: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98, 99 bkz> yalmak, yandurmak,yanmak, yunmak
  8031. YUND: yılı Türkler'in on ikili yıllarından birì· I, 346; III, 7
  8032. YUNGAK: çögen, kôkü sabun gibi köpüren bir bitki· III, 44, 45
  8033. YUN: kuş tavus kuşu· III, 144
  8034. YUNMAK: yunmak, yıkanmak· II, 314; IIII, 66 bkz> çunmak
  8035. YUNMAK: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98 bkz>yandurmak, yanmak, yundurmak yuñ yün, yün sümeği I, 150, 284, 507;II, 89, 147, 220. 221, 236, 241;III, 3, 248, 289, 361, 362 bkz> yüñ yuñ ciğere bitişik bezli bir et (yalnız kadınlar yer)· III, 361
  8036. YUÑLAMAK: yün kırpmak· III, 404
  8037. YUÑLATMAK: yünletmek, yün kırktırmak· II,359, 360
  8038. YUÑ: yap yün yapağı, III, 3
  8039. YUP: hile, al· III, 142,159 bkz> al, yap
  8040. YUPKA: yufka· III, 34 bkz> yufka, yuvga
  8041. YUPLAMAK: hile yapmak, al etmek· III, 142 bkz> burbatmak, yap yup k ılmak,yubatmak, yubılamak
  8042. YURBAG: sürünceme, lşl uzatma, i;i yarına bırakma, I, 461 bkz> burbag
  8043. YURBaş: (ış) neresinden çıkılacağı belli olmayan karişik (iş)· I, 459
  8044. YURÇ: karının küçük erkek kardeşl, küçuk kayın· III, 7
  8045. YURLAMAK: haykırmak· I, 189 bkz> orılaşmak, orlaşmak, urılamak, urlamak, urlaşmak
  8046. YURT: delik· I, 93
  8047. YURT: yurt; eski izerler, ören· III, 7, 258
  8048. YURUN: ipek kuma; parçası· III, 22 § yurun
  8049. YUKA: (yaka) ipek yaka· III, 22
  8050. YURUNLUG: ipek kumaş parçası olan· III, 50
  8051. YUŞ: yeşillik, III, 4, 143
  8052. YUŞ: sıkışma,III, 4 bkz> yış
  8053. YUŞ: bolmak sıkışmak·III, 4
  8054. YUŞILMAK: udumlaşmak, eli işe yatışmak; emzikten akıtilmak·III, 79 bkz> işilmek, yişllmek, yuşulmak, yüşilmek, yüşülmek
  8055. YUŞMAK: emzikten akıtmak·III, 60 bkz> yüşmek
  8056. YUŞUL: yeşil·III, 19 § yaşıl yu;ul; yeşil mişil·III, 19
  8057. YUŞULGAN: daima akan·III, 53
  8058. YUŞULMAK: eli işe yatkın olmak,III, 53
  8059. YUŞULMAK: akıp dökülmek, fışkırmak·II, 128; III, 79, 102 bkz> işilmek, yişilmek, yuşılmak, yüşilmek, yüşıilmek
  8060. YUT: kışın soğukta hayvanları öldüren felâket· III, 142
  8061. YUTIKMAK: yutamak, soguktan hayvan telef olmak· III, 76 bkz> yutukmak
  8062. YUTMAK: yutmak. II, 313
  8063. YUTTURMAK: sildirmek III, 94 bkz> yodturmak
  8064. YUTUKMAK: kuraklıktan arıklamak, ölüm haline gelmek,I, 21 bkz> yut ıkmak
  8065. YUVGA: katmer, yuka, III, 27 bkz> yuga
  8066. YUVMAK: yuvarlamak III, 393 bkz> yuvmak
  8067. YUVUG: sellerin dağdan yuvarladıgı kaya parçaları.III, 164 bkz> yuvug
  8068. YUVALMAK: yuvarlanmak· I, 397 bkz> yuvulmak
  8069. YUVGA: zayıf, ince, yufka, âciz· II, 6; III, 80, 156 bkz> yufka, yupka
  8070. YUVGALANMAK: yaramazlaşmak.III, 203 bkz>yufgadmak, yufgatmak
  8071. YUVILMAK: yumşamak.I, 441 bkz> yuvulmak
  8072. YUVKA: her şeyin incesi, yuka, III, 33
  8073. YUVLUNMAK: yuvarlanmak, kendi kendine yuvarlanmak. III,111, 112, 113
  8074. YUVLUŞMAK: yuvarlanmak III, 105 bkz> yırfluşmak
  8075. YUVMAK: koşmak· III, 62
  8076. YUVMAK: yuvarlamak· III, 61, 112, 113 bkz>yuvmak
  8077. YUVSAMAK: yuvarlamak istemek III, 306
  8078. YUVTURMAK: yuvarlatmak.III, 96
  8079. YUVUG: sellerin dağdan yuvarladıgı kaya parçaları,III, 164 bkz> yuvug
  8080. YUVULMAK: uslandırılmak; akıtılmak; yuvarlanmak; toplanmak·I, 397;III, 80, 112, 113 bkz> yuvalft ıak
  8081. YUVULMAK: erişmek, olgunlaşmak,III, 81, 356 bkz> yevülmek, yıgılmak
  8082. YUVUŞMAK: yuvarlaşmak· III, 74
  8083. YÜDRÜK: yüklük, üzerine eşya ve elbise konan şey, dolap, masa ve benzerı şeyler·· III, 45
  8084. YÜD: yüz, II, 250 bkz> yüz
  8085. YÜDMEK: yüklemek, yüklenmek· I, 404; III, 434
  8086. YÜDÜRMEK: yüklemek.I, 371; III, 67, 68 bkz>yudurmak
  8087. YÜDÜŞMEK: yükleşmek, yüklemekte yardım ve yarış etmek· III, 71
  8088. YÜFTÜRMEK: bir şeyle iyilik etmek- III, 96 bkz>yigtürmek, yiktürmek, yüvmek
  8089. YÜFÜŞ: hısımların (çok kere gerdeğe konulan gelini çeyiz sahibi etmek üzere) elbise veya mal ile yardımlaşması. III, 11
  8090. YÜFÜFLÜG: armağanlı. III, 12
  8091. YÜFÜFMEK: yardımlaşmak; birbiriyle dost olmak· III, 73 bkz> yufu şmak
  8092. YÜG: ok yeleği III, 45, 70. 97, 143 bkz> yök, yük, yüñ
  8093. YUBANMAK: karışnnak· III, 83 bkz> burbaşmak, yubalmak
  8094. YUBANMAK: çekinmek, bırakmak· III, 83
  8095. YUBATMAK: savsaklatmak, savsaklamay ı emretmek· Asıl anlamı burbatmak, yap yup kılmak, yubılamak, yuplamak,
  8096. YUBILAMAK: aldatmak, hile yapmak, al etmek., II, 315; III, 327, 328 bkz> burbatmak, yap yup k ılmak, yubatmak, yuplamak
  8097. YUDKI: karanlık, ekşi· II, 250
  8098. YUDRUKLANMAK: elini yumruk yapmak· III, 116
  8099. YUDRUK: yumruk.III, 42, 43
  8100. YUDUG: başkasının suçu yüzünden kendine sötgelen kimse-III, 12
  8101. YUDUG: çocuklara sövülen bir kelime· III, 13bkz> yud ııt
  8102. YUDURMAK: almak, yükleırıek· I, 371 bkz> yüdürmek
  8103. YUDUT: hayırsız, kendine hayrı olmayan; bir çeşit küfür (sövme)·III, 8, 13 bkz> yud ııg
  8104. YUDUTMAK: soğukta dondurarak öldürmek· II, 302 bkz> budutmak
  8105. YUFGA: ogulluk, oğulluğa alınmış· lll; 32
  8106. YUFGADMAK: yozlaşmak, dik ba;lı olmak· II, 354 bkz> yufgatmak, yuvgalanmak
  8107. YUFGATMAK: yozlaşmak, dik başlı olmak II, 354 bkz> yufgadmak, yuvgalanmak
  8108. YUFKA: ince, yufka, ucuz, II, 294, 350; III, 34, 204, 302 bkz> yupka, yuvga
  8109. YUFKALANMAK: yaltaklanmak, yavuncımak· III, 203, 204
  8110. YUFLUŞMAK: yuvarlanmak. III, 105 bkz> yuvluşmak
  8111. YUFUŞMAK: yardımlaşmak, birbiriyle dost olmak,III, 73 bkz> yüfü şmek
  8112. YUGA: katmer, yuka, yufka·III, 27, 34, 35 bkz> yuvga § katma yuga; ya ğda pişirilen ufalanmış ekmek I, 433
  8113. YUGAÇ: bir dere veya ırmagın karşı tarafı·III, 8, 9 bkz> yuguç
  8114. YUGAK: su kuşu·I, 222;III, 17
  8115. YUGÇI: yuyucu, yıkayıcı· II, 171
  8116. YUGDU: devenin uzamış olan tüyleri .I, 31;III, 30 bkz> cugdu, yogdu, yogru, yogruy
  8117. YUGRUŞ: Türkler'ce halktan vezirlik derecesine ç ıkan adann, hakandan bir derece a şağıdır,yalnız Türkler'e özgedir·III, 41
  8118. YUGUÇ: ırmak ve derenin arkası· I, 18 bkz> yugaç
  8119. YUK: çanak bulaşığı, kaptaki bulaşık· III, 4, 143 bkz> yak, yak yuk, yok, yok yak, yuk yak yukaru yukarı· III, 180 bkz> yokar, yokaru
  8120. YUKMAK: bulaşmak, sıvanmak, sirayet etmek· III, 63
  8121. YUKTURMAK: sürdürmek, bulaştırmak,III, 96
  8122. YUKULMAK: bulaşmak, sıvanmak·III, 81
  8123. YUKUŞMAK: bulaşmak, yayılmak·III, 24, 74 bkz> tokuşmak
  8124. YUK: yak çanak bulaşiğı, kaptaki bulaşık·III, 4 bkz> yak, yak yuk, yok, yok yak, yuk
  8125. YUL: kaynak, çay, pınar, su pınarı, kaynağı, gözü·111, 4, 144 bkz> yolak, yulak § yul yulakî küçük küçük bir çok su p ınarları. III, 17
  8126. YULA: kandil· I, 200; III, 25, 26
  8127. YULAK: küçük küçük birçok su p ınarları. III, 17 bkz> yolak, yul
  8128. YULAKLANMAK: pınarlanmak, pınarlar çogalmak, III, 115
  8129. YULAR: at yuları. III, 9, 28 yularlamak yularlarnak, baglamak. III, 9
  8130. YULARLANMAK: yularlanmak, yular takılmak. III, 114
  8131. YULARLIG: yularlı, yularlanmış· III, 49
  8132. YULDRUK: cilâlı, parlak, süslü· III, 432 bkz> yaldruk, yoldruk
  8133. YULDUZ: yıldız, yıldızların genel adı· I, 96; II, 303; III, 40, 149, 378
  8134. YULIÇ: keçi kıllarının diplerlnde bulunan yumuşak ince yün· III, 27 bkz> yol ıç, yovlıç
  8135. YULITMAK: yagma ettirmek II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulumak, yuluşmak, yulutmak
  8136. YULKUNMAK: sıyrılmak·III, 110 bkz> yolkunmak
  8137. YULTGA: bir şeyle alay etme·III, 432 bkz> yaltga, yoltga
  8138. YULTGA: kılmak alay etmek, maskaraya almak. III, 432
  8139. YULUMAK: birine yardım etmek; birini yağma etmek,III, 90, 91 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yuluşmak,yulutmak
  8140. YULUN: murdar ilik, kokar ilik ,III, 23
  8141. YULUŞMAK: yağmalaşmak·III, 75 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak, yulutmak
  8142. YULUTMAK: yağma ettirmek·II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak, yuluşmak
  8143. YUL: yulak küçük küçük birçok su p ınarlan III, 17
  8144. YUMAK: yıkamak.III, 45, 66, 157, 249
  8145. YUMDARMAK: toplamak· III, 98
  8146. YUMGAK: yumak, yuvarlanan ve yuvarlak olan her şey, III, 44 § yumgak tene; yuvarlak tane, ki şniş. III, 44
  8147. YUMGAKLANMAK: yumak, yuvarlak yapılmak· III, 116
  8148. YUMGI: toplu, çok,III, 35
  8149. YUMGIN: toplu olarak, toptan, hep birden,bütün·II, 294;III, 240
  8150. YUMINMAK: yumar gibi görünmek III, 86 bkz> yumunmak
  8151. YUMITGAN: daima toplanan·III, 53
  8152. YUMITMAK: toplanmak·I, 69;II, 312, 317 bkz> yumutmak
  8153. YUMIZ: (er) etli, tiknaz (adam), III, 10 bkz> yumuz er
  8154. YUMLUŞMAK: yumulmak· III, 105
  8155. YUMMAK: yummak· III, 64 bkz> yümmek
  8156. YUMŞAK: yumuşak· II, 74, 295; III, 44, 276, 320
  8157. YUMŞAKLANMAK: yumıışamak, yaltaklannnak· III, 116
  8158. YUMŞAMAK: yumuşamak, I, 110, 441; III, 306, 320
  8159. YUMŞATMAK: sepiletmek, yumuşatmak, sözü veya kitabı çabuk çabuk söylemek ve okumak· II, 354
  8160. YUMULGAN: daima yumulan, III, 55
  8161. YUMULMAK: yumulmak· III, 55 bkz> yümülmek
  8162. YUMUNMAK: yumar gibi görünmek III, 86 bkz> yumınmak
  8163. YUMUR: hayvanların göden bağırsağı.III, 9
  8164. YUMURLAMAK: yumru yapmak, toplarrıak·I, 389
  8165. YUMURLANMAK: toplanmak,II, 270;III, 114
  8166. YUMURTGA: yumurta, bütün kuşların yumurtaları, insanların ve hayvanların taşakları. II, 313; III, 433
  8167. YUMUŞ: hizmet, vazife, elçilik, iki ve ikiden art ık kimse arasında elçilik I, 484;III, 12
  8168. YUMUŞÇI: melek, III, 12
  8169. YUMUŞGA: kızılcık veya "güren" denilen dag yemi şi· III, 48 bkz> yafışgu
  8170. YUMUTMAK: toplanmak· I, 214 bkz> yumıtmak
  8171. YUMUZ: (er) etli, tıknaz (adam)· III, 10 bkz> yumız er
  8172. YUNÇIG: kederlenmiş, bitap, düşkün, kötü, zayıf, cılız, arık, hali fena çürüklüğünden ele alınamayan.I, 93
  8173. YUNÇIMAK: kötüleşmek, yoksullaşmak, yoksulluktan kötüleşmek; ısırmak·II, 281; III, 303 bkz> tençmek, yençimek, yençmek
  8174. YUNÇIRMAK: kötülemek· III, 98
  8175. YUNÇITMAK: incitmek. II, 352 bkz> yunçutmak, yünçitmek, yilnçiltmek
  8176. YUNÇUTMAK: incitmek· II, 352 bkz> yunçıtmak, yünçitmek, yünçütmek
  8177. YUND: at (cins adı), atlar, at sürüsü .I, 235, 292, 389;II, 153; III, 7, 9, 223
  8178. YUNDAK: at fışkısı, at gübresi, III, 44, 168
  8179. YUNDI: yemek yendikten sonra kabın yıkantısı· III, 31
  8180. YUNDURMAK: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98, 99 bkz> yalmak, yandurmak,yanmak, yunmak
  8181. YUND: yılı Türkler'in on ikili yıllarından birì· I, 346; III, 7
  8182. YUNGAK: çögen, kôkü sabun gibi köpüren bir bitki· III, 44, 45
  8183. YUN: kuş tavus kuşu· III, 144
  8184. YUNMAK: yunmak, yıkanmak· II, 314; IIII, 66 bkz> çunmak
  8185. YUNMAK: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98 bkz>yandurmak, yanmak, yundurmak yuñ yün, yün sümeği I, 150, 284, 507;II, 89, 147, 220. 221, 236, 241;III, 3, 248, 289, 361, 362 bkz> yüñ yuñ ciğere bitişik bezli bir et (yalnız kadınlar yer)· III, 361
  8186. YUÑLAMAK: yün kırpmak· III, 404
  8187. YUÑLATMAK: yünletmek, yün kırktırmak· II,359, 360
  8188. YUÑ: yap yün yapağı, III, 3
  8189. YUP: hile, al· III, 142,159 bkz> al, yap
  8190. YUPKA: yufka· III, 34 bkz> yufka, yuvga
  8191. YUPLAMAK: hile yapmak, al etmek· III, 142 bkz> burbatmak, yap yup k ılmak,yubatmak, yubılamak
  8192. YURBAG: sürünceme, lşl uzatma, i;i yarına bırakma, I, 461 bkz> burbag
  8193. YURBaş: (ış) neresinden çıkılacağı belli olmayan karişik (iş)· I, 459
  8194. YURÇ: karının küçük erkek kardeşl, küçuk kayın· III, 7
  8195. YURLAMAK: haykırmak· I, 189 bkz> orılaşmak, orlaşmak, urılamak, urlamak, urlaşmak
  8196. YURT: delik· I, 93
  8197. YURT: yurt; eski izerler, ören· III, 7, 258
  8198. YURUN: ipek kuma; parçası· III, 22 § yurun
  8199. YUKA: (yaka) ipek yaka· III, 22
  8200. YURUNLUG: ipek kumaş parçası olan· III, 50
  8201. YUŞ: yeşillik, III, 4, 143
  8202. YUŞ: sıkışma,III, 4 bkz> yış
  8203. YUŞ: bolmak sıkışmak·III, 4
  8204. YUŞILMAK: udumlaşmak, eli işe yatışmak; emzikten akıtilmak·III, 79 bkz> işilmek, yişllmek, yuşulmak, yüşilmek, yüşülmek
  8205. YUŞMAK: emzikten akıtmak·III, 60 bkz> yüşmek
  8206. YUŞUL: yeşil·III, 19 § yaşıl yu;ul; yeşil mişil·III, 19
  8207. YUŞULGAN: daima akan·III, 53
  8208. YUŞULMAK: eli işe yatkın olmak,III, 53
  8209. YUŞULMAK: akıp dökülmek, fışkırmak·II, 128; III, 79, 102 bkz> işilmek, yişilmek, yuşılmak, yüşilmek, yüşıilmek
  8210. YUT: kışın soğukta hayvanları öldüren felâket· III, 142
  8211. YUTIKMAK: yutamak, soguktan hayvan telef olmak· III, 76 bkz> yutukmak
  8212. YUTMAK: yutmak. II, 313
  8213. YUTTURMAK: sildirmek III, 94 bkz> yodturmak
  8214. YUTUKMAK: kuraklıktan arıklamak, ölüm haline gelmek,I, 21 bkz> yut ıkmak
  8215. YUVGA: katmer, yuka, III, 27 bkz> yuga
  8216. YUVMAK: yuvarlamak III, 393 bkz> yuvmak
  8217. YUVUG: sellerin dağdan yuvarladıgı kaya parçaları.III, 164 bkz> yuvug
  8218. YUVALMAK: yuvarlanmak· I, 397 bkz> yuvulmak
  8219. YUVGA: zayıf, ince, yufka, âciz· II, 6; III, 80, 156 bkz> yufka, yupka
  8220. YUVGALANMAK: yaramazlaşmak.III, 203 bkz>yufgadmak, yufgatmak
  8221. YUVILMAK: yumşamak.I, 441 bkz> yuvulmak
  8222. YUVKA: her şeyin incesi, yuka, III, 33
  8223. YUVLUNMAK: yuvarlanmak, kendi kendine yuvarlanmak. III,111, 112, 113
  8224. YUVLUŞMAK: yuvarlanmak III, 105 bkz> yırfluşmak
  8225. YUVMAK: koşmak· III, 62
  8226. YUVMAK: yuvarlamak· III, 61, 112, 113 bkz>yuvmak
  8227. YUVSAMAK: yuvarlamak istemek III, 306
  8228. YUVTURMAK: yuvarlatmak.III, 96
  8229. YUVUG: sellerin dağdan yuvarladıgı kaya parçaları,III, 164 bkz> yuvug
  8230. YUVULMAK: uslandırılmak; akıtılmak; yuvarlanmak; toplanmak·I, 397;III, 80, 112, 113 bkz> yuvalft ıak
  8231. YUVULMAK: erişmek, olgunlaşmak,III, 81, 356 bkz> yevülmek, yıgılmak
  8232. YUVUŞMAK: yuvarlaşmak· III, 74
  8233. YÜDRÜK: yüklük, üzerine eşya ve elbise konan şey, dolap, masa ve benzerı şeyler·· III, 45
  8234. YÜD: yüz, II, 250 bkz> yüz
  8235. YÜDMEK: yüklemek, yüklenmek· I, 404; III, 434
  8236. YÜDÜRMEK: yüklemek.I, 371; III, 67, 68 bkz>yudurmak
  8237. YÜDÜŞMEK: yükleşmek, yüklemekte yardım ve yarış etmek· III, 71
  8238. YÜFTÜRMEK: bir şeyle iyilik etmek- III, 96 bkz>yigtürmek, yiktürmek, yüvmek
  8239. YÜFÜŞ: hısımların (çok kere gerdeğe konulan gelini çeyiz sahibi etmek üzere) elbise veya mal ile yardımlaşması. III, 11
  8240. YÜFÜFLÜG: armağanlı. III, 12
  8241. YÜFÜFMEK: yardımlaşmak; birbiriyle dost olmak· III, 73 bkz> yufu şmak
  8242. YÜG: ok yeleği III, 45, 70. 97, 143 bkz> yök, yük, yüñ
  8243. YÜGLÜG: ok yelekli ok,III, 217
  8244. YÜGMEK: toplamk· II, 243
  8245. YÜGRÜK: koşucu, geçici, yüğrük· I, 110;III, 45, 175
  8246. YÜGRÜK: bilge bilgin akıllı, erdemIi, udumlu kişi .III, 45
  8247. YÜGRÜM: bir koşuluk yer·III, 47
  8248. YÜGRÜŞMEK: koşuşmak· III. 102, 367
  8249. YÜGÜN: gem,III,144, 366. 371 § küvüç yügün; küçük yular, çilbir· III, 163
  8250. YÜGÜR: darı, III, 9 bkz> ügür
  8251. YÜGÜRGEN: Çin'den İslam diyarín·gelen kervanın müjdecisi; her zaman koşan, koşucu·II, 15;III, 54
  8252. YÜGÜRGEN: (at) koşucu yüğrük at· III, 54
  8253. YÜGÜRGÜN: darı gibi kırmızı taneli bir bitki· III, 54
  8254. YÜG(Ü)RMEK: (at) koşmak, yüğrükçe koşmak, geçmek, seğirtmek; beze erlş yïpmak.I, 360;II, 13, 133, 137;III, 68. 69
  8255. YÜGÜRTMEK: koşturmak,II, 274;III, 437
  8256. YÜK: yük bohça·I, 75, 138. 210, 237, 247, 280, 365, 521;II, 44, 75, 149, 166, 180, 222, 225,230, 246. 339, 355;III, 4. 67, 309. 314, 316, 322, 434
  8257. YÜK: kuş tüyü, kuş yeleği, ok yeleğl,III, 45, 70, 97. 143 bkz> yük, yüg, yürig
  8258. YÜKLEGSEK: yüklemek isteyen· III, 314
  8259. YÜKLEMEDEÇI: yüklemeyici, yüklemeyen·III, 316
  8260. YÜKLEMEGLI: yüklemek dileğinde, azminde olan·III, 316
  8261. YÜKLEMEK: yüklemek, III, 309
  8262. YÜKLEMSINMEK: yükler görünmek·III, 322
  8263. YÜKLETMEK: yükletmek, yüklettirmek·II, 355, 356
  8264. YÜKLETMEK: oka yelek taktırmak·II, 356 bkz>yökletmek
  8265. YÜKLÜG: ok yelekli ok·III, 217
  8266. YÜKSEK: yüksek· II, 294; III, 45, 46
  8267. YÜKSEK: terzi yüksüğü·III, 46 bkz> yüksük
  8268. YÜKSEMEK: yükselmek, uzamak,I, 320;III, 306
  8269. YÜKSETMEK: yükseltmek·II, 354
  8270. YÜKSÜK: terzi yüksüğü·III, 46 bkz> yüksek
  8271. YÜKÜNÇ: namaz, ibadet; baş eğme·I, 171;II, 25;III, 375
  8272. YÜKÜNDEÇI: ibadet eden, baş eğen,II, 168
  8273. YÜKÜNGEN: her zaman yükünen·II, 168
  8274. YÜKÜNGÜÇI: ibadet eden, baş eğen· II, 168
  8275. YÜKÜNMEK: secde etmek, ibadet etmek, namaz kılmak, büyük önünde eğilmek, ba; eğmek· II, 167; III, 84, 167, 375
  8276. YÜLEGÜ: destek, dayak,III, 36
  8277. YÜLEKLIG: dayanmış, söykenmiş .III, 52
  8278. YÜLELMEK: direk dikilmek,III, 82
  8279. YÜLEMEK: desteklemek, destek vurmak; güvenmek·III, 89, 90
  8280. YILLIGÜ: saç tıraş eden ustura·III, 174 bkz> kerey
  8281. YÜLILMEK: yolunmak·III, 82
  8282. YÜLIMEK: yülümek, tıraş etmek·III, 90
  8283. YÜLITMEK: yülütmek, tıraş ettirmek·II, 316bkz> yülütmek
  8284. YÜLILTMEK: yülütmek, tıraş ettirmek II, 316 bkz> yülitmek
  8285. YÜMMEK: (göz) yummak· III, 64 bkz> yummak
  8286. YÜMTILRMEK: yumdurmak· III, 97
  8287. YÜMÜLGEN: dalma yumulan· III, 55
  8288. YÜMÜLMEK: yumulmak· III, 55 bkz> yumulmak
  8289. YÜNÇITMEK: incitmek·II, 352 bkz> yunçıtmak,yunçutmak, yünçütmek
  8290. YÜNÇÜ: inci III, 279 bkz> cincü, yincü, yinçü
  8291. YÜNÇÜTMEK: incitmek·II, 352 bkz> yunçıtmak, yunçutmak, yünçitmek
  8292. YÜÑ: yün, yün sümeği; pamuk·I, 150, 284, 507; II, 89, 147, 220, 221, 236, 241; III, 248, 289, 361, 362 bkz> yurig yüñ kuş yeleği, III, 97 bkz> yök, yüg, yük
  8293. YÜRE: çevre, muhit· II, 45 bkz> yére, yöre
  8294. YÜREK(G): yürek, I, 41, 325;II, 144;III, 18, 33
  8295. YÜREKLENMEK: cesaret göstermek, yiğitlenmek- III, 115
  8296. YÜREKLIG: yüreği pek, yiğit, cesur, yıirekll. III, 18, 51
  8297. YÜRGENMEK: örtülmek, sarılmak· I, 331; II, 303; III, 110 bkz> yörgenmek, yörkenmek yürge şmek sarılmak, birbirine girmek, dolaşmak, karışmak.I, 395, 437; 11. 285; III 104 bkz> yörgeşmek, yörkeşmek
  8298. YÜRGEYEK: ulaşmış·I, 135
  8299. YÜŞEÑ: (taş) düz cilalı.I, 135;III, 372 bkz>üşeng
  8300. YÜŞILMEK: eli işe yatişmak, udumlaşmak; em zikten akıtılmak. 111 79 bkz> işilmek, yişilmek, yu;ılmak, yuşulmak, yüşülmek
  8301. YÜŞMEK: akitmak,III, 60 bkz> yuşmak
  8302. YÜŞÜLMEK: eli işe yatişmak, udumlaşmak; emzikten akıtılmak.III, 79 bkz> işilmek, yişilmek, yuşılmak, yuşulmak, yüşilmek
  8303. YÜVMEK: blr şeyle yardım etmek·III, 172 bkz> yigtürmek, yiktürmek, yüftürmek
  8304. YÜVSEMEK: gönül almak istemek· III, 306 bkz>yavsamak
  8305. YÜZ: yüz, çehre, veçhe· I, 47, 60, 69, 102, 150,173, 216, 226, 243, 250, 256, 366, 422, 463, 486; II, 8, 81, 96, 144.171.183 ,188,194, 230,253, 295, 304, 339. 349, 353, 355, 363; III,33.43, 63, 104, 132, 143, 307, 308, 327. 394, 434, 439 bkz> yü ğ
  8306. YÜZ: sayıda yüz· I, 80
  8307. YÜZER1IK: üzerlik otu, Peganum harnnala·III, 12 bkz> eldrük, ilrük, y ıdıg ot
  8308. YÜZKEŞMEK: yüze çıkmak, I, 395
  8309. YÜZLENMEK: yüzünü dönmek; saygı sahlbi olmak; halktan hizmet istemek III, 110, 111
  8310. YÜZLÜG: yüzlü, I, 426; III, 45
  8311. YÜZMEK: yüzmek, soymak; yayılmak ve dağılmak, çok akmak· I, 472; III, 59 bkz> yozmak
  8312. YÜZTÜRMEK: yüzdürmek, III, 95
  8313. YÜZÜK: yüzük (parmağa takılan)· III, 18
  8314. ZAK: zak koçları tos yapmağa kışkırtmak Için kullanılan bir söz·I, 333
  8315. ZANBI: gece öten çekirgeye benzer bir böcek,orak ku şu· III, 441
  8316. ZAP: zap çabuk çabuk yürümede çıkan ses· I, 319
  8317. ZAP: zap barmak zıp zıp koşmak, çabuk gitmek·I, 319-
  8318. ZARGUNÇMUD: bir çeşit güzel kokulu ot, fesleğen·I, 17, 530
  8319. ZERENZE: yaban mersini veya "durdabak" denilen bir ot·I, 449 §
  8320. ZERENZE: urugı bu bitkinin tohumu· I, 449
  8321. ZÜNKÜM: bir çeşit Çin ipekllisi·I, 485